5. bölüm / 6
~Dikenlerle Taçlananlar~~Yeni Kral Yeni Dönem
Bölümler 6Şu an: ~Yeni Kral Yeni Dönem
Eldrthy Sarayı o sabah hiç olmadığı kadar sessizdi.
Koridorlarda yankılanan ayak sesleri alçalmış, hizmetkârların konuşmaları ise fısıltılara dönümüştü. Avludaki beyaz,altın işlemeli Elderthy sancakları yarıya indirilmişti.
Kral Elric ölmüştü.
Ve onunla birlikte Eldrthy'nin en güvendiği komutanı olan Vincent da savaşta hayatını kaybetmiş sayılıyordu.
Saray avlusunda yüzlerce kişi toplanmıştı. Soylular, muhafızlar, askerler ve halktan gelenler sessizce bekliyordu.
Ash kalabalığın önünde duruyor, gözlerini önündeki iki tabuttan ayırmıyordu.
Tabutun yanında Hilda vardı. Kadın tek kelime etmiyordu. Gözleri şişmiş, elleri titriyordu. Vincent'ın bedeni bulunamamıştı.
Ama herkes onun öldüğünü kabul etmişti.
Diğer tarafta Drew ve Lauren yan yana duruyordu Lauren'in gözleri şişmiş yüzü solmuştu. Drew ise artık Eldrthy kralı olucaktı.
Daha birkaç gün önce her şey yerli yerindeydi.
Şimdi ise iki tabut, yarıya indirilmiş sancaklar ve sessizce bekleyen bir krallık vardı.
Bir süre sonra çanlar çalmaya başladı.
İlk ses avlunun taş duvarlarında yankılandı. Ardından ikinci, üçüncü...
Her çan sesiyle kalabalık biraz daha sessizleşti.
Herkes başını eğdi. Elric'in tabutu muhafızlar tarafından kaldırıldı. Vincent'ınki de hemen arkasından taşınmaya başladı.
Lauren o anda kendini tutamadı.
Elric'in tabutu yanından geçerken bir adım öne çıktı.
-Elric...
Sesi o kadar kısıktı ki yakınında olmayan kimse duyamadı.
Elini ağzına kapattı. Gözlerinden yaşlar boşanırken olduğu yerde kaldı.
Ash annesine baktı.
Lauren günlerdir ayakta durmaya çalışıyordu. Şimdi ise sanki bütün gücü bir anda tükenmişti.
Drew de Lauren'in yanına geçip koluna girdi.
Lauren başını oğlunun omzuna yasladı.
Tabutlar birkaç muhafız yardımıyla yerden kaldırıldı cenaze alayı ise saray çıkıp şehrin mezarlığına doğru ilerlemeye başladı.
Mezarlığa ulaştıklarında gökyüzü tamamen griydi
Şehrin geri kalanından biraz uzakta bulunan kraliyet mezarlığı, yüksek taş duvarlarla çevriliydi. Ortasında ise beyaz taştan yapılmış Eldrthy kraliyet Nekropol'ü yükseliyordu.
Cenaze alayı binanın önünde durdu.
Ağır ahşap kapılar yavaşça açıldı.
İçerisi loştu. Duvarların iki yanında, Eldrthy'nin eski krallarına ve kraliçelerine ait taş lahitler sıralanıyordu.
Bazılarının üzerinde heykelleri vardı. Yıllar boyunca aynı yerde duran bu mezarlar, sessizce yeni gelenleri bekliyordu.
Elric'in tabutu önce içeri taşındı.
Ardından Vincent'ınki.
Lauren şapelin kapısında durdu. İçeri baktığında gözleri yeniden doldu.
Elric'in ardından son kez yürümek istedi fakat dizleri titriyordu.
Drew koluna girdi.
-Ben yanındayım, anne.
Lauren başını salladı ve onunla birlikte içeri girdi.
Hilda ise Vincent'ın tabutunun peşinden ilerledi. Birkaç adım sonra durdu ve elini tabutun üzerine koydu.
Gözlerini kapattı.
-seni seviyorum...
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
Tabutlar şapelin en arka kısmına götürüldü. Elric'in lahti, eski kralların bulunduğu sıranın sonuna yerleştirildi.
Vincent'ınki ise hemen yakınına, daha sade bir taş lahde konuldu.
İnsanlar son duasını okumaya başladığında binanın içinde yalnızca onun sesi duyuluyordu.
Lauren başını öne eğmişti.
Hilda gözlerini Vincent'ın tabutundan ayırmıyordu.
Ash ise biraz geride duruyordu.
Binanın duvarlarında yanan mumların ışığı taş mezarların üzerine vuruyor, eski hükümdarların tablolarını gölgeler arasında bırakıyordu.
Dua sona erdi.
İnsanlar geri çekildi.
Nekropol'ün ağır kapıları yavaşça kapanmaya başladı.
Lauren son anda dönüp Elric'e baktı.
Kapılar kapandı.
Ve iki adam, Eldrthy'nin kraliyet mezarlarının sessizliği içinde yeni hayatlarına başladı...
Ertesi sabah...
Dünün sessizliğinin aksine, sarayda yine bir koşuşturma vardı.
Özellikle Ash'in odasında...
Odanın içinde neredeyse kırk kişi vardı. Hizmetçiler, terziler, saçını hazırlayan kadınlar ve mücevherlerle ilgilenen birkaç görevli odanın içinde sürekli bir yerlere gidip geliyordu.
-Biraz daha yukarı.
-Hayır, o kolyeyi değil diğerini getirin.
-Elbisenin arkasını kontrol ettiniz mi?
Ash ise bütün bu kalabalığın ortasında sandalyesinde oturuyordu.
Bir kadın saçlarını yaparken başka biri elbisesinin kollarını kontrol ediyor, bir diğeri önündeki masadan mücevherleri seçiyordu.
Ash ise sakince aynadaki yansımasına baktı.
Daha dün babasının cenazesindeydi.
Bugün ise Vareht prensiyle sözlenecekti.
Birbirlerini ilk defa görüceklerdi ama Ash korkunç derecede ruhsuz duruyordu.
Odadaki kadınlardan biri elindeki kolyeyi kaldırdı.
-Bunu takalım mı, prenses?
Ash kolyeye kısa bir bakış attı.
-Fark etmez.
Kadın şaşkınlıkla ona baktı ama bir şey söylemeden kolyeyi aldı.
Ash tekrar aynaya döndü.
Odadaki herkes konuşuyor, bir şeyler hazırlıyor ve telaşla hareket ediyordu.
Ama Ash sessizdi,arada yüzünü yana çevirip aynada inceliyordu.
Kapı yeniden açıldı.
Lauren içeri girdi.
Odadaki kadınların çoğu kenara çekildi.
Lauren kızına baktı. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
-Hazır mısın?
Ash aynadan gözlerini ayırmadan cevap verdi.
-Fazlasıyla.
Lauren hafifçe gülümsedi.
-Ben de öyle düşünmüştüm.
Ash ise ona bakmadı boynundaki mücevher kolyeyi düzeltti.Büyük ışık kristaline sahip bir kolyeydi.
Tam o sırada sarayın dışından borazan sesleri duyuldu.
Odadaki herkes bir anda sustu.
Bir hizmetçi pencereye koşup dışarı baktı.
-Vareht kafilesi geldi.
Aşağıdan kalabalığın sesleri yükselmeye başlamıştı.
Vareht'in kırmızı ve bordo sancakları sarayın avlusuna girmişti.
Ash ayağa kalktı.
Lauren kapıya doğru ilerledi.
-Hadi kızım.
Ash birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Sonra annesinin peşinden çıktı.
Merdivenlerden aşağı indiklerinde sarayın girişinde çoktan kalabalık toplanmıştı.
Vareht soyluları içeri giriyordu.
Ash'in bakışları kalabalığın arasında dolaştı.
Sonunda onu gördü.
Leo.
Altın sarısı saçları alnının iki yanına düşüyordu. Üzerinde koyu kırmızı, bordo işlemeli bir Vareht kıyafeti vardı.
Ash birkaç saniye ona baktı.
Leo da başını kaldırıp ona baktı.
İkisi de ilk kez karşı karşıyaydı.
Leo'nun yanında duran kadın öne çıktı.
Anastasia.
Kadın birkaç adım öne çıktı.
Ash'in gözleri onun üzerinde kaldı.
Lauren ise olduğu yerde durmuştu.
Yüzündeki ifade bir anda değişmişti.
Anastasia birkaç adım öne çıktı.
Lauren'in karşısında durdu ve başını hafifçe yana eğdi. Dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
-Beni görünce hâlâ geriliyorsun.
Laruen gözlerini devirdi.
Anastasia hafifçe gülüp geri çekildi.
-rahatla Lauren daha yeni geldim
Laruen sertçe Anastasia'ya baktı
Ash ikisine bakıyordu. Lauren'in Anastasia'ya karşı bu kadar sert olması kafasını karıştırmıştı.
Leo ise birkaç adım geride duruyor, annesiyle Lauren'in konuşmasını sessizce izliyordu.
Anastasia sonunda Ash'e döndü.
-Ama seni daha fazla bekletmeyeyim.
Ash'e doğru birkaç adım attı.
-Sen Eldrthy prensesi Ash olmalısın.
Ash zarifçe eğilerek selam verdi
-Majesteleri.
Ama sesindeki soğukluk ve ruhsuzluk gizlenemiyordu.
Anastasia hafifçe gülümsedi.
-Ne kadar resmi.
Ash doğruldu.
Ash doğruldu.
Tam o sırada arkasından sakin bir ses geldi.
-Bırak öyle kalsın.
Ash başını çevirdi.
Leo birkaç adım ötede duruyordu.
Ash'e doğru birkaç adım yürüdü.
Hafifçe başını eğdi.
-Prensesim.
Ash durgun bir yüzle ona baktı.
-Prens Leo.
Leo başını hafifçe eğdi.
-Tanıştığımıza memnun oldum
Tam Ash karşılık vericekken,
Lauren hemen lafa atıldı.
-büyük salona geçebiliriz.
Kimse itiraz etmedi herkes büyük salona doğru ilerledi.
Büyük masanın etrafında Ash, Lauren'in yanında oturdu.
Lauren de doğrudan konuya girdi.
-O halde düğün tarihini belirleyelim.
Anastasia başını salladı.
-Vareht için ne kadar erken olursa o kadar iyi.
Lauren kısa bir süre düşündü.
-Bir hafta sonra?
Anastasia hafifçe gülümsedi.
-uygun
Lauren bakışlarını Ash'e çevirdi.
-Senin için de uygun mu?
Ash yavaşça Laruen'e döndü.
Bir an cevap vermedi.
-Evet.
Dedi neşeli ve memnun bir tavır takınarak.
Lauren başını salladı.
-O halde bir hafta sonra.
Lauren ise konuşmaya devam etti.
-Bir hafta kısa bir süre. Bu yüzden yarından itibaren hazırlıklara başlayacağız. Düğün Vareht Sarayı'nda yapılacaksa törenin ayrıntılarını Vareht hazırlayacak, Eldrthy ise kendi kafilesinden sorumlu olacak.
Anastasia başını salladı.
-tamam.
Laruen soluksuz devam etti.
-Güzel. Üç gün içinde yola çıkarız. Düğünden iki gün önce de Vareht Sarayı'nda oluruz.
Lauren kısa bir süre durdu.
-O iki gün için Ash ve benim kalacağımız odaların ayrı hazırlanmasını istiyorum.
Anastasia kaşını hafifçe kaldırdı.
-Elbette.
Düğün planları konuşulunca vareht kafilesi Eldrthy den ayrıldı.
~WOLARSEİ~
Kampta ise Nanaka Vincent'ın tüm yaraları ile günü gününe ilgileniyordu.Loş çadırın içinde Nanaka elindeki nemli bezi bir fıçının üstüne bıraktı.Elindeki göz bandını Vincent'a takmaya uğraşıyordu.
-Rahat ol kaptan iki haftaya kalmaz Eldrthy'e varırsın.
Vincent cevap vermedi.
Nanaka bandı başının arkasından geçirip sıkıca bağladı.
-Biraz sıkı oldu.
Vincent kaşlarını çattı.
-İyi.
Nanaka geri çekilip çadırın girişine yakın durdu
-iki güne yola çıkarsın.
Sonra arkasını dönüp çadırdan çıktı.
Vincent bir süre kapıya baktı ve sonra kafasını geriye yatırıp çadırın tavanına baktı günlerdir izlediği o boş tavana...
Çadırın içi yeniden sessizliğe büründü.
Vincent hâlâ tavana bakıyordu.
Perde bir anda açıldı.
Jade içeri daldı.
-VİNCENT!
Vincent başını indirdi.
-Ne?
Jade hemen yanına çıktı.
-iki güne gidicekmişsin bizi bırakmaaaaa...
Vincent göz devirdi bir eliyle göz bandı ile oynuyordu.
-Evet.
Jade dramatik bir bakış attı.
-Orda benden daha çok sevdiğin kim olabilir kiii!!
Vincent Jade'in kafasını geriye doğru ittirdi.
-Eşim?
Jade donup kaldı.
Vincent şaşırarak baktı.
-Ne oldu?
Jade'in gözleri kocaman açıldı.
-NEEE EŞİN Mİ VAR?!
Fazla abartılı konuşmuştu.
Jade ayağa fırladı.
-SEN EVLİ MİSİN?!
Vincent şaşırarak cevap verdi.
-Evet.
Jade şaşkın şekilde Vincent'a baktı.
-Herneyse Zetka seni görmek istiyor.
Birkaç saniye Vincent'ı süzdü.
-Daha iyiysen kalk da yürü.
Önden çadırın kapısına doğru ilerledi.
Vincent da homurdanarak peşinden ilerledi.
Dışarda neredeyse tüm halk hayvan kafatasları takıyordu ayrıca herkes fazla kalın giyiniyordu stormhaven sınırları genelde buz gibi olurdu çünkü.
Vincent çevreyi inceleyerek zetka'nın çadırına ilerlemeye devam etti önde Jade hızlı hızlı ve birşeyler mırıldanarak ilerliyordu.
Çadırın önüne geldiklerinde Jade kapının yanında durdu Vincent da vakit kaybetmeden içeri girdi.
Zetka çadırın köşesinde kürklü pelerinini giyiyordu Vincent'ı görünce durdu.
-Bende seni bekliyordum Vincent.
Pelerinin iplerini bağlıyordu.
-Göz bandı yakışmış Elderthy'e varınca daha iyisini takarsın.
Kısıkça güldü.
Nefes alıp konuşmaya devam etti.
-Birkaç güne yola çıkabilirsin yanında Nasha da olucak.
Vincent isteksiz bir şekilde durduğu için zetka derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti.
-isteksiz olduğunun farkındayım ama seni tek göndermek çok sakıncalı ayrıca kara yolu yerine deniz yolundan gidiceksin.
Vincent şaşırarak baktı.
-Geminizde mi var?
Zetka omuz silkti.
-Kocamın yaşadığı kasaba stormhaven sınırlarında kuzey de bi kıyı kasabası ordan gemi ile vaelis okyanusunu ve derin gazap geçidini geçip ordan da pasif okyanusa ulaşıcak ordan da Eldrthy'e varıcaksın.
Vincent'ın isteksizliği yok olmuş yerine büyük bir merak gelmişti.
-Bunun için iyi denizcilere ihtiyacımız var Zetka.
Zetka masanın üstündeki hançerini de belindeki kemere sıkıştırdı.
-Oraları dert etme bana bırak ayrıca senden bir isteğim var Eldrtyh'e varınca Nasha'yı kraliyet muhafızı yapmanı istiyorum.
Vincent şaşırarak baktı.
-Kadınlar kraliyet muhafızı olamaz zetka.
Zetka ise Vincent'a bakmadan konuşmaya devam etti.
-Yolculuk dan sonra fikrin değişir.
Sonra çadırın perdesine doğru ilerledi. Vincent'ın yanından geçerken bir elini omzuna koydu.
-Burda askeri düşünceler bizim işimiz.
Sonra çadırın perdesini yavaşça ittirip çıktı.
Vincent ise arkasında öfkeli bir yandan da şaşırmış bir şekilde kaldı.
O sırada Eldrthy de Drew için düzenlenen taç giyme töreni vakti gelmişti.
Soylular ve kraliyet mensupları taht odasında yerlerin de yeni kralın resmileşmesini bekliyordu.
Drew ışık tahtının önündeydi yanında Laruen bekliyordu ilerden gelen soylunun elinde taç ve krallar pelerini vardı bu pelerin Eldrthy'e özgü kralların mirası bir pelerindi soylu Drew'in önünde durduğunda önce hafifçe eğildi sonra taacı zarifçe kafasına koydu ondan sonra da arkasına geçip pelerini omuzlarına bıraktı.
Şimdi işte Drew gerçek bir kral olmuştu.Törendeki insanlar dizlerinin üstüne neredeyse aynı anda çökmüştü herkes yeni kralın yeminini bekliyordu
Drew birkaç saniye taht odasına baktı
Önünde diz çökmüş insanları izledi ne diyeceğini zihninde tartıyor gibiydi.Salonun yüksek duvarlarında Eldrthy'nin beyaz vaşağını taşıyan sancaklar dalgalanıyordu.
Laruen onun birkaç adım gerisinde duruyor, gözlerini Drew'den ayırmıyordu.
Drew başını kaldırdı. Diz çökmüş kalabalığa baktı.
-Ben, Drew Eldrthy, bu tacı Eldrthy'ye hizmet etmek için taşıyacağıma yemin ederim. Kanunların üstünde olmayacak,ışığın adaletinden ayrılmayacağım. Halkımı koruyacak, krallığımı akıl ve kararlılıkla yöneteceğim.
Kısa bir sessizliğin ardından ekledi.
-Bu benim yediye sözüm ve yemindir.
Kalabalık başları eğik durmaya devam ediyordu.Drew Laruen'e baktı ardından da karşında diz çöken insanlara.
-Ayağa kalkabilirsiniz.
Diye buyurdu.
Soylular ve muhafızlar neredeyse aynı anda ayağa kalktı sarayda çan sesleri yankılanıyor, taht odasının kapısı ağır ağır açılıyordu.Drew yavaşça tahtına oturdu insanların saraydan çıkışını izlemeye başladı.
Taht odası boşaldığında Drew tahttan indi Laruen yanında birşeyler söylemesini bekliyordu.
Drew Laruen'e baktı.
-Yaverime söyle birkaç altın pelerinli hazırlasın.
Laruen duyduğuna şaşırdı.
-Neden?
Drew pelerinin motiflerini inceliyordu Laruen'e bakmadan devam etti.
-Alt şehire ineceğim.
Laruen hafif karşı çıkar bir ses tonuyla cevap verdi.
-Senin gitmene gerek yok yaver yada yeni komutanlardan biri gidebilir daha ilk günün.
Diye gergin bir şekilde ekledi.
Ama Drew kararını vermiş şekilde laruen'e baktı.
-Bugün fark ettim ki vareht sadece vareht değil o insanlar başımıza bela olucak şuan ise alt şehir vergilerini ödemiyor bu halde savaşa giremeyiz paraya ihtiyacımız var.
Laruen'e bir iki adım daha yaklaştı.
-Şimdi emrimi yavere iletmeni istiyorum bizzat ben gidip konuşmak istiyorum onlarla bir anlaşmaya varabiliriz inanıyorum.
Laruen'in kaşları çatıktı.
-Abin Vincent onlarla kaç kere konuştu alt şehir kendi bildiğini okumaya kararlı.
Drew kısık bir gülüş attı.
-Ah Laruen biliyorsun Vincent'ın yöntemleri hep sert olmuştu tehdit ve boşa bağırmalar ama ben öyle değilim.
Pelerinin yakasını düzeltti.
-Bugün elimde vergi kesesi ile geldiğimde bunu anlıyacaksın.
Laruen'in yüzündeki şaşkınlık biraz daha belirginleşmişti.
-Ne yani para mı istiyeceksin onlardan.
Drew hafifçe gülümsedi.
-Evet. Ama önce neden vermeleri gerektiğini anlatacağım.
Laruen, Drew'un kararından dönmeyeceğini anlamıştı. İç çekerek başını salladı.
-Peki...Haber vereceğim. Ama Laysender da seninle gelecek.
Drew şaşırarak Laruen'e baktı.
-Sadece konuşmaya gidiyoruz bir savaşa değil Laruen.
Laruen başını salladı ama içine sinmeyen şeyler olduğu belliydi.
-Yanında bir şifacı bulunucak Drew.
Sonra arkasını dönüp taht salonunun çıkışına doğru ilerledi
Drew ise onu izleyerek birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Ardından tahtın basamaklarından aşağı indi.
Sarayın içindeki hareketlilik yavaş yavaş artmaya başlamıştı. Birkaç dakika içinde yaverinin ve Altın Pelerinlilerin hazır olacağını biliyordu.
Drew sakin adımlarla salonun penceresine doğru ilerledi.
Alt Şehir'e gitmek onun için büyük bir mesele değildi. Birkaç insanla konuşacak, ne istediklerini dinleyecek ve ortak bir yol bulmaya çalışacaktı.
Birkaç dakika sonra taht odasına beş tane altın pelerinli ve yaver girdi.
Hepsi kralın huzurunda birkaç saniye eğildi.
-Majesteleri herkes hazır Leydi Laysender da avlu da sizi bekliyor.
Drew tahttan indi.
-Pekala.
Drew pelerininin önünü düzeltti ve taht odasının kapısına doğru ilerledi.
Yaver ve Altın Pelerinliler hemen arkasından onu takip etti.Avluya indiklerinde Laysender da aralarına katıldı.
Drew Laysender'e bakarken teninin solgunluğunu ve yüzündeki yara izleriki fark etti ama elinden gelen hiçbirşey yoktu.
Drew birkaç saniye sessizce ona baktı.
Laysender bunu fark edince hafifçe gülümsedi.
-Merak etmeyin, Majesteleri. Henüz o kadar kötü değil.
Drew cevap vermedi sadece başını salladı.
Laysender'ın iyileştirme gücünün bedelini biliyordu. Her ağır hastalık, her ölümün kıyısından çekilen insan, Laysender'ın bedeninde bir iz bırakıyordu.
~ALT ŞEHİR~
Drew, Laysender, yaver ve beş Altın Pelerinli, Eldrthy'nin girişindeki taş dan platform gibi duran bir yapının üstünde durdu herkes atlardan inince yaver platformdan ayrılıp atları köşeye bağladı ardından da orda bulunan görevliye seslendi.
-Kralınız için!
Görevli başını eğdi ve yanındaki kolu çekti kol çekildiği anda
Platform ağır bir gıcırtıyla aşağı doğru inmeye başladı.
İlk birkaç saniye boyunca yalnızca taş duvarlar görünüyordu. Zincirlerin sesi platformun altından yankılanıyor, atlar huzursuzca ayaklarını yere vuruyordu.
Drew korkuluğun yanına yaklaşıp aşağı baktı.
Henüz hiçbir şey görünmüyordu.
Laysender ise sessizce yanında duruyordu.
Platform biraz daha alçaldığında aşağıdan belli belirsiz sesler gelmeye başladı.
Önce müzik.
Sonra insanların konuşmaları.
Ardından kahkahalar ve uzaktan gelen bağırışlar.
Platform aşağı inmeye devam etti.
Bu kez aşağıdaki ışıklar görünmeye başladı.
Önce birkaç sokak lambası.
Sonra onlarcası.
Ardından Alt Şehir'in tamamı yavaş yavaş ortaya çıktı.
Devasa çatının altında uzanan şehir, kanallar ve taş yollarla birbirinden ayrılmıştı. Binaların arasından akan suların üzerinde küçük tekneler ilerliyor, taş köprülerin üzerinden insanlar geçiyordu.
Bazı sokaklar iyi aydınlatılmışken birkaç sokak ötede ışıklar azalıyor, dar geçitler karanlığın içinde kayboluyordu.
Drew şehri sessizce izledi.
Platform biraz daha aşağı indi.
Alt Şehir artık çok daha yakındı.
Su kanallarının kokusu, kalabalığın uğultusu ve meyhanelerden yükselen alkol kokusu havaya karışmıştı
Sonunda platform yere vardığında
Drew ilk adımını attığında çevredeki insanlar yavaş yavaş onlara dönmeye başladı.
Önce sessizlik oldu.
Ardından fısıldaşmalar başladı.
Bazıları açıkça yüzlerini buruşturdu. Bazıları ise Drew'a bakıp hiçbir şey söylemeden yanlarından geçti.
Bir adam kaldırımın kenarından seslendi.
-Vergi almaya mı geldiniz?
Drew durdu.
Adam gözlerini kısmış, kollarını göğsünde birleştirmişti.
Kimse Drew'in beklediği itaati karşılamıyordu buda büyük bir umutsuzluk uyandırıyordu.
Drew hiç birşey demedi ve karşısında olan görkemli meclis binasına doğru yürümeye başladı altın pelerinlileri önlem olarak kılıçlarını şimdiden çekmiş arkasından yürüyordu.
Kısa bir yürüyüşün ardından meclis binasının yüksek ahşap kapılarının önüne vardıklarında Laysender yavaşça kapıyı çekip açtı içeriden sesler yükseliyor belliki meclis üyeleri arasında da ateşler körükleniyordu.
Drew içeri girince tüm üyelerin gözü birkaç saniye üstünde kaldı genç kıral sadece beş tane altın pelerinli ile alt şehire inmişti.
Yaşlı Edwin Grosley homurdanarak söylenmeye başladı diğer tarafta Shaw Wallers yüzünü elleri ile kapatıyor nerdeyse iç çekiyordu masanın başında Diane Walls ise heyheyleri tepesinde iki eli masada ve ayakta bir şekilde duruyordu.
Bay Eric Myltey burnundan soluyor masada sakinliği ile Bayan Emily kemmy dikkat çekiyordu.
Edwin Grosley homurdanmaya devam ederken Diane başını kaldırıp Drew'a baktı.
-Bakın hele çocuk kralımız teşrif etmiş.
Sesi hiç de memnuniyet dolu değildi.
Drew birkaç adım daha ilerledi.
-Leydi Walls.
Diane ellerini masadan çekti ve kollarını göğsünde birleştirdi.
-Majesteleri. Sizi burada görmek... beklenmedik.
Shaw Wallers yüzünü ellerinden çekip Drew'a baktı.
Drew söze son beş aydır vergilerinizi ödemiyorsunuz diye girmişti.
Bölüm etkileşimi
