4. bölüm / 6
FARKLI DÜNYALAR ARASINDABölüm 4: İki Dünya, Tek Sır
Bölümler 6Şu an: Bölüm 4: İki Dünya, Tek Sır
Vadinin Korumacısı'nın devasa hurda yığınları arasından yükselen dumanları arkalarında bırakan Kael ve Malea, Rejim devriyelerine yakalanmamak için terk edilmiş devasa bir çelik konteynerin içine sığındılar. Dışarıda zehirli kül yağmuru paslı sacların üzerine ritmik bir tıkırtıyla yağarken, konteynerin loş ve karanlık iç mekânı onlara geçici bir sığınak olmuştu.
Kael, sırtını soğuk metale yaslayarak derin bir nefes aldı. Omzundaki yara hâlâ kanıyordu ama Malea’nın elini tutuyor olması acısını adeta uyuşturuyordu. Malea, çantasından çıkardığı temiz bir kumaş parçasıyla Kael’in omzunu sarmaya başladı.
"Canını yakıyorsam söyle," diye fısıldadı Malea. Bakışları Kael’in yüzündeki yorgun hatlarda geziniyordu.
"Yaramın acısı geçti bile," dedi Kael, hafifçe gülümseyerek. "Ama merak ediyorum Malea... Bize öğretilen o dünyalar gerçekten bu kadar mı uzaktı birbirine? Sen Aura’da nasıl büyüdün? Gerçekten bize anlatıldığı gibi soğuk ve duygusuz bir yer miydi?"
Malea hüznün gölgesi düşen mor gözlerini Kael’e çevirdi. Kumaşı bağlarken zihni geçmişe, Kadınlar Bölgesi’ne kaydı.
"Aura... Sisli dağların ve devasa mor kalkanların gölgesinde bir dünyaydı," diye başladı Malea, sesi geçmişin dinginliğini çağrıştırıyordu. "Orada kaba kuvvete yer yoktu. Şehirler kristal gibi berrak ama bir o kadar da soğuk yapılarla doluydu. Bize daha küçük bir çocukken zihnimizin sınırlarını zorlamayı, duygularımızı bastırmayı öğrettiler. Sevgi, şefkat ya da birine bağlanmak... Bunlar zihinsel disiplini bozan zayıflıklar olarak görülürdü."
Malea derin bir iç çekti: "Her sabah akademilerde toplanır, zihin sıçraması ve algı yönetimi dersleri alırdık. Kadınlar Bölgesi’nde herkes bir diğerinin düşüncesini hisseder ama kimse kimseye dokunmazdı. Sıcak bir sarılma, içten bir tebessüm yoktu. Rejim bize erkeklerin sadece yok edici, canavarca güce sahip yıkım makineleri olduğunu anlatırdı. Kendimizi o kalkanların arkasına kilitleyip duygularımızı öldürdük."
Malea elini Kael’in yanağına koydu: "Ama senin gözlerine ilk baktığımda, bana öğretilen tüm o yalanlar yıkıldı Kael. Sen bir yıkım makinesi değilsin. Sen hayatımda gördüğüm en koruyucu, en yürekli insansın."
Kael, Malea’nın elini öperek gülümsedi. Bakışları konteynerin paslı tavanına kaydı; bu kez kendi geçmişi, Erkekler Bölgesi’nin karanlık hatıraları zihninde canlandı.
"Ares ise Aura’nın tam zıttıydı," dedi Kael, sesi biraz sertleşerek. "Bizim orada sisli dağlar veya kristal binalar yoktu. Ares, devasa fabrikaların, dumanı hiç kesilmeyen bacaların ve maden ocaklarının krallığıydı. Gökyüzünü gri dumanlar kaplar, gece ile gündüzü ayırt edemezdik. Bize şefkat değil, sadece disiplin ve güç öğretildi."
Kael yumruğunu hafifçe sıktı: "Küçüklüğümüzden beri ağır metaller taşır, madenlerde çalışır ve askeri kışlalarda sert kurallarla büyütülürdük. Birbirimize zayıflık göstermek yasaktı. Bir erkek ağlarsa ya da korkarsa, rejim tarafından zayıf elenir ve ağır madenlere sürülürdü. Bize Kadınlar Bölgesi’ndekilerin sadece zihinlerimizi zehirleyen, bizleri köleleştirmek isteyen duygusuz büyücüler olduğu söylenirdi."
Kael başını Malea’ya doğru çevirdi, gözlerinde derin bir samimiyet vardı: "Ares’te kimse bana nasılsın diye sormadı Malea. Kimse canımın acıyıp acımadığını merak etmedi. Bize öğretilen o sert sınırların ortasında kendimi hep eksik, hep yapayalnız hissettim. Bütün o sanayi gürültüsünün içinde aradığım şeyin bir güç değil, insani bir dokunuş olduğunu seni tanıyana kadar bilmiyordum."
İkisi de birbirlerinin çocukluğuna, yetiştirildikleri o aşırı disiplinli ve soğuk dünyalara baktıklarında Rejim’in insanlığı nasıl parçaladığını bir kez daha anladılar. Kadınlar Bölgesi duyguları bastırıp insanları zihinsel buz dağlarına dönüştürmüş; Erkekler Bölgesi ise insanları sadece çalışan ve savaşan mekanik dişlilere çevirmişti.
"Bizi birbirimizden öylesine korkutmuşlar ki..." dedi Malea, gözünden süzülen bir damla yaşla. "Aşkı, paylaşmayı ve bir arada olmayı en büyük suç saymışlar. Çünkü biliyorlardı; iki bölgenin insanı yan yana gelirse, Rejim’in yalanları darmadağın olur."
Kael yerdeki gümüş ve mor ışıklar saçan İlk Kadim Anahtar’a uzandı. Anahtarı ikisinin ellerinin arasına koydu.
"Bu anahtar sadece geçitleri açmayacak Malea," dedi Kael kararlı bir sesle. "Bu anahtar, Aura’nın soğuk duvarlarını ve Ares’in demir parmaklıklarını tamamen yıkacak. İnsanlara yeniden sevmeyi ve bir arada yaşamayı öğreteceğiz."
Tam o sırada, tuttukları Kadim Anahtar şiddetle parlamaya başladı. Konteynerin içinin mor bir ışık dalgası kaplamasıyla birlikte ikisinin de zihninde aynı anda bir vizyon çınladı.
Vizyonda, devasa şelalelerin aktığı, mor ve yeşil ışıkların birbirine karıştığı, Kadınlar Bölgesi Aura’nın kalbinde yer alan gizli bir tapınak belirdi. İkinci Kadim Anahtar, Aura'nın altındaki mühürlü odadaydı.
Malea gözlerini açtığında nefes nefeseydi: "İkinci anahtar... Benim doğduğum topraklarda, Aura’da."
Kael gülümsedi ve Malea’nın elini sımsıkı tuttu: "O zaman gidip senin dünyanı kurtaralım."
Bölüm etkileşimi
