4. bölüm · Geceyarısı Hanesi
Bolum 4 :Kasaba Yolu
Ben bu işi nasıl halledeceğimizi kara kara düşünürken, gözlerim Leonardo’ya kaydı. Aramızdaki o sessiz bakışmayı yakaladığı an, sarayın taş duvarlarında yankılanan gürültülü bir kahkaha patlattı.
Kaitlyn: "Biraz daha gülmeye devam edersen, yemin ederim o dilini kökünden keserim Leo!" dedim, sesimi olabildiğince tehditkâr tutmaya çalışarak.
Leonardo: "Tamam, tamam... Sustum," dedi, ellerini havaya kaldırıp teslim olur gibi yaparak. Ancak gözlerindeki o muzip parıltı hâlâ oradaydı.
Sarayın her köşesinde kulaklar olduğu için sesimizi yükseltmek istemedik. Bir süre önümüzdeki kâğıda aceleyle bir şeyler karalayıp yazışarak anlaştık. Sonunda kâğıdı buruşturup cebime attım ve bakışlarımı yeniden ona çevirdim. Leonardo ciddileşerek fısıldadı:
Leonardo: "Bak, eğer buraya kadar gelirsen duvarı aşmana yardım ederim. Ama daha ilerisine karışmam, benden bu kadar. Anlaştık mı?"
Kaitlyn: "Gerisini ben halledeceğim zaten, sen sadece buradan sonrasına yardım et yeter," dedim ve tam gitmek için yeltenirken parmağımı ona doğru salladım. "Ama arkamı döndüğüm an yine o sinir bozucu şekilde gülmeye başlarsan, söz verdiğim gibi dilini keserim Leo, anlaştın mı?!"
Leonardo: "Söz, tek bir çıt bile çıkarmayacağım. Görüşürüz prensesim..." dedi, abartılı bir reveransla.
Gülümsedim. Fakat daha arkamı dönüp ilk adımımı atmıştım ki arkamdan boğuk bir kıkırdama yükseldi. Sözünü tutamayacağını zaten biliyordum. Ona gerçekten kızmak yerine ben de kendimi tutamayıp güldüm ve canım muhafızımla birlikte koridorda yürüyerek abim Edward’ın yanına doğru ilerledim.
Beni uzaktan fark eden abimin yüzünde hemen o tanıdık, alaycı tebessüm belirdi.
Edward: "Ooo, küçük hanım! Sen tek başına odandan çıkınca buralarda kayboluyorsun sanıyordum, hayırdır?" diyerek kahkahayı bastı.
Kaitlyn: "Ya abi! Zaten yaram yeni, acısı taze... Neden üzerine tuz basıyorsun ki?" diyerek yanına ulaştım ve şakadan omuzlarını pataklamaya başladım.
Edward beni kollarıyla sarıp saçlarımı karıştırdı. Onunla ayaküstü biraz şakalaşıp hasret giderdikten sonra muhafızımla beraber üst kattaki odama çıktım. Kalbim heyecanla çarpıyordu. Muhafızımı kapıda bırakıp içeriye girdim ve bugünkü planım için dünden beri hazırladığım malzemeleri yataktan çekip çıkardım.
Hazırlık Listesi
• Sade, yamalı ve dikkat çekmeyen bir kumaştan olan kıyafetler.✓
•Kasabada işimi görecek kadar gümüş sikke. ✓
• Hekimin odasından gizlice aldığım, sadece birkaç saat derin bir uyku veren o özel toz. ✓
• Botumun içine sığacak kadar keskin ve hafif bir hançer.✓
•Kendimi kamufle etmek için yanımda taşıyacağım küçük heybe. ✓
Her şey tamamdı. Şimdi önümdeki en büyük engel, kapımın önünde bir gölge gibi bekleyen sadık muhafızım Marcus’u atlatmaktı.
Sessizce odadan çıktım ve sarayın devasa mutfağına indim. Ortalık sakindi. Bakır çaydanlığa su doldurup ocağa sürdüm. Marcus ile aramızdaki buzları eritmek istiyormuş gibi yapacaktım. Pek mutfak işlerinden anlamasam da biraz ıhlamur demlemeyi başardım. Ihlamurun o tanıdık, rahatlatıcı kokusu mutfağı sararken, Marcus’un kileri kontrol etmek için aşağıya eğildiği o saniyeyi fırsat bildim. Cebimdeki uyku tozunu hızla onun bardağına boşalttım. Toz, sıcak sıvının içinde saniyeler içinde eriyip kayboldu.
Bardakları tepsiye koyup yukarı çıktım. Onu kütüphaneye davet ettim. Çayı ona uzattığımda, Marcus’un keskin gözlerinde hafif bir şüphe sezdim. Bardaktaki buhara bakıp duruyordu.
Kaitlyn: "Bayağıdır seninle oturup konuşmuyorduk Marcus. Sanki son zamanlarda biraz değiştin, benden uzaklaştın gibi..." dedim, sesime hüzünlü bir ton vererek.
Muhafız Marcus: "Neden bahsettiğinizi anlayamadım, Prenses. Görevimin başındayım," dedi resmi bir sesle.
Kaitlyn: "Bırak şimdi resmiyeti. Hâlâ o çok sevdiğin avcılıkla uğraşıyor musun peki?"
Muhafız Marcus: "E-evet... Fırsat buldukça, arada sırada yapmaya çalışıyorum."
Kaitlyn: "Eee, soğuyacak ama... Yaptığım çayı beğenmedin mi yoksa?" diye sordum, gözlerimi kırpıştırarak.
Marcus, kendisi için özel olarak hazırladığım bu ikramı geri çevirerek beni kırmak istemedi. Derin bir nefes alıp bardağı kavradı ve neredeyse tek bir dikişte bitirdi.
Muhafız Marcus: "Hayır, çok güzel ol... güzel olm..."
Cümlesini tamamlayamadı. Göz kapakları ağırlaştı, bardağı masaya bırakırken dengesini kaybetti ve kütüphanedeki geniş koltuğa yığılıp derin bir uykuya daldı.
"Özür dilerim Marcus," diye fısıldadım içimden.
Vakit kaybetmeden odama koştum. Hizmetçi kıyafetlerini üzerime geçirdim. Saçlarımı arkaya doğru sıkıca toplayıp üzerini o beyaz, küçük hizmetçi başlığıyla örttüm. Aynaya baktığımda karşımdaki kız artık bir prenses değil, sarayda her gün yanından geçip gittiğimiz sıradan bir hizmetçiydi. Küçük hançerimi botumun içine yerleştirdim, para çantamı heybeme attım ve parmak uçlarımda yürüyerek sarayın ıssız arka çıkışına doğru ilerledim.
Leonardo’nun odasının penceresinin altına geldiğimde, çalılıkların arasından ona hafifçe fısıldadım. Beni bekliyormuş gibi anında pencereden süzüldü ve yanıma geldi. Kıyafetlerimi görünce hafifçe gülümsedi ama hiç konuşmadı. Anlaştığımız gibi ellerini birleştirip bana destek oldu, beni hızla yüksek taş duvara doğru yükseltti. Duvarın üzerine tırmanıp kendimi dün geceki gibi çimenlerin üzerine bıraktım. Doğrulup yukarıya baktım ve ona sessizce "Teşekkür ederim" diye fısıldadım.
Artık özgürdüm ama zaman daralıyordu.
Kasaba yolunun başlangıcı olan dünkü buluşma yerine varmama çok az kalmıştı. Adımlarımı hızlandırdım. Ormanın serin havası yüzüme çarparken, önüme çıkan küçük dereyi taşların üzerinden sekerek, ayaklarımı ıslatmamaya çalışarak geçtim. Büyük meşe ağacının altına varıp beklemeye başladım.
Gece karanlığı ormanı yutarken içimi hafif bir endişe kapladı. "Nerede kaldı bu kız? Acaba yakalandı mı?" diye düşünürken, ağaçların gölgeleri arasından silüeti belirdi. Derin ve rahatlamış bir nefes alıp ona doğru yürüdüm.
Kaitlyn: "Nerede kaldın gerçekten? Ağaç oldum burada beklemekten! Az daha beni ektiğini sanıp geri dönecektim."
Sarah: "Çok özür dilerim, Kaitlyn. Saray çevresindeki devriyeler bu gece çok sıkıydı, sıyrılmam kolay olmadı," dedi nefes nefese. Cebinden çıkardığı koruyucu sargıyı ve dün istediğim belgeleri bana uzattı. "Umarım bana gerçekten yardımcı olabilirsin."
Kaitlyn: "Bana bırak o işi. Ne pahasına olursa olsun bunu çözeceğim," dedim kararlı bir sesle.
Sarah: "Ozaman vakit kaybetmeyelim. Hadi kasabaya gidelim, orada yaşananları kendi gözlerinle görmelisin."
Yola koyulduk. Ağaçların arasından süzülüp patikaya, yani kasaba yoluna çıktığımızda, yürürken ona geride bıraktığım muhafız Marcus'tan ve onu nasıl atlattığımdan bahsettim. Sarah şaşkınlıkla beni dinliyordu. Marcus uyandığında sarayda büyük bir kaos kopacaktı, bunu çok iyi biliyordum. Bundan dolayı bir an önce işimi halledip saraya olabildiğince hızlı dönmeliydim. Adımlarımızı daha da hızlandırarak sislerin içinde kaybolduk...
Sarah Hunter
