10. bölüm · Gecenin Sesi

10. Bölüm Tanıdık Bir yabancı

𝒮ü𝓂𝑒𝓎𝓎𝑒 𝓔𝓴𝓮𝓻

TANIDIK BİR YABANCI

Sabahları sevmezdim.

Özellikle de okula gitmek için uyandığım sabahları.

Alarmın sesi odanın sessizliğini böldüğünde gözlerimi açmak istemedim. Yorganı biraz daha üzerime çektim ve telefonun susmasını bekledim.

Ama susmadı.

Bir kez daha çaldı.

Sonunda elimi uzatıp alarmı kapattım.

Odanın içinde birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra telefon ekranım aydınlandı.

Bir mesaj.

Uykulu gözlerle ekrana baktım.

Kutay.

Kalbim daha gözlerimi tam açamadan hızlandı.

Mesajı açtım.

Kutay:
"Uyandın mı?"

Kaşlarımı çattım.

Saat daha sabahın erken saatleriydi.

Beste:
"Hayır."

Cevap hemen geldi.

Kutay:
"Mesaj atabildiğine göre uyuyorsun."

Gülümsedim.

Beste:
"Sabah sabah sinirimi bozma."

Kutay:
"Bugün seni göreceğim."

Bir an durdum.

Bu cümlenin neden içimi bu kadar ısıttığını anlamadım.

Beste:
"Okula geleceksin tabii."

Kutay:
"Bu sefer başka."

Beste:
"Nasıl başka?"

Üç nokta belirdi.

Sonra kayboldu.

Tekrar belirdi.

Ama cevap gelmedi.

"Ne demek istedi şimdi?"

Telefonu yatağın üzerine bıraktım.

Ama içimde garip bir merak oluşmuştu.

Hazırlanırken aklım hâlâ o mesajdaydı.

Dolabın önünde birkaç dakika ne giyeceğime karar vermeye çalıştım.

Normalde bu kadar düşünmezdim.

Bugün ise her şey gözüme farklı görünüyordu.

Aynaya baktım.

Saçlarımı düzelttim.

Sonra kendi kendime kızdım.

"Ne yapıyorsun sen?"

Kutay için hazırlanıyor gibi hissediyordum.

Bu düşünce yüzünden saçlarımı tekrar dağıttım.

"Hayır."

Bir süre sonra yeniden düzelttim.

"Tamam..."

Sonunda evden çıktım.

Okula giden yol her zamanki gibiydi.

İnsanlar acele ediyordu.

Otobüsler doluydu.

Sokaklar kalabalıktı.

Ama benim aklım tek bir yerdeydi.

Kutay bugün ne demek istemişti?

Okulun kapısına yaklaştığımda içimde anlamsız bir heyecan oluştu.

Kendime sürekli normal davranmam gerektiğini söylüyordum.

Ama gözlerim çoktan onu aramaya başlamıştı.

Bahçeye girdim.

Kalabalığın arasında onu göremedim.

Bir an rahatladım.

Sonra neden rahatladığımı sorguladım.

Tam sınıfa doğru yürürken arkamdan bir ses duydum.

"Beste."

Olduğum yerde durdum.

Sesini tanımamam mümkün değildi.

Yavaşça döndüm.

Kutay.

Okulun girişinde duruyordu.

Siyah kapüşonlusu üzerindeydi.

Ellerinden biri cebindeydi.

Diğer elinde telefonunu tutuyordu.

Ama bu kez her zamankinden farklı bir şey vardı.

Gülümsüyordu.

Bana.

Sadece bana.

Bir an ne yapacağımı bilemedim.

Sonra istemsizce gülümsedim.

Kutay birkaç adım attı.

"Ne oldu?"

"Hiç."

"Niye öyle bakıyorsun?"

"Sen..."

Cümlemi tamamlayamadım.

Kutay kaşını kaldırdı.

"Ben ne?"

"Buradasın."

Güldü.

"Fark ettim."

"Senin okulun burada değil."

"Biliyorum."

"Ne işin var o zaman?"

Kutay birkaç saniye bana baktı.

Sonra sakince:

"Artık burada."

Kalbim bir anlığına durdu.

"Ne?"

"Okulumu değiştirdim."

O an çevremdeki bütün sesler uzaklaşmış gibi oldu.

Öğrencilerin konuşmaları.

Ayak sesleri.

Bahçedeki gürültü.

Hiçbirini duymuyordum.

Sadece Kutay'ın söylediği cümle vardı.

Artık burada.

"Sen..."

Sesim titredi.

"Bizim okula mı geldin?"

Başını salladı.

"Evet."

"Neden?"

Kutay'ın yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.

"Belki bir sebebi vardır."

"Kutay."

"Efendim?"

"Gerçekten neden?"

Bu kez sustu.

Gözlerimin içine baktı.

Sonra çok sakin bir sesle:

"Çünkü bazı insanlarla sadece mesajlaşmak yetmiyor."

Kalbim göğsümde çarpmaya başladı.

"Benim için mi geldin?"

Kutay cevap vermedi.

Ama yüzündeki ifade yeterince açıktı.

Bir adım daha yaklaştı.

"Belki."

Başımı iki yana salladım.

"Sen gerçekten delisin."

"Olabilir."

"Bir okul değiştirmek öyle kolay bir şey değil."

"Biliyorum."

"Ya pişman olursan?"

Kutay gözlerini benden ayırmadı.

"Olmam."

"Nereden biliyorsun?"

"Çünkü seni daha fazla tanımak istiyorum."

Bu cümle beni susturdu.

Kutay sanki söylediklerinin ağırlığını fark etmiş gibi bakışlarını kaçırdı.

Sonra tekrar bana baktı.

"Çok mu garip oldu?"

Gülümsedim.

"Biraz."

"Gitmemi ister misin?"

Bu kez cevap vermek için hiç düşünmedim.

"Hayır."

Kutay'ın yüzündeki gülümseme geri geldi.

"İyi."

Tam o sırada okulun bahçesinden birkaç öğrenci geçti.

Kutay onlara aldırmadı.

Ben ise ilk kez çevremdeki insanların bize bakıp bakmadığını düşünmeye başladım.

"Millet bakıyor."

"Baksın."

"Sen utanmıyor musun?"

"Hayır."

"Ben utanıyorum."

Kutay hafifçe eğildi.

"Alışırsın."

"Sen çok rahatsın."

"Sen yanımdayken rahatım."

Yine o cümleler...

Beni her defasında hazırlıksız yakalıyordu.

Tam sınıfa doğru yürümeye başlayacaktık ki Kutay durdu.

"Bir dakika."

"Neden?"

Cebinden küçük bir kâğıt çıkardı.

Bana uzattı.

"Bu ne?"

"Aç."

Kâğıdı açtım.

Üzerinde sadece bir cümle vardı.

"Bazı insanlar hayatına tesadüfen girer, kalmaları ise seçimdir."

Başımı kaldırıp ona baktım.

"Bunu sen mi yazdın?"

"Evet."

"Niye?"

Kutay omuz silkti.

"Çünkü bugün bir seçim yaptım."

O an ne diyeceğimi bilemedim.

Kâğıdı dikkatlice katlayıp çantamın içine koydum.

"Kaybetme."

"Kaybetmem."

"Ben de kaybetmeni istemem."

Kutay'ın bakışları yumuşadı.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Sonra okulun zili çaldı.

Kutay gülümsedi.

"Geç kalıyoruz."

"Senin yüzünden."

"Benim yüzümden geldim zaten."

Gülerek yanından geçtim.

Ama birkaç adım sonra durup arkamı döndüm.

Kutay hâlâ bana bakıyordu.

"Kutay."

"Hı?"

"Hoş geldin."

Yüzündeki ifade değişti.

Sanki o iki kelime onun için sandığımdan çok daha fazla şey ifade etmişti.

Başını hafifçe eğdi.

"Hoş buldum, Beste."

Sonra birlikte okula girdik.

O sabah okulun koridorları her zamankinden farklı görünüyordu.

Çünkü artık o koridorlarda sadece benim ayak izlerim yoktu.

Kutay da oradaydı.

Ve ben henüz bilmiyordum...

Bazen bir insanın hayatına girişi sessiz olur.

Ama bıraktığı iz, bütün hayatın gürültüsünden daha güçlüdür.

Kutay'ın gelişi de böyleydi.

Bir sabah başladı.

Bir kapının önünde.

Bir bakışla.

Ve tek bir cümleyle:

"Artık burada."

Bazı insanlar hayatımıza geldiklerinde hiçbir şey değişmemiş gibi davranırlar.

Aynı sokaklar.

Aynı insanlar.

Aynı günler.

Ama insanın içindeki bir şey, sessizce yer değiştirir.

Ben bunu Kutay'la tanıştıktan sonra anlamıştım.

Onu ilk gördüğümde hayatımda bu kadar büyük bir yer kaplayacağını bilmiyordum.

Hatta onun hayatımda kalacağını bile düşünmemiştim.

O zamanlar benim için sadece siyah kapüşonlu, fazla suskun ve bakışlarında anlam veremediğim bir şeyler taşıyan yabancı bir çocuktu.

Şimdi ise...

Telefon ekranımda adını gördüğümde yüzümde istemsizce bir gülümseme oluşuyordu.

İşin en kötü tarafı da buydu.

Bunu kendime itiraf etmek istemiyordum.

Telefonumu yatağın üzerine bıraktım.

Beş saniye sonra tekrar elime aldım.

Mesaj ekranı hâlâ açıktı.

Kutay'ın son mesajı oradaydı.

Kutay:
"Uyumadın hâlâ?"

Gülümsedim.

Beste:
"Sen yazıyorsun, ben nasıl uyuyayım?"

Mesajı gönderdiğim anda gözlerimi kapattım.

"Ben bunu gerçekten yazdım mı?"

Telefonu yüzüstü bıraktım.

Ama birkaç saniye sonra dayanamayarak tekrar çevirdim.

Üç nokta vardı.

Kutay yazıyordu.

Sonra mesaj geldi.

Kutay:
"Demek benim yüzümden uyuyamıyorsun."

Kaşlarımı çattım.

Beste:
"Öyle bir şey demedim."

Kutay:
"Ben öyle anladım."

Beste:
"Yanlış anlamışsın."

Kutay:
"İyi. O zaman bir daha yazmam."

Gülümsemem bir anda kayboldu.

"Ne?"

Parmaklarım istemsizce ekrana gitti.

Beste:
"Ben öyle de demedim."

Cevap gelmedi.

Bir dakika.

İki dakika.

Üç dakika.

Telefonu elimde tutarak tavana baktım.

"Kesin dalga geçiyor."

Tam telefonu bırakacakken ekran yeniden aydınlandı.

Kutay:
"Seninle konuşmayı seviyorum, Beste."

Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.

Bazı cümlelerin insanı neden bu kadar etkilediğini anlamıyordum.

Belki de mesele söylenen cümle değildi.

Kim tarafından söylendiğiydi.

Beste:
"Ben de seninle konuşmayı seviyorum."

Kutay:

Kutay:
"Biliyorum."

Beste:
"Neyi biliyorsun?"

Cevabı uzun sürmedi.

Kutay:
"Benimle konuşurken gülümsediğini."

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

Beste:
"Nereden biliyorsun?"

Bu kez cevap biraz gecikti.

Sonra:

Kutay:
"Çünkü ben de gülümsüyorum."

Telefonu göğsümün üzerine bıraktım.

Gözlerimi kapattım.

O gece ilk defa Kutay'ın hayatıma neden girdiğini düşünmedim.

İlk defa geçmişini merak etmedim.

İlk defa onun neden bu kadar sustuğunu sorgulamadım.

Sadece...

Onunla konuşmanın bana neden bu kadar iyi geldiğini düşündüm.

Belki bazı insanlar hayatımıza cevap olmak için gelmezdi.

Belki sadece doğru soruyu sormamızı sağlarlardı.

Kutay da benim hayatıma böyle girmişti.

Tanımadığım hâlde tanıdık gelen bir yabancı gibi.

Ve ben, onun yabancılığını unutmaya başladığımı fark ediyordum..
Dün bizim okula kaydını aldırdını söylemişti.

Artık sadece gece değil gündüzleri de beraberdik.

Telefonu göğsümün üzerinden kaldırdım.

Ekrana bir kez daha baktım.

Kutay çevrimiçiydi.

Ben de çevrimiçiydim.

Ama ikimiz de yazmıyorduk.

Sanki kim önce yazarsa diğerine biraz fazla önem verdiğini kabul edecekmiş gibi sessizce bekliyorduk.

Sonunda dayanamadım.

Beste:
"Uyumayacak mısın?"

Cevabı neredeyse anında geldi.

Kutay:
"Sen yazmadan önce uyumayı düşünüyordum."

Gülümsedim.

Beste:
"Ben yazınca fikrin değişti yani?"

Kutay:
"Biraz."

Beste:
"Biraz?"

Kutay:
"Belki çok."

Yüzümü yastığa gömdüm.

"Bu çocuk..."

Telefon tekrar titredi.

Kutay:
"Bir şey sorabilir miyim?"

Beste:
"Sor."

Kutay:
"Benim hakkımda ne düşünüyorsun?"

Bir anda ciddileştim.

Bu soruyu beklemiyordum.

Parmaklarım klavyenin üzerinde gezindi ama hiçbir şey yazamadım.

Ben onun hakkında ne düşünüyordum?

İlk karşılaştığımız günü düşündüm.

Siyah kapüşonunu.

Sessizliğini.

Bakışlarını.

Bazen herkesten uzak durmasını.

Ama son zamanlarda gördüğüm Kutay bunların hiçbirine tam olarak benzemiyordu.

O, benim yanımda farklıydı.

Bunu ikimiz de biliyorduk.

Beste:
"İlk başta seni çok soğuk sanmıştım."

Kutay:
"Şimdi?"

Beste:
"Şimdi de soğuksun."

Kutay birkaç saniye yazmadı.

Sonra:

Kutay:
"Teşekkür ederim."

Beste:
"Ne demek."

Kutay:
"İltifat olarak aldım."

Gülmeye başladım.

Beste:
"Sen gerçekten çok garipsin."

Kutay:
"Sen de hâlâ benimle konuşuyorsun."

Beste:
"Belki mecburum."

Kutay:
"Değilsin."

Bu kez mesajın tonu değişmişti.

Bir anda şakalaşmayı bırakmıştı.

Kutay:
"İstemezsen konuşmazsın."

Ekrana baktım.

Sonra yavaşça yazdım.

Beste:
"İstemesem konuşmazdım."

Uzun bir sessizlik oldu.

Ardından Kutay'dan tek bir mesaj geldi.

Kutay:
"Bunu duymaya ihtiyacım vardı."

O cümle beni susturdu.

Kutay'ın bazı cümlelerinde, söylemediği şeyler vardı.

Bazen tek bir kelime söylüyor, arkasında kocaman bir hikâye bırakıyordu.

Merak ediyordum.

Ama sormuyordum.

Çünkü bazı yaraların üzerine merakla basılmazdı.

Bir süre sonra:

Kutay:
"Yarın okulda beni görünce yine kaçacak mısın?"

Gülümsedim.

Beste:
"Belki."

Kutay:
"Kaç."

Beste:
"Ne?"

Kutay:
"Kaçarsan yakalamam için bahanem olur."

Kalbim hızlandı.

Beste:
"Çok kendine güveniyorsun."

Kutay:
"Sen söz konusu olunca biraz."

Yine aynı cümle.

Bu kez ekranı kapatmadım.

Sadece uzun süre ona baktım.

Beste:
"İyi geceler, Kutay."

Kutay:
"İyi geceler, Beste."

Bir saniye sonra yeni bir mesaj geldi.

Kutay:
"Ve Beste..."

Beste:
"Efendim?"

Kutay:
"Yarın bana ilk sen gülümse."

Telefonu elimden düşürecek gibi oldum.

Cevap yazmadım.

Yazamadım.

Sadece gülümsedim.

O gece uyumadan önce düşündüğüm son şey Kutay değildi.

Onun bana hissettirdikleriydi.

Çünkü bazen insan birine alışmaya başladığını, onu özlediğinde değil...

Onunla konuşmadığı birkaç dakikada bile telefonunu kontrol ettiğinde anlardı.

Ertesi sabah okula giderken kendime defalarca aynı şeyi söyledim.

"Normal davran."

Sadece normal.

Sanki dün gece hiçbir şey olmamış gibi.

Sanki Kutay bana "yarın bana ilk sen gülümse" dememiş gibi.

Sanki ben gece o mesajı defalarca okuyup uyumamış gibi.

Okulun kapısından içeri girdiğimde ilk işim onu aramamak oldu.

En azından kendime göre.

Çünkü gözlerim çoktan kalabalığın içinde siyah kapüşonlu birini arıyordu.

Sonra onu gördüm.

Kutay bahçenin kenarında duruyordu.

Ellerini cebine sokmuş, başını hafifçe öne eğmişti.

Sanki birini bekliyordu.

Beni.

Bunu düşünür düşünmez kendime kızdım.

"Beste, kendine gel."

Tam yanından geçecekken Kutay başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.

Sonra Kutay'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Ben de istemsizce gülümsedim.

Kutay başını iki yana salladı.

"İlk sen gülümseyecektin."

Şaşkınlıkla baktım.

"Ben gülümsemedim."

"Gördüm."

"Yanlış görmüşsün."

"Hayır."

Yanıma doğru bir adım attı.

"Bu kez eminim."

"Çok sinir bozucusun."

"Sen de çok kolay gülümsüyorsun."

"Senin yüzünden."

Cümle ağzımdan çıktığı anda sustum.

Kutay da sustu.

İkimiz de birbirimize baktık.

Sonra Kutay'ın yüzünde öyle bir gülümseme oluştu ki...

Keşke o an ne düşündüğünü bilmeseydim.

Çünkü o bakışın içinde bir şey vardı.

Henüz adı konulmamış.

Ama ikimizin de hissettiği bir şey.

Ve belki de en güzel şeyler, daha isimleri konmadan önce güzeldi.

Kutay'ın yüzündeki gülümseme hâlâ kaybolmamıştı.

Ben ise söylediğim cümleyi geri almak için adeta zamanın geriye dönmesini bekliyordum.

"Senin yüzünden."

Bunu gerçekten söylemiş miydim?

Hem de ona?

Kutay başını hafifçe yana eğdi.

"Benim yüzümden mi?"

"Yanlış anladın."

"Az önce çok net anladım."

"Ben öyle demek istemedim."

"Nasıl demek istedin?"

Cevap veremedim.

Kutay biraz daha yaklaştı.

"Beste?"

"Ne?"

"Kaçmayacağını söylemiştin."

Gözlerimi devirdim.

"Sabah sabah beni uğraştırma."

"Uğraştırmıyorum."

"Uğraştırıyorsun."

"Hoşuna gidiyor ama."

Ona baktım.

"Kim söyledi?"

"Yüzün."

"Sen benim yüzümü çok fazla okuyorsun."

Kutay'ın gülümsemesi biraz azaldı.

"Çünkü konuşmadığın şeyleri yüzünden anlıyorum."

Bu kez cevap veremedim.

Çünkü haklıydı.

Ben çoğu zaman söylemek istediklerimi saklardım.

Gülümseyerek üzülürdüm.

"İyiyim" diyerek kötü olurdum.

"Önemli değil" diyerek aslında çok önemserdim.

Kutay ise bunların hepsini sanki uzun zamandır beni tanıyormuş gibi fark ediyordu.

Belki de onu tanıdık hissettiren şey buydu.

Beni gerçekten görüyordu.

Kalabalığın içinde bile.

"Niye öyle bakıyorsun?" diye sordu.

"Nasıl?"

"Sanki aklından çok fazla şey geçiyor."

"Geçiyor."

"Ben var mıyım?"

Bir an durdum.

Sonra istemeden gülümsedim.

"Belki."

Kutay'ın gözlerinde kısa bir parıltı belirdi.

"Ben o belkiyi severim."

Tam o sırada zil çaldı.

Koridor bir anda hareketlendi.

Herkes sınıflara doğru ilerlemeye başladı.

Kutay yana çekildi.

"Git."

"Sen?"

"Benim dersim başka tarafta."

Başımı salladım.

Tam yürümeye başlayacaktım ki Kutay seslendi.

"Beste."

Döndüm.

"Efendim?"

"Bugün teneffüste seni bulacağım."

"Niye?"

"Bilmiyorum."

Güldüm.

"Ne demek bilmiyorum?"

Kutay omuz silkti.

"Senin yanında olmak için her zaman bir sebep gerekmiyor."

Sonra arkasını dönüp gitti.

Ben olduğum yerde kaldım.

İçimde garip bir sıcaklık vardı.

Ders boyunca öğretmenin anlattıklarının yarısını bile dinleyemedim.

Defterimin kenarına farkında olmadan bir şeyler karalıyordum.

Sonra ne çizdiğime baktım.

Bir kapüşon.

Hemen üstünü karaladım.

"Ben iyice saçmalıyorum."

Yanımdaki Rüya başını eğip defterime baktı.

"Bu ne?"

"Hiç."

"Kapüşon mu?"

"Hayır."

"Beste, bildiğin kapüşon."

Kalemle karaladığım yeri daha da koyulaştırdım.

"Öylesine çizdim."

Rüya bana şüpheyle baktı.

"Kutay mı?"

"Hayır."

"Kutay'ın kapüşonunu çizmişsin."

"Rüya!"

Gülmeye başladı.

"Tamam tamam."

Sonra kulağıma doğru eğildi.

"Hoşlanıyor musun?"

Kalem elimde durdu.

Sanki sınıftaki bütün sesler bir anda kesilmişti.

"Hayır."

Cevabım fazla hızlı çıkmıştı.

Rüya bunu fark etti.

"Bu kadar hızlı cevap vermen çok şüpheli."

"Çünkü cevabı biliyorum."

"Ben de biliyorum."

"Neyi?"

Rüya gülümseyerek önüme döndü.

"Henüz kendine itiraf etmediğini."

Başımı sıraya eğdim.

Bazen arkadaşların insanın kendisinden bile daha sinir bozucu olabiliyordu.

Teneffüs zili çaldığında sınıftan çıktım.

Koridorda Kutay'ı göremedim.

Bir süre bekledim.

Sonra kendi kendime kızdım.

"Ne bekliyorsun ki?"

Tam geri dönecekken arkamdan bir ses geldi.

"Birini mi bekliyorsun?"

Kutay.

Başımı çevirdim.

"Hayır."

"İyi."

Yanıma geçti.

"Ben de seni bekliyordum."

"Sen geç kaldın."

"Bilerek."

"Niye?"

"Merak ettim."

"Neyi?"

"Ben gelmeden beni arayacak mısın diye."

Gözlerimi kıstım.

"Sen gerçekten çok sinsisin."

"Sonuç?"

"Ne sonucu?"

"Beni aradın mı?"

Cevap vermedim.

Kutay gülümsedi.

"Aramışsın."

"Aramadım."

"Yalan."

"Kanıtla."

Kutay cebinden telefonunu çıkardı.

"Mesaj atmadın ama üç kere çevrimiçi olup çıktın."

Şaşkınlıkla baktım.

"Sen beni mi takip ediyorsun?"

"Hayır."

"O zaman?"

"Tesadüf."

"Üç kere mi?"

"Üç güzel sayı."

Gülmeye başladım.

Kutay da güldü.

Ve o an fark ettim.

Onu ilk tanıdığım zamanki Kutay'la şimdiki Kutay arasında büyük bir fark vardı.

İlk zamanlar yüzünde neredeyse hiç gülümseme olmazdı.

Şimdi ise...

Benim yanımda gülüyordu.

Belki de bunun anlamı sandığımdan daha büyüktü.

"Ne oldu?" diye sordu.

"Hiç."

"Yine başladın."

"Neye?"

"Hiç demeye."

"Belki gerçekten hiçbir şey yoktur."

Kutay birkaç saniye sustu.

Sonra bana baktı.

"Senin yanında hiçbir şey yokmuş gibi davranmak istemiyorum."

Bu kez kalbim gerçekten hızlandı.

"Ne demek o?"

Kutay cevap vermeden önce koridorun sonuna baktı.

Sanki bir şey hatırlamış gibi.

Bakışları bir anlığına uzaklaştı.

Sonra tekrar bana döndü.

"Boş ver."

"Hayır. Az önce bir şey söyleyecektin."

"Başka zaman."

"Ne zaman?"

"Doğru zamanda."

Yüzüne baktım.

Yine o tanıdık gizem vardı.

Ama bu kez sormadım.

Çünkü onun bazı şeyleri anlatmak için zamana ihtiyacı olduğunu anlamaya başlamıştım.

Ben de beklemeyi öğrenebilirdim.

Kutay yürümeye başladı.

Ben de yanında yürüdüm.

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra bana doğru hafifçe eğildi.

"Bu arada..."

"Hı?"

"Dün gece söylediğin bir şeyi unutmadım."

"Neyi?"

"Benimle konuşmayı sevdiğini."

Yüzüm ısındı.

"Sen de çok şey hatırlıyorsun."

"Senin söylediklerini hatırlıyorum."

"Niye?"

Kutay birkaç saniye düşündü.

Sonra çok sakin bir sesle:

"Çünkü sen söyleyince önemli oluyor."

O an ne söyleyeceğimi bilemedim.

Sadece yürümeye devam ettim.

Belki de aramızdaki şeyin adı gerçekten yoktu.

Henüz.

Ama bazı Telefonu göğsümün üzerinden kaldırdım.

Ekrana bir kez daha baktım.

Kutay çevrimiçiydi.

Ben de çevrimiçiydim.

Ama ikimiz de yazmıyorduk.

Sanki kim önce yazarsa diğerine biraz fazla önem verdiğini kabul edecekmiş gibi sessizce bekliyorduk.

Sonunda dayanamadım.

Beste:
"Uyumayacak mısın?"

Cevabı neredeyse anında geldi.

Kutay:
"Sen yazmadan önce uyumayı düşünüyordum."

Gülümsedim.

Beste:
"Ben yazınca fikrin değişti yani?"

Kutay:
"Biraz."

Beste:
"Biraz?"

Kutay:
"Belki çok."

Yüzümü yastığa gömdüm.

"Bu çocuk..."

Telefon tekrar titredi.

Kutay:
"Bir şey sorabilir miyim?"

Beste:
"Sor."

Kutay:
"Benim hakkımda ne düşünüyorsun?"

Bir anda ciddileştim.

Bu soruyu beklemiyordum.

Parmaklarım klavyenin üzerinde gezindi ama hiçbir şey yazamadım.

Ben onun hakkında ne düşünüyordum?

İlk karşılaştığımız günü düşündüm.

Siyah kapüşonunu.

Sessizliğini.

Bakışlarını.

Bazen herkesten uzak durmasını.

Ama son zamanlarda gördüğüm Kutay bunların hiçbirine tam olarak benzemiyordu.

O, benim yanımda farklıydı.

Bunu ikimiz de biliyorduk.

Beste:
"İlk başta seni çok soğuk sanmıştım."

Kutay:
"Şimdi?"

Beste:
"Şimdi de soğuksun."

Kutay birkaç saniye yazmadı.

Sonra:

Kutay:
"Teşekkür ederim."

Beste:
"Ne demek."

Kutay:
"İltifat olarak aldım."

Gülmeye başladım.

Beste:
"Sen gerçekten çok garipsin."

Kutay:
"Sen de hâlâ benimle konuşuyorsun."

Beste:
"Belki mecburum."

Kutay:
"Değilsin."

Bu kez mesajın tonu değişmişti.

Bir anda şakalaşmayı bırakmıştı.

Kutay:
"İstemezsen konuşmazsın."

Ekrana baktım.

Sonra yavaşça yazdım.

Beste:
"İstemesem konuşmazdım."

Uzun bir sessizlik oldu.

Ardından Kutay'dan tek bir mesaj geldi.

Kutay:
"Bunu duymaya ihtiyacım vardı."

O cümle beni susturdu.

Kutay'ın bazı cümlelerinde, söylemediği şeyler vardı.

Bazen tek bir kelime söylüyor, arkasında kocaman bir hikâye bırakıyordu.

Merak ediyordum.

Ama sormuyordum.

Çünkü bazı yaraların üzerine merakla basılmazdı.

Bir süre sonra:

Kutay:
"Yarın okulda beni görünce yine kaçacak mısın?"

Gülümsedim.

Beste:
"Belki."

Kutay:
"Kaç."

Beste:
"Ne?"

Kutay:
"Kaçarsan yakalamam için bahanem olur."

Kalbim hızlandı.

Beste:
"Çok kendine güveniyorsun."

Kutay:
"Sen söz konusu olunca biraz."

Yine aynı cümle.

Bu kez ekranı kapatmadım.

Sadece uzun süre ona baktım.

Beste:
"İyi geceler, Kutay."

Kutay:
"İyi geceler, Beste."

Bir saniye sonra yeni bir mesaj geldi.

Kutay:
"Ve Beste..."

Beste:
"Efendim?"

Kutay:
"Yarın bana ilk sen gülümse."

Telefonu elimden düşürecek gibi oldum.

Cevap yazmadım.

Yazamadım.

Sadece gülümsedim.

O gece uyumadan önce düşündüğüm son şey Kutay değildi.

Onun bana hissettirdikleriydi.

Çünkü bazen insan birine alışmaya başladığını, onu özlediğinde değil...

Onunla konuşmadığı birkaç dakikada bile telefonunu kontrol ettiğinde anlardı.

Ertesi sabah okula giderken kendime defalarca aynı şeyi söyledim.

"Normal davran."

Sadece normal.

Sanki dün gece hiçbir şey olmamış gibi.

Sanki Kutay bana "yarın bana ilk sen gülümse" dememiş gibi.

Sanki ben gece o mesajı defalarca okuyup uyumamış gibi.

Okulun kapısından içeri girdiğimde ilk işim onu aramamak oldu.

En azından kendime göre.

Çünkü gözlerim çoktan kalabalığın içinde siyah kapüşonlu birini arıyordu.

Sonra onu gördüm.

Kutay bahçenin kenarında duruyordu.

Ellerini cebine sokmuş, başını hafifçe öne eğmişti.

Sanki birini bekliyordu.

Beni.

Bunu düşünür düşünmez kendime kızdım.

"Beste, kendine gel."

Tam yanından geçecekken Kutay başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.

Sonra Kutay'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Ben de istemsizce gülümsedim.

Kutay başını iki yana salladı.

"İlk sen gülümseyecektin."

Şaşkınlıkla baktım.

"Ben gülümsemedim."

"Gördüm."

"Yanlış görmüşsün."

"Hayır."

Yanıma doğru bir adım attı.

"Bu kez eminim."

"Çok sinir bozucusun."

"Sen de çok kolay gülümsüyorsun."

"Senin yüzünden."

Cümle ağzımdan çıktığı anda sustum.

Kutay da sustu.

İkimiz de birbirimize baktık.

Sonra Kutay'ın yüzünde öyle bir gülümseme oluştu ki...

Keşke o an ne düşündüğünü bilmeseydim.

Çünkü o bakışın içinde bir şey vardı.

Henüz adı konulmamış.

Ama ikimizin de hissettiği bir şey.

Ve belki de en güzel şeyler, daha isimleri konmadan önce güzeldi.

Çünkü ilk defa geçmişten değil...

gelecekten korkmak istiyordum.

Zil çaldığında bahçedeki sessizlik dağıldı.

Öğrenciler yavaş yavaş sınıflarına dönmeye başladı.

Ben hâlâ elimdeki meyve suyuna bakıyordum.

Kutay ise hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalktı.

"Gitmemiz lazım."

Başımı kaldırdım.

"Senin yüzünden derse geç kalacağız."

"Benim yüzümden mi?"

"Evet."

"Ben seni bekledim."

"Ben de seni bekledim."

Kutay gülümsedi.

"Demek ikimiz de birbirimizi beklemişiz."

Bir an sustum.

Sonra gözlerimi kaçırdım.

"Çok konuşuyorsun."

"Sen sustukça ben konuşuyorum."

"Ben neden susuyorum?"

Kutay yanımdan geçerken alçak sesle:

"Çünkü bazen söylemek istediklerinden korkuyorsun."

Olduğum yerde kaldım.

Arkasından baktım.

"Kutay."

Döndü.

"Efendim?"

"Sen beni ne kadar tanıyorsun?"

Bir süre bana baktı.

"Henüz yeterince değil."

"Sonra?"

"Sonrasını yaşayacağız."

Bu cevabı beklemiyordum.

Yanına gittim.

"Sen her soruya böyle gizemli cevaplar mı veriyorsun?"

"Hayır."

"Ne zaman normal cevap vereceksin?"

"Sen bana normal bir soru sorunca."

Güldüm.

"Sinir bozucusun."

"Bugün bunu üçüncü söyleyişin."

"Çünkü üç kere hak ettin."

"Üç güzel sayıydı."

Gözlerimi devirdim.

"Sen hâlâ onu mu hatırlıyorsun?"

"Ben senin söylediğin her şeyi hatırlıyorum."

Bu kez cevap veremedim.

Öğleden sonraki dersler daha hızlı geçti.

En azından benim için.

Çünkü artık her zil çaldığında Kutay'ı görme ihtimalim vardı.

Bir insanın birkaç saat içinde bu kadar alışkanlık haline gelmesi normal miydi?

Bilmiyordum.

Ama teneffüs olduğunda istemsizce sınıftan çıktım.

Koridorda onu aradım.

Sonra kendime kızdım.

"Yine ne yapıyorsun?"

Tam geri dönecekken bir kızın Kutay'la konuştuğunu gördüm.

Duraksadım.

Kız gülüyordu.

Kutay da ona bir şey söylüyordu.

İçimde anlam veremediğim küçük bir huzursuzluk oluştu.

Neden rahatsız olduğumu bilmiyordum.

Sonuçta Kutay benim değildi.

Hem daha neydik ki?

Hiçbir şey.

Sadece...

Konuşuyorduk.

Birbirimizi tanımaya çalışıyorduk.

Ama içimdeki o küçük ses bunların hiçbirini umursamıyordu.

Arkamı dönüp sınıfa girmek üzereydim.

"Beste."

Kutay'ın sesini duydum.

Dönmedim.

"Beste, dur."

Yürümeye devam ettim.

Birkaç saniye sonra yanıma yetişti.

"Niye gidiyorsun?"

"Gitmiyorum."

"Az önce gidiyordun."

"Canım istedi."

Kutay yüzüme baktı.

"Bir şey oldu."

"Hayır."

"Oldu."

"Olmadı."

"Yüzün yine söylüyor."

İç çektim.

"Sen herkesle böyle misin?"

Kutay kaşlarını çattı.

"Nasıl?"

"Bilmiyorum."

"Ne demek istiyorsun?"

"Hiç."

Kutay birkaç saniye sustu.

Sonra aniden gülümsedi.

"Sen kıskandın."

Başımı kaldırıp ona baktım.

"Ne?"

"Az önce."

"Kimi?"

"Benimle konuşan kızı."

Yüzüm ısındı.

"Saçmalama."

"Kıskandın."

"Hayır."

"Emin misin?"

"Evet."

Kutay biraz daha yaklaştı.

"İyi."

"Ne iyi?"

"Çünkü ben de seni kıskanıyorum."

Sustum.

Kalbim hızlandı.

"Sen kimi kıskanıyorsun?"

"Bilmiyorum."

"Nasıl bilmiyorsun?"

"Senin yanında başka biri olduğunda."

Bu kez gözlerimi kaçırdım.

Kutay'ın sesi yumuşamıştı.

"Beste..."

"Hı?"

"Az önce konuştuğum kız sınıftan biri."

"Bana açıklama yapmak zorunda değilsin."

"Biliyorum."

"Öyleyse?"

"İstediğim için açıklıyorum."

Bir an birbirimize baktık.

Sonra Kutay gülümsedi.

"Bir de..."

"Ne?"

"Bir daha böyle kaçma."

"Kaçmadım."

"Kaçtın."

"Tamam, biraz."

"Ben seni bulurum."

Gülümsedim.

"Çok kendine güveniyorsun."

Kutay başını hafifçe eğdi.

"Sen söz konusu olunca..."

Devamını söylemedi.

Ama ikimiz de biliyorduk.

Okul çıkışı hava kararmaya başlamıştı.

Bahçede öğrenciler yavaş yavaş dağılıyordu.

Ben çantamı omzuma takıp kapıya yöneldim.

Kutay yanımda yürüyordu.

"Yarın da geleceksin değil mi?" diye sordum.

Soru ağzımdan çıktığı anda sustum.

Kutay bana baktı.

"İstersen gelmem."

"Ben öyle demedim."

"Ne dedin?"

"Yani..."

Gülümsedi.

"Yarın geleceğim."

"İyi."

"Merak ettin mi?"

"Hayır."

"Yalan."

"Belki."

Kutay durdu.

Ben de durdum.

Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık.

Sonra Kutay:

"İyi ki geldim."

"Okula mı?"

Başını iki yana salladı.

"Hayatına."

Kalbim bir anlığına sustu.

Ne diyeceğimi bilmiyordum.

O da bir şey söylemedi.

Sadece gülümsedi.

Sonra yürümeye devam etti.

Ben arkasından bakarken içimden bir cümle geçti:

Bazı insanlar hayatına geldiğinde kapıyı çalmaz.

Sessizce girer.

Sonra bir gün fark edersin ki, onların olmadığı bir hayatı düşünmek bile zorlaşmış.

Kutay'ın gelişi de böyleydi.

Henüz hiçbir şeyin adını koymamıştık.

Ama ikimiz de artık aynı hikâyenin içindeydik.

Ve ben o hikâyenin nereye gideceğini bilmiyordum.

Tek bildiğim...

İlk kez bilmemekten korkmadığımdı...

“Yabancıydı bana; ta ki sessizliğinde kendimden bir parça bulana kadar.” 🖤