4. bölüm · Emanet
Her şey mübah
Multimedya' da ( Nihan Soysal) var
Rüzgarla gelen dalgaların Deniz'in suyunu azda olsa bana yetişiyordu. Deniz kenarında yerde oturmuş. Denizin varlığı ile rahatlamaya çalışıyordum. Serinliği beni azda olsa yatıştırmış. Bir yandan yanağımdan sicimle inen yaşları elimin tersiyle silerken, bir yandan da burnumu çekiyordum.
" Buradasın!"
Duyduğum sesle arkamı döndüm. Nihan gelmişti. Hızlı adımlarla yanımda belirli dizlerin üzerine çöküp benimle aynı hizaya geldi. Ağlamaktan şişen gözlerime baktı.
" Sen ağladın mı!"
Sesi endişeliydi. Onu görmem ve söylediği ile sakinleşen gözyaşlarım yine geri döndü. Kendimi kollarına teslim bıraktım. Sarılmanın verdiği huzur ile kendimi iyice saldım.
" Tamam...tamam ağlama"
Birbirimizden ayrıldığımız da benim gibi kendini yere bıraktı. Saçlarımı okşayıp şefkatle bakıyordu.
" Ne oldu?"
Artık iç çekiyordum.
" Me...Meriç!"
Güç belada olsa dudaklarımdan döküldüler.
" Allah belasını versin!"
Sinirle bağırdı. Nihan'nın siniri beni ürküttüğü için kendimi toparlamaya çalıştım. Yüzüme yapışan saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım.
" Yine ne yaptı!.... Yada yine ne oldu mu diyeyim!"
Kollarını göğsünde toplayıp bana ciddiyetle baktı. Nihan çabuk sinirlenen bir insandı. Bir kıvılcım gibi parlamaması ve soluğu Meriç'lerin kapısının önünde almamak için kendimi iyice toparladım. Son gözyaşlarımı elimle silip.
" Benim yüzümden kavga ettiler"
Korkuyla fısıldayarak söyledim. Meriç' le ilgili hiç bir şeye tahmulu kalmamıştı. Tabi bu birazcık benim suçum diye biliriz.
"Akça artık sabrımın sonundayım!"
Burnundan hızla aldığı nefesler sinirlerin ben geliyorum demesiydi.
" Seviyorum!... Biliyorsun!"
Büyük bir cesaretle atıldım. Sonra denize döndüm. Kendimce trip atıyordum. Sanki ondan başka derdim var.
" Odum koptu ya!.... Telaşlı bir şekilde beni aradığında sana bir şey oldu sandım!"
Söylediği konusunda hak veriyordum. Kendimi kaybedince beni teselli edecek, yanında huzur bulduğum kişi oydu. Belki de sakinleşmeyi beklemeliydim. Ama yapamadım.
" Nihan!"
Sesimden demin dökülen gözyaşlarımın kırıntıları hala vardı.
" Beni seviyor musun?"
Söylediğime gülerek kıkırdadı. Omzuma yumuşakça vurarak.
" O nasıl söz öyle... Biz boşuna kardeşiz dedik."
" Peki kardeşinin mutlu olmasını ister misin?"
Bana şüpheci gözlerle baktı
"İsterim tabi.. ama benle ne alakası var?"
" Ar.."
Daha cümleyi bitiremeden
" Başlıyacam sana da mutluğunu da!.... Kaç kez diyecem sana bu konuyu açma diye! "
Kendimi elimden geldiğince acındırmaya çalışıyordum. Ellerini Acum'un içine aldım.
" Başka çarem yok biliyorsun"
Ellerini hızla avcumun içinden çekti.
" Peki ben niye Arın' la çıkmak zorunda kalıyorum. Allah razı için ya!"
Kulağımın dibinde bağırmasa daha iyi di. Ama yapacak bir şey yok. Meriç'e giden her yol mübahtır. Arın Zeynep'le kuzenlerdi. Zeynep meriç'le ilişkisi başlayınca iyice beni uzaklaştırma çalıyordu. En son takıldığımız arkadaş grubundan dışlamıslardı. Mecburen gruba yeniden dahil olmak için bir plan yapmak gerekiyordu. O esnada Arın hayatımıza dahil olmuştu. Nihan'a gönlünü kaptırınca hayat bana yeni şans vermişti. Ama gel gör ki nihan dönüp omzunun üstünden bile bakmıyordu. Zor da olsa benim iknalarım sonucu onunla bir haftalığına çıkmıştı. Tabi Arın bu planımızdan habersiz takılıyordu. Bir hafta sonra nihan tekmeyi basınca benim planlarda suya düşmüştü.
" Ya bir dene belki seversin"
" İstemiyorum!"
Her kelimesine bastıra bastıra yüzüme vurunca. Artık son kozumu kullanma vakti gelmişti.
" Tamam kanka... Sıkıntı yok... Bizde çıkar gideriz.... ne olacak ki."
" Nereye?" Bıtkın bir sesle başına yana düşürüp bana bakmaya devam etti.
" Öldürürüm kendimi!"
Diye ben kızmaya başladım.
" Öl!... Bana ne!"
Aynı karşılığı alınca iyice içime çekildim. Ancak bu saatten sonra trip atma moduna girmek. Benden cevap gelmeyince
"Gittiği yere selam söyle!"
Yine benden cevap yok.
"Hayır orta niye ben yanıyorum!"
Yine cevap vermedim.
"Aman kanka çok seviyorum kanka.... Yok bir hafta yeter kanka ne olacak kanka.... Diye diye düzgün tanımadığım biriyle bir hafta çıktım!"
Bu sefer cevap vermiştim. Alacağım tepkiden korkarak fısıldayarak söyledim
" Aman ne tanımak ne tanımak"
Kulağını bana yaklaştırıp
" Ne dedin duyamadım!"
Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
" Bir haftada iki saat tek çocukla görüştünüz. Oda bende sizinleydim. Sonra bahanelerle çocuğu başından savdın sonradan tekmeyi bastın"
Ellerini göğsüne bastırıp. Bir aşağı bir yukarı gelip getirip.
"Oof! Canıma minnet çok iyi yapmışım"
Önüne dönüp kollarını göğsünde topladı. Bu sefer trip atma sırası ondaydı. Ortamdaki sessizlik kıvılcım gibiydi. Birinin kendini ortaya atması ile bitecek. Ama ikimizde inatçıydık. İlk onun atmasını istiyordum. Ama bir yandan da benim atmam gerektiğini bilmiyordum. Başımı yana çevirip ona bakmamla sanki bu anı bekliyormuş gibi onunla bakışlarımız birbirini buldu. Yeşil en güzel tonlarını sahip gözleri vardı. Çimen gözlüm derdim onu severken
" Çimen göz.."
" Hiç o şekilde konuya girme bile"
Daha ben bir şey demeden konuyu kapatmıştı. Çünkü cümleye böyle başlarsam dayanmaz yumuşardı. Derin bir çekip sustum önümde dalgalan denizi izledim. Uzun bir süre sessizdik aramızdan birinin konuşması ile bıçak gibi kesilecekti sessizlik
" Unutmayı dene"
Direk öylece kafa dalmıştı. Beklemediğim şaşırmıştım.
"Denemedim mi sanıyorsun"
Dönüp bana baktığında gözlerimdeki çaresizliği gördü. Beni hızla çekip kollarının arasına aldığında ağlamamak için kendimi zor zaptediyordum. Biraz böyle kaldık. Oda saçlarımı okşayıp şefkatini gösteriyordu.
"Unutabilsemdim. Neden hala çocukça böyle bir planın peşine düşeyim ki"
Yüzüm boynuna düştüğü için konuşurken sesim boğuk çıkmıştı. Geriye cekildiğimde yüzüne çaresizlikle bakıyordum. Derin bir iç çekip
" Kahretsin.... tamam planına uygun davranacağım"
Homurdanarak konuşsada sevinçten havalara fırlayacaktım. Onu hızla kendime çekip sarıldım. Bir yandan yanaklarını öpüp
" Senin benim canımsın canım"
" Tamam bırak öldüreceksin beni!"
Kollarımı boynundan çıkarmaya çalışıyordu. Sonunda bende kollarımı çektiğimde yüzüne gelen saçlarını kulağının arkasına ekledi.
" Peki plan ne şimdi?"
