7. bölüm · GECEYLE UYANAN
SÖYLENTİLER
Hava kararınca kalabalığın azalacağını düşünmüştüm, ancak aynı canlılık devam ediyordu. Sesler bir birini takip ediyordu. İnsanların konuşmaları, kahkahaları, pazarlıkları; hepsi üst üste binmişti. Bir balıkçının bağırışı, bir çocuğun ağlaması, yaşlı bir kadının söylenmesi… Hayat, burada durmaksızın akıyordu. Üzerimdeki yeni kıyafetlerin ağırlığını hissettim. Kumaş temizdi. Fazla temiz. Nemli taş, pas, metal ve korku… Bunların hiçbiri yoktu.
Bir fırının önünde duran iki kadın ekmek fiyatlarını tartışıyordu.
“Geçen hafta üç bakırdı, şimdi beş,” dedi biri. “Hava da bozacakmış,” diye cevap verdi diğeri. “Bu rüzgâr hayra alamet değil.”
Durup biraz dinledim. Bu konuşmalar… önemsizdi. Ben, taş duvarlardan damlayan kanın altında yürümüştüm. Gece boyunca çığlıkların susmadığı bir şatodan gelmiştim. Ve burada insanlar, ekmekten ve havadan bahsediyordu. Bir an için içimden bir kahkaha yükselmek istedi. Çıkmadı. Yerine soğuk bir boşluk geldi.
“Ne kadar sahte,” diye düşündüm. “Ne kadar canlı… ve ne kadar kör.”
Pazar yerinde ilerledikçe yüzlere baktım. Yorgun, telaşlı, sıradan yüzler. Kimsenin gözlerinde dehşetin izi yoktu. Kimse bir katliamdan kaçmış gibi yürümüyor, kimse omzunun üzerinden bakmıyordu. Hayat, burada devam ediyordu. Sanki bazı şeyler hiç yaşanmamış gibi.
İleride meyve tezgahı görüp yanına yanaştım. Sıra sıra özenle dizilmiş meyveler. İri karpuzlar, yem yeşil erikler, kan kırmızısı elmalar... Satıcı başka bir müşteriyle ilgileniyordu aralarında geçen kısa bir konuşma, havaya bırakılmış bir cümle gibi asılı kaldı.
“Kharhold yine saldırmış diyorlar.”
Hareketlerim yavaşladı ama durmadı.
“Gece vakti bastırmışlar Noctharyn sınırını. Sis çökmüşken. Avcı işi bu. Hep aynı.” diye devam etti kısa boylu tıknaz müşteri.
“Ama bu sefer farklıymış,” dedi diğeri. “Vampirler geri püskürtmüş. Büyük kayıp verdirmişler, geri çekilmek zorunda kalmış avcılar.”
Geri çekilmiş. Ormanda geri dönen bir grup görmüştüm, demekki tamamen geri çekildiler. Avcılar geri çekiliyorsa, bir şey ters gitmiş demekti. Çünkü avcılar kolay kolay geri dönmezdi. Ya kazanırlar ya ölürlerdi.
“Kralın ordusu darmadağın olmuş diyorlar. Vampirlerin kalesi yanmış ama düşmemiş.”
“Yanmış ama ayakta kalmış ha?”
“Gece işte. Gece her şeyi saklar.”
Zihnimde görüntüler parçalanıp birleşti. Sis. Kan. Taş duvarlar. Geri çekilen zırhlı adamlar. Ana salondaki adamın sesi. Kaç.
Savaşın detayları net değildi ama herkes aynı şeyde hemfikirdi:
Bu basit bir çatışma değildi. Bu, ölçülen bir saldırıydı. Yoklama. Belki güç denemesi. Yada uyarı.
Eldwyn bu savaşın ortasında değildi ama tam kenarındaydı. Savaşın artığı, söylentisi, korkusu buraya akıyordu.
Meyveleri incelemeyi bırakıp yürümeye devam ettim.
Bir hanın önünden geçerken içeriden kahkaha ve bira kokusu taştı. Kapının yanına ilişmiş birkaç adam daha yüksek sesle konuşuyordu; saklama zahmetine bile girmiyorlardı.
“Artan melezlerden dolayı mı saldırmışlar yani?”
“Melezlerle vampirlerin ne alakası var neden sadece oraya saldırdılar?”
“Cadılarla savaşacak kadar güçlü değil avcılar, hem plan bile yapmaya kalksalar cadılar hemen karşılık verir”
“İnsanlar bu tarz olaylara karışmıyor o yüzden bizi rahatsız etmeyeceklerdir.”
Kimse zaferden söz etmiyordu. Kimse kimin haklı olduğunu umursamıyordu. Herkes aynı soruyu düşünüyordu:
Sıra bize gelir mi? Bu şehir güvenliğini kaybetme korkusu duyuyordu. Sadece şimdilik dokunulmamıştı. Savaş hâlâ bitmemişti. Sadece bir sonraki hamlesini bekliyordu.
