14. bölüm · Draco malfoy-Ally frensby

BÖLÜM:13 KAÇAMADIĞI YER

İlkim nehir Gör

İlk temass🫶🏻🤭

Draco, Profesör Snape'in sözlerini duyduktan sonra birkaç saniye boyunca hareket edemedi.

"Yanında sana çok benzeyen biri var."

Bu cümle mantıklı değildi.

Olmamalıydı.

Çünkü Draco Malfoy'un bir ailesi vardı.

Bir babası.

Bir annesi.

Bir geçmişi.

Ve bunların hepsi gerçekti.

Öyle olmak zorundaydı.

"Yalan," dedi sonunda.

Snape gözlerini ondan ayırmadı.

"Keşke öyle olsaydı."

Draco başını salladı.

"Hayır."

Sesindeki kararlılık, içindeki korkuyu gizleyemiyordu.

"Babam burada olamaz."

"Burada."

"Ve benim gibi biri de olamaz."

Snape birkaç saniye sustu.

Sonra çok yavaş bir şekilde konuştu.

"Bunu kendin görmelisin."

---

Hogwarts'ın koridorları hiç bu kadar uzun görünmemişti.

Draco önde yürüyordu.

Yanında Snape.

Birkaç adım arkasında ise Ally.

Kimse konuşmuyordu.

Draco, Ally'nin kendisine baktığını hissediyordu.

Ama dönmüyordu.

Çünkü dönerse, gözlerinde ne göreceğinden korkuyordu.

Acıma mı?

Üzüntü mü?

Korku mu?

Hangisi olursa olsun, bunu görmek istemiyordu.

Sonunda Dumbledore'un odasına ulaştılar.

Kapı açıldı.

Ve Draco'nun dünyası ikinci kez durdu.

Lucius Malfoy oradaydı.

Her zamanki gibi dik duruyordu.

Her zamanki gibi kusursuz görünüyordu.

Ama yüzünde Draco'nun daha önce hiç görmediği bir ifade vardı.

Korku.

Ve suçluluk.

Draco'nun bakışları istemsizce onun yanındaki kişiye kaydı.

Bir çocuk.

Hayır.

Bir genç.

Belki on altı, on yedi yaşlarında.

Platin sarısı saçlar.

Solgun ten.

Ve...

Gümüş gözler.

Tıpkı Draco'nunki gibi.

Oda sessizliğe gömüldü.

Draco'nun nefesi kesildi.

Çocuk da ona bakıyordu.

Şaşkın.

Korkmuş.

Ve garip bir şekilde...

Üzgün.

"Draco," dedi Lucius.

Draco geri çekildi.

"Hayır."

Kimse hareket etmedi.

"Bu gerçek değil."

Lucius ona doğru bir adım attı.

"Oğlum..."

"Oğlun mu?" diye bağırdı Draco.

Odadaki camlar hafifçe titredi.

"Ben senin oğlunum!"

Lucius'un yüzü düştü.

"Sen de."

Draco güldü.

Yine o korkunç, acı dolu gülüş.

"Bu çok komik."

Kimse gülmedi.

Draco diğer çocuğa baktı.

"Söyle."

Çocuk irkildi.

"Neyi?"

"Bunun bir şaka olduğunu söyle."

Çocuk birkaç saniye sustu.

Sonra başını eğdi.

"Yalan söyleyemem."

Bu cevap, Draco'nun beklediğinden daha kötüydü.

Çünkü çocuk korkmuş görünüyordu.

Ve Draco, korkmuş insanları tanırdı.

Onlar yalan söylemezdi.

"Adın ne?" diye sordu Draco.

Çocuk başını kaldırdı.

"Caelum."

Draco gözlerini kapattı.

Hayır.

Hayır.

Hayır.

Bu gerçek olamazdı.

Lucius yeniden konuştu.

"Draco, seni korumak için..."

"Sus."

"Dinle."

"Sus!"

Bu kez odadaki birkaç kitap rafından düştü.

Ally irkildi.

Dumbledore bile yerinden kıpırdamadı.

Draco, Lucius'a baktı.

Hayatı boyunca onun gibi olmaya çalışmıştı.

Onunla gurur duymaya.

Onun sevgisini kazanmaya.

Ve şimdi...

Şimdi adam karşısında durmuş, ona başka bir oğlunun olduğunu söylüyordu.

"Ben gidiyorum."

"Draco," dedi Ally.

Ama Draco onu duymadı.

Ya da duymak istemedi.

Kapıyı açtı.

Ve kaçtı.

---

Nereye gittiğini bilmiyordu.

Yine.

Son zamanlarda bunu çok sık yapıyordu.

Koşuyordu.

Sadece koşuyordu.

Koridorlardan.

Merdivenlerden.

Boş sınıfların önünden.

Sonunda durduğunda nerede olduğunu fark etti.

Büyük Salon.

Boştu.

İyi.

Kimseyi görmek istemiyordu.

Bir sandalyeye oturdu.

Ve ilk kez...

Ağlamadı.

Ama ağlayabilirdi.

Çünkü hayatında ilk kez, kim olduğunu bilmediğini fark etmişti.

Dakikalar geçti.

Belki saatler.

Bilmiyordu.

Sonra bir şey fark etti.

Yalnız olmak istemiyordu.

Bu düşünce onu öfkelendirdi.

Çünkü Draco Malfoy'un kimseye ihtiyacı olmazdı.

Olmamalıydı.

Ayağa kalktı.

Yürümeye başladı.

Nereye gittiğini bilmiyordu.

Ya da biliyordu da kabul etmiyordu.

Koridorlar geçti.

Merdivenler geçti.

Sonunda durdu.

Gryffindor Kulesi.

Draco gözlerini kapattı.

"Harika."

Ayakları onu buraya getirmişti.

Tam geri dönecekti ki kapı açıldı.

Ally.

Üzerinde kalın bir kazak vardı.

Kızıl saçları omuzlarına dağılmıştı.

Ve onu görünce şaşırmadı.

Sanki geleceğini biliyormuş gibi.

Bir süre birbirlerine baktılar.

Sonunda Ally konuştu.

"Merhaba."

Draco cevap vermedi.

Çünkü konuşursa sesi kırılacaktı.

"İçeri gelmek ister misin?"

Draco başını salladı.

"Hayır."

"Peki."

Sessizlik.

"Ben..."

Draco durdu.

Hayatında ilk kez ne söyleyeceğini bilmiyordu.

"Ben..." diye tekrar etti.

Ve devam edemedi.

Ally birkaç adım yaklaştı.

Draco başını kaldırdı.

İlk kez korktuğunu saklamaya çalışmıyordu.

"Ya doğruysa?" diye sordu.

Sesi neredeyse bir fısıltıydı.

"Ya gerçekten... ben sandığım kişi değilsem?"

Ally'nin kalbi kırıldı.

Çünkü karşısındaki kişi artık Draco Malfoy değildi.

Sadece Draco'ydu.

Ve korkuyordu.

Gerçekten korkuyordu.

"Bak bana," dedi yavaşça.

Draco baktı.

"Sen hâlâ sensin."

"Ya değilsem?"

"Öylesin."

"Nasıl emin olabiliyorsun?"

Ally bir adım daha attı.

Çok yakınındaydı artık.

"Çünkü ben seni görüyorum."

Draco'nun nefesi kesildi.

Ve o anda, hayatında ilk kez bir şey yaptı.

Kendi isteğiyle.

Hiç düşünmeden.

Bir adım attı.

Ve Ally'ye sarıldı.

Çok sıkı değil.

Ama bırakmak istemiyormuş gibi.

Ally birkaç saniye boyunca hareket etmedi.

Çünkü Draco Malfoy'un ona sarılacağını hayatının hiçbir anında düşünmemişti.

Sonra yavaşça kollarını kaldırdı.

Ve ona sarıldı.

İkisi de konuşmadı.

Çünkü bazen kelimeler hiçbir işe yaramazdı.

Ama ikisinin de bilmediği bir şey vardı.

Astronomi Kulesi'nin en üst penceresinden biri onları izliyordu.

Ve o kişi, Draco'nun biraz önce öğrendiği gerçeğin yanında...

Bu sarılmanın yaratacağı sonuçların çok daha tehlikeli olacağını biliyordu.