8. bölüm · Emanet
5
Multimedya' da ( Deren Gencer var )
Mağazanın bir köşesinden diğer bir köşesine koşuşturmaktan artık bir hal olmuştuk. Nihan' la beraber bir giyim mağazasında çalışmaya başlamıştık. Nihan ilk İstanbul'a geldiğim yıllarda tanışmıştık. O bugünden beri de birbirimizden ayrılamayız. Nihan'nın benim gibi çalışmaya ihtiyacı yoktu. Böyle bir maddi sıkıntısı da yoktu. Hatta güzel bir gelirleri de vardı. Ama hem bana eşlik etmek hemde, babasının kendi ayaklarının üzerinde durmasını öğrenmesi için, çalışmasını ve tecrübe edinmesini istiyordu.Artık ayağım su toplamıştı. Nihan' da benim gibi yorulmuş olacak ki iki de bir oturup soluklanıyordu.
- aşkım çok yoruldum be!... sende yorulmadın mı?
Dedim dudağımı büzerek küçük çocuklar gibi Şirinlikler yapmaya çalışıyordum. Nihan ters ters bakıp
" Yok canım kim demiş!" Diye dalga geçince dayanamayıp kahkaha attım. Nihan uğraşmayı seviyordum özelliklerle de sinir etmek konusunda
" Ne oldu yani indirim var diye"
Sitem ettim.
" Hiç sorma sanki geldikleri yerde kılık kıyafet kalmamış gibi... Birde beğenmiyorlar indir kaldır, indir kaldır pestilim çıktı!"
Nihan artık isyan bayrakları açmıştı. İnşallah bizi işten etmez en son çalıştığımız yerde böyle olmaz deyip istifa edip beni zorla çıkartıp işsiz bırakmıştı.
" Vallahi ben istifa etmem" ellerimi teslim olurmuş gibi hava kaldırarak. Şimdiden sınırını çizdim.
" Bulmuşum mis gibi klimalı yeri hayatta çıkmam"
"Aman çıkma patronda iş ayağına süründürüp Dursun" deyip elleriyle edipsiz bir hareket çekince
"Aaa!" Elimi ağzıma götürüp şaşırmış gibi yaptım.
"Kim demiş?" Dedim. Demin ki tavrını taklit ederek
"Nenem... Duymadın mı mezardan çıkmış sana selamı da var"
"Edipsiz!" Dedim yüzümü buluşturarak.
Konuyu hem değiştirmek hemde yaklaşan günü hatırlatmak için
" Nihan" dedim. Sesim fısıltıyı andırıyordu. Sesim içime açmış gibi biraz korkarak, birazda mahcubiyetle konuştum. Omzumun üstünden bana bakıp 'ne oldu' der gibi baktı. Değişen sürat ifademi görünce kaşları çatıldı.
" Demin Arın 'la konuştum" sesim deminkinden bir farkı yoktu. Nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordum. Yüzünün asıldığını gördüm. Biraz sessiz kaldıktan sonra başını sallayarak beni onayladı.
" Hallederiz" deyip gelen müşteri ile ilgilenmek için ilerledi. Nihan'in benim için Arın'la tekrar görüşmeyi kabul etmesinin ve biraz zaman geçtikten sonra, bugün için tarih belirlemiştik. Erken işten çıkıp beraber bir yerde kahve içecektik. Arın içi içe sığmamış olacak ki, dk başı arayıp soruyordu....
Sonunda işten çıkmıştık. Çalıştığımız AVM bin kafesinde buluşmaya karar verdik. Asansöre bindiğimizde nihan üstünü başını bir kez daha kontrol ediyordu. Sırtımı asansör duvarına vermiş onu izliyordum.
" Allah'tan istemiyormuşsun ha!" Diye kendimce hem uğraşmak, hemde tepkimi göstermiştim. İstemem sol cebine koy, ayağına mı yatırıyor diyecem ama onu tanıyorum cidden istemiyordum. Ama istemeyen birine görece fazla özeniyordu.
" Ne yaptım canım... Sadece saçımı düzelttim".
Biraz mahcup halde kahve rengi saçlarını kulağının arkasına yerleştirdi.
" Tabi canım... Bu kaçıncı saç düzeltmen?". Diye uğramaya devam ettim. İşaret parmağını bana doğru sallayıp
" Bak beni sınama bir bakmışsın çekip gitmişim görürsün o zaman!"
Hızlı ve sinirli şekilde konuşunca, gitmesi korkusu ile burnunun dibinde sallanan parmak ucunu öpüp
" Aman sen kızma, ben bir şey demedim". Dudağıma gizli bir ferman çektim. Çünkü nihan fevri idi bir, bakmışsın gerçekten çekip gitmişti. O zaman akıllı ol bakışları arasında asansörden inip kafeye ilerledik. Kafenin kapısına girmemizle bizi küçük çaplı bir sürpriz karşıladı. Arın tek başına gelmemiş kendi ile birlikte kız kardeşini yani ikizini Deren'i getirmişti. Bu durum ikimizde şaşırmış olacak ki, direk birbirimize bakıp göz göze geldik. İkimizde ' ne alaka' diye bakıyorduk. Her ihtimale karşı temkinli bir şekilde ilerledik. Bizi ilk fark eden Arın oldu. Hızla ayaklanıp bize doğru ilerledi. Direk nihan'in önünde durdu.
" Hoşgeldin!"
Sesindeki heyecan kendini ele veriyordu. Ama nihan' da tık yoktu. Soğuk gözlerle
" Hoşbulduk". Seside gözleri gibi soğuktu. Ama yine de bu Arın'ın keyfini kaçırmamıştı. Yanlarında durup onları izleyen ben
" Bende hoşgeldin mı" diye. Ortaya atlamamla varlığımı daha yeni fark edilmişti. Arın hızla döndü. Pişmiş kelle gibi sırıtıp duruyordu. Beni kendine çekip sarıldı.
" Sende hoşgeldin kanka!"
Benden uzaklaştığı gibi gözleri Nihan'nı buluyordu. Bizi oturduğu masaya yönlendirdi. Oturduğumuz da sanki hiç orada değilmişiz gibi Deren elindeki telefon ile ilgileniyordu. Selam verme tenezzül de bile bulunmamıştı. Nihan da benim gibi gözlerini dikmiş onu inceliyorduk. Arın halimizi fark edince yanında oturan kardeşine dirseği ile durtup
" Selam versene canım" fısıltı konuşmaya çalışıyordu. Sanki kendi bize selam vermek istemiş o yönlendirmeş gibi Deren başını telefonun başından kaldırıp göz ucu bile soğuk bir bakış atıp.
" Selam". Dedi gönülsüzce yine telefonuna döndü. Deren Arın'nın ikizi olmasına rağmen çok benzetmiyordum. İkisinde kahve rengi saçları vardı. Ama Deren'inki daha açıktı Deren'in gözleri renkli iken Arın'ın ki siyaha kaçan kahverengi tonlara sahipti. Onun dışında da pek benzetmezdim. Deren daha sakin içine kapanık iken Arın neşeli daha deli dolu içi içene sığmayan bir insandı. Deren soğukluğu Arın'ın rahatsız etmişti.
" Deren ile şans eseri ile karşılaştık. Oda alışverişe gelmiş. Beni görünce yanıma geldi. Zaten birazdan kalkar o"
Arın'a kalsa Deren'i şutlayacaktı. Deren ' ciddi misin' bakışlarını atıyordu.
" Akça da birazdan gidecek oda sana selam vermek istedi" diye lafa dalan nihan'a döndüm. Bunu beklemiyordum. Muhtemelen sohbet boyunca beni bırakmaz diye düşünüyordum. Belli ki oda Deren'in kalmasından rahat olmuştu. Deren döndüğümde hala telefonu ile ilgileniyordu. Emin olduğum bir şey vardı. Oda telefonunda ilgi çekebilecek bir şey yoktu. Sadece ilgilenmek için ilgileniyordu. Deren' de zeynep'le aynı arkadaş grubundaydık. Grupta en yakın bizdik. Ama Zeynep'in bana cephe alması ile oda aramıza mesafe koymuştu. Bir günde iki yabancı olup çıkmıştık. İşte planım burada devreye giriyordu. Nihan ne Zeynep'e nede arkadaş ortamına tahmulu yoktu. Oda benim zorumla yine gelirdi. Beni tamamen dışlamış olabilirlerdi. Ama Arın'ı çıkaramazlardı. Nihan üzerinden bende grupta kalıyordum. Biliyorum çok aptalca ve acınılacak bir plan , bir durum ama başka çarem yoktu. Telefonumun çalması ile bakışlarımı Deren' den çektim. Masaya bıraktığım çantamdan telefonunun ekranına baktığımda halam arıyordu. Yanlarında konuşmak istemediğim için müsade isteyip kafenin dışına çıktım.
" Efendim hala!"
" Neredesin kızım!"
Sesi endişeli geliyor.
" Bir sıkıntı mı var?" Bende gerilmiştim. Bir yandan da yürüyordum. Gerildiğim de yerimde duramazdım.
" Esra ile Deniz daha gelmediler!"
Derin bir nefes alıp rahatladım. Olası başka kötü bir durum yoktu.
" Esrayı bilemem ama Deniz'den haberim var. Arkadaşı ile kütüphane de sınavlarına çalışacaklarmış"
Galerinin cam korkuluğuna ilerledim. Cama yaslanıp aşağımda alışveriş yapmak için ilerleyen insanları izledim.
" Peki ya Esra!" Halamın gerginlikleri beni de geriyordu. Çok fazla evhamlı bir insandı. Derin bir nefes çektim içime, vermeden başımı kaldırıp üst kata baktım. Benimle aynı şekilde aşağı izleyen birini gördüm. Ama benim varlığımı fark etmemişti.İçimde tuttuğum nefesi geri vermeye cesaret edemedim. Eğer verirsem varlığımı hissedecekti. Beni fark etmesini istemiyordum.Çünkü karşımdaki insan her gördüğümde nefesimi kesiyordu. Arın'lara gittiğimde gördüğüm adamdı. Benim karşı tarafımda kalan cam korkuluğuna yaslanmış. Ellerini bıraktığı boşlukta birleştirmiş biriyle konuşuyordu. Konuştuğu kişi biraz daha geride kaldığı için onu göremiyordum. Hararetli şekilde bir şeyler anlatıyordu. Sesini duyamıyordum. Ama gerginliği göz önündeydi. Bakışları beni bulduğunda anlık olarak ne yapacağımı şaşırdım. Siyah gözleri ne kadar uzağında olsa da beni içine çeken bir kafes gibiydi. her gördüğümde nefesimi kesiyordu. Pür dikkat özellikle beni izlediğini görünce var olan nefesimde kesildi. Ama bu sefer bakışları çok farklıydı. Onu ilk gördüğüm de gözlerinde az da olsa şefkat vardı. Şimdi ise bakışların da öfke vardı, nefret vardı aramızdaki mesafeye rağmen bunu net hissettiriyordu.
" Kızım beni duymuyor musun? Neden cevap vermiyorsun?"
Halamın sesi ile kendimi toparlamıştım. Çektiğim nefesi onun sesi ile geri vermiştim. Ama hala gözlerimi ondan alamıyordum. Sanki bunu hissetmiş gibi dudakları alaycı şekilde yana kıvrıldı.
" Buradayım hala... Esra'nın arkadaşları arar sana bilgi veririm"
Diye fısıltıyla konuştum. Sesimi duymasından korktum. Onu sadece ikinci görüşümdü. Ama gördüğümde kesilen şey sadece nefesim değildi. Aynı şekilde sesisimdi. Halamın cevap vermesini beklemeden kapattım. Telefon hala kulağımın da duruyordu. Keskin bakışlarını benden kayıp yan tarafıma kaydığında, değişen yüz ifadesini ile benim bakışlarım onunkini takip etti. Deren yanıma gelmişti. Ne ara gelmişti hiç fark etmemiştim. Acaba ne zamandan beri yanımda duruyordu.Oda adama bakıyordu. Bakışları düz, boştu hiç bir ifade yoktu. Elindeki çantamı bana bakmadan uzaktı.
"Belli ki yanlız kalmak istiyorlar"
Bana bakmadan konuştu. Arın'lardan bahsettiğine emindim. Bakışları adamdan çekip bana baktı.
"Arın beni de şutladı.." kaşları ile ayaklarımın dibine bıraktığım çantamı gösterip
" Bunu da yolladılar."
Onaylamak için başımı salladım. Başımı çevirip adama baktığımda yerinde yoktu. Biraz hayal kırıklığına uğradım. Gözlerimi gezdirsem de bulamamıştım. Hala bana bakan Deren baktığımda. Yüzünde alaycı bir tebessüm vardı.
" Tanıyor musun?" Diye sordu. Kimden bahsettiği biliyorduk. Biraz anlamazlıkta gelsemde. Anladığımın farkındaydı. En azından bunu anlayacak kadar beni tanıyordu. Yanaklarıma sitemsizce kan topladı. Kızardığıma eminim, neden kendimi çok ayıp bir şey yapıyormuşum da, yakalanmış gibi hissettim. Olumsuz anlamında başımı iki yana salladım. Tepkim onu daha keyiflendirmiş gibi tek kaşını kaldırıp yüzümden bir şeyler arar gibi dikkatlice baktı. Olayı üzerimden atmak için
"Sen tanıyor musun?" Diye sordum. Başını olumlu anlamda salladı. Onu tanıması neden beni heyecenlandırıyordu. Sormamak için dilimin ucunu ısırıyordum. Oda benden bir şey bekliyormuş gibi tepkisizdi. Ama istediğini vermeyecektim. Kim olduğunu sormayacaktım. Onu daha fazla keyiflendirmek istemiyordum.
"Neyse ben gidiyorum"
deyip dönüp gitmeye başladı. Bir iki adım sonra bana dönüp alaycı gülümseme ile
" Sormayacak mısın?" Diye sordu. Sorusu ile istemsizce kaşlarımı çattım. Bana ne, beni neden ilgilendirsin. Ama bir yandan da delicesine merak eden bir yanım vardı. Sormamak için kendimi sor zaptediyordum. Benden hala cevap gelmeyince pes eden o oldu.
" Araf... Araf Gencer o... Abim"
Bir iki dakika öylece kaldım. Ciddi olamazdı.Neden altı üstü bir koruma çıkmamıştı ki......
Mrb arkadaşlar öncelikle yazım hataları için elimden geldikçe size çabuk bölüm atmaya çalıyorum. Yorumlarınız benim için çok önemli beni yorumlarınız mahrum bırakmasanız çok sevinirim. Aklınıza takılan her şeyi sorabilirsiniz... Destekleriniz için teşekkür ederim şimdiden... : )
