Dilsiz çıglık kitap kapağı

3. bölüm / 6

Dilsiz çıglık

3.bölüm yanlış kişi

Vaveyla Yazarı: F Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3.bölüm yanlış kişi

İlk defa ölümden korkmuştum.Etraf sessizdi ama benim içimde bin bir çeşit çığlık kopuyordu.Kalbimde bir acı hissettim.

En son böyle acıyı babamın ölümünde hissetmiştim.Sanki beni diri diri gömseler daha iyi olurdu.

Canımı almasınlar istedemedim.

Çok karmaşıktı zihnim. Bir yanım daha bu ülkeye gelmeden önce çok ölmek istedin, neden korkuyorsun, diyordu.

Diğer tarafım, “Sıçtın Alya, bu sefer hiç dönüşün yok. Ölümün bir dönüşü yok.”
diyordu.

Gözümden bir damla yaş aktı. Bembeyaz, yeni silindiği belli olan mermere düştü.

Elime baktım.

Gözlerim gibi oda ağlıyordu resmen. Dakikalardır kanıyordu.İçeri girmeli miydim, girmemeli miydim?Elim çok kötü kanıyordu.

Karan belki bir şey yapabilirdi, ondan yardım isteyecektim ama asla hiçbir sorusuna cevap vermeyecektim ve asla saçma cevaplar vermeyecektim.

Kapıyı ayağımla açtım. Herkesin gözleri benim üstümdeydi ve elimdeydi.

Şıp sesi doldurdu kulaklarımı.

Sesini duyunca yere baktım.Elim o kadar çok kanıyordu ki artık yerlere bile düşmeye başlamıştı.

Gözlerim kapandı. Yıllar öncesi aklıma geldi. O an beni öldürün diye bağırmak istedim.Ağzımı açıp tek bir kelime dahi edemedim.

Gözlerimi daha sıkı yumdum. Belki o görüntüler gözümün önünden gider diye düşündüm.

Olmadı.

Ayak sesleri yanıma doğru geliyordu.

— Ne oldu, iyi misin?

Karan’ın sesini duyunca gözlerimi açtım.

Hayır, hiç iyi değilim. Elim değil, kalbim çok acıyor, demek istedim ama diyemedim.

— İyiyim.

Kafamı salladım.Karan gözlerimin en derinine bakıyordu.

Endişe görüyordum sanki gözlerinde.

Ya da ben öyle görmek istediğim için öyle görüyordum.Ama şu an ondan nefret ediyordum. Böyle bir şeyi göremezdim, demi.

Sıkıca tuttuğum elimi eline aldı. Gözlerimin içine bir kez daha baktı.

Hızla beni odanın sonunda duran kapıya doğru götürdü.

İlk beni soktu içeri. Burası buram buram zenginlik kokuyordu.

Karan musluğu açmak için yeltendi ama ben ondan önce davrandım.

Elimi hızla musluğun altına soktum. Kanayan elimi tutmayı bırakmıştım.

Daha biraz önce acır diye bırakamadığım elimi bırakmış, suyun altına sokuyordum.

İlk bir yanma hissettim. Sesimi bile çıkartmadım.Kalbimde bütün duygular aynı anda vardı sanki.

Korku daha çok hâkimdi.Karan beni ölüme teşvik etdi, şu an neden benim için endişeleniyordu?

Belki de bu da oyununun bir parçasıdır.

Musluğu kapattım ama elim hâlâ kanıyordu. Acaba çok mu derinden kesilmişti?

— Aptal kan, neden durmuyor?

Dişlerimi sıkarak konuşmuştum. Cümlem biter bitmez elime lavaboya vurmuştum.

— Kızım, ne yapıyorsun sen? Oldu olacak, kan durmuyor diye elini kes.

Dedi. Sesi bile endişeli gelmişti kulağıma.

Umursamaz gibi görünmek istiyordu ama başaramıyordu.

Ona sadece baktım. Bir şey demeden tekrardan elimi tutup arkamı dönüp dışarı çıktım.Biraz önce içinde bulunduğum odaya dikkat etmemiştim. Neden etmemiştim acaba?

Of, yine kafamın içi saçmalamaya başladı.

Ortada kocaman bir masa vardı. Masa ahşaptan yapılmıştı ve oldukça kalındı.

Etrafını saran sandalyeler deriydi.

Masanın başında duran birkaç adam vardı. Hepsi oldukça şık giyinmişlerdi.

Gözüm masanın üstünde duran viskiye kaydı. Üç tane de viski bardağına baktım.

Aralarından neredeyse en kısa boylu adam konuşmaya başladı.

— Merhabalar, Alya Hanım. İyi misiniz?

Allah’ım, şu an dünyanın en ünlü insanı olabilirim. Bütün herkes beni tanıyor.

Adama sadece gülümsedim. Karan elinde bir çantayla geldi, masanın diğer başına oturdu.Bana baktı.

— Otursana.

Dedi. Bu sefer sesi buz gibiydi. Elime baktım. Elim hâlâ oluk oluk kanıyordu. Niye bu kadar çok kanıyordu ya?

Hiçbir şey demeden yanındaki sandalyeye oturdum.

Elimi açtım. Canım biraz acıdı. Yüzümü buruşturmuştum ama fark etmemesi için başka yere çevirmiştim yüzümü.

Karan elimdeki pamuğa oksijenli su dökmüş, yaramı temizliyordu. Suratına bile bakmamıştım Karan’ın ama buram buram kokan parfümünü içime çekmeden edememiştim.

— Nasıl oldu bu?

Dedi Karan.Ona bakmadım. Masanın başında duran adamlara baktım, sonra elime ama cevap vermedim.

Karan’ın baş hareketiyle bir şeyler anlattığını gördüm.

— Neyse, biz çıkalım. Çok geçmiş olsun, Alya Hanım.

Ayyy, hanım olmuştum. Yakında hanımağa da olurdum ben.

Arkalarına bile bakmadan çıktılar. Arkalarından bakarken tekrar Karan’ın sesini duydum.

— Anlatacak mısın?

— Neyi?

Dedim şaşkınlıkla. Tabii ki neyi anlatmamı beklediğini biliyordum.

— Elin.

Sesinde sakinlik vardı ama ben söylemeyecektim elime ne olduğunu.

Çünkü o beni ölüm için kullanacaktı. İyi, tamam da bu bir işe yaramayacak ki.

Of yaa, çıldıracağım. Şimdi ne yapacağım ben? Ben bir plan uğruna mı ölecektim?

— Ne olmuş elime?

Dedim.Tek kaşını havaya kaldırmış, bana bakıyordu.

— Ben de sana soruyorum ya. Ne oldu eline?

Gözüme birkaç saniye baktıktan sonra elime baktı.

Elime birkaç bir şey sürdü.Odada adeta ölüm sessizliği vardı.

Acaba bu ölüm sessizliği benim öleceğimi ve bu sessizliğin de bunun yüzünden mi olduğunu anlatıyordu.

Saçmalama. Alya, ölmek yok.En azından bu adamın elinde ölmemek üzere yoktu.

Karan elimi bitirdikten sonra bana baktı.—

Anlat artık.

Kalbim saniyede seksen yedi kez çarpıyordu resmen. Neden seksen yedi olduğunu bilmiyorum.

Aslına bakılırsa ben hiçbir şey bilmiyordum.

Ne olacağını, neden burada olduğunu, zihnindeki bütün soruların cevabını bilmiyordum.

— Yok, bir şey ya.

Gözlerimi Karan’a bakmaması için içimden uyarıyordum.“Aptal gözler, ona bakmayın.”İçimden binbir kez geçirdim bunu.

Masaya, karşıdaki sandalyeye, duvardaki saate, bir dakika ya… Saat 04.24. Biraz sonra sabah olacaktı lan ve ben hiç uyumamıştım.Saate bakarak konuştum.

— Saat dört olmuş.

Gözlerim büyüdü istemsiz bir şekilde. Gözlerimi Karan’a çevirdim.

— Ben hiç uyumadım.

Ayağa kalktım. Kapıya baktım. Buradan çıkmalıymışım gibi hissettim.

— Ben en iyisi uyuyayım.

Kapıya doğru ilerledim. Kapıyı yarım açtım ki bir anda kapı kapandı. Yukarı baktığımda bir el gördüm.

Bu Karan’ın eli olmalıydı.Karan’a döndüm ve size yemin ederim, burunlarımız birbirine değdi.

Geri çekilmek istedim ama zaten sırtım ve kafam kapıya yaslıydı.

Karanın gözlerini bile kırpmıyordu.Gözlerine baktım.

Bir dakika ya, Karan’ın gözleri nereye bakıyordu?

Hayır ya, saçmalıyordum şu an.Karan benim dudaklarıma bakıyor olamazdı, değil mi?

Alya, sen artık uykusuzluktan ne gördüğünü bilmiyorsun, diyordu içimden bir ses.

Diğer ses de, “Ne kadar da romantik bir sahne.” diyordu.

Kafamın içindeki kendi sesim ise dudaklarına bakıyor. İşte ne romantik, diyordu.

O üçüncü ses o kadar haklıydı ki.

— Elin acıyor mu?

Dedi. Gözleri tekrar gözlerimi bulmuştu.

— Hayır, dedim.

Tamam, biraz acıyordu ama o bilmese daha iyiydi.

— Yalan söyleme.

— Yalan söylemiyorum zaten.

Gözleri kısıldı.

— Lavaboya vurduğun elinden bahsediyorum.

Kısa bir an sustum.Arkamda kaldığı için görmemiştir diye düşünmüştüm ama sesimi de duymuş olabilirdi.

— Gördün demek,

dedim. Kafamı ellerime indirmiştim.

— Görmemek ne mümkün.

Haklıydı.

Karan elini kapıdan çekti. Bir şey demeden arkamı dönüp çıktım.

Çıktım çıkmasına da geldiğimiz yolu hatırlamıyordum ki.

Arkama döndüm. Karan bana bakıyordu.Yüzünde bir tebessüm oluştu.

— Düz devam,

dedi.Ve onu dinleyip düz devam ettim. Onun söylediği yerlere girip çıkmıştım ve benim için ayrılan odaya geldim.

İçeri girdiğim gibi yatağa yattım. Karan kapıyı kapatıp yanıma geldi.

Yatağın üstüne oturdu.

— Anlatacak mısın?

Dedi.

— Hayır, önemli bir şey yok.Neden hâlâ soru soruyordu ya?

— İyi misin, turşu paketi?

Sonunda söylediği şey yüzümde gülümsemeye yol açtı ama benim gülmemem gerekiyordu.Hızla gülmeyi kestim.

Yatağın üstünde oturdum.

— Etti Karam Bey, dışarı çıkar mısınız? Uyuyacağım.

Adını ilk duyduğum andan beri demek istediğim şeyi demiştim ya. Çok mutluydum şu an.

Tek kaşı havaya kalktı.

— Geri fabrika ayarlarına geri dönüyorsun demek.

Yüzünde gülümseme belirdi.Elimle onu itmeye çalıştım ama yok, dağ gibi adam.

Ya da taş gibi mi demeliydim?Harbi harbi saçmalıyordum.

Biz bunu öküz diye düzeltelim.

— Hadi, git artık ya.

Elimle itmeyince kendimi biraz yana doğru atıp ayağımı taş gibi olan omzuna yasladım.

Bunu düzeltmeyeceğim çünkü harbiden taş gibiydi.

İttirmeye çalıştım ama yok.

— Ya sen ne yiyip ne içiyorsun, deve kadar olmuşsun ya.

Dedim ama bana bakmaya devam ediyordu.Ne olduğunu anlayamadan ayağımı tuttu.

Çok hızlı gelişmişti. Ne yapacağımı bilememiştim. Yıldırım gibiydi.

Zaten hayatımın içine de yıldırım gibi düşmemiş miydi?
Hayatıma dokunduğu gibi külle duman etmeyecek miydi?
Bence adı Karan değil de Yıldırım olmalıydı.

Durdum. Sadece ona baktım.

Neden ben, diye soruyordum içimden.

Bunu Karan’ı gördüğüm ilk andan beri düşünüyordum.

Kafamda dönen üç soru vardı. Üçü de birbirinden huysuzdu.Birincisi, asla cevap alamadığım soru: Neden ben?İkincisi, cevap verse de anlayamayacağım soru: Bana ne yapacakları?Ve sonuncusu, hiç sorusunu bile sormadığım soru: Neden buradayım?

Kafam allak bullak olmuştu. Gözleri beni kendine çekmek ister gibi bakıyordu.

Bir an o hisse kapılmayı düşündüm.“Alya, ne yapıyorsun sen aptal?” diye bas bas bağırıyordu bu sefer kafamın içindeki diğer sesler yoktu.

Sadece o ses vardı.Acaba kafamın içindeki o seslere bir isim mi versem?Oha, çok mantıklı. Ama bunu şu an yapamam. Daha sonra hangi isim hangisine uygun diye düşünecektim.

Doğruldum. Gözlerimi gözlerinden kaçırdım.

Elime baktım ve üstüme giydiğim ince sweatshirt’in kolları kan içindeydi. Bunlarla uyumak istemezdim. Aklıma o görüntüler gelirken…Konuşmam lazımdı yoksa zihnimin içindeki sesler susmak bilmiyordu.

— Karan…

Sesim küçük bir çocuk çıkmıştı ama benim içimdeki o çocuk suçluydu.

— Efendim?

Sesi yine bumbuzdu.

— Bana bir üst verir misin?

Gözlerimle kollarımı gösterdim ama gözlerimi orada çok tutmadım.

— Gel, benle.

Dedi ve kalkıp kapıya doğru ilerledi.İlk şaşırdım ama şaşırmanın manasız olduğunu düşünüp onu takip etmeye başladım.Koridordan çıkıp o geniş yere geldik.Herkesin gözleri benim üstümdeydi.

Ayy, galiba ünlü olmak böyle bir şeydi.Acaba sosyal medya hesabımı açsam?Saçmalamaaa.

Off, kafam yine allak bullak olmuştu.

— Karan…

“Söyle.” der gibi bir homurtu çıkarttığında konuşmaya başladım.

— Burası neresi? Neden herkes burada? Yani burada ne yapıyorlar?

Sessizlik… Hiçbir cevap vermedi. Ses bile çıkartmadı.Bir merdivenle karşılaştım. Karan hızla çıkıyordu merdivenleri. Ben de arkasından yavaş yavaş, temkinli adımlarla ilerliyordum.

Burası ikinci kat olmalıydı. Burası aşağıya göre daha sakindi. Bu katta tam üç tane koridor olduğunu tahmin ettiğim yerler vardı.

Biri tam karşımızda, birisi sağımızda, diğeri de solumuzdaydı.Sağa doğru ilerledi. Arkasından gittim. Yine sağda kalan ikinci odaya girdi.Kapıda bekleme ihtiyacı duydum.

— Gel,

dedi Karan.

— Yok, sen al gel,

dedim ama dinleyeceğe benzemiyordu.Kapıya, yani benim olduğum yere gelerek kolumdan tuttuğu gibi beni içeri çekti.Kapıyı kapattı arkamızdan.Benim odama kıyasla bayağı büyüktü.

Kapının yanında gardırop ve şifonyer vardı.Benim odamda olduğu gibi onun da yatağı ortadaydı ama çift kişilikti.

Yalnız bir şey diyeyim mi? Benim için ayrılan odayı bayağı benimsemişim resmen.

Kendi odam gibi konuşuyordum.

Daha odayı inceleyemeden zihnimdeki o cadaloz düşünce konuştu.

Yatağın çift kişilik olmasının nedeni sevgilisiyle burada…

Direkt soru sordum.

— Kıyafet verecek misin artık?

Kafasını salladı. Şifonyerde kıyafet aramaya başladı

Ben de odayı daha dikkatli incelemeye başladım.Camın önünde büyükçe bir masa vardı.

Üstünde kâğıtlar, evraklar, ne ararsan vardı.Yatağın karşısında da bir televizyon vardı.

Gözlerim Karan’a kaydı. Hâlâ şifonyeri kurcalıyordu.

Orada aradığını bulamayınca gardıroba gitti, orada da aradı.Ben hâlâ düşünüyordum.

Ölecek miydim? Ne olacaktı? Bu düşünceler beni öldürmeye yüz tutmuştu resmen.

Cama baktım. Uzunca baktım. İstemsizce gözlerim dolmuştu.Zihnim hâlâ ve hâlâ çok doluydu. Zaten artık soru sormaktan vazgeçmiştim. Ne sorsam “sonra “deyip geçiştiriliyordu.

Koluma dokunulduğu anda irkildim.Karan elinde siyah bir kazak tutuyordu. Bir kazağa, bir de Karan’a baktım.

Kazağı giyecektim. Üstümde kanlarla durmak asla istemiyordum.Kazağı aldım.

Hâlâ Karan’la göz göze geliyorduk.

— Ne bakıyon ya? Hiç mi elinin kanadığı için üstü kan olan ve o kanlı üstle durmak istemeyen birini hiç mi görmedin?

Dedim tek solukta.

— Tamam, bakmıyorum. Dışarıdayım. Beş dakika içinde hazır ol.

Sürekli “hazır ol, hazır ol.” Tamam ya, hazır oluruz.

— Tabii efendim. Sizin için sürekli hazır hâlde bekleyeceğim.

Dedim.Karan hızla odadan çıktı. Kapının arkasında giyinecektim çünkü her an içeri girecekmiş gibi hissediyordum.

Üstümdekinden hızla kurtuldum. O kazağı, o gün o delilleri yok ettiğim gibi bu kazağı da yok etmek istiyordum.

Karan’ın verdiği kazağa baktım. Belliki benim için en küçüğünü seçmeye çalışmıştı çünkü elimde tuttuğum kazak hiç de Karan’a olacakmış gibi durmuyordu.

Üstüme hemen geçirdim kazağı. Giyerken fark etmiştim ki kazak yumuşatıcı kokuyordu.

Üstüme baktım.Kazak neredeyse diz kapaklarıma kadar geliyordu.Onu bir şekilde halletmeye çalışıyordum ki kapı çalındı.

Panik yapmıştım.

Karan başka bir yere gittiyse ve şu an kapımı başka biri çalıyorsa…“Kızım, seni almaya gelseler niye kapını çalsınlar?” diyordu bir ses.Doğru diyordu.

— Kim o?

— Karan Alp.

Bir dakika, Karan’ı biliyorum ama Karan Alp’i bilmiyorum.Ama sesi aynı Karan’dı.

— Yalnız ben sadece Karan’ı tanıyorum. Karan Alp’i tanımıyorum.

Kapıyı elimle tutuyordum ve kulağımı istemsizce kapıya dayamıştım.Bir dakika… Gülme sesi miydi o?

— Sen gülüyorsun.
— Hayır.

“Hayır” derken bile gülüyordu.Sinirle kapıyı açıp baktım. Karşımda gerçekten de Karan vardı.Hiç bozuntuya vermeden konuştum.

— Gülüyordun işte.

İçeri girdi.

— Gülmedim.

Bir kere de bir şeyi kabul etmiyordu zaten.

Masasının sandalyesine oturdu ama sandalyesi bana doğru bakacak şekilde konulmuştu.

— Telefonunu ver.

Elini açmış, bekliyordu.Elim bir an cebime gidiyor gibi oldu ama kendimi zor tuttum.

— Ne telefonu ya? Evde benim. Telefonu almadım yanıma. Yani hayranlarım arayıp duruyor, siz rahatsız olmayın diye almadım.

Ben galiba ünlü olmak istiyordum.Her şeyden öte sıçmıştım. Telefonumun yanımda olduğunu öğrenirse bana kim bilir neler yapardı.

— Öyle mi? Kimmiş o hayranların, Alya Hanım?

İçim bir erir gibi olmuştu. O nasıl “Alya Hanım” demekti öyle?

— Ya ne yapacaksın hayranlarımı ya?

— Yakıştı bu arada.Ne yakışmıştı?
Bu adam beni sürekli şaşırtıyordu.
— Ne yakıştı?

— Üstündeki…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 5beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.