5. bölüm / 6
FARKLI DÜNYALAR ARASINDABölüm 5: Ayna ve Diken
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5: Ayna ve Diken
Kül Vadisi’nin zehirli ve paslı dumanı geride kalırken, Aura’nın sınırlarını sarmalayan devasa mor kalkanın soğuk, kristalize ışığı geceyi aydınlatıyordu. Kadınlar Bölgesi, uzaktan kusursuz bir zümrüt gibi parlarken, içine adım atıldığı an insanı donduran bir yalnızlıkla karşılıyordu konuklarını.
Malea ve Kael, akademinin altındaki eski havalandırma tünellerini kullanarak kalkanın altından sızmayı başardılar. Ancak Aura’nın o berrak, yüksek tavanlı kristal koridorlarına çıktıkları anda büyüleyiciliğin yerini ağır bir nefret duygusu aldı.
Alarmlar çalmadı; Rejim henüz varlıklarını tespit edememişti ama sokaklardaki ve koridorlardaki gözler her şeyi anlatıyordu. Yoldan geçen akademililer, eski sınıf arkadaşları, Malea’yı gördüklerinde oldukları yerde duruyor, nefretle karışık bir şokla fısıldaşmaya başlıyorlardı.
"İşte o... Rejim’e ihanet eden Malea."
"Yanında taşıdığı mahluka bak... Ares’ten bir canavar getirecek kadar alçalmış."
"Rejim haklıymış, zihnini kirletip bir haine dönüşmüş."
Malea, fısıltıların zihninde yarattığı kırbaç etkisine direnmeye çalışarak başını dik tutmaya çalıştı. Ancak gözlerinden süzülmek üzere olan yaşları engellemek imkânsızdı. Tam o sırada sırtında sıcak, sarsılmaz bir baskı hissetti.
Kael, geniş gövdesiyle Malea’nın hemen arkasına geçmiş, bir elini hafifçe Malea’nın beline koymuştu. Yüzünde, Erkekler Bölgesi’nin madenlerinde dövülmüş çelik gibi sert bir ifade vardı. Bakışlarıyla etraftaki fısıldayan herkesi adeta tehdit ediyor, Malea ile arasına aşılamaz bir duvar örüyordu. Malea’ya yaklaşmalarına, onu laflarıyla ezmelerine izin vermeyecekti.
"Bize bakmalarına izin verme," diye fısıldadı Kael, sesi kadar sıcak ve koruyucu bir tonda. "Sadece önüne bak Malea. Yanındayım."
Dar ve loş bir arka koridora saptılar. Malea, bildiği tek güvenli kapının önüne geldiğinde elleri titriyordu. Akademi yıllarında aynı odayı paylaştığı, sırdaşı, kardeşten öte gördüğü Eliot’un kapısıydı bu.
Malea kapıdaki zihinsel komut paneline parmağını bastı. Birkaç saniyelik gerilimli bir sessizliğin ardından kristal kapı kayarak açıldı.
Odanın ortasında duran Eliot, kapıdaki figürü gördüğü an elindeki cam bardağı yere düşürdü. Bardak binlerce kristal parçasına bölünürken, Eliot’un gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"M-Malea?.." Eliot’un sesi titriyordu. "Sen... Ölmüş olmalıydın. Rejim senin bir operasyonda yok edildiğini söyledi..."
"Eliot, lütfen dinle—" Malea bir adım attı ama Eliot geriye çekilerek sertçe elini kaldırdı.
"Yaklaşma bize!" diye bağırdı Eliot. Bakışları Malea’dan, arkasında bir gölge gibi duran Kael’e kaydı. Kael’in deri ceketindeki kan izleri, omzundaki yara ve elindeki metal kalıntıları Eliot’un gözlerindeki korkuyu ve öfkeyi körükledi. "Ares’ten bir infazcıyı buraya nasıl getirirsin? Sen gerçekten Rejim’in dediği gibi... bir hain misin?"
"Hain değilim!" dedi Malea, sesi kırgınlıkla kısılarak. "Bize öğretilen her şey yalandı Eliot. Bizi birbirimizden korkutup duygularımızı öldürdüler!"
Tam o sırada, odanın iç kısmındaki yarı karanlık kütüphaneden bir adım sesi geldi.
"Eliot, ne oluyor orada? O gürültü de neydi—"
Cümle yarıda kesildi.
Karanlığın içinden çıkan genç adam, Malea’yı gördüğü an donup kaldı. Malea ise olduğu yerde taş kesildi. Nefesi boğazına tıkandı.
"Aren?.." Malea’nın dudaklarından dökülen bu isim, küçük odanın içindeki havayı saniyeler içinde sıfırın altına düşürdü.
Aren... Birlikte Yaşayanlar Bölgesi Harmonia’dan kaçıp gelen, yıllar önce Malea’nın hayatındaki ilk ve tek aşkı olan adam. Ve şimdi... Eliot’un hemen arkasında duruyordu. Eliot’un eli, korumacı bir refleksle Aren’in koluna kenetlendi.
İki çift göz karşı karşıya geldi. Aren’in gözlerinde eski günlerin burukluğu, pişmanlığı ve hâlâ sönmemiş bir kıvılcım parladı. Malea ise kalbinin orta yerine saplanan o derin acıyla sarsıldı. Yıllar önce yarım kalmış, koparılmış bir hikâyenin enkazı tam karşısındaydı.
"Malea..." diye fısıldadı Aren. Sesi gergindi. "Sen... buradasın."
O an odadaki gerilim patlama noktasına geldi.
Kael, Aren’in Malea’ya bakışındaki o derinliği, o eski sahiplenme hissini saniyesinde fark etti. İçindeki Erkekler Bölgesi’nden kalma o vahşi dürtü, kanını tutuşturdu. Parmakları istemsizce sıkıldı, omzundaki kaslar gerildi. İçinde yükselen kıskançlık dalgası göğsünü sıkıştırıyordu. Aren, Malea’nın geçmişiydi.
Ama Kael ergen bir öfkeye teslim olmadı. Derin ve olgun bir nefes aldı. İçindeki o kıskançlık sızısını bastırdı ve bir adım öne çıkarak Malea’nın tam yanında durdu. Eliyle Malea’nın titreyen elini kavradı ve parmaklarını parmaklarına kenetledi.
Sessiz ama kaya gibi sağlam duruşuyla Aren’e bir mesaj veriyordu: Geleceği benim yanımda. Onu koruyan benim.
Aren’in gözleri, ikisinin kenetlenmiş ellerine kaydı. Bakışlarındaki o hafif burukluk, yerini Kael’e karşı yükselen sessiz bir rekabet gerilimine bıraktı. Kael ise bakışlarını Aren’den bir an bile kaçırmadan, Malea’yı göğsünün hizasına çekerek korumacı tavrını sürdürdü.
"Neler oluyor burada?" dedi Eliot, sesindeki kıskançlık ve öfke kriziyle. Aren’in Malea’ya bakışını o da görmüştü. "Siz ikiniz... Ne hakla buraya gelip hayatımızı darmadağın ediyorsunuz? Aren artık benimle Malea! Sen gittin! Rejim’e ihanet ettin ve öldün sanıyorduk!"
"Aşk için gelmedik buraya Eliot," dedi Kael. Sesi o kadar derin, sert ve olgun çıkmıştı ki, odadaki herkes bir an duraksadı. "Malea buraya evini yıkmaya değil, bu lanet rejimin insanlığa yaptığı işkenceyi bitirmeye geldi. Eğer azıcık dostluğunuz kaldıysa, dinleyin."
Malea, Kael’in elini daha da sıktı. Kael’in bu olgunluğu, onu kırmadan koruma çabası kalbini ısıtmıştı.
"Eliot, İkinci Kadim Anahtar Aura’da," dedi Malea, gözlerindeki yaşı silerek. "Rejim’in bizi nasıl köleleştirdiğini biliyorsun. Bize yardım etmek zorunda değilsin ama en azından anahtarın olduğu mühürlü odaya girmemize izin ver."
Eliot öfkeyle soluyordu. Malea’nın yanındaki Ares’li adama, ikisinin arasındaki o kırılmaz bağa baktı. Akademideki o soğuk, duygusuz Malea gitmiş; yerine aşkı ve cesareti öğrenmiş bir kadın gelmişti. Eliot’un içindeki sert kabuk, eski dostunun o çaresiz ama kararlı gözlerini görünce çatladı.
"Sizi hemen ihbar etmeliydim..." diye fısıldadı Eliot, sesi alçalarak. "Ama... o mühürlü odaya sadece hain olmayanlar girebilir derlerdi. Ben senin hain olmadığını biliyorum Malea. Bizi terk ettin ama asla bir hain olmadın."
Eliot masanın üzerindeki kristal erişim kartını alıp Malea’ya uzattı: "Mühürlü odanın geçidi akademinin alt katında. Git ve ne alacaksan al... Ama sonra bir daha buraya dönmeyin."
"Teşekkür ederim Eliot," dedi Malea, gülümsedi.
Malea ve Kael odadan çıkıp alt kattaki mühürlü tapınağa doğru ilerlerken, Aren arkada kalmıştı.
Eliot mutfağa doğru geçtiğinde, Aren gölgelerin arasında tek başına duruyordu. Yüzünde karmaşık, karanlık bir ifade vardı. Bakışları Malea’nın gittiği koridora kilitlenmişti.
Cebinden çıkarığı küçük, siyah ve kırmızı ışıklar saçan metal bir mesaj küpünü aktif etti. Küpün üzerindeki sinyal frekansı doğrudan Rejim Muhafızları Komutanı Varian’ın kışlasına bağlıydı.
Aren küpe fısıldadı: "Varian... İhanet eden Malea ve yanındaki Ares’li şu an Aura Akademisi’nin altında, mühürlü odadalar. Koordinatları gönderiyorum."
Aren küpü kapattı. Malea’nın başka bir erkeğe ait olması, Kael’in o korumacı ve güçlü duruşu içindeki kıskançlık zehrini körüklemişti. Eğer Malea onun olamıyorsa, bu dünyada hiçbir şey olamazdı.
Mühürlü odanın kapısına ulaştıklarında, Kael aniden durdu. İçindeki o metal algısı ve tehlike sezgisi alarm veriyordu.
Tünelin derinliklerinden, kristal zeminleri titreten ritmik ve ağır postalların sesleri gelmeye başladı. Rejim Muhafızları’nın ve Komutan Varian’ın baskın birlikleri tünelin iki tarafını da kapatıyordu.
Malea dehşetle arkasına baktı. "Olamaz... Bizi nasıl buldular?"
Kael, elini belindeki çelik mızrak parçasına götürürken Malea’nın önüne geçti. Gözleri tünelin karanlığına kilitlenmişti.
"Biri konumumuzu Rejim’e sızdırdı," dedi Kael, sesi dondurucu bir soğuklukla.
Aura’nın kalbinde, kaçacak hiçbir yerleri kalmamıştı. Ve ihanetin izi, en güvendikleri geçmişin içinden çıkmıştı.
Bölüm etkileşimi
