Dilsiz çıglık kitap kapağı

5. bölüm / 6

Dilsiz çıglık

5. Bölüm Davetsiz misafirler

Vaveyla Yazarı: F Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5. Bölüm Davetsiz misafirler

Bazı sabahlar vardır; gözlerini açtığın an, hayatının bir daha eskisi gibi olmayacağını anlarsın.

Ben o sabah bunu anlamadım. Sadece içimde, adını koyamadığım garip bir his vardı. Sanki gece boyunca uyumamış da yarını beklemiş gibiydim.

Belki de bazı şeyler başlamadan önce insanın içine sessizce yerleşir… Ve ben, neyin kapımı çalacağını henüz bilmiyordum.

Uykumdan bir sesle irkilerek uyandım.

Gözlerim ilk tavana, sonra solumda kalan cama kaydı. Cam paramparça olmuştu.

Daha ne olduğunu anlayamadan peş peşe silah sesleri gelmeye başladı.

Sağ tarafta yerde yatan Karan’ın üstüne attım kendimi.

Korkuyodum.

Ne oluyordu böyle? Kimdi bunlar? Acaba Karan beni onlara mı verecekti?

Zihnim yorulmuştu artık bunları düşünmekten.Karan’ın üstüne düşer düşmez belimden tutup beni alta aldı.

istemsizce,Gerçekten istemsizce.

Ellerim Karan’ın kafasına gitti ve kafasını iyice aşağıya çektim.

Hâlâ silah sesleri devam ediyordu.Eminim ki bütün camları indiriyorlardı.

Kimdi bunlar?

Neden buraya gelip baskına uğramıştık? Belki de Karan içindi.

Kalbim deli gibi atıyordu.Korku, bazen çığlık atmak değildir. Bazen sadece kalbinin susmayı unutmasıydı.

Gözlerimi sımsıkı kapattım. Karan’ın kafasındaki ellerim titrerken nefes bile alamadığımı fark ettim.

Ne oluyordu? Bunun hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu.

Sanki gözlerimi daha sıkı kapatırsam geçecekmiş gibi hissettim tüm bu olanlar.

Nefesimi kontrol etmem gerekiyordu artık, yoksa bu yarım nefes almaktan nefessizlikten ölecektim.

Derin bir nefes aldığımda Karan’ın o keskin parfüm kokusu geldi.Kalbim daha da hızlandı.

Dışarıda hâlâ silahlar durmadan, birini öldüresiye kadar ateş etmeye yemin etmişler gibi devam ediyordu.

Bazı geceler karanlık değildir; insanın içine çöken sessizliktir asıl karanlık. Bazı korkular bağırmaz, yalnızca kalbinin ritmini değiştirir.

Ben o gece korkunun ne kadar sessiz, ne kadar soğuk olabileceğini öğrendim.

Dışarıda kopan gürültünün içinde bile içimde tek bir ses vardı;
kalbimin, yaklaşan felaketi benden önce sezmiş gibi attığı o düzensiz ritim.

Ve ben, gözlerimi kapattığımda her şeyin geçeceğini sanırken, aslında asıl hikâyenin gözlerimi açtığımda başlayacağını bilmiyordum.

Ellerimi Karan’ın kafasına iyice doladım.Silah sesleri durmuştu.

Gözlerimi hâlâ açmamıştım.Karan hâlâ üstümde, belki tehlikenin geçtiğinden emin olmaya çalışıyordu.

O an dışarıdan yüksek bir ses geldi.O kişinin ağzından dökülen kelimeler, kanımın kutuplar kadar soğuk olmasına yetmişti.

Dondum. Gözlerim aniden açıldı.Elim deli gibi titriyordu.

Tekrar o ses geldi.

— Alyaaaa, neredesin? Karan, Alya’yı bize ver!

Karan üstümden kalktığı hâlde iki bacağının arasında benim bacaklarım var diye orada durdu, ayağa kalkmadı.

— Burada bekle, hemen geleceğim.

Karan’ın bu cümlesi hem korkutmuş hem de sinirlendirmişti beni.

Nasıl gidecekti? Beni nasıl tek bırakacaktı?

Doğruldum. Hâlâ bacaklarının üstünde oturmaya devam ediyordum. Çok yakındık gerçi.Boy farkından dolayı o yakınlık kapanıyordu.

Ellerimi arkaya, yere sabitledim destek amaçlı.

— Hayır, bir yere gitmeyeceksin. Beni bırakmazsın, Karan.

Sesimi alçak tutmaya çalışıyordum.

— Yalnız kalmayacaksın. Senin yanına birini göndereceğim, merak etme.

Sesi güven vermeye çalışır gibiydi.Şu an neden böyle çart curt demeyeceğim çünkü şu an canım belli ki tehlikede.

— Sana tek bir soru soracağım ve cevap vereceksin. Beni kaçırmanın bu adamlarla bir ilgisi var mı?

Sesim oldukça kısıktı ama bir o kadar da aciz çıkmıştı.

— Sonra.

Üstümden kalktı, işaret parmağını sallayarak:
— Sakın buradan çıkmıyorsun.

Tam arkasını dönmüş, çıkıyorken ben de arkasından çıktım.Çünkü beni istiyorlardı.

Öğrenmem lazımdı, neden beni istiyorlardı?

— Hopp, sen nereye?

Dedi. İlk etrafa bakma gereği duydum.

Karşı koridordan bir adam, elinde iki silahla aşağıya doğru koşuyordu.Onun dışında kimse yoktu.

— Karan, geliyorum işte. Uzatma, beni orada hiç kimse tutamaz.

Karan bileğimden kavradığı gibi beni merdivenlere sürükledi.

— Ne yapıyorsun sen?

Diye bağırdım ama sonra bunun aptallık olduğunu anladım.

— Gel işte, madem odada kalmak istemiyorsun.

Bir an aklıma öyle bir düşünce geldi ki bütün hücrelerim ölmüş gibiydi.

Benim için ayrılan odanın olduğu yere geldik ama yürümeye devam ediyordu ve ben de onunla yürümek zorunda kalıyordum.

Acaba beni bir yere mi hapsedecekti? Yapar mıydı böyle bir şey?Koridorun sonuna geldik.

Yol sola doğru devam ediyordu, Karan sağ tarafa doğru döndü.

Arkasında kaldığım için o duvarda ne yaptığını anlayamadım. Dümdüz duvardı işte.

Gıcırtılı bir sesin ardından duvar ortadan ikiye ayrılmıştı.Gözlerim kocaman açılmış, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

— Burası nere?

Sesimden resmen merak akıyordu.

Hiçbir cevap vermeden içeri girdi.Karşı duvara doğru yürüyünce içeriye bir adım attım.

Beni karşılayan onlarca silah oldu.Bazı yerlerdeki silahlar yoktu. Belli ki buradakiler almışlardı.

Kendimi mafya dizisindeki ilk ölecek o salak kız gibi hissetmiştim.

Karan elinde bir tabancayla geri geldi.

Kaşlarımı çatmış ona bakıyordum.Ne oluyordu burada? Kafayı yememe az kalmıştı.

Karan biraz eğildi ve kazağımı kaldırdı.Ağzımı açmış bir şey diyecekken:

— Kendini savunman için.

Hiçbir şey demedim. Karan silahı eşofman altıma sıkıştırmıştı ve önümdeki ipi biraz daha sıkmıştı.Geri, duvarda asılı olan silahların yanına gitti.

— İyi de ben silah kullanmasını bilmiyorum ki!

Karan eline aldığı silahın namlusunu bana uzattı.

Karan elindeki tabancayı bana doğru uzattığında istemsizce bir adım geriye çekildim.

— Sakın bana onu kullanmayı öğreteceğini söyleme.

Kaşlarından biri hafifçe havalandı. Yüzünde, benim korkumu anlamaktan çok bundan eğleniyormuş gibi duran o sinir bozucu ifade vardı.

— Az önce bilmiyorum dedin.

— Evet, çünkü bilmiyorum. Bilmemek gayet güzel bir şey. İnsan bilmediği şey yüzünden ölmezse hayatına devam ediyor.

Karan başını iki yana sallayıp silahı tekrar kendisine çevirdi.

— Önce sakin olmayı öğreneceksin.
— Ben zaten sakinim.

Bunu söylerken sesimin titremesi ikimizin de kulağına aynı anda ulaştı.

Karan birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra silahı kenara bıraktı ve duvardaki ekipmanlara doğru döndü.— Önce güvenlik.

— Bak, şu an söylediğin tek mantıklı kelime bu olabilir.

Bana döndüğünde yüzündeki ciddiyet biraz daha belirgindi.

— Burada şaka yok, Alya. Ne yaptığını bilmeden hiçbir şeye dokunmayacaksın. Sana gösterdiğim şeyleri de kafana göre denemeyeceksin.

Gözlerimi kıstım.

— Yani sen gösteriyorsun, ben de uslu uslu dinliyorum?

— Aynen.

— Çok kötü bir plan.

Karan’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.

— Senin için özellikle.

Gözlerimi devirdim ama bu kez sesimi çıkarmadım.Çünkü ilk defa Karan’ın yüzündeki ciddiyetin altında gerçekten ne kadar dikkatli olduğunu fark etmiştim.

Benim korkmamla dalga geçmiyordu. Beni, korktuğum şeyin karşısında hazırlıksız bırakmamaya çalışıyordu.

Ve nedense bu, silahların bulunduğu o soğuk odadan daha fazla kafamı karıştırıyordu.

Karan bana bir çelik yelek verdi
-içe giy nolur nolmaz
Dedi ve arkasını döndü

Hemn kazagı çıkarttım ve hızle çelik yelegi giymwye başkadım .
İşim bitmişti.
-tamam giydim.
Hiç bir şey söylemdi..

Karan odadan çıktı ve duvarda bir yere bastı. Duvar tekrardan kapandı.

Önden yürümeye başladı. Arkasında yürüyordum, elim belimde olan silaha gidiyordu sürekli.Kapıya geldiğimizde bana baktı.

— Sakin kalmaya çalış.

Kafamı hafifçe salladım.

— Ve ben çıktığımda hemen arkamdan gelme.

Dedi.

— Neden?

Dedim. Neden böyle bir şey istiyordu?

— Öyle olması gerekiyor.

Dedi ve arkasını dönüp gitti.Dediğini yapacaktım çünkü canım önemliydi ama…

Ama ya Karan bana bir oyun yapıyorsa?

İyi de neden bana silah versin?

Kendimi kapıya yasladım ve onları dinlemeye başladım.Tanımadığım bir ses:

— Alya nerede?

Sesi aksanlıydı. Nereliydi acaba?

— Alya mı? Onu neden istiyorsunuz?

Dedi Karan. Sesi oldukça soğuktu.O aksanlı ses tekrardan konuştu.

— Son kez söylüyorum, Alya’yı bize ver.

Dedi.Sonra bir kişi daha konuştu.
— Отдай мне девушку, тупой чувак!(Kızı ver, aptal herif.)

Bir dakika… Rusça mı konuştu o adam?Lan, bu sefer de Rus mafyalarının eline mi düştüm yoksa?

Karan konuştu bu sefer.

— Девушка моя.(Kız benim.)

Karan da Rusça konuşmuştu ve çok akıcı konuşmuştu. Kısakaldım şimdi bak.

O ilk konuşan adam tekrardan konuştu.

— Nerede?

Diye bağırdı.Daha fazla dayanamadım ve kapıdan çıktım.

Dışarıya hava bumbuzdu ve yağmur yağmış, hâlâ yağmaya devam ediyordu.

Havada kasvet vardı resmen.Herkesin gözleri benim üstümdeyken koşar adımlarla Karan’ın yanına geldim.

Karşımda üç tane adam vardı. Biri önde durmuş, şaşkınlıkla bana bakıyordu. Belli ki karşısına tak diye çıkmamı beklemiyordu.

Sağ elimi selamlaşmak için havaya kaldırdım.

— Merhaba, Alya benim. Belli ki herkes benim için kavga ediyor.

Adam Karan’dan kısaydı ve o buz mavisi gözlerini beni süzerken gözleri elime kaydı ama elini kaldırıp selam vermedi.Ben de elimi indirdim.

— Cık cık, Türklük bitmiş.

Sol elimle de boskurt işareti yaptım.

Adam hâlâ bana boş boş bakıyordu.Kafamı Karan’a çevirdim. O da bana şaşkınca bakıyordu.

— Ya, Türkiye’de olsak bırak selam vermeyi, seni tutar evinde ağırlardı ya.

Aralarından biri öndeki adamın kulağına bir şey söyledi.Tekrar hepsi bana bakmaya devam etti.

Ben her zaman yaptığım gibi saçmalamaya devam edecektim.

Karan’dan bir adım uzağa adım attım ve ellerimi birbirlerine çarptım.

— Bakın, ben Karan’a da söyledim, size de söylüyorum, sayın Rus mafyası bey. Ben işinize asla yaramam. Param pulum yok.

Hepsinin gözlerinin içine baktım.Hepsi “Napıyor bu salak?” der gibi bakıyordu. Gözlerim hızla Karan’a döndü. Eli silahına yakın duruyordu.

Güldüm ve konuşmaya devam ettim.

— E, başka bir yeteneğim de yok ama…

Durdum ve tekrar gözlerine baktım.

Ortam acayip sessizdi. Bir tek yere hızla düşen yağmur damlalarının sesi vardı.

Hepsi sırılsıklamdı. Daha doğrusu hepimiz.

— Çok güzel yemek yaparım. Karan’a da dedim ama o kabul etmedi ama siz edecek gibi duruyorsunuz. Hafta sonu gelin, size çok güzel yemek yaparım.

Dedim. Üşümeye başladım ama belli etmemeye çalıştım.

— Olmaz, sen bizimle geliyorsun.

Dedi arkadaki adam.

— Ya bakın, daha 17’deki Leyla’nın Aras’a hazırladığı menemen’den yaparım ya.

Hepsinin kaşları çatıldı, bana dik dik baktılar.

— Siz daha 17’yi ergence bulanlardansınız demek ki.

Yüzümü buruşturdum. Ne yani, gayet güzel bir diziydi.

Fazla uzun olduu burda bitsinnnn💙💙🫰🏻🫰🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 2beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.