1.BÖLÜM- KARANLIK ÇAĞLAR

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM- KARANLIK ÇAĞLAR

1960 yılının o kanlı ve soğuk gecesinde dünya sadece harita üzerindeki sınırlarla bölünmemişti; insanlığın geleceği, umutları ve özgürlüğü de paramparça edilmişti. Büyük Savaş’ın ardından alınan radikal kararlar, gezegeni üç sert sınıra hapsetti: Kadınlar Bölgesi, Erkekler Bölgesi ve sadece rejim gözetimindeki tüccarlar ile ajanların yaşadığı Birlikte Yaşayanlar Bölgesi. Ülkeler arasındaki gizli geçitler mühürlenmiş, herkes kendi hücresine çekilmişti. Yıllardır süren bu kasvetli sessizlik, dünyayı adeta nefes alamayan devasa bir zindana çevirmişti.
Ama yerin onlarca metre altında, betonun, toprağın ve soğuk nemin sindiği o devasa yeraltı sığınağında durum farklıydı.
Sığınağın geniş, loş salonında tam yüz kişi toplanmıştı. Her biri farklı dünyalardan, farklı yollardan ve aşılması imkânsız denilen o yasaklı geçitleri aşarak buraya gelebilmişti. Aralarında kadim büyücüler, zihninin sınırlarını aşmış özel güç sahipleri ve tek derdi özgürce nefes almak olan korkusuz isyancılar vardı. Havada, büyücülerin avuçlarından süzülen hafif morumsu ve mavi enerjilerin yarattığı titreşimli bir gerilim geziniyordu.
Salonun ortasındaki yüksek taş platforma doğru bir adım atıldı. Adımların yankısı, yüz kişilik kalabalığın fısıltılarını bir anda bıçak gibi kesti.
Sam, platformun kenarına gelip derin bir nefes aldı. Gözleri, karanlığa alışmış bu yüz cesur insan üzerinde tek tek gezindi. Yüzündeki kararlılık, sığınağın soğuk havasını ısıtmaya yetecek kadar güçlüydü.
"Burada, toprağın ve tarihin gömdüğü bu karanlıkta neden toplandığımızı hepiniz biliyorsunuz," diye başladı Sam. Sesi, sığınağın taş duvarlarında yankılanırken her bir kelimesi bir yemin gibi çınlıyordu. "1960’ta başlayan o meşum savaş, insanlığa güvenlik ve düzen masalı sattı. Bizi birbirimizden kopardılar. Kadınları bir tarafa, erkekleri bir tarafa hapsettiler; aradaki bağları kopardılar, aşkı, beraberliği ve özgürlüğü yasakladılar. Bizi 'güvenlik' adı altında kendi ördükleri duvarların arkasında çürümeye bıraktılar."
Sam duraksadı. Avucunu gökyüzüne doğru açar gibi yukarı kaldırdı:
"Ama bugün, bu yer altı sığınağında bir devrin sonunu ilan etmek için buradayız! İnsanlara hak ettikleri ışığı vermeye geldik. Bu Karanlık Çağ geride kalacak! İnsanlığımız, daha iyi, daha adil ve tamamen özgür bir gelecekte yeniden doğacak. Halkımızın, tek bir çocuğun bile korkmadan yaşayacağı o günlerin mutluluğu ve güvenliği için savaşacağız."
Sam’in gürlemeyi andıran sesi yankılanmaya devam ederken, yüz kişilik kalabalığın ortasında zaman iki kişi için adeta ağır çekimde akıyordu.
Kalabalığın sol kanadında, Kadınlar Bölgesi’nin soğuk ve disiplinli akademilerinden kaçarak buraya ulaşmış olan Malea duruyordu. Sırtını soğuk betona yaslamış, gözlerini platformdaki Sam’den bir an olsun ayırmıyordu. Ancak göğsünün üzerindeki gizemli bir sızı, zihnindeki o tanıdık yeteneğinin sebepsizce tetiklendiğini haber veriyordu. Malea’nın gücü, çevresindeki güçlü duyguları ve zihin frekanslarını bir mıknatıs gibi çekmekti. Ve tam o anda, salonun diğer ucundan gelen kor halindeki bir öfke ve keder dalgası zihnine sertçe çarptı.
Nefesi kesilerek başını o tarafa çevirdi.
Erkekler Bölgesi’nin ağır sanayi dumanları ve askeri kışlalarından kaçanların arasında yükselen bir figür gördü. Kael. Üzerindeki yıpranmış deri ceketi, ellerindeki maden tozlarının lekesi ve hepsinden öte gözlerindeki o karanlık kararlılık... Kael, güçlerini gizlemeye çalışan bir metal manipülatörüydü. Parmaklarının ucunda hafifçe titreyen ve cebindeki küçük metal parçalarını istemsizce şekillendiren o gerilimli enerji, Malea’nın zihninde çınlıyordu.
Tam Sam, "İnsanlara hak ettikleri ışığı vermeye geldik!" diye haykırdığı sırada, Kael başını çevirdi.
İki zıt dünyanın, iki düşman bölgenin insanı, kalabalığın ve gürültünün ortasında göz göze geldi. Malea, Kael’in gözlerinde sadece rejime duyulan nefreti değil, aynı zamanda geçitlerden geçerken ödediği ağır bedelin izlerini gördü. Kael ise Malea’ya baktığında, kendisine "tehlike ve düşman" olarak öğretilen Kadınlar Bölgesi’nden birinin gözlerindeki o kırılgan ama pes etmeyen cesareti fark etti. İkisinin arasında sözsüz ama yakıcı bir çekim oluşmuştu.
Kael, içindeki metalin ritmiyle Malea’nın zihninden taşan enerjinin birbirine nasıl uyum sağladığını hissettiğinde hafifçe kaşlarını çattı. Aralarındaki mesafe onlarca metreydi ama birbirlerinin nefesini duyacak kadar yakın hissediyorlardı.
İşte tam o anda... Devasa taş geçit kapısı kulakları tırmalayan bir patlamayla içe doğru çöktü.
Sığınağın tavanından süzülen toz bulutları henüz yere inmeden, dumanın ve taş kıymıklarının arasından Rejim Muhafızları sel gibi akmaya başladı. Yüzlerinde mekanik maskeler, ellerinde enerjiyi emen ağır silahlar vardı. Kargaşa bir anda tüm salonu yuttu. Büyücüler koruma kalkanları örmeye çalışırken, isyancıların çığlıkları muhafızların ateş seslerine karıştı.
Kael, patlamanın şiddetiyle geriye savrulan iki örgüt üyesini kıl payı kurtararak öne fırladı. Avuçlarını yere bastığı anda, sığınağın zeminindeki devasa demir ızgaralar ve yıkılan kapının ağır metal parçaları gürleyen bir ritimle havaya kalktı. Parmaklarının tek bir hareketiyle tonlarca ağırlıktaki metali Rejim Muhafızları’nın öncü birliğine doğru fırlattı. Ancak muhafızların lideri, elindeki enerji kalkanını devreye sokarak bu hamleyi havada buharlaştırdı ve Kael’e doğru ölümcül bir darbe doğrulttu.
Tam o anda, Kael’in zihninde keskin ve berrak bir ses çınladı: “Sağına bak!”
Malea’ydı bu. Malea, zihin sıçraması yeteneğini kullanarak doğrudan Kael’in algısına sızmıştı. Kael daha ne olduğunu anlamadan, Malea’nın yönlendirmesiyle sola doğru siper aldı; muhafızın enerji mermisi Kael’in az önce durduğu yeri küle çevirdi.
Malea, çatışmanın ortasından Kael’e doğru koştu. İkili, yıkılan bir sütunun arkasında sırt sırta geldiğinde zaman adeta durdu.
"Zihnime girmeyi kes!" diye hırladı Kael, nefes nefese.
"Hayatını kurtarmamı istemiyorsan, önündeki üç muhafıza odaklan!" diye karşılık verdi Malea, gözleri mor bir ışıkla parlarken. "Düşüncelerini okuyabiliyorum Kael. Metali ne tarafa bükmek istediğini biliyorum, ama onların nerede saklandığını sadece ben görebilirim."
Kael, Malea’nın gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı gördü. Sözler tükenmişti; artık tek bir zihin gibi hareket etmek zorundaydılar.
Malea gözlerini kapattı. Zihinsel frekansını dumanın arkasındaki muhafızların beyin dalgalarına kilitledi. Onların attığı her adımı, doğrulttukları her silahı saniyenin salisesi öncesinden Kael’in zihnine bir harita gibi yansıttı.
"Şimdi! Sol duvarın arkası!" dedi Malea.
Kael beklemedi. Malea’nın zihnine gönderdiği koordinatları hissederek elini havaya kaldırdı. Duvarın içindeki demir donatıları söküp çıkardı ve göremediği muhafızları duvarın arkasında kıskaca aldı. Malea ise eşzamanlı olarak muhafızların zihinlerine küçük şok dalgaları göndererek odaklanmalarını bozdu, silahlarını düşürmelerini sağladı.
Biri geleceği ve saklanan tehlikeyi görüyor, diğeri ise yıkıcı bir güçle yolu temizliyordu. Kadınlar ve Erkekler Bölgesi’nin iki insanı, sığınağın ortasında kusursuz bir senfoni gibi yan yana savaşıyordu.
Sam’in gür sesi patlamaların arasında yeniden yükseldi: "Geri çekilin! Geçit B-4’e doğru! Ay Işığı pes etmeyecek!"
Kael ve Malea, son muhafız birliğini de püskürttükten sonra nefes nefese birbirlerine baktılar. B-4 geçidinin kasvetli, nemli tünellerine doğru çekilirken arkalarında ağır bir yıkım kalmıştı.
Geçidin mühürlenmesi başarılmıştı ama zaferin kokusu yoktu; havada sadece yanık kokusu, kan ve sönen büyülerin bıraktığı acımtırak bir kül tadı vardı. Yüz kişi olarak çıkılan yolda, B-4’ün soğuk zeminine ulaşabilenlerin sayısı azalmıştı. Taş duvarlara yaslanmış, nefes almaya çalışan insanların arasında en ağır hüzün, örgütün büyücülerinin durduğu taraftan yükseliyordu.
Geçidi kapatıp Rejim Muhafızları’nın takibini kesmek için tüm gücünü ortaya koyan yaşlı Büyücü Loran, dizlerinin üzerine çökmüştü. Geçit kapısını mühürlemek için harcadığı devasa kadim enerji, vücudundan sadece gücünü değil, yaşamını ve anılarını da söküp alıyordu. Loran’ın saçları gözlerinin önünde bembeyaz kesilirken, elleri titreyerek yanına koşan genç isyancıya dokundu.
"Sen..." dedi Loran, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Yüzün çok tanıdık... Ama adını... adını hatırlayamıyorum."
Büyünün bedeli ödenmişti. Loran örgütü kurtarmıştı ama hayatı boyunca biriktirdiği en değerli şeyini, kendi geçmişini kaybetmişti. Tünelin biraz ötesinde, B-4 geçidinin mühürlenmesi sırasında hayatını kaybeden üç örgüt üyesinin cansız bedeni, üzerleri yıpranmış pelerinlerle örtülü halde taş zeminde yatıyordu.
Sam, kanayan omzuna aldırış etmeden ölenlerin önünde diz çöktü. Yüzündeki kararlı lider ifadesinin yerini, derin bir keder almıştı. "Her birinin ismi, bu karanlık çağ bittiğinde gökyüzüne yazılacak," diye fısıldadı.
Malea, tüneldeki herkesin yasını ve zihnini kaybetmekte olan Loran’ın o dipsiz boşluğunu kendi ruhunda hissediyordu. Gözlerinden süzülen bir damla yaşı silmeye çalışırken, hemen yanında duran Kael’in varlığını hissetti.
Kael, elindeki kanlı metal parçasını yere bıraktı. Yavaşça Malea’ya doğru yaklaştı.
"Bu sadece başlangıç, değil mi?" diye sordu Malea, sesi titreyerek. "Dünyayı birleştirmek için daha kaç kişinin anılarını, kaç kişinin hayatını vereceğiz?"
Kael, gözlerini yerde yatan cansız bedenlerden ayırmadan Malea’ya baktı. Sesi alçak ama kaya gibi sağlamdı: "Bilmiyorum Malea. Ama onların ödediği bu ağır bedel boşa giderse... İşte o zaman gerçekten kaybetmiş oluruz. Artık sadece birleşmek için değil, onların hatırası için de duramayız."
Tünelin derinliklerinden gelen soğuk rüzgar, ölenlerin üzerindeki pelerinleri hafifçe havalandırdı. Loran’ın boş gözlerle duvara bakışı, Sam’in sırtındaki ağır yük ve tüneldeki herkesin yüzüne çöken o sessiz yas... Karanlık Çağ geride kalmamıştı; aksine, ilk adımda kanını emmişti.
Malea, Kael’in gözlerindeki o karanlık ama sarsılmaz kararlılığa baktı. Artık geri dönülecek bir dünya, sığınılacak bir sınır yoktu.
Sam yavaşça ayağa kalktı. Koyu gölgelerin arasında parlayan gözlerini geride kalan üyelerin üzerinde gezdirdi: "Işık, ancak en derin karanlığın bağrında doğar. Bugün anılarımızı ve kardeşlerimizi toprağa verdik. Ama ant olsun ki; bu dünyayı tek parça yapmadan hiçbirimizin ruhu huzur bulmayacak."
Malea derin bir nefes alarak Kael’e doğru bir adım daha yaklaştı. Parmakları istemsizce Kael’in toz ve kan içindeki ceketine değdi. Kael kaçmadı; aksine, bu dokunuşla içindeki son şüphe kırıntısı da silindi.
B-4 geçidinin sonu meçhul karanlığına doğru ilk adımlar atılırken, arkalarında bıraktıkları tek şey yıkılan sığınak değil, eski hayatlarının tamamıydı.
Ay Işığı doğuyordu ama bedeli, hayal ettiklerinden çok daha ağır olacaktı.
- 1. BÖLÜMÜN SONU -
HERKESE YENİDEN MERHABA. YENİ KURGUMLA YENİDEN KARŞINIZDAYIM. UMARIM BEĞENİRSİNİZ.Malea ve Kael'in ilk karşılaşması ve güç birliği hakkında ne düşünüyorsunuz? B-4 geçidinin sonunda onları nasıl bir dünya bekliyor olabilir? Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.