3. bölüm / 6
Elzemyarayı sarmak. |3
Bölümler 6Şu an: yarayı sarmak. |3
- 1 Öfke. |11.644 kelime
- 2 Sır.|22.590 kelime
- 3 yarayı sarmak. |32.505 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Tuzak|45.753 kelime
- 5 yakınlasma|56.548 kelime
- 6 yüzük3.417 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş ışıkları perdenin aralığından süzülürken aşağıdan gelen hafif gürültüler üzerine üzerime hırkamı geçirip odadan çıktım. Merdivenlerin başında durduğumda, Ateş’i salonun ortasında bir telefon görüşmesi yaparken buldum. Sırtı bana dönüktü, sesi sert ve emrediciydi:
"Sana ne dediysem onu yap. Babasının izini sürmeye devam edin ama kıza tek bir şüphe dahi hissettirmeyeceksiniz."Adımımı attığımda tahta basamak hafifçe gıcırdadı. Ateş anında arkasını döndü, beni gördüğü anda telefonunu kapatıp cebine attı. Dün akşamki o yumuşak, korumacı ifadeden eser yoktu; yine o duvar gibi sert Ateş karşımdaydı."Erkencisin," dedi ifadesiz bir sesle. "Uyumadım ki zaten," diye karşılık verdim, basamakları yavaşça inerek. "Ayrıca kimi takip ettiriyorsun sen? Yine arkamdan iş mi çeviriyorsunuz?" Ateş aramızdaki mesafeyi kapatıp tam önümde durdu. Tepeden tırnağa beni süzdükten sonra gözleri gözlerimde sabitlendi.
"Senin güvenliğini sağlıyorum, Rüya," dedi. Sesi alçaktı ama bu kez aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, dün gecenin izleri ikimizin de zihninde yeniden canlandı. "Seni bu evin dışındaki her şeyden korumak zorundayım. Buna kendi merakın da dahil.""Benim korunmaya ihtiyacım yok!" diyerek geri adım atmaya çalıştım ama Ateş tek bir hamleyle bileğimi kavradı. Dün akşamki o nazik dokunuşun aksine, bu kez beni kendine doğru daha kararlı çekti. "Hâlâ anlamıyorsun, değil mi?" diye fısıldadı, yüzü yüzüme sadece birkaç santim uzaklıktayken. "Artık buradan çıkışın yok.”
Bileğimi elinden kurtardım. "Babamın beni buraya bırakmış olması, senin benim hayatım üzerinde hak sahibi olduğun anlamına gelmez." Ateş attığı adıma pişman olmuş gibi çenesini sıktı. Bakışlarındaki o bir anlık açılma kapanmış, yerini yine aşılmaz bir duvara bırakmıştı. Bakışlarını benden çekip mutfağa doğru yürüdü. "Bunun bir hak meselesi olmadığını biliyorsun, Rüya," dedi tezgahın üstündeki kahve makinesini çalıştırırken. Sırtı bana dönüktü. "Burada durduğun sürece kurallar var. Ve bu kurallar senin iyiliğin için."
"Beni dinlemiyorsun bile!" diyerek arkasından ilerledim. "Ben bir günde hayatı altüst edilmiş, babasının ne yaptığını bilmeyen biriyim. Benden buraya alışıp sana itaat etmemi bekleyemezsin." Ateş elindeki kahve kupasıyla bana döndü. Gözlerindeki mesafeli ama meydan okuyan ifade geri gelmişti. Tek bir adım atıp aramızdaki mesafeyi yine tehlikeli bir sınıra çekti ama bu kez bana dokunmadı. "Senden itaat etmeni beklemiyorum," dedi alçak ve tok bir sesle. Kahvesinden bir yudum alıp gözlerimin içine baktı. "Sadece hayatta kalmanı istiyorum. Ve bunun için gerekirse bana katlanacaksın.""Ya katlanmak istemiyorsam?"Dudaklarının kenarında belli belirsiz, tehlikeli bir tebessüm belirdi. "O zaman öğrenmek zorunda kalacaksın, küçük hanım. Çünkü bir yere gittiğin yok."
Aramızdaki bu inatlaşma, o an ikimizin de geri adım atmayacağını kanıtlıyordu. Ne o sertliğinden taviz verecekti ne de ben ona teslim olacaktım. Ama ikimiz de biliyorduk; bu kedi-fare oyunu aramızdaki gerilimi sadece daha da tırmandırıyordu.
Ateş’in yanından öfkeyle ayrıldım. Adımlarımı sertçe atarak merdivenlere yöneldiğimde koridordaki adamlardan birine çarptım ama dönüp bakmadım bile. Tek düşündüğüm o alandan ve Ateş’in üzerimde kurmaya çalıştığı o baskıdan uzaklaşmaktı.Yukarı çıkarken Ada odasından çıkıyordu. Yüzümdeki ifadeyi görünce endişeyle, "Rüya, ne oluyor?" diye sordu. Ona cevap verecek, bir şey anlatacak halim yoktu. Bırak soru sormasını, konuşmasını bile istemiyordum. Elimi kaldırıp durmasını işaret ettim, tek bir kelime etmeden yanından geçip odama girdim. Kapıyı arkamdan sertçe çarpıp hemen kilitledim.
Odada yalnız kaldığım an duvarlar üzerime gelmeye başladı. Bir an önce kapandığını sandığım o içimdeki boşluk dev bir felakete dönüştü. Nefes alamıyordum. Zihnimin içinde annemin ve babamın sesleri yankılanıyordu. Babamın beni neden buraya bıraktığını, neden hiçbir açıklama yapmadığını düşündükçe öfkem kontrolden çıktı.Önüme ne geldiyse devirmeye başladım. Masadaki eşyaları fırlattım, komodini devirdim, cam aksesuarları duvara çarpıp parçaladım. Ağzıma gelen her şeyi, içimdeki bütün nefreti ve çaresizliği bağırarak babama kustum. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama sonunda gücüm tükendi. Bütün enerjim çekilmiş gibi kan ter içinde yere yığıldım.Nefes nefese kalmış halde saçlarımı geriye attım. Avucuma keskin bir şey batmıştı ama zihnim o kadar bulanıktı ki ne olduğunu anlayamayacak kadar bilinç dışı bir haldeydim.
Tüm bunlar olurken kapı zaten çalıyordu. Bir ara ses kesilir gibi oldu ama hemen ardından çok daha güçlü, kapıyı kırmaya çalışan sert darbeler başladı.Ben ise yerdeki kırıkların ortasında uzanmış, yaşlı gözlerimle tavana bakarak sadece nefes almaya çalışıyordum.
Ateş, merdivenlerin başında durmuş yukarıdan gelen cam kırılma ve eşya devrilme seslerini dinliyordu. Yüzündeki o soğuk, ifadesiz maske ilk kez çatlamış; kaşları endişeyle çatılmıştı.Ada nefes nefese merdivenleri tırmanıp Ateş’in yanına geldi. Korkudan gözleri büyümüştü.”Ne oluyor? Rüya nerede?”
Ateş, merdivenlerin başında durmuş yukarıdan gelen cam kırılma ve eşya devrilme seslerini dinliyordu. Yüzündeki o soğuk, ifadesiz maske ilk kez çatlamış; kaşları endişeyle çatılmıştı. Ada yutkunarak devam etti: "Atakları var onun... Geçmişte de olurdu. Kapıyı kilitledi, içeri giremiyorum!"Ateş tek bir kelime bile etmeden uzun adımlarla koridoru geçti. Odadan gelen çığlıklar, kilitli kapının arkasından bir fırtına gibi dışarı taşıyordu.
Ağlama seslerinin arasına karışan devrilen mobilya gürültüleri Ateş’in adımlarını daha da hızlandırdı. Kapının önüne geldiğinde durup bir saniye dinledi. İçerideki yıkım sesleri yerini derin, hırıltılı nefeslere ve hıçkırıklara bırakmıştı. "Rüya!" diye bağırdı Ateş, kapıya sertçe vurarak. "Aç şu kapıyı!"İçeriden yanıt gelmedi, sadece cam parçalarının gıcırtısı ve bir hıçkırık duyuldu. Ateş daha fazla beklemedi. Omuzunu kapıya dayayıp var gücüyle yüklendi. İlk darbede kilit gıcırdadı, ikincisinde ahşap çatırladı ve üçüncüsünde kapı büyük bir gürültüyle içeri doğru savruldu.
İçerideki manzara tam bir felaketti. Devrilmiş komodinler, duvarda parçalanmış çerçeveler ve etrafa saçılmış cam kırıkları... Rüya, o yıkımın tam ortasında, kan ve ter içinde yerde uzanmış nefes almaya çalışıyordu.
Avucundan süzülen kan cam parçalarının üzerine damlıyordu. Ada arkadan çığlık atarak içeri girmek istedi ama Ateş bir eliyle onu kapıda durdurdu. Sesi bu kez emredici ama pürüzlüydü: “Ada, gelme! Dışarıda kal ve ilk yardım çantasını getirin Çabuk!"Ateş, yerdeki cam kırıklarına basarak hızlı ama dikkatli adımlarla Rüya’nın yanına çöktü. O sert, ulaşılmaz adamdan eser kalmamıştı. Göğsü hızla inip kalkan, gözleri tavana dikili halde ağlayan kızın haline bakarken elinin hafifçe titrediğini hissetti."Rüya..." dedi alçak, neredeyse yalvaran bir sesle. Yerdeki kanayan eline bakarken yüzü daha da karardı. "Bana bak... Buradayım."Olayın gerilimi ve Ateş'in yaşadığı panik aralarındaki duvarları ilk kez yıktı.
~Rüya
Odada yankılanan sert darbe sesleri, kapının ahşap gövdesinin zorlandığını haber veriyordu. Kırılan eşyaların, devrilen fenerlerin ve saçılan camların arasında, odanın ortasında nefes almaya çalışarak yatıyordum. Avucuma batan şeyin acısı bile zihnimdeki o uğultunun yanında hiç kalıyordu.
Ateş, etraftaki kırık dökük eşyaların üzerinden büyük adımlarla geçip yanıma çöktü. Yüzündeki o soğuk, mesafeli ifadeden eser kalmamıştı; gözlerinde ilk kez panik ve ne yapacağını bilemeyen sert bir endişe vardı.
"Rüya!" Bana dokunmak için elini uzattı ama bir an tereddüt etti. Nefes nefese, gözlerim tavana dikili halde yatarken elime batan cam parçasını ve parmaklarımın arasından süzülen kanı fark etti. Bakışları o andan itibaren daha da karardı. “Tamam, sakin ol," dedi, sesi tonunu ayarlamaya çalışsa da pürüzlü çıkıyordu. Bana doğru eğilip bir elini başımın altına koydu, diğer eliyle de kanayan elimi incitmemeye özen göstererek bileğimden kavradı. "Bana bak. Rüya, buradayım. Nefes al." Ona bakacak gücüm yoktu, sadece göğsüm hızla inip kalkıyordu. Arka arkaya öksürdüm. Bütün öfkem, haykırışlarım ve çaresizliğim yerini devasa bir boşluğa bırakmıştı.
Ateş beni yavaşça yerden kaldırıp kucağına aldığında itiraz edecek, onu itecek takatimin kalmadığını hissettim. Başım omuzuna düştü. Yatak odasındaki döküntülerin arasından geçip beni yatağın sağlam kalan kenarına oturttu. Yanıma diz çöktü, bakışları bir saniye bile yüzümden ayrılmıyordu.“Tentürdiyot ve bez getirin, çabuk!" diye bağırdı dışarıya doğru. Sonra tekrar bana döndü. Eli hafifçe titreyerek yüzüme yapışan terli ve ıslak saç tutamlarını geriye çekti."Bunu kendine yapmayacaksın," dedi, sesi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar kararlıydı. "Ne baban için, ne de başka biri için... Kendini yıpratmana izin vermeyeceğim."
Gözlerimden bir damla yaş daha süzülürken ona öfkeyle bakmaya çalıştım ama sadece yorgun bir fısıltı çıkarabildim: "Senden de... babamdan da nefret ediyorum." Ateş bu lafımla irkilmedi bile. Aksine, elimdeki cam kıymığını dikkatle çıkarırken gözlerimin içine derin, anlamlandırması zor bir ciddiyetle baktı. "İstediğin kadar nefret et," dedi kısık bir sesle. "Yeter ki ayakta kal."
Çalışan bir hizmetli ve her zaman Ateş’in yanlarında olan adamlar yardım çantasını getirdi. Rüya bir anlık refleksle "İstemiyorum!" diye bağırarak yerden fırlamaya çalıştı. Fakat bilinci o kadar bulanıktı ve göğsündeki sıkışma o kadar şiddetliydi ki, dengesini saniyeler içinde kaybetti. Ateş, kızın itirazına karşılık reflexle tam ayağa kalktığı sırada, Rüya’nın dizlerinin bağı çözüldü. Yeri boylamasına ramak kala Ateş çevik bir hamleyle uzandı; tek eliyle Rüya’nın belini sımsıkı kavrayıp kendine doğru çekti. Rüya sertçe Ateş’in göğsüne çarptı.
O an zaman durdu sanki. Rüya’nın fırtınalı, kesik kesik nefesleri Ateş’in boynuna çarpıyordu. Ateş, kızın düşmesine engel olan kolunu daha da sıkılaştırırken, diğer elini Rüya’nın sırtına koyup onu dengede tuttu. Aramızdaki o öfkeli mesafe, bir saniye içinde yok olmuştu. “Tamam...dur," dedi Ateş. Sesi ilk kez bu kadar pürüzlü, bu kadar yakın ve fısıltılı çıkıyordu. Gözleri, tam yüzünün yanı başında duran Rüya’nın baygın bakışlarında, ardından da kanayan elinde gezindi.
Çalışan adam kapıda ilk yardım çantasıyla dona kalmışken, Ateş ona bakmadan sertçe emretti: "Çantayı bırak ve çıkın. Hepiniz."Ada kapının kenarından endişeyle bakarken, Ateş Rüya’yı sarsmadan, belindeki elini hiç gevşetmeden yavaşça yatağın kenarına doğru taşıdı. Rüya’nın onu itecek gücü yoktu; başı istemsizce Ateş’in omzuna düşmüştü.Ateş, kızı yatağa oturtup önüne diz çöktü. Belindeki elini çekip hızlıca yerdeki çantaya uzandı. İçinden batan camı çıkarmak için cımbızı ve dezenfektanı çıkarırken gözlerini bir an bile Rüya’nın yüzünden ayırmıyordu.
"Bana kızgınsın, biliyorum," dedi Ateş, cımbızla Rüya’nın kanayan eline nazikçe yaklaşırken. "Ama şimdi canını yakmam gerekecek. Bana izin vermek zorundasın."Rüya gözleri yarı kapalı halde ona bakarken, aralarındaki o saf öfke, yerini kaçınılmaz bir teslimiyete ve tehlikeli bir yakınlığa bırakıyordu. Ateş cımbızın ucunu dikkatle yaraya yaklaştırdı. Parmakları ilk kez bu kadar dikkatli, sanki elinde tuttuğu şey kristal bir vazoymuş gibi narindi. Rüya ise bitkinlikten kapanmak üzere olan gözleriyle onun her hareketini izliyordu. Cımbızın soğuk metali tenine değdiği an Rüya hafifçe irkilip elini geri çekmeye çalıştı. Ama Ateş diğer eliyle kızın bileğini nazikçe ama kaçmasına izin vermeyecek bir kararlılıkla kavradı. "Kımıldama," dedi Ateş, sesi fısıltı kadar pürüzlüydü. "Sadece bir saniye."Cam parçasını derinlerden çekip çıkardığı an keskin bir acı dalgası Rüya’nın bütün bedenini sardı. Başını kaldırıp tam o an gözlerinin içine baktı. Aralarında sadece birkaç santim vardı. Ateş’in gözlerinde ilk defa o aşılmaz duvarlar, soğuk zırhlar yoktu; yerini derin bir endişeye, çözülmesi imkansız bir karmaşaya bırakmıştı. Rüya ise o sert adamın bakışlarında ilk kez kendi çaresizliğinin bir yansımasını görüyordu. İkisi de nefes almayı unutmuş gibi birbirlerinin gözlerinde takılı kaldı.
"Bitti... Geçti," dedi Ateş, bakışlarını kızın eline , ardından tekrar gözlerine kaydırarak. Sesi daha önce hiç olmadığı kadar yumuşaktı. Acı geride kalmıştı ama aralarındaki o yoğun, adını koyamadıkları çekim havada asılı duruyordu. Öfkeyle başlayan bu savaş, yerini kaçınılmaz bir savunmasızlığa bırakmıştı. Ateş yavaşça tentürdiyotlu pamuğu yaraya bastırdığında bile, bakışlarını Rüya’nın yüzünden bir saniye olsun ayırmadı.
Pansuman bittiğinde Ateş yavaşça geri çekildi. Rüya, içindeki o kırılganlığın ortaya çıkmasından rahatsız olmuş gibi hemen kendini toparlamaya çalıştı. Ateş’in omzundaki elini çekip başını diğer tarafa çevirdi, yüzüne yeniden o savunmacı ifadeyi takınmak istedi. "Tamam, bitti işte," dedi Rüya, pürüzlü ve yorgun bir sesle. "Gidebilirsin artık." Ateş ayağa kalktı ama odadan çıkmak yerine yatağın hemen yanındaki sandalyeyi çekip oturdu. kollarını göğsünde birleştirdi. Yüzündeki o sert adam zırhı geri gelmişti ama bakışlarında inkâr edilemez bir kararlılık vardı.
"Gitmiyorum," dedi kestirip atan bir tonla.Rüya öfkeyle ona döndü. "Sana git dedim, Ateş! Yanımda durmanı, bana acıyan gözlerle bakmanı istemiyorum.""Sana acımıyorum," dedi Ateş, gözlerini bir an bile ondan ayırmadan. "Ama bu halde yalnız kalmana da izin vermeyeceğim. İstediğin kadar bağır, istediğin kadar öfkelen. Bu gece buradayım."
Rüya ona karşı savaşacak takatinin kalmadığını hissetti. Göğsü hâlâ düzenli nefes almakta zorlanıyordu. Başını yastığa koyup arkasını Ateş’e döndü. Yatağın soğuk çarşafına sarılırken, arkasında duran adamın varlığını ve oda içindeki o yoğun, kaçınılmaz baskısını hissedebiliyordu."Senden nefret ediyorum," diye fısıldadı karanlığa doğru. Ateş’in sesi hemen arkasından, karanlığın içinden yükseldi; sakin ve derindi: "Biliyorum, Rüya. Biliyorum."
•
•
Odanın içindeki boğucu hava ve duvarların üzerime geliş hissi bir türlü geçmiyordu. Ateş’in sandalyedeki varlığı, aramızdaki o söylenmemiş sözlerin ağırlığıyla birleşince nefes almak daha da zorlaştı. Yatakta daha fazla yatamayacağımı anlayıp yavaşça doğruldum. Ateş anında gözlerini açtı. Zaten uyumuyordu, sadece karanlıkta beni izliyordu. "Nereye?" dedi sesi pürüzlü ve uykusuz çıkarken. "Nefes almaya," dedim ona bakmadan. Sargılı elimi hırkamın cebine saklayıp odadan çıktım.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Evin arka bahçesine çıkan büyük cam kapıyı açıp soğuk gece havasını ciğerlerime çektim. Rüzgar yüzüme çarptıkça zihnimdeki o uğultu biraz olsun hafifler gibi oldu. Bahçedeki ahşap banka doğru yürüyüp oturdum, dizlerimi göğsüme çekip karanlığa baktım. Aramızda birkaç adım mesafe kalana kadar geldiğini duymadım bile. Ateş, adımlarını sessizce atarak yanıma yaklaştı. Elinde tuttuğu kalın şalı omzuma bıraktı ama yanıma oturmadı. Birkaç adım ötede, elleri ceplerinde, bakışları gecenin karanlığına dikili halde durdu.
"Sana soru sormayacağım," dedi Ateş, sesi rüzgarın uğultusuna karışarak. "Babanı, ataklarını ya da neden bu kadar canının yandığını anlatmak zorunda değilsin." Şala daha sıkı sarındım. Yüzüne bakmadan, "Anlatsam da anlayamazsın zaten," diye fısıldadım. "Senin dünyanda her şey kurallardan ve görevlerden ibaret."Ateş hafifçe başını salladı, dudaklarının kenarında gölgede kalan alaycı ama yorgun bir tebessüm belirdi. "Benim dünyam da seninkinden pek farklı değil, Rüya," dedi yavaşça bana doğru dönerek. "Ailenin bıraktığı enkazın altında kalmanın ne demek olduğunu ben de iyi biliyorum."
İlk kez kendi geçmişine dair bir şey söylüyordu. Başımı kaldırıp karanlıkta parlayan gözlerine baktım. O sert, ulaşılmaz adamın arkasında kendi yaralarını taşıyan biri duruyordu. "Nasıl yani?" diye sordum, merakıma engel olamayarak. Ateş aramızdaki mesafeyi kapatıp bankın diğer ucuna oturdu. Bize doğru esen soğuk rüzgara rağmen gözlerini gözlerimden ayırmadı. "Yani..." dedi sesi alçalarak. "Yalnız değilsin. Ne kadar aksini hissetmek istesen de." Aralarındaki o aşılmaz duvar ilk kez bu kadar net bir çatlak vermişti.
Denizin kıyısındaki soğuk rüzgar iyice sertleştiğinde ayağa kalktım. Şalı omzuma biraz daha çekip eve doğru adımladım. Ateş de hemen arkamdan, beni gölgesi gibi takip ederek yürümeye başladı. Arka cam kapıyı açıp salonun loş ve sıcak havasına adım attığımızda adımlarımı yavaşlattım. Aramızdaki o sessizlik hâlâ devam ediyordu ama artık tehditkar gelmiyordu.Ateş kapıyı arkamızdan kilitleyip bana doğru döndü. Tam merdivenlere doğru yönelecekken, aramızdaki mesafeli duruşunu koruyarak alçak ve tok bir sesle sordu: "Atakların... Ne zamandır var?"Adımlarım basamağın önünde duraksadı. Sırtım ona dönüktü, elindeki sargıyı hafifçe sıktım. Bana acıdığı ya da zayıflığımı yakalamak istediği için sormuyordu; sesindeki o düz ve gerçek merakı hissetmiştim.
Yavaşça arkama dönüp salondaki loş ışığın altında duran siluetine baktım."Annemi kaybettiğimden beri," dedim, sesim neredeyse fısıltı gibi çıkmıştı. "Ne zaman kontrolü kaybettiğimi, çaresiz kaldığımı hissetsem... Duvarlar üzerime gelmeye başlıyor." Ateş’in yüzündeki o sert çizgiler sorumun cevabıyla bir an için yumuşadı. Gözlerinde derin bir anlayış belirdi. Birkaç adım atıp aramızdaki mesafeyi kısalttı ama beni rahatsız edecek kadar yaklaşmadı."Bunu bana daha önce söylemeliydin," dedi kısık bir sesle. "Neden?" diye sordum, gözlerimin içine bakan o koyu gözlere iddialı bir bakış fırlatarak. "Bilsen ne değişecekti? Bana daha mı merhametli davranacaktın?"Ateş başını hafifçe iki yana salladı.
Dudaklarının kenarında gölgede kalan, belirsiz bir ifade belirdi."Hayır," dedi gözlerini gözlerimden ayırmadan. "Sadece... Seni neyin kırdığını bilirsem, ona göre yanına yaklaşırdım."
"Allah'tan ataklarımla ilgili soru sormayacaktın… Neyse. Ben odama geçiyorum," dedim, gözlerimi ondan kaçırarak. Ateş duruşunu bozmadan, dürüst ve ciddi bir sesle karşılık verdi: "Kusura bakma ama bilmem lazımdı. Hem odan henüz temizlenmedi, misafir odalarından birini hazırlattım." Işıkları açık olan misafir odasının kapısını gösterdi. Ona daha fazla bir şey söyleyecek takatim kalmamıştı. Yorgun adımlarla gösterdiği odaya doğru yürüdüm.
Ateş arkamdan adımlayıp odanın kapısında durdu. İçeri girmeden önce kapı eşiğinde bir an tereddüt ettim. Dönüp ona baktığımda, bakışlarında gece boyu süren o sertliğin yerini garip bir dikkat ve korumacı bir ifadenin aldığını gördüm. "İhtiyacın olan her şey içeride var," dedi sesi alçalırken. "Bu gece kapını kilitleme, Rüya. Bir şey olursa... ben aşağıda, salondayım." Sadece hafifçe başımı sallamakla yetindim. "İyi geceler," diye fısıldadım. Ateş gözlerimin içine derin bir şekilde baktı. "İyi geceler," dedi ve arkasını dönüp merdivenlere doğru yürüdü.Odaya girip kapıyı aralık bıraktım. Yatağa uzandığımda, dünkü o büyük fırtınanın ve yıkımın ardından ilk kez içimdeki uğultunun biraz olsun yatıştığını hissettim.
Bölüm etkileşimi
