2. bölüm · Emanet
İlk
Saçlarımı toplamaya çalışırken bir yandan da yüzümdeki çillerimi inceliyordum. Yazın gelmesi ile güneşin verdiği sıcaklarla birlikte daha belirginleşmeye başlamışlardı. Bu moralimi alt üst etsede üzerinde durmadım. Çünkü çillerimi seviyordum. Bazılarının aksine.....
Üzerimde gri düz bir tişört ona uygun siyah kot pantolon giymiştim. Altına da beyaz spor ayakkabıları giydim. Zaten iş için en uygun olan bu kombindi. Yatağın üstündeki sırt çantamı alıp salona ilerledim. Halam kahvaltı hazırlıyordu. Halamla birlikte yaşıyordum. Önceleri babaannemle Urfa da yaşıyordum. Ama babaannem vefat edince İstanbul'da yaşayan halama taşındık. Halam Esra ve erkek kardeşim Deniz beraberdik. Eniştem vefat ettiğinde halam iki yıllık gelinmiş. Esra daha bir yaşındaymış tek başına kızını büyütmek zorunda kalmıştı. Başlarda babaannemle çok ısrar etmesine rağmen Urfa dönmemiş İstanbul'da kalmıştı. Babaannem ölünce bende kardeşimi alıp yanına gelmiştim. Urfa'da amcamlarda kalabilirdik ama kalmamıştık. gerçi onlarda kalmamız için ısrar etmişti biraz hesaplarına gelmiş gibiydi. Bizimle hiç bir zaman başlarını ağrıtmamışlardı. Niye bizim için sıkıntı yaşasınlar ki...
Halam mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Yanağına öpücük kondurup
"Günaydın canım" dedim
"Günaydın" diye cevap verdi. Sesi keyifsizdi muhtemelen bir şeye canı sıkkındı. Ne olduğu sormak istedim. Ama vazgeçtim. Tahmin edebiliyordum. Esra benimle aynı yaşıtlardaydı. Bu sene üniversitesi hazırlığı yapıyordu. Geçen sene istediği bölümün puanını tutamadığı için yeniden hazırlanıyordu. Muhtemelen dershanenin aylığı yaklaşmıştı. Evin kirası, suyu, elektriği geçim masrafı ben saydıkça geriliyordum. Onu düşünemiyorum bile ama ben okumuyordum kendim bildim bileli çalışıyorum. Babaannemle yaşarken de çalışırdım. Tarlada çalışırdım. Burada geldiğimde lokantalar bulaşıçılık, garsunluk yaptım. Hemen her işte çalıştım yeri geldiğinde gündeliğe bile gidiyorum. Elimden geldiğince ona yük olmamaya çalışıyordum. Denizi okutmak için elimden gelen her çabayı sarf ediyordum. Hem evin masrafları ortak olmak. Hem de kendi kardeşimle diğer bütün masraflarını karşılıyorum. Halamı keyifsiz görünce kahvaltıya kalmak istemedim. Dolaptan aldığım elmayı yıkadım. Elmayı halama gösterip
"Ben çıkıyorum"
Kahvaltı yapmak istemediği göstermek için halamın tam bir şey demek için ağzını açıyordu ki mutfaktan hızla çıktım. Salonda uyuyan denize yöneldim. Evimiz 2 oda bir salondu bir oda benle Esra kullanırken diğer odayı halam kullanırdı. Başlarda benle deniz aynı kullanırdık. Esra annesi aynı odayı kullanırdı. Deniz biraz daha büyüdükçe teyzemde iş yoğunluğundan mıdır bilinmez horlamaya başlayınca Esra benim odama kaçtı. Kız kıza kalalım bahanesi ile, e hayaliyle de denize de salon görülmüştü. Deniz derin uykuya dalmıştı yanına vardığımı hissetmemişti.Elimin uzamış saçlarının arasından geçirdim. Beni yeni Hissetmiş gibi yavaşca ela gözlerini araladı.
"Abla" uykulu sesiyle daha 15 yaşındaydı. Ve benim göz bebeğimdi. Ondan başka kimsemde yoktu denizle babamız aynı ama annelerimiz aynı değildi. Denizin annesi babamın ikinci eşiydi denizin doğumunda vefat etmişti. Babaannem hem bana hemde kardeşime bakmak zorunda kalmıştı. Deniz altı yaşlarındayken de babam yaptığı kazada vefat etmişti. Benim annem ise bir muammaydı. Denizle ortak noktamız ikimizde buğday tenliydik. O siyah saçlı ela gözlü iken ben ise kahverengi saçlara mavi gözlere sahiptim.
"Uyan artık okula geç kalacaksın"
Beni onaylar gibi başını sallayıp uykusunu açılması için gerildi.
" İşemi gideceksin?"
Sorusuna başımı sallayarak onay verip çıkışa yöneldim. Geç kalmak istemiyordum. Hızlı adımlarla merdiven aşağıya iniyordum. 5 katlı binanın 3 cu katında kalıyorduk. Eski yapıydı asansörü yok. Merdiven duvarların boyası eskimiş soyulmuştu. Bir yandan elmadan ısırıklar alıyor bir yandan da hızlı adımlarla otobüs durağına yetişmeye çalışıyordum....
©©©©©©©
İşleri nihana kitleyip işten erken çıktım. Nihan en yakın arkadaşım dostumdu. Gözü kapalı güvenebileceğim tek insandı. İşle ilgili içim rahatdı. Ama nereye gideceğim konusunda zerre kadar bilgisi yoktu. Söyleyemezdim de beni öldürdü. Yoksa çünkü sevgilisinin kapısının önünde duruyordum. Araları pek iyi değildi. Bu işi el atmaktan başka çarem yoktu.
"Arın Gencer!"
Demek burada yaşıyorsun. Ağzım açık önümdeki villayı izliyordum. Ucu bucağı olmayan bir bahçede içinde ben buradayım diyen villami diyeyim yoksa bence kesinlikle nihan'in da böyle bir evde yaşadığından haberi yok. Instagram'dan paylaştığını fotoğrafın konumundan bulmuştum. Evin karşı kaldırımın Durmuş gidip gitmemek arasında kaldım. Ölüme çare yok deyip kapı önündeki güvenliğe yürüdüm.
Uzun boylu iri yapılı takım elbiseli adama
"Ben Arın Gencer i görmeye gelmiştim."
Güvenlik gözlüklerin altından beni inceleyip
"Kim geldi diyelim?" Kalın yok sesi ile
"Akça Aksoy" deyip kenara çekildim. Güvenlik kulağındaki kulaklığı bastırıp
"Küçük beyin misafiri var. " Tek kaşını kaldırıp bir kez bana tip tip baktıktan sonra
" Akça Aksoy hanım gelmiş"
Hanım mı demişti o bana birazcık gururum okşanmadı değil. Bakışlarından sonra böyle bir şey beklemiyordum. Eliyle bana güvenlik odasını gösterip
" Akça hanım isterseniz burada bekleyebilirsiniz"
Kibarlığı için teşekkür edip dışarda beklemek istedim. Çok geçmeden güvenlik kulağına gelen talimatla kapıyı aralayıp
" Arın bey sizi bekliyorlar içerden size yardımcı olacaklar... "
Teşekkür anlamında başımı sallayıp bana gösterilen tarafa yöneldim.
" Hakan akça hanıma yardımcı olun!"
Diğer korumaya verdiği talimatla bana eşlik edip eve kadar ilerledik.Kapıya kadar eşlik edip yanımdan ayrıldı. Bende bir yandan bahçeyi inceliyordum. İçinde kış bahçesi bile vardı. Rengarenk çiçekler resmen cennetin içine düşmüş gibiydim. Etrafa hayranlıkla bakıyordum. Çiçeklerin arasına saklanmış bir kedi yavrusu gördüğümde gözlerim iyice açıldı. Çok güzel kül rengi tüyleri vardı. İçeriye görmek yerine kediye yöneldim. Dizlerimin üzerine çöküp. Ellerimi tüylerin arasından geçirdim.
" Sen çok güzelsin!"
Kucağımada almak istiyordum. Ama o kadar ürkekti ki onu daha fazla korkutmakta istemiyordum. Oturduğum yerden gölge oluştu. Üzerimde Sinen gölge bana gelen güneşi tamamen kapatmıştı. Kimin yanıma geldiği merak edip beni tamamen kaplayan gölgeyi sadece başımı çevirerek baktım. Uzun boylu oldukça yapılı bir beyefendi duruyordu. İki eli cebinde dirseklerini kadar katlandığı beyaz gömleğinin göğsünün yarısını gösterecek kadar düğmeleri açıktı. Buğday teni beyaz gömlekle ayrı hava vermişti. Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde keskin köşeli sivri çenesi sert yüz hatlarına sahipken ince dudaklara sahipti. Hafif kirli sakalları ve badem gözlüydü. Gözlerim simsiyah gözler buluştuğunda. İçimde tarif edemeğimdim. Bir huzursuzluk kapladı. Göğsüm yerimden çıkmak ister gibi delicesine atmaya başladı. Gözleri ile içimi okuyormuş gibi hissediyordum. Anlam vermedigim halimden kaçmak ister. gibi bakışlarımı saçlarına çevirdim. Güneş vurması ile kahverengi saçları ayrı bir ışıltı sunuyordu. İlk gördüğüm kahverengi saçlı kişi değildi. Ama çok ayrı bir havası vardı. Subay tıraşı saçları ön kısmı yukarıya doğru kaldırmış sert gözüküyordu. Onlara dokunmak elimi arasından geçirmek isteği duydum. Sanki bu isteği anlamış gibi dudakları yukarıya kıvrıldı. Ona nasıl baktığını merak ediyordum. Çünkü bakışlarımdan rahatsız olmuş olacak ki kaşlarının çattığını hissettim. Gözlerimin ondan kaçırmaya çalışıyordum. Ama yapamıyordum. Yerinde mıhlanmış gibi gözlerim gözlerine tırmanıyordu. Bir kez daha göz göze geldiğimizde dudakları bir kez daha kıvrıldığını fark ettim.
"Duman..." diye konuşmaya başlayınca tekrar gözlerine bakmak zorunda kaldım. O pek bakışlarımı gözlerime dikmiyordu. Kısa kısa beni süzüp inceliyordu. Kalın tok sesi vardı. Anlamadığım belirtmek ister gibi ona baktığımda cebinden elini çıkartıp işaret parmağı ile arkamdaki kediyi gösterip
"Duman utangaçtır!"
Kediden bahsediyordu. Ürkek bakışlarımı fark etmiş olmalı benle çok göz göze gelmemeye çalışıyordu. Bakışlarını kediye çevirmişti. Onaylamak ister gibi başımı sallayarak onayladım. Dedim içime kaçmış gibiydi. Konuşamıyordum bile
Evin giriş kapısı açılıp benle yaşıt genç bir hanımın gelmesi ile ikimizin bakışı oraya yöneldi.
"Küçük bey sizi içerde bekliyor!"
Deyip gülümseyerek beni içeriye yönlendirdi. Muhtemelen evin çalışanıydı. Ayaklandığımda yanımdaki beyefendi bir adım geriledi çünkü aramızda mesafe çok azdı. Kim olduğunu bilmediğim, üzerimde oluşturduğu etkiden kaçmak için hızlı adımlarla önümde yürüyen kadına ilerledim. Dizimin bağları çözülmüş gibiydi. Sendelik yere düşmekten de korkuyordum. Biraz daha ilerlediğimde. Omzumun üstünden adama baktım. Kediyi kucağına almıştı. Ona baktığımı anlamış gibi kediden bakışını kaçırıp bana baktığında çok kötü bir şey yapıyormuş gibi hissedip evin içine attım kendimi neydi bu şimdi. Neden kendimi böyle hissediyordum.
