11. bölüm · Draco malfoy-Ally frensby

BÖLÜM:10 OTUZ SANİYE

İlkim nehir Gör

Rüzgâr giderek şiddetleniyordu.
Gökyüzü, Hogwarts'ın üzerinde dönen kara bulutlarla kaplanmıştı. Gölgeler Tarikatı'nın yaratıkları, Draco ve Ally'nin etrafında bir çember oluşturmuştu. Kırmızı gözleri karanlığın içinden parlıyor, sanki nefes alıp veriyorlarmış gibi hareket ediyorlardı.
Ve tam ortalarında, yüzü hâlâ görünmeyen o figür duruyordu.
"Otuz saniyen var," dedi tekrar.
Draco'nun kalbi kulaklarında atıyordu.
Yirmi dokuz.
Ally ona baktı.
"Draco, sakın."
Sesinde korku vardı. Ama kendisi için değil.
Draco bunu fark etti.
Yirmi sekiz.
"Beni dinle," dedi Ally. "Onunla gidemezsin."
Draco gözlerini ondan ayırmadı.
"Peki seni öldürmesine izin mi vereyim?"
Ally cevap veremedi.
Çünkü Draco'nun yüzündeki ifade farklıydı.
Bu, Hogwarts'ta insanlarla alay eden, koridorlarda öğrencileri korkutan Draco Malfoy değildi.
Bu, gerçekten korkan biriydi.
Ve daha da kötüsü, korkusunun sebebi kendisi değildi.
Yirmi beş.
Figür yavaşça yürümeye başladı.
"Karar vermek zor olmamalı."
Draco asasını sıktı.
"Sen kimsin?"
Figür durdu.
"Bu sorunun cevabını zaten biliyorsun."
Draco'nun zihni darmadağın olmuştu.
Çünkü gerçekten biliyordu.
Bu ses.
Bu gözler.
Bu his.
Çocukluğunda duyduğu hikâyeler.
Babasının bile adını anarken sesini alçalttığı kişi.
İmkânsızdı.
Tamamen imkânsız.
Yirmi iki.
Ally bir adım öne çıktı.
"Benim için bunu yapamazsın."
Draco ona döndü.
"Neden?"
"Çünkü..." Ally'nin sesi titredi. "Çünkü senin hayatın benimkinden daha değersiz değil."
Draco istemsizce güldü.
Bu gerçekten komikti.
Çünkü hayatında ilk kez biri onun hayatının değerli olduğunu söylüyordu.
Yirmi.
"Sen gerçekten delisin," dedi sessizce.
Ally de gülümsedi.
"Belki."
Figür sabırsızlanıyordu.
"On sekiz."
Draco gözlerini kapattı.
Düşünmeye çalıştı.
Ama düşünemiyordu.
Aklında sadece son birkaç gün vardı.
Ally'nin Büyük Salon'da ona meydan okuyan bakışları.
İksir dersinde bileğini tutuşu.
Astronomi kulesinde ona resimlerinin güzel olduğunu söyleyişi.
Ve dün gece...
Ona teşekkür edişi.
Draco Malfoy insanların ona teşekkür etmesine alışkın değildi.
İnsanlar ya ondan korkardı ya da ona hayranlık duyardı.
Ama Ally...
Ally onu görüyordu.
Gerçekten görüyordu.
On beş.
"Karar ver."
Ally başını salladı.
"Hayır."
Figür ona döndü.
"Hayır mı?"
"Onu alamazsın."
Figürün sesi değişti.
"Senin seçme hakkın yok."
"Belki."
Ally asasını kaldırdı.
"Ama savaşma hakkım var."
Draco ona baktı.
Bir yanı onun cesaretine hayran kalıyordu.
Diğer yanı ise bunun dünyanın en aptalca hareketi olduğunu düşünüyordu.
On iki.
Figür yavaşça elini kaldırdı.
Etraflarındaki gölgeler hareketlenmeye başladı.
Draco anladı.
Karar verme zamanı bitiyordu.
Ally'ye baktı.
Ally de ona baktı.
Ve Draco, hayatında ilk kez gerçekten ne istediğini biliyordu.
On.
"Tamam."
Ally'nin yüzü soldu.
"Draco, hayır."
Dokuz.
"Onunla geleceğim."
Sekiz.
"Hayır!" diye bağırdı Ally.
Yedi.
Figür ilk kez memnun olmuş gibi görünüyordu.
"Akıllıca."
Altı.
Draco Ally'ye döndü.
"Üzgünüm."
Beş.
Ally'nin gözleri dolmuştu.
"Yapma."
Dört.
Draco, neden yaptığını bilmiyordu.
Belki korktuğu için.
Belki de ilk kez korkusundan daha büyük bir şey hissettiği için.
Ama elini uzattı.
Ve Ally'nin elini tuttu.
Üç.
Ally nefesini tuttu.
Draco'nun eli buz gibiydi.
Ama bırakmıyordu.
İki.
Figür elini kaldırdı.
Gölgeler üzerlerine doğru hareket etmeye başladı.
Bir.
Ve tam o anda...
Gökyüzü patladı.
Kör edici altın bir ışık bütün araziyi kapladı.
Gölgeler acı dolu çığlıklar atarak geri çekildi.
Figür bir adım geriledi.
Draco ve Ally aynı anda başlarını kaldırdılar.
Havada onlarca ışık vardı.
Hayır.
Asa ışıkları.
Bir ses, bütün Hogwarts arazisinde yankılandı.
"ONLARDAN UZAK DUR!"
Dumbledore.
Yaşlı büyücü, asasından yayılan altın renkli enerjiyle gökyüzünden iniyor gibiydi.
Hemen arkasında McGonagall vardı.
Snape.
Flitwick.
Hagrid.
Ve Hogwarts'ın neredeyse tüm profesörleri.
Figür geri çekildi.
İlk kez.
Gerçekten geri çekilmişti.
"Dumbledore," dedi nefret dolu bir sesle.
Dumbledore'un gözleri sertleşti.
"Onlara dokunmayacaksın."
Figür karanlık bir kahkaha attı.
"Henüz değil."
Snape asasını kaldırdı.
"Bu sefer kaçamayacaksın."
Figür ona döndü.
"Kaçmak mı?"
Bir anlığına etrafındaki gölgeler çılgınca hareket etmeye başladı.
"Hayır, Severus."
Sonra Draco'ya baktı.
Uzun süre.
Rahatsız edici derecede uzun.
"Seninle tekrar görüşeceğiz."
Draco istemsizce geri çekildi.
Figür bu kez Ally'ye döndü.
Ve söylediği şey, Ally'nin kanını dondurdu.
"Annen ölmeden önce de bana böyle bakmıştı."
Ally'nin gözleri büyüdü.
"N-ne dedin?"
Ama çok geçti.
Gölgeler figürü tamamen sardı.
Ve bir anda yok oldu.
Sessizlik.
Sadece rüzgârın sesi kalmıştı.
Profesörler yanlarına koştu.
Dumbledore önce Ally'ye, sonra Draco'ya baktı.
İkisi de hâlâ birbirlerinin elini tutuyordu.
Ve ikisi de bunun farkında değildi.
Ama Dumbledore fark etmişti.
Ve yüzündeki ifade, Ally'nin o ana kadar gördüğü en endişeli ifadeydi.
Çünkü figürün söylediği son cümle, Dumbledore'un yıllardır korktuğu bir gerçeği doğruluyordu.
Ve bu gerçek, sadece Ally'nin değil...
Draco'nun da bütün hayatını değiştirecekti.