2: Unutulan İzler

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2: Unutulan İzler

B-4 geçidinin nemli ve dar koridorlarında ilerlemek, zaman mefhumunu tamamen yok ediyordu. Yerin onlarca metre altında, taşların arasından sızan su damlalarının sesi, sağ kalan örgüt üyelerinin yorgun adımlarına eşlik ediyordu. Herkes sessizdi. Kaybedilen üç yoldaşın ve geçmişini büyüye kurban eden Loran’ın ağırlığı, tüneldeki soğuk havadan daha dondurucuydu.
Geçidin genişçe bir mağaraya açıldığı yerde Sam durma emri verdi. Güvenli bölgeye varmadan önce yaralıların sarılması ve güç toplanması gerekiyordu.
Malea, duvarın kenarındaki düz bir taşa çöktü. Zihinsel sıçramanın yarattığı o berbat şakak ağrısı ve aşırı yüklenme hissi, şakaklarını zonklatıyordu. Gözlerini kapatıp zihnini dinlendirmeye çalıştı ama kargaşa anında Kael’in zihnine girdiğinde hissettiği o yakıcı duygular hâlâ ruhunda çınlıyordu: Kayıp, öfke ve kimseye itiraf edemediği yalnızlık.
"Bunu iç."
Malea gözlerini açtığında başucunda duran Kael’i gördü. Kael, elindeki küçük metal matarayı Malea’ya uzatıyordu. Yüzü ve deri ceketi hâlâ barut tozuyla kaplıydı, sağ elindeki boğumlar ise savaştığı muhafızların kalkanlarına vurmaktan kan içindeydi.
Malea matarayı alıp küçük bir yudum içti. Boğazını yakan acımtırak su, zihnindeki puslu havayı biraz olsun dağıttı.
"Teşekkür ederim," dedi Malea fısıltıyla. Matarayı geri uzatırken gözleri Kael’in kanlı eline kaydı. Bir an bile tereddüt etmeden elini uzatıp Kael’in bileğini hafifçe tuttu. "Elin..."
Kael elini geri çekmek için hamle yaptı ama Malea’nın dokunuşundaki o tuhaf, sakinleştirici sıcaklık onu durdurdu. Kadınlar Bölgesi’nde yetişmiş birinin kendisine böylesine insani ve yakın davranması, Erkekler Bölgesi’nin taş kışlalarında büyüyen Kael için alışılmadık bir duyguydu.
"Bir şey değil, alışkınım," dedi Kael, sesi sert durmaya çalışsa da bakışları Malea’nın yüzünde yumuşamıştı. "Asıl ben teşekkür etmeliyim. Zihnime girmeseydin... o enerji mermisi göğsümü delip geçecekti."
"Sezgilerim bana senin tehlikede olduğunu söyledi," dedi Malea, gözlerinin içine bakarak. "Kael... güçlerimiz birleştiğinde olanları hissettin mi? Sanki... zihnim senin kontrol ettiğin metalle aynı frekansta titreşiyordu. Bu sadece bir tesadüf olamaz."
Kael derin bir nefes alarak Malea’nın yanındaki taşa oturdu. Dirseklerini dizlerine dayayıp elindeki kanlı metal parçasıyla oynamaya başladı.
"Ben Erkekler Bölgesi’ndeki maden okyanusunda büyüdüm," diye başladı Kael, sesi tünelin sessizliğinde yankılanarak. "Bize orada öğretilen tek şey, başkalarının zayıflıklarını ezmek ve duyguları bir yük olarak görmekti. Kadınlar Bölgesi’nden gelenlerin ise duygusuz birer zihin büyücüsü olduğu söylenirdi. Ama sen... çatışmanın ortasında kendi hayatını riske atıp benim zihnime köprü kurdun. Sanırım bize öğretilen Yalanlar Çağı’nın ilk duvarı aramızda yıkıldı."
Malea hüzünle gülümsedi. "Aura’da da durum farklı değildi Kael. Bize erkeklerin sadece yıkım ve savaş getiren mahluklar olduğu öğretilirdi. Ama ben senin gözlerinde yıkımı değil, koruma arzusunu gördüm."
İki genç insan, tünelin loş ışığında ilk kez unutturulmaya çalışılan o insani bağın sıcaklığını hissetti. Aralarındaki görünmez sınırlar, yaşanan acıların ve ortak kaderin sıcaklığıyla eriyordu.
O sırada mağaranın diğer ucundan Sam’in sesi yükseldi: "Malea, Kael! Buraya gelin."
İkili hemen ayağa kalkıp Sam’in ve yaşlı Büyücü Loran’ın yanına gitti. Loran, taşın üzerinde oturmuş, boş gözlerle kucağındaki ceylan derisinden yapılma antika bir parşömene bakıyordu. Parmakları, haritanın üzerindeki kabartma sembollere dokunuyor ama ne anlama geldiklerini hatırlayamadığı için sessizce iç çekiyordu.
"Loran hafızasını kaybetti," dedi Sam, gözlerindeki derin kederle. "Geçit kapısını mühürlemek için geçmişini feda etti. Ama unutmadan hemen önce bana bu haritayı verdi ve 'Işığı arıyorsanız, ilk halkayı Kül Vadisi’nde bulun' dedi."
Malea eğilip parşömendeki sembollere baktı. Mor ışıkla parlayan gözleri, haritadaki eski dilde yazılmış gümüş harflerin üzerinde gezindi.
"Bu... Üç Kadim Anahtar’dan birinin haritası," dedi Malea heyecanla. "1960’ta dünyayı üç parçaya bölen o devasa enerjiyi kitleyen anahtarlardan birincisi. Eğer bu anahtarı bulabilirsek, bölgeler arasındaki mühürlü geçitleri kalıcı olarak açabiliriz!"
"Kül Vadisi mi?" diye araya girdi Kael, kaşlarını çatarak. "Kül Vadisi, Erkekler Bölgesi’nin en tehlikeli, rejimin ağır devriyelerinin gezdiği devasa bir hurdalıktır. Rejim Muhafızları Komutanı Varian’ın kışlaları oraya çok yakın."
"Ve görünüşe göre Varian, B-4 geçidindeki büyü kalıntılarını takip etmeye başladı bile," dedi Nora, karanlığın içinden süzülerek. Elindeki iletişim cihazının kırmızı ışığı titriyordu. "Rejim sinyalleri tünelin girişine yaklaşıyor. Çok fazla vaktimiz yok."
Sam, kararlı bir ifadeyle Malea ve Kael’e baktı.
"Anahtarı bulmak zorundayız. Bu örgüt sadece saklanmak için kurulmadı; dünyayı birleştirmek için doğdu," dedi Sam. "Malea, senin zihinsel rehberliğine ve Kael, senin metal manipülasyonuna ihtiyacımız var. Kül Vadisi’ne sızacak ilk öncü ekibe siz liderlik edeceksiniz."
Kael ve Malea birbirlerine baktılar. Gözlerindeki korkunun yerini, birbirlerinden aldıkları cesaret almıştı.
"Hazırız," dedi Kael, elindeki metal parçasını sıkarak.
Malea ise elini hafifçe Kael’in koluna koydu: "Birlikte olduğumuz sürece hiçbir duvar bizi durduramaz."
B-4 geçidinin sonundaki karanlık tünel, onları doğrudan düşmanın kalbine, Kül Vadisi’ne doğru çağırıyordu. Büyücü Loran’ın kaybettiği anılarının üzerinde yükselen bu yeni umut, Ay Işığı’nın kaderini çizecekti.

-2.Bölüm Sonu-
Malea ve Kael'in Kül Vadisi'ndeki ilk tehlikeli görevinde onları sizce ne gibi engeller bekliyor? Rejim Muhafızları Komutanı Varian ile karşılaşmaları nasıl sonuçlanır? Yorumlarınızı yazmayı unutmayın!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.