4. bölüm · Draco malfoy-Ally frensby
BÖLÜM:4 KADERİN İZLERİ
Savunma Büyüleri sınıfındaki saldırının üzerinden yalnızca birkaç dakika geçmişti ama Hogwarts'ta sanki saatler geçmiş gibi hissediliyordu.
Öğrenciler Büyük Salon'a götürülmüş, profesörler ise kalenin etrafına ek koruma büyüleri yerleştirmeye başlamıştı. Her yerde fısıltılar vardı.
"Onlar neydi?"
"Neden yine geldiler?"
"Ve neden özellikle Ally ile Malfoy'u hedef aldılar?"
Ally, Büyük Salon'un bir köşesinde oturuyordu. Harry, Ron ve Hermione hemen yanındaydı.
Ron hâlâ öfkeliydi.
"Malfoy'un seni koruması hiçbir şeyi değiştirmez," dedi kollarını bağlayarak. "O hâlâ Malfoy."
Hermione düşünceli görünüyordu.
"Ama Ron, bunu iki kez yaptı."
Harry de başını salladı.
"Hem de düşünmeden."
Ally sessiz kaldı.
Çünkü arkadaşlarının söylemediği bir şeyi düşünüyordu.
Draco korkmuştu.
Hem de gerçekten.
Ama korktuğu şey kendi hayatı değildi.
Tam o sırada Büyük Salon'un kapıları açıldı.
Profesör McGonagall içeri girdi.
"Ally Frensby. Draco Malfoy. Profesör Dumbledore sizi görmek istiyor."
Salon bir anda sessizleşti.
Yüzlerce göz önce Ally'ye, sonra Draco'ya döndü.
Draco, Slytherin masasından yavaşça ayağa kalktı. Her zamanki kendinden emin yürüyüşüyle ilerliyordu ama Ally onun ellerinden birinin yumruk hâlinde sıkıldığını fark etti.
İkili tek kelime etmeden Büyük Salon'dan çıktı.
Hogwarts koridorları geceleri zaten ürkütücüydü.
Ama şimdi, duvarlardaki meşalelerin titrek ışıkları altında daha da karanlık görünüyorlardı.
Bir süre sessizce yürüdüler.
Sonunda Draco konuştu.
"Bana neden bakıyorsun?"
Ally irkildi.
"Sana bakmıyordum."
"Bakıyordun."
"Bakmıyordum."
Draco hafifçe sırıttı.
"Yalan söylüyorsun."
Ally gözlerini devirdi.
"Belki de seni ikinci kez kahramanlık yaparken gördüğüm için şaşırmışımdır."
Draco'nun yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
"Kahramanlık mı?" diye tekrarladı.
"Evet."
"Ben kahraman değilim."
Bunu öyle bir kesinlikle söylemişti ki Ally cevap veremedi.
Draco birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra tekrar konuştu.
"Hem..." dedi sessizce. "Seni korumak zorundaydım."
Ally'nin kalbi hızlandı.
"Zorundaydın?"
Draco hemen kendine geldi.
"Çünkü sen ölürsen bütün okul sıkıcı olur."
Ally istemsizce güldü.
Draco da gülmemek için büyük çaba sarf ediyor gibiydi.
Dumbledore'un odasına girdiklerinde yaşlı büyücü onları bekliyordu.
Fakat bu kez odada yalnız değildi.
Profesör McGonagall, Profesör Snape ve Hagrid de oradaydı.
Bu durum Draco'nun hoşuna gitmemişti.
"Bu kadar insan neden burada?" diye sordu sertçe.
Dumbledore gözlüklerinin üzerinden baktı.
"Çünkü anlatacaklarım yalnızca sizi değil, Hogwarts'ı da ilgilendiriyor."
Odadaki herkes sessizleşti.
Dumbledore yavaşça ayağa kalktı.
"Yüzyıllar önce," diye başladı, "karanlık büyücülerin oluşturduğu bir topluluk vardı. Adları Gölgeler Tarikatı'ydı."
Ally başını eğdi.
Bu kısmı biliyordu.
Ancak Draco'nun yüzündeki şaşkınlık büyüyordu.
"Bu tarikatın amacı," diye devam etti Dumbledore, "olağanüstü büyü yeteneklerine sahip büyücüleri bulup kendi taraflarına çekmekti."
Snape söze girdi.
"Ya da onları ortadan kaldırmak."
Draco kaşlarını çattı.
"Bunun benimle ne ilgisi var?"
Dumbledore birkaç saniye sustu.
"Çünkü sen, Salazar Slytherin'in yaşayan son varislerinden birisin."
Oda sessizleşti.
Draco gözlerini kırpıştırdı.
"Bu yeni bir bilgi değil."
Dumbledore başını salladı.
"Ama bilmediğin bir şey daha var."
Yaşlı büyücü Ally'ye döndü.
"Ve Ally de, Gölgeler Tarikatı'nı mühürleyen ailenin son varisi."
Bu kez konuşamayan kişi Ally oldu.
"Ne?" diye fısıldadı.
"Anne ve baban sana her şeyi anlatamadan öldüler," dedi Dumbledore. "Çünkü seni korumaya çalışıyorlardı."
Ally'nin gözleri dolmuştu.
"Yani..." dedi titreyen bir sesle. "Onlar benim yüzümden mi öldüler?"
"Hayır."
Bu kez konuşan kişi Draco'ydu.
Herkes ona baktı.
Draco birkaç saniye sessiz kaldı.
"Birini korurken ölmek," dedi yavaşça, "onun suçu değildir."
Ally, Draco'nun yüzüne baktı.
İlk kez onun gerçekten üzgün göründüğünü fark etti.
Sanki kendi içinde çok daha büyük bir acı taşıyormuş gibi.
Toplantı sona erdiğinde gece yarısı olmuştu.
Ally, astronomi kulesine çıkmıştı.
Bazen düşünmek için buraya gelirdi.
Rüzgâr kızıl saçlarını savururken yıldızlara baktı.
Annesini.
Babasını.
Ve az önce öğrendiği gerçeği düşünüyordu.
Arkasında ayak sesleri duydu.
Dönmesine gerek yoktu.
Kimin geldiğini biliyordu.
"Yalnız kalmak istiyorsan gidebilirim," dedi Draco.
Ally hafifçe başını salladı.
"Hayır."
Draco birkaç adım uzakta durdu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonra Ally sessizce sordu:
"Hiç ağladığın oldu mu?"
Draco'nun yüzündeki ifade değişti.
Bu soru beklediği hiçbir şeye benzemiyordu.
"Ne?"
"Ağladığın oldu mu?"
Draco gözlerini gökyüzüne çevirdi.
"Hayır."
Yalan söylüyordu.
Ve Ally bunu anlayabiliyordu.
"Bence oldu."
Draco hafifçe güldü.
"Sen benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun."
"Belki."
Ally ona döndü.
"Ama bazen insanların sandığından daha fazla şey görebiliyorum."
Draco'nun kalbi istemsizce hızlandı.
Bu kızdan nefret etmesi gerekiyordu.
Onun Gryffindor arkadaşlarından.
Onun cesaretinden.
Onun inatçılığından.
Ve özellikle de ona bakış şeklinden.
Ama edemiyordu.
Rüzgâr yeniden esti.
Ally üşüdüğünü fark etmeden kollarını birbirine doladı.
Draco istemsizce cübbesini çıkardı.
Sonra bir an duraksadı.
Bu yaptığı şey saçmalıktı.
Tam geri çekilecekken Ally'nin titrediğini gördü.
Ve düşünmeden cübbeyi onun omuzlarına bıraktı.
Ally şaşkınlıkla ona baktı.
"Draco..."
Draco hemen yüzünü çevirdi.
"Bunu kimseye anlatma."
Ally gülümsedi.
"Peki."
"Özellikle Pansy'ye."
Ally bu kez gerçekten güldü.
Draco da istemsizce gülümsedi.
Tam o anda, kulenin gölgesinde iki kırmızı göz açıldı.
Ve onları izlemeye devam etti.
Çünkü Gölgeler Tarikatı artık sadece Ally'nin peşinde değildi.
Artık Draco Malfoy'u da istiyorlardı.
