BÖLÜM 6: Mühürlü Oda

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 6: Mühürlü Oda

"Biri konumumuzu Rejim'e sızdırdı," dedi Kael.
Sözü bitmeden koridorun iki ucundan da kırmızı tarama ışıkları yanıp sönmeye başladı. Kristal zeminde ilerleyen o ağır, ritmik postallar artık uzakta değildi. Varian'ın özel muhafızları. Onlar koşmazdı. Avlarının kaçacak yeri olmadığını bilirlerdi.
Malea panikle arkasındaki devasa kristal kapıya baktı. Mühürlü oda. Eliot'un verdiği kartı okutabileceği tek yer. Ama kart titreyen avuçlarında terlemişti.
"Malea, anahtarı al!" diye bağırdı Kael, onu kapıya doğru iterken. "Ben tutarım!"
Kael belindeki kırık çelik mızrak parçasını çekti. Omzundaki yara yeniden kanamaya başlamıştı, kan siyah deri ceketine sızıyordu. Ama duruşu... O, Erkekler Bölgesi'nin madenlerinde doğmuş bir duvardı.
Tam o sırada, arkalarındaki dar servis kapısı şiddetle açıldı.
"Bu tarafa!"
Gelen Eliot'tu. Saçları dağılmış, nefesi kesilmiş, elinde o kristal kartın yedek anahtarı vardı. Gözleri öfkeyle doluydu ama öfkesi Malea'ya değil, arkasından gelen gölgeyeydi.
Eliot, Malea'nın kolunu tuttu. "Aren yaptı! O adi herif... Bizim evimizden Varian'a sinyal gönderdi. Beni de sizi de sattı!"
Malea'nın gözleri büyüdü. İhanetin acısı, Rejim'in ayak seslerinden bile daha soğuktu. Aren... Birlikte Yaşayanlar Bölgesi'nden gelen ilk aşkı... Onu ölüme göndermişti.
Kael, Eliot'a bir an baktı. Kısa bir baş selamı. Erkekler Bölgesi'nden bir erkeğin, bir kadına duyduğu en saf saygı. "Arka kapıyı aç."
Eliot kartı takarken, Kael öne çıktı. Koridorun karanlığından ilk muhafız göründü. Komutan Varian değildi henüz, sadece öncülerdi. Ama Kael'in gözlerinde o olgun kıskançlığın yerini şimdi saf bir koruma içgüdüsü almıştı.
"Mühürlü odaya girin," dedi Kael, sesi alçak ve kesin. "Kapıyı içeriden kapatın. Ne olursa olsun açmayın."
"Kael, hayır—" Malea itiraz edecek oldu ama Kael eğilip alnına bir öpücük kondurdu. Yıllarca duygusuz yaşamış Aura'lı bir kıza verilmiş en sıcak söz.
"Yanındayım dedim ya Malea. Bu da onun bir parçası."
Kristal kapı kayarak açıldı ve Eliot Malea'yı içeri çekti. Kapı kapanmadan önce Malea'nın son gördüğü şey, Kael'in kollarındaki kan ve arkasında beliren Aren'in siluetiydi.
Mühürlü oda, Aura'nın geri kalanı gibi değildi.
Burası sessizdi. Duvarlar pürüzsüz kristal değil, sanki yüzyıllar önce erimiş ve yeniden donmuş ham kayalardı. Ortada, yerden yükselen siyah bir kaidenin üzerinde tek bir şey duruyordu.
İkinci Kadim Anahtar.
Eliot nefesini tuttu. "Bu... Akademideki kitaplarda böyle anlatılmamıştı."
Anahtar bir anahtara benzemiyordu. Uzun, keskin kenarlı bir hançer gibiydi ama kabzası yoktu. Tamamen ham, işlenmemiş bir kristalden oluşuyordu. Ama Aura'nın o soğuk mor kristallerinden değildi.
Taşın kalbi, sanki içinde bir gün batımı hapsolmuş gibi koyu kehribar renginde parlıyordu. Dış yüzeyi ise Kül Vadisi'ndeki paslı madenler gibi gri, pürüzlü ve çatlaktı. İki bölgenin birleşimi. Birlikte Yaşayanlar Bölgesi'nin taşlarından yapılmış gibi. Hem sıcak hem soğuk. Hem dikenli hem pürüzsüz.
Yaklaştıkça Malea taşın uğuldadığını hissetti. Zihninde bir fısıltı değil, bir kalp atışı gibi atıyordu.
"Malea, dokunma! Rejim—" Eliot uyarmaya çalıştı ama çok geçti.
Malea parmaklarını kristale uzattı. Taş, onun tenine değer değmez çatladı.
Çatlaktan sızan ışık odayı doldurmadı, aksine Malea'nın içine aktı. Gözlerinin önünde bir an... Kael'in madenlerdeki çocukluğu, Eliot'un akademideki ilk günü, Aren'in ona ilk kez "gitme" dediği an... Hepsi birbirine karıştı.
Taş, anıları okuyordu. Ve sadece saf bir niyeti olanlara kendini veriyordu.
Kristal, Malea'nın avucunda küçülerek bir kolye boyutuna geldi. Kenarları elini acıtacak kadar keskin, ama içi avucunu ısıtacak kadar sıcaktı. Taşlı, kristalli, vahşi bir anahtar.
Tam o anda arkalarındaki kapı yumruklandı.
"Malea!" Kael'in sesi dışarıdan geliyordu, boğuk ve öfkeli. "Varian geldi!"
Elinde İkinci Anahtar ile Malea, Eliot'a döndü. Gözleri artık korkuyla değil, o taşın kehribar ışığıyla parlıyordu.
"Artık hain değilim," dedi fısıldayarak. "Artık ne olduğumu biliyorum."
Kapı bir kez daha sarsıldı. Bu sefer bir yumruk değil, çelik bir dipçikti.
Dışarıdan Varian'ın sesi geldi. Soğuk, metalik, Aura'nın bütün koridorlarında yankılanan o ses.
"Malea Solin. Kadim Hırsız. Mühürlü Oda'ya izinsiz giriş... İdam sebebidir."
Eliot, Malea'nın önüne geçti. Eli titriyordu ama gözleri ilk kez netti. Akademide ezberlediği bütün yalan tarih bir anda anlam kazanmıştı.
"Varian, o anahtar senin değil!" diye bağırdı Eliot. "O anahtar Birlikte Yaşayanlar'ın! Kitaplar yalan söylemiş!"
Varian güldü. Kapının demirleri gıcırdadı.
Ve o anda Kael'in sesi... Artık boğuk değildi. Öfkeliydi.
"Kapıdan uzak dur Varian."
Kael, kapının hemen önündeydi. Omzundaki kan artık kurumuştu. Elindeki kırık mızrağı bırakmıştı. Çünkü artık başka bir silahı vardı: Vücudu.
Malea içeriden bağırdı: "Kael! İçeri gel!"
Ama Kael gelmedi. Kapının dış mandalını tuttu ve içeriden kilitlenmesini sağladı. Eliot'un verdiği yedek kartı dışarıdan kırdı.
"Ne yapıyorsun?!" Eliot dehşetle kapıya vurdu.
Kael, kapıdaki küçük gözetleme aralığından Malea'ya baktı. Gözleri mor ışıkla parlayan Malea'nın gözleriyle buluştu.
"Bu anahtar bir kapı açmıyor Malea," dedi fısıldayarak. Sadece onun duyacağı kadar. "Bu anahtar birini seçiyor. Seni seçti. Eğer ikimiz de içeride olursak, Rejim odayı havaya uçurur. Ama ben dışarıda kalırsam..."
Cümlesini bitirmedi. Çünkü Malea elindeki İkinci Anahtar'ı kaldırdı.
Taşlı, kristalli anahtar avucunda zonkluyordu. Kehribar kalbi çatırdadı ve ilk kez gerçek gücünü gösterdi. Işık değil, ısı yaydı. Malea'nın gözyaşları buhar oldu.
O, Birlikte Yaşayanlar'ın kızıydı. Annesi Kadınlar Bölgesi'nden, babası Erkekler Bölgesi'nden gelmişti. Bu yüzden anahtar sadece ona tepki veriyordu.
Malea anahtarı demir kapının kilidine sokmadı. Doğrudan kapının kendisine bastırdı.
TAŞ, DEMİRİ ERİTTİ.
Kapı, sıvı kehribar gibi dalgalandı.
"Kael! ŞİMDİ!"
Kael son gücüyle kendini içeri attı. Aynı anda Varian'ın muhafızları koridorun sonundan ateş açtı. Kırmızı lazerler Malea'nın az önce durduğu yeri delip geçti.
Kapı arkalarından tekrar katılaştı. Ama bu sefer şeffaftı. Dışarıyı görebiliyorlardı.
Dışarıda kalan Aren'i gördüler. Aren donup kalmıştı. Gözleri Malea'da, elinde hala o sızdırma küpü titriyordu. Varian'ın gölgesi üzerine düşerken, ilk kez ne yaptığını anladı.
Malea, taşlı anahtarı göğsüne bastırdı. Kael onu arkadan sararken, Eliot şaşkınlıkla fısıldadı:
"Bu... bu bir anahtar değil. Bu bir kalp."
Burada keselim mi? Bir sonraki sahnede Anahtar onlara üçüncü bölgenin haritasını göstersin mi, yoksa doğrudan Varian'ın yüzünü gösterip Aren'in akıbetini mi görelim?
Kapının arkasındaki sessizlik, dışarıdaki çığlıklardan daha gürültülüydü.
Kael, sırtını erimiş kapıya dayamış, kanını tutmaya çalışıyordu. Malea'nın elleri hala o taşlı anahtarın üzerindeydi. Kehribar kalp artık sadece parlamıyor, atıyordu. _Güm. Güm. Güm._ Tıpkı bir kalp gibi.
Eliot dizlerinin üzerine çöktü. "Bu imkansız... Akademide bize sadece iki bölge olduğu öğretildi. Kül Vadisi ve Aura."
Malea, "Üç tane vardı," diye fısıldadı. Taş ona fısıldıyordu.
O anda anahtar avucundan kaydı. Yere düşmedi. Havada asılı kaldı.
Ve çatladı.
Dıştaki gri, pürüzlü taş kabuk bir yumurta gibi kırıldı, içindeki kehribar ışık odaya yayıldı. Işık bir noktada toplanmadı, tüm odaya bir harita olarak yansıdı.
İlk bölgeyi gördüler: *Kül Vadisi.* Gri, paslı, dumanlı. Madenlerin olduğu yer.
İkinci bölge: *Aura.* Mor kristallerle kaplı, soğuk ve kusursuz. Varian'ın şehri.
Ve sonra... üçüncüsü.
Üçüncü bölge haritada karanlıktı. Ama ışık yaklaştıkça gördüler. Burası ne Kül Vadisi ne de Aura'ydı. Burası yeşildi. Nehirler vardı. Ağaçlar vardı. Ve tam ortasında, iki bölgenin sınırında değil, ikisinin de üzerinde yükselen devasa bir yapı. Çökmüş, unutulmuş bir şehir.
"Birlikte Yaşayanlar Bölgesi..." Eliot'un sesi titredi. "Yok edilmedi. Sadece... saklandı. Haritadan silindi."
Haritanın ortasında, yeşil bölgenin kalbinde, küçük bir ışık yanıp sönüyordu. Üç anahtarın birleştiği yer.
Malea, Kael'e döndü. Gözlerindeki mor ışık sönmüş, yerini o kehribar rengine bırakmıştı.
"Babamın anlattığı masal burasıymış," dedi. "Üçüncü bölge yok olmadı Kael. Bizi bekliyor."
Kael gülümsedi. Yorgun, kanlı bir gülümseme. "O zaman ne bekliyoruz? Haritamız var."
Harita yavaş yavaş tekrar anahtarın içine çekildi. Gri taş kabuk yeniden kapandı ama bu sefer üzerinde yeni bir şey vardı. Daha önce olmayan, parlayan bir rün. Üç bölgeyi birbirine bağlayan üçgen bir sembol.
Dışarıdan Varian'ın sesi bir kez daha geldi, ama bu sefer daha uzaktan. Kapıyı eritememişti. Anahtar onu mühürlemişti.
"İçeride ne görürsen gör Malea," dedi Kael, Malea'nın elindeki taşlı anahtarı kendi eliyle birlikte tutarak. "Artık yalnız değilsin. O harita bizi nereye götürürse götürsün."
Malea başını salladı. Avucundaki anahtar artık sadece bir obje değildi. Bir pusulaydı.

6. Bölüm Sonu-

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.