12. bölüm · Draco malfoy-Ally frensby
BÖLÜM:11 SAKLANAN GERÇEKLER
Hogwarts arazisindeki sessizlik, savaşın kendisinden daha ürkütücüydü.
Rüzgâr hâlâ esiyordu.
Gölgeler gitmişti.
Ama bıraktıkları korku yerinde duruyordu.
Ally, gözlerini figürün kaybolduğu noktadan ayıramıyordu.
"Annen ölmeden önce de bana böyle bakmıştı."
Bu cümle zihninde dönüp duruyordu.
Yanında duran Draco ise başka bir şey fark etmişti.
Ellerini.
Hâlâ Ally'nin elini tutuyordu.
Ve Ally de elini çekmemişti.
Draco'nun kalbi beklenmedik şekilde hızlandı.
Hemen elini geri çekti.
Bu hareket o kadar ani olmuştu ki Ally istemsizce ona döndü.
Bir anlığına göz göze geldiler.
Draco hemen başka tarafa baktı.
"Şey..." dedi, boğazını temizleyerek. "Tehlike geçmişti."
Ally, bunun bir açıklama olmadığını biliyordu.
Ama yine de başını salladı.
"Tabii."
İkisi de yalan söylüyordu.
Ve ikisi de bunun farkındaydı.
"Yeter."
Dumbledore'un sesi geceyi böldü.
Yaşlı büyücü asasını indirdi ve ikisine yaklaştı.
Bu kez yüzündeki ifade her zamankinden daha sertti.
"Benimle geliyorsunuz."
Hiçbiri itiraz etmedi.
McGonagall, diğer profesörlerle birlikte etrafı incelemeye başladı. Snape ise kaybolan figürün bulunduğu yere uzun süre baktı.
Draco bunu fark etti.
Profesör Snape korkmuş görünüyordu.
Bu düşünce hiç hoşuna gitmedi.
Dumbledore'un odasına ulaştıklarında gece yarısını çoktan geçmişti.
Ancak odada yalnız değillerdi.
Harry.
Ron.
Hermione.
Blaise.
Ve Draco'yu şaşırtacak şekilde Pansy de oradaydı.
Pansy, Draco'nun içeri girdiğini görünce hemen ayağa kalktı.
"İyi misin?"
Draco birkaç saniye ona baktı.
Bu soru onu şaşırtmıştı.
"Evet."
Pansy rahatlamış gibi görünüyordu.
"İyi."
Bu kadar.
Ne bağırdı.
Ne kızdı.
Sadece iyi olduğuna sevindi.
Draco bunu beklemiyordu.
Dumbledore yavaşça masasına geçti.
"Hepinizin burada olmasının bir nedeni var."
Kimse konuşmadı.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
O figür.
Ve söyledikleri.
Sonunda Ally konuştu.
"Annemi nereden tanıyordu?"
Soru odada yankılandı.
Dumbledore gözlerini kapattı.
Uzun süre cevap vermedi.
Sonunda konuştu.
"Çünkü annen onu tanıyordu."
Ally'nin boğazı düğümlendi.
"Kimdi o?"
Dumbledore başını kaldırdı.
"Gölgeler Tarikatı'nın son lideri."
Odada sessizlik oluştu.
Harry öne eğildi.
"Ama siz onun öldüğünü söylemiştiniz."
"Söylemiştim."
"Ve yanılmış mıydınız?"
Dumbledore'un yüzündeki ifade değişti.
"Hayır."
Bu cevap herkesin kafasını karıştırmıştı.
Draco kaşlarını çattı.
"O zaman bu gece gördüğümüz şey neydi?"
Dumbledore birkaç saniye sustu.
"Bilmiyorum."
Bu cevap Draco'nun hiç hoşuna gitmedi.
Çünkü Dumbledore'un bilmediği şeyler olmamalıydı.
Ally ise başka bir noktaya takılmıştı.
"Annem ona neden öyle bakıyordu?"
Dumbledore derin bir nefes aldı.
"Çünkü bir zamanlar arkadaşlardı."
Oda tamamen sessizleşti.
"Ne?" diye fısıldadı Ally.
Dumbledore devam etti.
"Annen, baban ve o adam gençliklerinde birlikte eğitim aldılar."
Ally'nin gözleri büyüdü.
"Bu imkânsız."
"Hayır."
"Annem kötü biriyle arkadaş olamazdı."
Dumbledore başını salladı.
"Çünkü o zamanlar kötü biri değildi."
Draco, Ally'nin yüzündeki ifadeyi gördü.
Bu, korkudan daha kötüydü.
Hayal kırıklığı.
Toplantı bittikten sonra herkes yavaş yavaş odadan ayrıldı.
İlk Harry çıktı.
Sonra Ron ve Hermione.
Blaise, Draco'ya kısa bir bakış attı.
"Kendine dikkat et."
Draco başını salladı.
Pansy ise birkaç saniye bekledi.
"Ben..." dedi sessizce.
Draco ona döndü.
"Ne?"
Pansy gözlerini kaçırdı.
"Sana bir şey olmasını istemiyorum."
Sonra arkasını dönüp gitti.
Draco birkaç saniye boyunca kapıya baktı.
Hayatında ilk kez, insanların ona neden değer verdiğini anlamaya çalışıyordu.
Bir süre sonra odada sadece Draco, Ally ve Dumbledore kaldı.
Dumbledore pencereden dışarı bakıyordu.
"Profesör," dedi Draco.
Dumbledore ona döndü.
"Efendim?"
Draco tereddüt etti.
Bu soruyu sormak istemiyordu.
Ama sorması gerekiyordu.
"O adam beni neden tanıyordu?"
İşte.
Soru buydu.
Dumbledore'un yüzü değişti.
Ally de bunu fark etti.
"Profesör?"
Dumbledore gözlerini kapattı.
"Çünkü seni çocukluğundan beri tanıyor."
Draco'nun kalbi duracak gibi oldu.
"Ne?"
"Bu mümkün değil."
"Maalesef mümkün."
Ally, Draco'ya baktı.
Draco ilk kez gerçekten korkmuş görünüyordu.
"Nereden tanıyor?"
Dumbledore yavaşça oturdu.
Sonra Draco'ya baktı.
Uzun süre.
Fazla uzun.
Ve sonunda konuştu.
"Çünkü seni almak için bir zamanlar Malfoy Malikânesi'ne geldi."
Oda sessizleşti.
Draco ayağa kalktı.
"Bu saçmalık."
"Hayır."
"Babam bana bunu söylerdi."
Dumbledore'un gözleri üzüntüyle doldu.
"Hayır, Draco."
Bu kez Draco'nun nefesi kesildi.
Çünkü Dumbledore ilk kez ona acıyarak bakıyordu.
Ve Draco Malfoy, insanların ona acımasından nefret ederdi.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Dumbledore cevap vermedi.
Ally ise konuşamıyordu.
Çünkü odanın içindeki hava değişmişti.
Bir şeyler çok yanlıştı.
Ve o da bunu hissediyordu.
Sonunda Dumbledore ayağa kalktı.
"Bugünlük yeter."
"Hayır," dedi Draco.
Sesi titriyordu.
"Gerçeği söyleyin."
Dumbledore gözlerini kapattı.
Sonra çok sessiz bir sesle konuştu.
"Draco."
Draco'nun kalbi hızlandı.
"Sen, Malfoy ailesinin tek çocuğu değilsin."
Zaman durdu.
Ally nefes almayı unuttu.
Draco hiçbir şey söylemedi.
Söyleyemedi.
Çünkü hayatında ilk kez, duyduğu şeyin doğru olmamasını istiyordu.
