6. bölüm · Gecenin Sesi

6. Bölüm Kapüşonun Ardındaki yüz

𝒮ü𝓂𝑒𝓎𝓎𝑒 𝓔𝓴𝓮𝓻

Herşey çok garipti.
Neden hiçbir şey hatırlamıyordum?
Ne olmuştu?
Bana ne yapmışlardı?
Hiçbirini bilmiyordum.
Rüya biliyor muydu?
Bilmiyordum.
Ya biliyorsa, ya bunu benden gizlemişse,
Bunu öğrensem,
"Tek arkadaşımın beni kandırdığını kaldırabilir miydim?"
Bilmiyordum çoktan sabah olmuştu.
Bugün hafta sonuydu,
Rüyayla görüşmek istemiyordum.
Görüşsem neden böyle olduğumu soracaktı,
İyi olmadığımı görüyordu
Ama üstelemedi.

Peki neden?
İyi değilsin biliyorum.
Hemen anlat demiyordu.
Neden ya neden?
Kafayı yemek üzereydim.
"Arya"
Bu isme karşı bi Özlem duyuyordum
Hatırlıyordum,
Ama çok az
Varla yok arasında bişeyler,
Gelip gidiyordu hemen,
Sanki,
Sanki,
Arya olsa bunların hiçbirine izin vermezmiş gibi.
Nerden biliyordum.
Aslında bilmiyordum sadece
Öyle doğdu içime
Öyle hissediyorum
Genelde hislerinde yanılmayan biriydim.
"17 Ekimde ne olmuştu?"
Bu soru beynimin içinde dolanıp duruyordu.
Kutay'ın yüzünü bile bilmiyordum daha
Peki ne zaman öğrenecektim?
Unuttuğum şeyleri?
Hatırlamadığım her bir şeyi?
Öğrenecektim elbette
Hep gizli kalacak değildi ya
Kutay eninde sonunda bana herşeyi anlatması gerekecekti.
Ya da
Ben kendim hatırlıycaktım
Herşeyi,
Hemde herşeyi.
Unuttuğum,
Hatırlamadığım,
Ne varsa hepsini ben kendim bulacaktım.
Geçmişte ne olmuştu bilmiyordum.
Bildim tek şey herşeyi bulacaktım belki yavaş olacaktı.
Ama halledicektim.
Her zaman ki gibi;)..

Artık yatağımdan kalkmam gerektiğini saate bakınca anladım.
Saat 12.46 olmuştu.
Nerdeyse öğlendi.
Odamdan çıkmak istemiyordum.
Korkuyordum.
Acaba bugün ne için azar yiyecektim.
Bilmiyordum.
Artık alışmıştım ama
Eskisi kadar üzmüyordu.

Odamdan çıkıp bişeyler yemek üzere Mutfağa gittim.
Ablam oradaydı.
"Abla"
Ne demekti?
Anne yarısı mı?
Güvene bileceğim biri mi?
Benim için abla demek düşman
Demekti
Beni hiçbir zaman sevmemişti.
Gerçi haklıydı da.
Yani en azından annem öyle düşünüyordu.
"Ablan seni sevmemekte haksız mı"derdi hep.
Kutay'ın benimle ilgilenmesine bu yüzden şaşırıyordum.
İnsanı ailesi sevmezken,
Ailesi düşünmezken,
Bi yabancı neden düşünsün ki?
Kafamda hep bu soru vardı.
Bi bulmacanın içinde çıkmaz sokağa girmiştim sanki.
Kahvaltımı kimseyle konuşmadan yapıp odama geçmiştim.
Tam bişeyler düşünüyordum ki telefonum titredi.
Genelde sessizde kullanırdım.
Çoğu zaman mesaj gelse bile haberim olmazdı.
Ama bu günlerde hep yanımda tutuyordum telefonumu.
Ekranı açtığımda mesajın Kutaydan geldiğini anladım.
Kutay:"Ay ışığı Kapüşonun ardındaki yüzü merak etmiyor musun".
Kendisini merak edip etmedimi kontrol ediyor bide şuna bak ya.
Erkek zeka işte ne olacak.
Erkek zeka mı?
Buda nerden çıktı şimdi.
Bu kelime bizim şahsi küfürümüzdü. Dedi sanki biri.
Kim demişti?
Biz kimdik?
Arya mıydı?
Bişeyler hatırlıyor gibiydim.
Kutay'ın mesajına cevap vermeyi unuttuğumu telefonum titreyince anladım.
Kutay:Heyyy Ay ışığı orda mısın?
Yine düşüncelere mi daldın?
Yoksa bişeyler mi hatırlıyorsun?"

Beste:"Evet burdayım ve senin o yüzünü görmeyi hiç istemiyorum görünce ne fark edicek bi anda herşeyi hatırlıycak mıyım yani?"

Kutay:"Tabiki hayır ama konuştuğun kişinin yüzünü sesini merak etmiyor musun?"

Sahiden de o beni biliyordu yüzümü,sesimi beni gerçek anlamda tek tanıyan belki de oydu..
Kutay:"Bazı karşılaşmalar, tesadüf değil , yarım kalmış hikayelerin devamıdır ay ışığı "')

Bu söz istemsizce gözlerimi doldururken Kutayı görmek istedimi anladım.
Kimdi bu Kutay?
Beni neden bu kadar iyi tanıyordu?
Ben herşeyi unuttuysam o niye herşeyi hatırlıyordu?
Yazmaya başladım.

Beste:"Evet seni görmek istiyorum Gölge "

Kutay:"O zaman bugün saat 19.00 da sizin oradaki parka gel seni bekliyor olacağım.
Ha bu arada da Bence rüyaya hiçbir şey söyleme ya oda herşeyi biliyor ise yıkılmanı istemem ay ışığı şimdilik hoşçakal "
Buda ne demek oluyordu şimdi?
Kutay'ın söyledikleri aklıma takılmıştı..
Yok ya dedim.
Rüya yapmaz öyle bişey..
Bişey biliyor olsaydı çoktan söylerdi diye düşündüm.

“Bu da ne demek oluyordu şimdi?”
Telefonu elimde tutarken gözlerimi ekrandan ayıramıyordum.
Kutay'ın yazdığı son cümle zihnimin içinde dönüp duruyordu.
“Bence Rüya'ya hiçbir şey söyleme ya o da her şeyi biliyor ise yıkılmanı istemem Ay Işığı şimdilik hoşçakal.”
Rüya...
Neden Rüya?
Neden özellikle onun adını söylemişti?
Bir insanın aklına durduk yere böyle bir şey gelmezdi.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
Birkaç saniye sonra tekrar aldım.
Kutay'a mesaj yazdım.
Beste:
"Rüya ne biliyor?"
Mesaj gönderildi.
Görüldü.
Ama cevap gelmedi.
Ekrana bakarak birkaç dakika bekledim.
Sonra telefonumu yatağın üzerine fırlattım.
“Harika.”
Kendi kendime güldüm.
“Bir gizem yetmiyormuş gibi şimdi bir de Rüya çıktı.”
Cumartesiydi.
Dışarıda hava aydınlıktı.
İnsanların hafta sonu keyfi yaptığı bir gündü.
Ama benim için gün daha başlamadan ağırlaşmıştı.
Yataktan kalkıp pencerenin önüne geçtim.
Sokağa baktım.
Her şey normal görünüyordu.
Bir çocuk bisiklete biniyordu.
Bir kadın elinde poşetlerle evine gidiyordu.
Karşı binanın önünde iki kişi konuşuyordu.
Normal bir cumartesi sabahıydı.
Ama benim içimde normal olan hiçbir şey kalmamıştı.
Birden telefonum çaldı.
Rüya.
Ekrandaki ismini görünce birkaç saniye bekledim.
Sonra açtım.
“Alo?”
“Günaydın.”
“Günaydın.”
“Uyandırdım mı?”
“Hayır, zaten uyanıktım.”
“Bugün ne yapıyorsun?”
Bir an sustum.
“Bilmem.”
“Çıkalım mı?”
Kalbim sıkıştı.
“Bugün biraz evde kalmak istiyorum.”
“Yine mi?”
“Evet.”
Rüya'nın sesi bir anda ciddileşti.
“Beste.”
“Efendim?”
“Bir şey var.”
“Yok.”
“Var.”
“Rüya, gerçekten yok.”
“Bana güvenmiyorsun.”
Bu cümleyle sustum.
Çünkü tam olarak korktuğum şey buydu.
Rüya'ya güvenip güvenmediğimi bilmiyordum.
Daha doğrusu...
Güvenmek istiyordum.
“Güveniyorum.”
“Öyleyse neden son zamanlarda benden sürekli bir şeyler saklıyorsun?”
Cevap veremedim.
“Beste?”
“Ben sadece biraz kafamı toparlamak istiyorum.”
Uzun bir sessizlik oldu.
“Tamam.”
Sesinden kırıldığını anlayabiliyordum.
“Rüya...”
“Yok, tamam. Dinlen sen.”
Telefon kapandı.
Ekrana bakakaldım.
İçimde kötü bir his oluştu.
Ama Kutay'ın mesajı hâlâ aklımdaydı.
“Rüya'ya hiçbir şey söyleme.”
Saatler ilerledikçe düşüncelerim daha da ağırlaştı.
Kahvaltı yaptım.
Televizyon açtım.
Bir süre izledim.
Sonra kapattım.
Telefonuma baktım.
Kutay hâlâ yazmamıştı.
Saat 12.47 olmuştu.
Dayanamadım.
Beste:
"Bugün saat 19.00'da gerçekten gelecek misin?"
Birkaç dakika sonra cevap geldi.
Kutay:
"Geleceğim."
Beste:
"Rüya ne biliyor?"
Bu kez cevap çok daha uzun sürdü.
Sonunda:
Kutay:
"Hiçbir şey."
Kaşlarımı çattım.
Beste:
"O zaman neden bana öyle söyledin?"
Kutay:
"Çünkü bazen insanın bilmediği şeylerden daha tehlikelisi, bilmesi gereken şeyi yanlış kişiden öğrenmesidir."
Mesaja birkaç saniye baktım.
Beste:
"Bu ne demek?"
Cevap:
"Akşam anlatacağım."
Telefonu kapattım.
“Tabii.”
Her şeyi akşama bırakıyordu.
Saat 16.00'ya geldiğinde odama geçtim.
Dolabımı açtım.
Ne giyeceğimi düşünürken aynadaki yansımama baktım.
Bir an kendimi tanıyamadım.
Sanki son birkaç gündür aynı kişi değildim.
Eskiden geçmişim hakkında bu kadar düşünmezdim.
Kutay ortaya çıkana kadar bazı şeylerin eksik olduğunu bile bilmiyordum.
Şimdi ise hayatımdaki her ayrıntı şüpheli geliyordu.
Masamın çekmecesini açtım.
Eski eşyalarımın arasından mavi bilekliği çıkardım.
Parmaklarımın arasında tuttum.
Bu bilekliğin neden bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum.
Ama Kutay gördüğü anda yüzünün değiştiğini hatırlıyordum.
Belki bunu ona gösterecektim.
Belki geçmişten bir şey hatırlamasını sağlayabilirdi.
Saat 18.20'de evden çıkmak için hazırlandım.
Tam kapıya yönelmiştim ki telefonum çaldı.
Rüya.
Bu kez mesaj atmıştı.
“Nereye gidiyorsun?”
Bir an cevap vermedim.
Sonra:
“Biraz dışarı çıkacağım.”
“Kiminle?”
Parmaklarım durdu.
“Tek.”
Rüya:
“Tamam. Dikkat et.”
Sonuna küçük bir beyaz kalp bırakmıştı.
Telefonu kapattım.
İçimde suçluluk vardı.
Ama henüz Rüya'ya hiçbir şey söyleyemezdim.
Çünkü gerçekten hiçbir şey bilmiyordu.
Ve ben onun hayatımı daha fazla karmaşıklaştırmasını istemiyordum.
Saat 18.56'da parka geldim.
Banklardan birine oturdum.
Hava serinlemişti.
Gökyüzü yavaş yavaş kararıyordu.
Parkta birkaç çocuk vardı.
Bir baba çocuğunu salıncakta sallıyordu.
Bir köpek koşuyordu.
Sonra saat 19.00 oldu.
Kutay gelmedi.
19.03.
19.07.
19.11.
Ayağa kalktım.
“Yine mi?”
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
“Ay Işığı.”
Donup kaldım.
Yavaşça arkamı döndüm.
Kutay oradaydı.
Siyah kapüşonu başındaydı.
Onu ilk defa görüyordum
Garip birşey oldu.
Sanki onu ilk kez görüyor değil de
Daha önce çok kez görmüş gibiydim..
"Bazen bir insanı yeniden bulmak,kendinden kaybettiğini parçaları da bulmak demekti"
Yüzü gözü saçları o kadar güzeldi ki..
Bi filmden fırlamış gibiydi resmen..

Ciddiydi.
“Geç kaldın.”
“Biliyorum.”
“Neden?”
“Çünkü biri beni takip ediyor olabilir.”
Kalbim hızlandı.
“Ne?”
Kutay etrafına baktı.
“Burada konuşmayalım.”
“Nereye gideceğiz?”
“Eski yere.”
“Eski ev mi?”
Kutay başını salladı.
“Hayır.”
Bir an sustu.
“İlk tanıştığımız yere.”
Nefesim kesildi.
“Ben orayı hatırlamıyorum.”
Kutay bana baktı.
“Bu gece hatırlayacaksın.”
Yürümeye başladık.
Ben arkasından giderken kafamın içinde yüzlerce soru vardı.
Bir süre sonra dayanamadım.
“Rüya gerçekten hiçbir şey bilmiyor mu?”
Kutay durdu.
Bana döndü.
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
“Peki neden adını söyledin?”
“Çünkü senden bir şey saklamasını istemiyorum.”
“Ne?”
Kutay'ın bakışları değişti.
“Rüya'nın senin hayatındaki yeri sandığından farklı.”
“Nasıl?”
“Onu sen seçmedin.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek bu?”
“Bunu anlayacaksın.”
“Kutay, yeter artık!”
Sesim yükseldi.
“Ben bilmecelerden yoruldum.”
Kutay sustu.
Sonra bana yaklaştı.
“Ben de seni yıllarca beklemekten yoruldum.”
Bu cümleyle sustum.
Kutay gözlerimin içine baktı.
“Bu gece sana her şeyi anlatmayacağım.”
“Ne?”
“Çünkü her şeyi öğrenirsen ikinci kez kaybolabilirsin.”
“Ben artık kaybolmak istemiyorum.”
Kutay hafifçe başını eğdi.
“Biliyorum.”
Sonra elini uzattı.
“Gel.”
Elini tuttum.
Ve o anda...
Çok uzaklardan gelen bir ses duydum.
Bir çocuk gülüyordu.
Yağmur sesi.
Bir kapı.
Bir bağırış.
Ve sonra...
Kutay'ın çocukkenki sesi:
“Ay Işığı, gözlerini kapatma!”
Bir anda başım döndü.
Elimi alnıma götürdüm.
Kutay beni tuttu.
“Beste!”
Gözlerimi kapattım.
Ve ilk kez...
17 Ekim'den bir görüntü gördüm.
Küçük bir kız.
Elinde mavi bileklik.
Yanında küçük bir çocuk.
Ve arkalarında...
Karanlıkta duran bir adam.
Ama yüzünü göremiyordum.
Sadece bir cümle duyabiliyordum:
“Bu gece olanları kimseye anlatmayacaksınız.”
Gözlerimi açtım.
Nefes nefese kalmıştım.
Kutay hâlâ yanımdaydı.
“Ne gördün?”
Ona baktım.
“Bir adam.”
Kutay'ın yüzü bembeyaz oldu.
“Ne dedi?”
“Kimseye anlatmamamızı söyledi.”
Kutay gözlerini kapattı.
“Başladık.”
“Ne başladı?”
Bana baktı.
“Hatırlamaya.”
Ve o anda fark ettim...
17 Ekim gecesi sandığımdan çok daha büyük bir şey olmuştu.
Ama en korkuncu...
Ben o gece yaşananların yalnızca başlangıcını hatırlamıştım.
Ve gecenin geri kalanında öğreneceğim şeyler...
Bütün hayatımı değiştirecekti.
“17 Ekimde yaşananları unutmuş olabilirdim;ama gecenin sesi beni hiç unutmamıştı.🌙'))