11. bölüm · Gecenin Sesi
11. Bölüm Özlemek de Bir Çeşit Susmaktı
Kutayın Ağzından;
“Bazı insanlar hayatından çıkmaz; sadece yanında olmadıkları için, onları hatırlamak günlük bir alışkanlığa dönüşür.”
Besteyi arkamda bırakıp yürümeye başladım nereye gidiyordum?
Geçmişe mi geleceğe mi?
Bilmiyordum.
Aryayla konuşmuşayalı epey olmuştu.
Kendimi suçlu hissediyordum.
Besteden artık bişey saklamak istemiyordum.
Ama birşeyden çok daha fazlasını saklıyordum.
Aryayla iletişimi hiç kesmemiştim.
Aylardır konuşmalarıyla beni yemişti .
Besteyi oda çok özlüyordu.
Artık onada haber vermenin vakti gelmişti.
Herkesten uzak bi banka oturdum.
Kişi listeme girdim
Aryaya geldim üstüne bastım.
Bi kaç kere çaldı.
Ardından AryanıArdından Arya’nın sesi duyuldu.
“Alo?”
Kutay birkaç saniye sustu. Sanki aylardır kafasında kurduğu o cümlelerin hepsi bir anda uçup gitmişti.
“Alo… Arya?”
“Yok, apartmanın görevlisi. Tabii Arya!” dedi Arya. “Kimsin sen?”
Kutay istemsizce güldü.
“Sesimi unuttun mu?”
“Sesini değil de sabrımı unuttum. Kimsin?”
“Benim kızım.”
“Benim kızım mı?”
“Evet.”
“Senin kızın falan yok, saçmalama.”
Kutay başını iki yana salladı.
“Tamam, özlemişim seni.”
Arya’nın sesi bir anda değişti.
“Sen…”
“Ne?”
“Sen gerçekten misin?”
Kutay birkaç saniye cevap vermedi.
“Evet.”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
“Ne zaman geldin?” diye sordu Arya.
“Bir süre oldu.”
“Bir süre mi? Kutay, senin ‘bir süre’ anlayışın nedir? Üç gün mü, üç ay mı, üç yıl mı?”
“Abartma.”
“Ben mi abartıyorum? Sen ortadan kayboluyorsun, sonra aylar sonra arayıp ‘bir süre oldu’ diyorsun.”
Kutay hafifçe güldü.
“Özlemişsin.”
“Özledim tabii.”
Arya bunu söyler söylemez sustu. Sesi yumuşamıştı.
“Gerçekten özledim.”
Kutay’ın yüzündeki gülümseme kaybolmadı ama gözleri uzaklara daldı.
“Ben de.”
“Peki neden şimdi aradın?”
Kutay bankın arkasındaki ağaçlara baktı.
“Çünkü artık bazı şeyleri anlatmanın zamanı geldi.”
Arya derin bir nefes aldı.
“Beste mi?”
Kutay’ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Evet.”
“Onu gördün mü?”
“Gördüm.”
Arya birkaç saniye sessiz kaldı.
“Nasıl?”
Kutay cevap vermeden önce düşündü.
“Büyümüş.”
Arya güldü.
“Ne bekliyordun? Onu bıraktığın yerde çocuk olarak mı kalacaktı?”
“Öyle demek istemedim.”
“Biliyorum.”
Kutay başını eğdi.
“Bana kızgın.”
“Normal.”
“Beni affetmesini beklemiyorum.”
“Bence bekliyorsun.”
Kutay sustu.
Arya devam etti.
“Sen her zaman böyle yapıyorsun. Bir şeyleri umursamıyormuş gibi davranıyorsun ama aslında herkesten fazla umursuyorsun.”
Kutay hafifçe iç çekti.
“Bazen keşke umursamasaydım.”
“Keşke demek kolay.”
“Biliyorum.”
“Peki Beste nasıl?”
Kutay’ın sesi bu kez daha kısık çıktı.
“Güçlü görünmeye çalışıyor.”
Arya’nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Demek hâlâ aynı.”
“Evet.”
“Peki sen?”
Kutay birkaç saniye düşündü.
“Ben de aynıyım.”
Arya hemen atıldı.
“Yalan.”
Kutay güldü.
“Ne ara bu kadar iyi tanımaya başladın beni?”
“Sen kendini anlatmıyorsun diye seni tanımıyorum sanıyorsun.”
“Akılsız.”
“Bak yine başladın.”
“Özlemişim seni.”
“Ben de seni özledim.”
Kutay bir süre hiçbir şey söylemedi. Telefonun diğer ucundaki sessizlik bile ona iyi gelmişti.
Sonra Arya’nın sesi yeniden duyuldu.
“Kutay…”
“Efendim?”
“Beste’ye her şeyi anlatacak mısın?”
Kutay gözlerini kapattı.
“Bilmiyorum.”
“Bence anlatmalısın.”
“Ya her şeyi öğrenince benden tamamen nefret ederse?”
Arya’nın cevabı gecikmedi.
“Belki senden nefret etmez. Belki sadece neden sustuğunu anlamaya çalışır.”
Kutay derin bir nefes aldı.
“Ben de tam olarak bundan korkuyorum.”
“Gerçeklerden mi?”
“Hayır.”
“Neyden?”
“Onu yeniden kaybetmekten.”
Arya bir süre sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
“Bazen birini kaybetmemek için susarsın. Ama o sessizlik, insanı senden daha fazla uzaklaştırır.”
Kutay başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
“Biliyorum.”
“Peki şimdi ne yapacaksın?”
Kutay’ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
“Sanırım bu kez kaçmayacağım.”
Arya güldü.
“İşte şimdi tanıdığım Kutay konuştu.”
“Bir de…”
“Ne?”
“Beste’yi özledim.”
Arya’nın sesi yumuşadı.
“Biliyorum.”
“Çok.”
“Onu söylemene gerek yoktu. Sesinden belli oluyor.”
Kutay birkaç saniye sustuktan sonra gülümsedi.
“Sen de değişmemişsin.”
“Sen de.”
“İyi mi kötü mü?”
Arya kahkaha attı.
“İnan bana, bunu konuşacak kadar vaktimiz var. Ama önce bana nerede olduğunu söyle.”
Kutay etrafına baktı.
“Bir bankta oturuyorum.”
“Tek başına mı?”
“Evet.”
“Milletin arasından uzak bir yerde mi?”
“Evet.”
Arya bir anda ciddileşti.
“Kutay…”
“Ne?”
“Sen yine bir şeylerin peşindesin, değil mi?”
Kutay cevap vermedi.
Arya iç çekti.
“Biliyordum.”
Kutay gülümseyerek başını eğdi.
“Belki de artık geçmişin peşinden gitme zamanı gelmiştir.”
“Umarım bu sefer geçmiş seni değil, sen geçmişi yakalarsın.”
Kutay telefonu kulağında tutarken gözlerini kapattı.
“Umarım.”
Ve o gün, aylar sonra ilk kez, Kutay geçmişinden kaçmak yerine ona doğru yürümeye karar verdi.
“Umarım.”
Kutay telefonu kapatacak gibi oldu ama Arya'nın sesi yeniden duyuldu.
“Bir dakika!”
Kutay telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.
“Ne oldu?”
“Bana bir şey söylemeden kapatamazsın.”
“Ne söyleyeceğim?”
“Beste'yle ne zaman konuşacaksın?”
Kutay kaşlarını kaldırdı.
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyorum diye bir cevap yok.”
“Var. Az önce verdim.”
“Kutay.”
“Arya.”
“Sinirlerimi bozma.”
“Sen de benimkileri bozma.”
“Ben senin sinirlerini bozmak için doğmuş olabilirim.”
Kutay kahkahayı bastı.
“Buna itiraz edemem.”
“Bak, ciddi konuşuyorum.”
“Ben de.”
“Beste seni görünce ne yaptı?”
Kutay'ın gülümsemesi yavaşça silindi.
“Şaşırdı.”
“Başka?”
“Bana baktı.”
“E onu herkes yapıyor.”
“Kızım, ne anlatmamı bekliyorsun?”
“Detay istiyorum.”
Kutay başını iki yana salladı.
“Sen dedikodu yapmayı özlemişsin.”
“Ben dedikodu yapmıyorum. Bilgi topluyorum.”
“Aradaki fark ne?”
“Dedikodu yapan insan başkasına anlatır. Ben sadece kendime saklarım.”
“Yani?”
“Yani anlat.”
Kutay derin bir nefes aldı.
“Beni görünce yüzündeki ifade değişti.”
Arya'nın sesi yumuşadı.
“Nasıl?”
“Sanki karşısında yıllardır görmediği biri değil de geçmişinden çıkıp gelmiş bir şey varmış gibi baktı.”
Arya sustu.
Kutay devam etti.
“Bir şey söylemek istedi. Söylemedi.”
“Sen?”
“Ben de söylemedim.”
“Harika.”
“Ne?”
“İki tane gururlu insanı aynı odaya koymuşsunuz, sonra da hiçbir şey olmamış gibi davranmışsınız.”
Kutay güldü.
“Gurur değil.”
“Ne?”
“Korku.”
Arya'nın sesi kesildi.
Kutay gözlerini yere indirdi.
“İkimiz de korkuyoruz galiba.”
“Beste senden korkuyor mu?”
“Benden değil.”
“E neden?”
“Benden sonra olacaklardan.”
Arya bir süre düşündü.
“Belki de senin yapman gereken onun korktuğu şeyleri ortadan kaldırmak.”
Kutay dudaklarını birbirine bastırdı.
“Kolay değil.”
“Hiçbir şey kolay değil zaten.”
“Bazen keşke o günlere hiç dönmeseydik diyorum.”
“Dönmek zorunda değilsin.”
Kutay şaşırdı.
“Ne?”
“Geçmişi düzeltmek için ona geri dönmen gerekmiyor. Sadece bugününü değiştirebilirsin.”
Kutay birkaç saniye konuşmadı.
Sonra hafifçe güldü.
“Sen ne ara böyle bilge oldun?”
“Ben hep bilgeydim.”
“Yok, sen hep akılsızdın.”
“Sen kendine bak.”
“Ben gayet akıllıyım.”
“Telefon konuşmasının ortasında bankta tek başına oturup geçmişini düşünen adam mı söylüyor bunu?”
Kutay istemsizce güldü.
“Tamam, biraz akılsız olabilirim.”
“Biraz mı?”
“Abartma.”
“Ben daha başlamadım bile.”
İkisi de aynı anda güldü.
Uzun zamandır ilk kez Kutay'ın içindeki o ağır sessizlik biraz olsun hafiflemişti.
Arya'nın sesi yeniden duyuldu.
“Bir şey daha soracağım.”
“Yine ne var?”
“Beste'yi gerçekten özledin mi?”
Kutay bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.
“Evet.”
“Ne kadar?”
Kutay gökyüzüne baktı.
“Bunu anlatacak kadar kelime bilmiyorum.”
Arya sessiz kaldı.
Kutay devam etti.
“Bazen insan birini özlediğini, yanında olmadığı zaman değil… yanında başka biri varken anlıyor.”
“Nasıl yani?”
“Bir şey oluyor ve ilk ona anlatmak istiyorsun. Sonra onun yanında olmadığını hatırlıyorsun.”
Arya'nın sesi iyice yumuşadı.
“Sen hâlâ onu seviyorsun.”
Kutay cevap vermedi.
Arya da cevabını almıştı.
“Tamam,” dedi. “Daha fazla kurcalamayacağım.”
Kutay şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
“Hayır.”
“Biliyordum.”
“Yarın bana her şeyi anlatacaksın.”
“Hayır.”
“Evet.”
“Hayır.”
“Kutay.”
“Arya.”
“Yarın seni arıyorum.”
“Arama.”
“Arayacağım.”
“Telefonumu kapatırım.”
“Başka telefondan ararım.”
“Engellerim.”
“Başka numara bulurum.”
Kutay gülerek başını iki yana salladı.
“Sen var ya…”
“Ne?”
“Hiç değişmemişsin.”
Arya'nın sesi bu kez çok daha sakin çıktı.
“Sen de değişme.”
Kutay'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Belki değişmem gerekiyordur.”
“Hayır.”
“Neden?”
“Çünkü senin değişmen gereken tarafın değil, sakladığın tarafın var.”
Kutay'ın gözleri bir anlığına doldu.
Arya devam etti.
“Artık kendini saklama.”
Kutay cevap vermedi.
Telefonun diğer ucunda da sessizlik vardı.
Sonunda Kutay sadece şunu söyleyebildi:
“Teşekkür ederim.”
“Ne için?”
“Beni hâlâ tanıdığın için.”
Arya hafifçe güldü.
“Ben seni tanımaya devam ederim. Ama sen de artık kendini tanımaya başla.”
Telefon kapandığında Kutay birkaç saniye ekranına baktı.
Sonra telefonu cebine koydu.
Banktan kalktı.
Bu kez nereye gideceğini biliyordu.
Beste'nin yanına değil.
Henüz değil.
Önce kendisinden kaçmayı bırakacaktı....
Telefonu kapattığımda bir süre ekrana bakmaya devam ettim.
Sanki Arya'nın sesi hâlâ telefonun içindeymiş gibi.
“Artık kendini saklama.”
Ne kolay söylüyordu.
Telefonu cebime koydum ve başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Hava kararmaya başlamıştı.
İnsan bazen geceden korkmazdı.
Kendi düşüncelerinden korkardı.
Çünkü bazı insanlara yeniden yaklaşmadan önce, insanın kendi içindeki uzaklığı kapatması gerekiyo
Telefonu kapattığımda bir süre ekrana bakmaya devam ettim.
Sanki Arya'nın sesi hâlâ telefonun içindeymiş gibi.
“Artık kendini saklama.”
Ne kolay söylüyordu.
Telefonu cebime koydum ve başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Hava kararmaya başlamıştı.
İnsan bazen geceden korkmazdı.
Kendi düşüncelerinden korkardı.
Ben de tam olarak bundan korkuyordum.
Kendimden.
Çünkü ne zaman yalnız kalsam, kaçtığım bütün şeyler karşıma çıkıyordu.
Beste.
Geçmiş.
O gün.
Ve söyleyemediğim bütün cümleler.
Yavaşça yürümeye başladım.
“Ben ne yapıyorum?” diye mırıldandım kendi kendime.
Kimse yoktu.
Cevap verecek kimse de yoktu.
Belki de bu yüzden ilk defa kendime dürüst olabilirdim.
“Ne zamana kadar kaçacaksın Kutay?”
Adımlarım yavaşladı.
“Bir insan geçmişinden ne kadar uzaklaşabilir ki?”
Kısa bir kahkaha attım.
“Sen uzaklaşabileceğini sandın.”
Başımı eğdim.
“Her şeyi geride bıraktığını düşündün. Yeni bir şehir, yeni insanlar, yeni bir hayat… Her şey değişir sandın.”
Bir süre sustum.
Sonra kendi kendime daha sert bir sesle konuştum.
“Ama değişmedi.”
Çünkü bazı şeyler valize sığmıyordu.
Bazı anılar insanın peşinden geliyordu.
Bazı insanlar ise insanın içinde kalıyordu.
Beste de öyle kalmıştı.
Onu unutmaya çalıştığım her gün biraz daha hatırlamıştım.
Sesini.
Gülüşünü.
Kızdığı zaman kaşlarını çatışını.
Bir şey anlatırken heyecanlanmasını.
Ve en kötüsü…
Bana baktığı o son anı.
Gözlerimi kapattım.
“Sen ona ne yaptın Kutay?”
Cevap vermek istemedim.
Ama biliyordum.
“Onu yalnız bıraktın.”
Bu cümle ağzımdan çıktığında boğazım düğümlendi.
“Senin yüzünden değil belki…”
Bir an sustum.
“Hayır.”
Başımı iki yana salladım.
“Kendine yalan söyleme.”
Beste'yi yalnız bırakmıştım.
Belki ona zarar vermek istememiştim.
Belki onu koruduğumu düşünmüştüm.
Ama insan bazen iyi niyetle yaptığı şeylerin sonucunda en büyük yarayı açabiliyordu.
“Ben seni koruduğumu sandım.”
Gözlerimi yere indirdim.
“Ama senden kaçtım.”
Bir bankın kenarına oturdum.
Ellerimi birbirine kenetledim.
“Biliyor musun Beste…”
İlk defa adını söylerken içimde bir şey kırıldı.
“Ben seni özledim.”
Derin bir nefes aldım.
“Çok özledim.”
Ama bunu ona söylemek kolay değildi.
Çünkü özlemek yetmiyordu.
Özlemek, yapılanları geri almıyordu.
Geçmişi değiştirmiyordu.
Kırılan şeyleri onarmıyordu.
“Peki ne yapacaksın?”
Kendi soruma kendim cevap verdim.
“Hiçbir şey.”
Sonra güldüm.
“Yine kaçacaksın, değil mi?”
Başımı kaldırdım.
“Hayır.”
Bu kez sesim daha kararlıydı.
“Bu sefer kaçmayacağım.”
Ama içimde başka bir ses hemen karşı çıktı.
“Ya seni istemezse?”
Sustum.
“Ya senden nefret ederse?”
Cevap veremedim.
“Ya her şeyi anlattığında senden tamamen vazgeçerse?”
Gözlerimi kapattım.
İşte korktuğum şey buydu.
Ben geçmişten değil, Beste'nin vereceği cevaptan korkuyordum.
Çünkü geçmiş zaten olmuştu.
Onu değiştiremezdim.
Ama Beste'nin beni affedip affetmeyeceğini bilmiyordum.
“Belki de affetmemeli.”
Bu düşünce içimi acıttı.
Ama doğruydu.
“Belki de beni affetmesi gerekmiyor.”
İlk defa bunu kabullenmeye çalıştım.
“Ben ondan af istemeden önce gerçeği bilme hakkını vermeliyim.”
Telefonumu cebimden çıkardım.
Ekrana baktım.
Adını bulmak için rehbere girdim.
Parmağım isminin üzerinde durdu.
Aramak için tek yapmam gereken dokunmaktı.
Ama yapamadım.
Telefonu tekrar kapattım.
“Henüz değil.”
Kendi kendime fısıldadım.
“Önce ne söyleyeceğini düşün.”
Çünkü bu kez yarım cümlelerle kaçamayacaktım.
Ona her şeyi anlatacaktım.
Neden gittiğimi.
Neden sustuğumu.
Neden geri döndüğümü.
Ve en önemlisi…
Neden bunca zaman sonra hâlâ onu düşündüğümü.
Başımı arkaya yasladım.
Gökyüzüne baktım.
“Belki de seni kaybettiğim gün, aslında kendimi de kaybettim.”
Sessizlik.
Sonra kendi kendime son bir soru sordum.
“Peki şimdi?”
Derin bir nefes aldım.
“Şimdi kendimi bulmaya çalışacağım.”
Ayağa kalktım.
Bu kez yürürken eskisi kadar ağır değildim.
Çünkü bazı yükler taşınarak değil, kabul edilerek hafifliyordu.
Ve ben ilk defa geçmişime bakıp ondan kaçmak yerine şunu söyleyebiliyordum:
“Ben hâlâ buradayım.”
Sonra sessizce ekledim:
“Ve bu kez hiçbir yere gitmeyeceğim..."
Aryayla çok uzun zaman sonra konuşmuştum.
Hiç değişmemişti.
Hala aynı pozitiflik
Hala aynı ses tonu.
Ama bişey fark etmiştim.
Arya bestenin en yakınıydı.
Ayrılmaz ikiliydi onlar.
Ama hiç özledim demedi.
Beni hatırlıyor mu da.
Arya uzaklaşmış olabilir miydi besteden?
Bestenin bizden uzaklaşmak zorunda olduğunu biliyordu.
Ona neler yapıldığını da
O kadar ilaçlar verilmişti.
19 Ekim saat 19.08
Beste: Napıyorlar bana?
Arya: Hiçbir şey yok güzel kızım sen yorma kendini.
Kutay: Güzelim benim iyi olacaksın böylesi daha iyi olacak yine bulucaz seni güzel gözlüm...
Beste: Sizi unutmam için ilaç veriyolar delirmiş olmalılar..')
O gün o saat gözlerimin önünden hiç gitmiyor
Aryanın beste diye bağırışları
Bestenin bize bakan gözleri...
Neler yaşamıştık gerçekten insan düşününce deliricek gibi oluyor.
Arya en güçlümüzdü.
Bende erkektim her türlü dayanırdım.
Ama beste adı gibiydi.
En naif en uysalımızdı.
Bünyeside bi o kadar zayıftı.
Bütün bu olanları kaldıramazdı.
Mecburduk.
Mecbur kaldık.
Dedim kendi kendime.
Kız gün içinde Doğru düzgün bişey yemiyordu.
Pepsi manyağıydı.
Hatta Arya onu "Pepsi Manyağım"
Diye kaydetmişti.
Biz herşeyi hatırlıyorduk.
Beste günde bi pepsiden başka hiçbir şey yemez içmezdi bazenleri.
Öyleydi...
Güzel kızım benim dedim kendi kendime onu çok özlüyordum.
Oda çok özlüyordu.
Hissediyordum..
Eve gittim.
Her zamanki gibi kimse benim farkımda değildi.
Umurları değildi.
Çocukken çok ağlardım.
Ama şimdi.
Bende pek siklemiyordum.
Koca koca insanlar.
Çocuklarına nasıl böyle davranırlar?
Aman neyse ne diyip geçiyordum.
Odama geçtim
Odasının Sessizliği
Kutay eve geldiğinde kapıyı arkasından sessizce kapattı. Üzerindeki siyah kapüşonluyu çıkarmadan birkaç saniye kapının önünde öylece durdu.
Ev her zamanki gibiydi.
Sessiz.
Ama bugün bu sessizlik ona huzur vermiyordu.
Ayakkabılarını çıkarıp çantasını omzundan indirdi. Salondan gelen televizyon sesine rağmen kimseyle konuşmak istemedi. Doğrudan merdivenlere yöneldi. Her basamakta gün içinde yaşadıkları zihninde yeniden canlanıyordu.
Beste'nin yüzü.
Arya'nın söyledikleri.
Ve kendisinin, bütün gün boyunca saklamaya çalıştığı o tuhaf huzursuzluk...
Odasına girince kapıyı kapattı.
Çantasını yatağın yanına bıraktı. Kapüşonlusunun başlığını sonunda çıkardı ve aynanın karşısından geçerken kendine kısa bir bakış attı.
"Ne yapıyorsun sen?" diye mırıldandı.
Cevap yoktu.
Yatağına oturdu.
Bir süre tavana baktı.
Sonra telefonunu eline aldı.
Ekranı açtı.
Hiçbir bildirim yoktu.
Telefonu tekrar kapattı.
Beş saniye sonra yeniden açtı.
Yine hiçbir şey yoktu.
Kutay kaşlarını çattı.
"Ben iyice saçmaladım."
Telefonu yatağın üzerine fırlattı.
Ayağa kalkıp pencerenin önüne gitti. Perdeyi araladı. Dışarıda akşam yavaş yavaş çökmeye başlamıştı. Sokak lambaları birer birer yanıyordu.
Kutay alnını cama yasladı.
Günün en kötü tarafı, Beste'yi düşünmek değildi.
Onu düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünmesiydi.
"Niye bu kadar umurumda?" diye sordu kendi kendine.
Bir süre sustu.
Sonra hafifçe güldü.
"Çünkü akılsızsın."
Yatağa geri döndü.
Telefonunu aldı ve mesajlar kısmını açtı. Beste'nin ismini gördüğü anda parmağı ekranın üzerinde durdu.
Mesaj yazma bölümüne girdi.
"Bugün nasılsın?"
Yazdı.
Birkaç saniye baktı.
Sildi.
"Okul nasıldı?"
Yazdı.
Onu da sildi.
Sonunda ekrana sadece şu kaldı:
"Uyudun mu?"
Kutay mesajı uzun süre izledi.
"Bu ne şimdi?"
Başını iki yana salladı.
"İnsan gibi konuşmayı da bilmiyorsun."
Telefonu tekrar bıraktı.
Sonra odanın içinde dolaşmaya başladı.
Masasına geçti. Kitaplarını çıkardı ama kitabın kapağını açmasına rağmen tek bir satır bile okuyamadı.
Kalemi parmaklarının arasında çevirdi.
Bir süre sonra defterin boş sayfasına farkında olmadan bir şeyler karalamaya başladı.
Önce anlamsız çizgilerdi.
Sonra bir kelime yazdı.
Beste.
Kutay kalemi anında bıraktı.
Sayfaya baktı.
Sanki kelimeyi kendisi yazmamış gibi birkaç saniye öylece kaldı.
Ardından defteri kapattı.
"Tamam. Yeter."
Işıkları kapatıp yatağına uzandı.
Oda karanlığa gömüldü.
Ama zihni daha da aydınlandı.
Gözlerini kapattığında gün boyunca gördüğü her şey yeniden karşısına çıkıyordu.
Beste'nin bakışı...
Ses tonu...
Küçük bir gülümsemesi...
Kutay yorganı üzerine çekti.
"İnsan birini özlemeden de düşünebilir," dedi kendi kendine.
Bir an durdu.
"Değil mi?"
Bu kez kendi sorusuna bile inanmadı.
Telefonu yeniden eline aldı.
Ekranı açtı.
Mesaj bölümüne girdi.
Bu kez silmedi.
"Bugün seni düşündüm."
Parmağı gönder tuşunun üzerinde kaldı.
Kalbi hızlandı.
"Yok artık."
Mesajı sildi.
Telefonu göğsünün üzerine bıraktı ve gözlerini tavana dikti.
Dudaklarının arasından küçük bir gülümseme çıktı.
"Yarın konuşurum."
Bir süre sonra gözleri ağırlaşmaya başladı.
Tam uykuya dalacakken telefonundan küçük bir bildirim sesi geldi.
Kutay bir anda gözlerini açtı.
Elini telefona uzattı.
Ekrana baktı.
Ve o an, bütün gün kendine söylediği yalanların hiçbirinin işe yaramadığını anladı.
Çünkü mesaj Betseden'di..
Kutay birkaç saniye boyunca ekrana öylece baktı.
Mesajı açmaya bile korkuyordu.
Sanki ekrana dokunduğu anda bütün gece boyunca kaçmaya çalıştığı düşünceler yeniden karşısına dikilecekti.
Sonunda parmağını ekrana götürdü.
Beste:
"Uyumadın değil mi?"
Kutay istemsizce gülümsedi.
"Bu kız beni nereden biliyor?"
Mesaj kutusuna yazdı.
"Uyuyordum."
Gönderdi.
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
"Tabii. Ben de astronotum."
Kutay kahkahayı tutamadı.
Karanlık odada çıkan kısa gülüşünü duyunca kendi kendine şaşırdı.
"Bu kız gerçekten akılsız."
Beste:
"Ne yapıyorsun?"
Kutay yatağın üzerinde doğruldu.
"Evimdeyim."
"Onu sormadım."
Kutay kaşlarını kaldırdı.
"Ne soruyorsun o zaman?"
"Gerçekten ne yapıyorsun?"
Kutay bir süre cevap yazmadı.
Çünkü vereceği cevap basit değildi.
Yatağında uzanmış, tavanı izliyor ve gün boyunca aklından çıkmayan birini düşünüyordu.
Ama bunu söylemeyecekti.
"Hiçbir şey. Odada takılıyorum."
Beste:
"Yalnız mısın?"
Kutay'ın parmakları ekranda durdu.
"Yalnızım."
Mesaj gönderildikten sonra odasına baktı.
Gerçekten de yalnızdı.
Ama garip olan şuydu...
İlk defa bu kadar yalnızken kendini yalnız hissetmiyordu.
Telefon yeniden titredi.
"Ben de odamdayım."
Kutay gülümsedi.
"İyi."
"İyi mi?"
"Evet."
"Ne kadar romantik bir cümle."
Kutay güldü.
"Ne dememi bekliyorsun?"
"Bilmiyorum. Biraz insan gibi konuş."
Kutay başını yastığa yasladı.
"İnsan gibi konuşmayı bilmiyorum."
"Fark ettim."
Kutay birkaç saniye sustu.
Sonra yazdı:
"Bugün nasıldı?"
Beste'nin cevabı biraz gecikti.
"Normal."
Kutay ekrana baktı.
"Normal demek iyi değil."
"Niye?"
"Çünkü gerçekten iyi olsaydı 'iyi' derdin."
Beste cevap vermedi.
Kutay telefonu göğsünün üzerine bıraktı.
Bu kez bekledi.
Bir dakika.
İki dakika.
Üç dakika.
Sonunda telefon yeniden titredi.
"Sen neden böyle şeyleri fark ediyorsun?"
Kutay gözlerini kapattı.
Çünkü onu önemsemeye başladığını söyleyemezdi.
Çünkü bazı insanlar hayatına sessizce girer, sonra fark ettirmeden düşüncelerinin en kalabalık yerine yerleşirdi.
Beste de öyle olmuştu.
"Bilmem," diye yazdı.
"Belki seni dinliyorumdur."
Beste:
"Sen beni dinliyor musun gerçekten?"
Kutay ekrana baktı.
Bu sorunun cevabı basitti.
"Evet."
Bir süre sonra yeni mesaj geldi.
"Teşekkür ederim."
Kutay telefonunu elinde tuttu.
Sonra pencereye baktı.
Dışarıda gece tamamen çökmüştü.
"Bir şey soracağım," yazdı.
"Sor."
"Bugün neden bana baktın?"
Cevap gelmedi.
Kutay bekledi.
Ekrana tekrar tekrar baktı.
Sonunda:
"Çünkü sen de bana bakıyordun."
Kutay'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Yakalandım."
"Çok belli ediyorsun."
"Sen de."
"Ben neyi belli ediyorum?"
Kutay cevap yazmadan önce uzun süre düşündü.
Sonra sadece:
"Bilmem."
Gönderdi.
Beste:
"Yalan söylüyorsun."
Kutay başını yastığa gömdü.
"Bu kız beni gerçekten zorlayacak."
Telefonu biraz uzaklaştırdı.
Ama birkaç saniye sonra tekrar aldı.
Beste:
"Kutay?"
"Efendim?"
"İyi ki geldin."
Kutay'ın gülümsemesi bir anda kayboldu.
Cümleyi tekrar okudu.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Sonra telefonu göğsüne bıraktı.
Tavanı izledi.
İçinden tek bir cümle geçti:
"Ben de iyi ki geldim."
Ama bunu yazmadı.
Sadece ekrana baktı ve sonunda cevap verdi:
"Ben de."
Kutay telefonu yavaşça yatağın üzerine bıraktı.
Odanın içinde yeniden sessizlik vardı.
Ama bu kez sessizlik eskisi gibi değildi.
Az önce Beste'nin gönderdiği iki kelime hâlâ zihninin içinde dönüp duruyordu.
İyi ki geldin.
Kutay tavana baktı.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra sanki karşısında biri varmış gibi konuşmaya başladı.
"İyi ki geldinmiş..."
Kısa bir kahkaha attı.
"Ne yapıyorsun sen Kutay? Bir insan iki kelime söyledi diye niye böyle mal mal tavana bakıyorsun?"
Cevap bekledi.
Tabii ki gelmedi.
Başını iki yana salladı.
"Bak, yarın gidip normal davranacaksın. Normal. Anladın mı? Öyle sürekli bakmak yok. Gülümsemek yok. Gereksiz yere yanında dolanmak yok. Hele saçma sapan cümleler hiç yok."
Bir an sustu.
"Gerçi sen ne zaman normal davrandın ki?"
Kendi kendine güldü.
Sonra yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Niye böyle oldu?"
Bu kez sesi daha sessizdi.
"Ben buraya bunun için gelmedim ki."
Yatağın kenarına oturdu.
Ellerini birbirine geçirdi.
"Ben sadece... bazı şeyleri düzeltmek için geldim. Geçmişi kapatmak için. Her şeyi yeniden başlatmak için değil."
Bir süre ellerine baktı.
"Sonra Beste çıktı karşıma."
Başını kaldırdı.
"Ve bütün planlarımın içine etti."
Gülümsedi.
"Bir insan bunu nasıl bu kadar kolay yapabilir?"
Pencereye doğru yürüdü.
Perdeyi hafifçe araladı.
Sokak neredeyse tamamen sessizdi.
"Ben ondan kaçmaya çalışıyorum, o karşıma çıkıyor. Konuşmamaya çalışıyorum, bir şey söylüyor. Bakmamaya çalışıyorum, göz göze geliyoruz."
Derin bir nefes aldı.
"Bir de 'iyi ki geldin' diyor."
Kutay alnını cama yasladı.
"Ben şimdi ne yapacağım?"
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra kendi sorusuna cevap verdi.
"Hiçbir şey."
Başını kaldırdı.
"Hiçbir şey yapmayacaksın. Çünkü sen bir şey yaptığında her şeyi mahvediyorsun."
Yatağa geri döndü.
"Zaten geçmişte de böyle olmadı mı?"
Bu kez yüzündeki ifade tamamen değişti.
Gözlerini yere indirdi.
"Bir şeyleri düzeltmek istedin. Daha kötü yaptın."
Parmaklarını birbirine geçirdi.
"İnsanları korumak istedin. Onları kendinden uzaklaştırdın."
Yutkundu.
"Sonra herkes gitti."
Odanın sessizliği ağırlaştı.
Kutay başını yatağın başlığına yasladı.
"Belki de benim sorunum bu."
Kendi kendine baktı.
"İnsanları seviyorum ama bunu göstermeyi bilmiyorum."
Kısa bir sessizlik.
"Ya da sevdiğim insanları kaybetmekten korktuğum için daha en başından uzaklaştırıyorum."
Gözlerini kapattı.
"Çünkü birini kaybetmektense hiç sahip olmamak daha kolay geliyor."
Bir süre sonra gözlerini açtı.
"Ama Beste..."
Adını söylerken durdu.
"Beste farklı."
Kendi söylediğine şaşırdı.
"Farklı mı?"
Başını iki yana salladı.
"Hayır. Belki de sorun onun farklı olması değil. Benim ona karşı farklı davranmam."
Telefonuna baktı.
Ekranda hâlâ Beste'nin son mesajı duruyordu.
Ben de.
Kutay hafifçe gülümsedi.
"Sen de iyi ki geldin."
Bu kez bunu yüksek sesle söyledi.
"Keşke bunu sana söyleyebilseydim."
Telefonunu eline aldı.
Mesaj ekranını açtı.
Yazmaya başladı.
"Beste, sana bir şey söylemem lazım."
Durdu.
Sildi.
Tekrar yazdı.
"Ben aslında..."
Yine sildi.
Telefonu yatağa bıraktı.
"Yok."
Derin bir nefes aldı.
"Henüz değil."
Sonra sırtüstü uzandı.
"Belki yarın."
Gözlerini kapattı.
"Yarın ona her şeyi anlatırım."
Bir saniye sonra gözlerini açtı.
"Hayır, anlatmam."
Kendi kendine güldü.
"Sen gerçekten karar veremiyorsun."
Yorganı üzerine çekti.
"Belki de bazı şeylerin cevabını hemen bulmak gerekmiyordur."
Tavana son kez baktı.
"Belki bazı insanlar hayatımıza neden girdiklerini anlatmak için değil, neden hâlâ bir şeyler hissedebildiğimizi hatırlatmak için gelir."
Sessizlik.
Kutay'ın gözleri yavaşça kapandı.
"Umarım bu sefer kaçmam."
Sonra çok daha kısık bir sesle ekledi:
"Umarım bu sefer kaybetmem."
Ve o gece Kutay, uzun zamandır ilk defa geçmişi düşünerek değil, yarını merak ederek uykuya daldı.
“İnsan bazen kaybetmekten korktuğu kişiden değil, ona hissettirdiklerinden kaçar.”🖤🌙
