Dilsiz çıglık kitap kapağı

1. bölüm / 6

Dilsiz çıglık

1.bmlüm kendi içinde kaybolmak

Vaveyla Yazarı: F Yıldırım

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1.bmlüm kendi içinde kaybolmak

Yıllar önce işlediğim o cinayet omuzlarıma öyle bir yük bırakmıştı ki bazen gerçekten sırtımda görünmez bir deve taşıdığımı düşünüyordum.

Hani bazı insanların omuzlarında melek olur ya?Benimkinde vicdan vardı.Hem de emekliliği gelmiş, huysuz, sürekli söylenen bir vicdan.

Ne yaptıysam gitmiyordu.Unutmaya çalıştım.
Olmadı

.Kendimi başka şeylerle oyaladım.Olmadı.Ders çalıştım.O da olmadı.Hatta bir ara odamı temizlemeyi bile denedim ama odamdaki dağınıklıkla vicdanım arasında hangisinin daha korkutucu olduğuna karar veremedim.

Sonunda her şeyi geride bırakıp Karatonya Birliği’ne gelmiştim.

Belki yeni bir ülke, yeni bir hayat bana iyi gelirdi.
Spoiler:
Gelmedi.

Karatonya Birliği dışarıdan bakıldığında gerçekten güzeldi. Büyük şehirleri, ışıkları, kalabalığı, sürekli hareket hâlindeki sokakları vardı.

İnsanların bir amacı vardı.

Benim de vardı.En azından bir zamanlar.

Buraya okumaya, kariyer yapmaya ve mümkünse geçmişimi biraz olsun susturmaya gelmiştim.

Ama insan geçmişinden kaçınca geçmiş arkasından koşmuyor sanırım.Direkt taksi tutup yetişiyor.

Günler geçtikçe kendimi daha fazla eve kapatmaya başladım.

Dışarı çıkmak istemiyordum.İnsan görmek istemiyordum.Telefonum çalınca açmak istemiyordum.Biri kapımı çalınca da içimden:“Evde yokum.”diyordum.Sorun şuydu:Ben evdeydim.Hem de gayet evdeydim.

O gece de yatağıma uzanmış, tavana boş boş bakıyordum.Gözlerim ağrıyordu.

Uykusuzluktan mı, ağlamaktan mı, yoksa hayatın beni kişisel olarak hedef almasından mı bilmiyordum.

Gözlerim kapanıyordu.

Sarsılmayla uyandım. Karşımda gördüğüm şeyle şok oldum. Cinmiydi o.Hayır, hayır.Karşımda bir insan silueti vardı.

Ciğerlerimi doldurduktan sonra güçlü bir çığlık attım.

Karşımdaki adam direkt ağzımı kapattı. Ne yapacağımı bilemeyip elini ısırmaya başladım.
— Ne yapıyorsun sen ya?
Ne ciddiyetli mi?

-Sence kendimi kurtarmaya çalışıyorum.

Bana dik dik baktıktan sonra ışıklar açıldı.

Anladım ki tek gelmemişti zaten.İnsan kaçırmaya tek gidilir miydi? Gidilmezdi!

Karşımda saçlarının uçları mora boyanmış güzel bir kız vardı.

İlk bana baktı.Sonra karşımdaki adama baktı.Sonra yine bana baktı.Bu daha ne kadar süre devam edecekti?

En sonunda konuşmaya karar verdi.
— Ne bağırıyor bu?

Kaşlarımı çattım.
— Evime insan kaçırma ekibiyle gelmişsiniz, ne yapmamı bekliyorsunuz?

Mor saçlı kız omuz silkti.
— Ne bileyim, daha sakin bir tepki…

Gözlerim kocaman açıldı. Benden sakin bir tepkimi beklemişti cidden.
— Sakin mi?

Dedim, sesim olabildiğince şaşkın çıkmıştı.

— Bakın, ben biraz önce odamda sessiz sakin uyuyordum. Bir anda hiç görmediğim yüzler beni kaçırmaya geldi. Benden sakin olmamı mı istiyorsunuz cidden?

Kız bana uzunca baktı, baktı. Daha sonra karşımdaki adam konuştu.

— Seni kaçırmıyoruz, ricada bulunuyoruz.

Gözlerim fal taşı gibi açıldı Resmen.ne demekti bu? Kaçırmıyoruz, rica ediyoruz.

— Ne demek kaçırmıyoruz, ricada bulunuyoruz?

Dedim ve hiç hız kesmeden devam ettim.

— Bunu başka bir yerde demeyin, gülerler çünkü

Gölerim bir an onsun onu inceledi.

Ve…Tamam.Adam oldukça dikkat çekici görünüyordu.Keskin yüz hatları, ela gözleri, ciddi bir ifadesi vardı.

Ama ben şu anda bunu düşünecek durumda değildim.

Çünkü adam benim odamdaydı.

Gece vakti.İzinsiz.Üstelik beni kaçırmaya gelmişti.

Yani estetik açıdan değerlendirme yapmanın sırası değildi.

Karşımdaki adam beni uzunca inceledi. Daha sonra:

— Hadi, bizimle geliyorsun,

dedi. Sesi dışarıdaki hava kadar soğuktu resmen.

Alya her zaman yaptığı gibi itiraz edecekti. Bu benim zaten en iyi yaptığım şeylerden biriydi.

— Gelmeyeceğim,

dedim, üstüne basa basa.

— Geleceksin,

o da benim gibi bastıra bastıra söylemişti.

— Neden sizinle gelirim?

dedim, şaşkındım.
— Onu sonra anlatırım.

Ciddisin ya! Bir düzgün insan beni bulmaz ki zaten. Ya it kopuğu ya mafyası çıkar karşıma.

— Hayır, gelmem Sizinle, uykum var. Hadi, çıkın dışarı.

— Alya…

Donup kaldım resmen. Benim daha önce görmediğim adam benim adımı biliyordu.Eminim TC’mi de biliyordur.

Karşımdaki bir şeyler söylüyordu ama o “Alya” dedikten sonra bende bütün sesler susmuştu.

— Bir dakika.

Elimi bir yaparak adamın suratına doğru gösteriyordum.

Karşımdaki sustu.Konuşmaya ben devam ettirecektim.

— Sen benim adımı nereden biliyorsun?

dedim, hâlâ şaşkındım.

— Seni kaçıracağım için araştırma yaptım diyelim.

dedi kendinden emin bir sesle.Gözlerim mor saçlı kıza kaydı. Bana bakıyordu.

— Yalnız, kaçırma böyle bir şey değil, biliyorsunuz, demi .

dedim. Şaşkınlığımı sonunda üstümden atabilmiştim.

— Biz genellikle ilk rica ederiz. Karşıdaki ısrar ederse zorla alırız.

Hayatımda hiç bu kadar saçmalık görmemiştim.

— Bu nasıl bir kafa yapısı ya?

— Ne yapalım, bizde böyle ilerliyor.

— Hadi kalk, gidiyoruz. Hem sen niye karşımda böyle duruyorsun?

Bana yüzünü buruşturarak bakmıştı. Bu ifade benim sinirimi bozmuştu.

— Sana ne ya? Burası benim evim. Sana mı soracağım nasıl duracağımı? Hem haber verseydin daha güzel giyinirdim.

Sonlara doğru bağırmaya başlamıştım.

Yüzüme baktı, baktı

— Ne yapalım? Bir dahaki sefere haber veririz.

Söylenmeye başlamıştım.

— Çok güzel ya, kaçırılırken bile hazırlıksız yakalandım

Mor saçlı kız arkasını dönüp gülmüştü.

— Hadi, giy şu üstünü.

Şu an kendime bile şaşırıyorum. Resmen kendi ellerimle kendimi kaçırtıyordum.

Dolabımın önüne geldim. Kıyafetlerime bakarken arkamı döndüm.

— Siz gerçekten burada bekleyecek misiniz?

Direkt lafa mor saçlı kız girdi.

— Evet.

Merak ettiğim bir şey var.

— Peki ben üstümü değiştirirken?

Kız şaşırdı.
— Aaa!

Bunu demesiyle yakışıklı bey arkasını döndü.

Mor saçlı kız olayı anlamış gibi o da arkasını döndü.

Ve Yunan heykeli kadar yakışıklı olan bir saniye ben ne diyorum ya? Yunan heykeli gibi olmayan eleman konuştu.

— Sadece beş dakika,

dedi.Geri, giysi dolabıma dönerken:

— İnsanları kaçırırken mahremiyet konusunda hassas olmanız çok hoş.

Kimseden ses çıkmadı.Üstümü giyindim ve kapıya doğru ilerlemeye başladım.

Adını bilmediğim şahıs kolumu tuttu.
— Gidelim.
— Yavaş,
dedim kaşlarımı çatarken.
— Neden?

Bu adam harbiden salaktı ya.Konuyu değiştirmek istedim. Neden yavaş dediğimi de bilmiyordum zaten.

Salaklığa yatacaktım.

— Alya,
dedi buz gibi bir sesle.

— Efendim?
Kollarımı göğsümün altında birleştirmiş, yerimde duruyordum.
— Gidiyoruz.

Sesi çok kararlıydı.Burada biraz daha kalmak için bahane üretmem gerekiyordu.

— Sen saatin farkında mısın ya?

Tek kaşı havada bana baktı.
— Evet.

İşte bu iyi olmamıştı.
— Ben farkında değilim ama,

dedim. Elinden kurtulup komodinin üstünde duran telefonumu açıp ekranına baktım
.Saat 02.43’tü.

Telefonumu gizlice giydiğim bol gri eşofman altımın cebine koydum.

— İnsanlar bu saatte uyuyorlar yalnız.— Daha iyi ya,

dedi ve koluma yapıştığı gibi beni dışarı çıkartmaya çalıştı.

— Durun!

Gözlerim anahtarlığa çarptı.

— Anahtarımı almalıyım.

Mor saçlı kız:
— Kızım, seni rehin alıyoruz. Sen hâlâ anahtar diyorsun.

Beni rehin aldıklarını tabii ki de biliyordum ama kendimi salak gibi gösterirsem “Bu kız bizim işimize yaramaz.” deyip bırakırlardı belki.

Kafamı sağımda duran adama çevirdim ama yüzünü göremedim. Adam maşallah cami minaresi gibi boyu vardı. Kafamı biraz yukarı kaldırınca:

— Ne yani, beni rehin mi alıyorsunuz?

Yavru köpek bakışlarımı da eksik etmedim.

Bir acır gibi oldu ama hafif bir şekilde kafasını salladıktan sonra kapıyı açıp beni aşağı doğru sürüklemeye başladı.

Ve karşımda hayallerimi süsleyen BMW M4 G87 kasa vardı.

— Vayyy! Bu araba gerçekten senin mi?

Dedim hayranlıkla. Gözlerimi ona çevirdiğimde cevap verdi.
— Yok, çaldık.

Ne saçmalık! Çalmışlar mıydı cidden?Kafamı tekrar arabaya çevirince kafa salladım.

Mor saçlı kız, beni rehin alan adama abartılı bir şekilde:

— Karan, bu kız harbi salak. Bizim işimize yaramaz gibi.

Dedi.İşte aradığım cümle.Kafamı direkt onlara çevirdim.

— Evet, ben sizin hiçbir işinize yaramam,

dedim ve konuşmaya devam ettim.

— Bakın, para istiyorsanız bende ne arasın?

Bana boş boş bakmaya devam etti. Adının Karan olduğunu ögrendigim kişi

— Ee, bilgi de yok bende. Hiçbir şey yok. Yani anlayacağınız…

Yine aynı ifadeyle bakmaya devam etti.

Hava esiyordu, ellerimle kollarımı sardım.

— Bir tek güzel yemek yaparım ben. O yüzden de kaçırmazsınız diye tahmin ediyorum.

Sesim bildiğin titremişti. Soğuktan ya da korkudan, bence ikisi yüzünden titriyordu.

— Ne yapmaya çalışıyorsun sen?

dedi Karan. Sesinde bıkmışlık vardı.

Hava iyice esiyor ve o esintiyle bütün sesleri alıp götürüyordu. Etraf fazlasıyla sessizdi. Arada esen rüzgârdan dolayı sesler çıkıyordu, onun dışında hiçbiri yoktu.

— Ben bilmiyorum, pazarlık yapmaya çalışıyorum. Bakın, size ne diyeceğim: Beni bırakın. Bir hafta sonu bana gelin ama haber verin ki hazırlanayım. Size çok güzel yemekler hazırlayayım, ne olursunuz.

Karan ve mor kafalı kız hiçbir şey demedi.

En sonunda Karan kolumdan tutup arabaya bindirdi.

Direndim ama yok, bırakmadı.Arabaya bindiğimde beni ortaya aldı ve kendisi de sağıma oturdu.

Sol tarafa döndüğümde korktum.Solumda oturan adam, kalbi olan bir duvar gibiydi.

Saçları üç numaraya vurulmuş, boynunda kar sembolünde bir dövme vardı.Ve geri kalan her yerinde çeşit çeşit dövmeler vardı.

Bu benim bayağı korkmama yol açarken ön tarafa baktım.

Sürücü koltuğunda bir erkek vardı. Yaşı küçüktü belli.
Arkaya bakıp göz kırptı.

— Selam, naber Alya?

dedi.Anladım ki herkes benim adımı ve bence giydiğim donun rengine kadar biliyordu.

Bu beni bayağı korkutmuştu.

İlk defa gördüğüm insanlar her şeyimi biliyorlardı.

Ama asla korkumu belli etmeyecektim.

Gülerek karşılık verdim.

Yolcu koltuğuna geçen, bizimle beraber olan mor saçlı kız bindi ve Karan konuşmaya başladı.

— Her zamanki yere.
Neydi bu “her zamanki yer”

Sürücü koltuğunda olan kişi direkt arabayı sürmeye başladı.Çenem titremeye başladı ve ellerim hâlâ kollarımdaydı.

— Altınızda son model bir araba var. Açsanıza şu klimayı ya, dondum!

Kimse çıt bile çıkarmadı.Sağ tarafımda bir hareketlenme oldu.

Oraya bakmaya bile yeltenmedim. O hareketlenmenin nedeni , Karan’ın şu an silahını çıkarıyor olabileceğini düşündüğüm için gözlerimi kapattım.

Galiba ölecektim ama ben niye şu an korkuyordum ki?

Senelerdir kendi canımdan kurtulmaya çalışmamış mıydım?

O cinayetten sonra kaç kere intihara kalkışmıştım,

saymamıştım.

Hiçbirinde korku hissetmemiştim ama şu an bir hareketlenmede bile altıma sıçacak duruma gelmiştim.

Karan omzuma dokunduğunda yerimden sıçradım.

— Korkma, seni öldürmeyeceğiz,

dedi alaycı sesiyle.Eline baktım. Kabanını çıkarmıştı.
— Al.
— Ne?
dedim şaşkınlıkla.
— Al da giy şunu da.

Kabanı aldım ve üstüme geçirdim. Kollarımı geçirdiğimde kollarım gözükmüyordu ve eminim uçları yerlerde sürünecekti.

Teşekkür etmeyecektim. Sonuçta o beni kaçırıyordu.

— Ben bunun içinde insan değil, çadır oldum.

diye çıkıştım.
Mor saçlı kız güldü.
— Sana yakıştı.
— Teşekkür ederim. Kaçırılmanın en şık hâlini yaşıyorum.

Dedim. Bu ortamda üzülmem, hatta korkmam gerekiyordu ama bayağı eğleniyordum ya.

Yıllar sonra yüzümde ilk defa bu kadar uzun bir gülümseme durmuştu.

Ama bu gerçekleri değiştirmiyordu.Birincisi geçmişim, ikincisi kaçırılıyor oluşum.

Kendimi resmen yanlışlıkla suç örgütü aile fotoğrafına girmiş gibi hissediyordum.

Başımı koltuğa yasladım.Bir süre kimse konuşmadı.

Sonunda sessizliği ben bozdum.
— Ee…

Herkes bana baktı.
— Beni sabaha kadar arka koltukta turşu paketi gibi gezdirecek misiniz?

Dedim. Kafamı Karan’a çevirdiğimde dudağında belli belirsiz bir seğirme olduğunu fark ettim.
Geri önüme döndüğümde bir ses geldi.

Yavaşça kafamı tekrar Karan’a çevirdiğimde kafasını eğmiş, gülüyordu.

— Turşu paketi mi?

diye sordu arabayı kullanan kişi.

— Evet,

dedim. Niye şaşırmışlardı ki?
— Neden turşu?

O da meraklı gibiydi.
Omuz silktim.
— Ortada kaldım.
Dövmeli adam ilk kez konuştu.
— Bence paket.
Mor saçlı kız hemen:
— Ben de paket diyorum.
İkisine birden baktım.

— İnsan kaçırırken bile ekip çalışmanız çok güçlü,

dedim alayla.Karan hâlâ gülmeye devam ediyordu.

Niye gülüyordu bu salak herif?

— Sen niye gülüyorsun?

diye sordum. Tek kaşım havada, bir cevap bekliyordum.

— Hayır, gülmedim,
dedi. Sesi gülmekle gülmemek arasındayken başını kaldırıp bana baktı.

— Hayır, güldün,

dedim bir kez daha
.— Gülmedim.
Bunu derken bile kendini çok zor tutuyordu.

Ne yani, kendimi turşu paketine benzetmem onu güldürmüş müydü?

— Ama gördüm,

diye çıkıştım.Cevap gecikmedi.
- Hayır, görmedin.

dedi.Şimdi de görmediğimi söylüyordu.

— Benim gözlerimde problem yok.

Mor saçlı kız araya girdi.

— Alya, boşuna uğraşma. Karan kolay kolay güldüğünü kabul etmez.

Karan ona baktı.
— Sen sus.
— Bak, yine sinirlendi!

Başımı koltuğa yasladım.İlk kez o gece biraz olsun rahatladığımı hissettim.Tabii hâlâ kaçırılmıştım.

Nereye götürüldüğümü bilmiyordum.Kim olduklarını bilmiyordum.

Ve açıkçası bu işin sonunun nereye varacağını hiç bilmiyordum.

Ama en azından…Kaban sıcaktı.Ve yanımdaki adam turşu paketi olduğumu kabul etmişti.Şimdilik bundan daha büyük bir başarı beklemiyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 18beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.