Vareht~

Vaveyla Yazarı: ELMA 🍏

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Vareht~

Drew birkaç adım daha ilerleyerek masanın başında durdu.
~Son beş aydır krallığa yapmanız gereken ödemeleri gerçekleştirmiyorsunuz.

Edwin Grosley alaycı bir ifadeyle arkasına yaslandı.
~Çünkü Alt Şehir, Eldrthy'nin sıradan bir eyaleti değil, Majesteleri. Kendi meclisimiz, kendi yönetiyaptıi var. Kraliyet ailesinin her istediğini yapmak zorunda değiliz.

Diane Walls da başını salladı.
~Alt Şehir kendi kararlarını kendi verir. Buraya gelip bizden vergi isteyemezsiniz.
Drew ikisine de baktı. Ardından meclisin kapısı açıldı içeri Drew'in yaveri girdi.
Drew yaverine baktı hafifçe güldü.
-Tam zamanında... Belgeleri çıkar.

Yaveri çantasından kalın,deri kaplı bir dosya çıkardı. Dosyanın üzerinde Eldrthy Kraliyet Arşivi'nin mührü bulunuyordu. Drew dosyayı masanın üzerine bıraktı ve Diane'a doğru itti.

~Öyleyse şehrinizin nasıl kurulduğunu hatırlayalım.
Diane dosyaya baktı ama elini uzatmadı.
Drew devam etti.
~Alt Şehir kurulmadan önce burada yalnızca birkaç yeraltı yerleşimi vardı. Bugün kullandığınız su kanalları, yük asansörleri, ana geçitler ve büyük taş platformlar o zamanlar mevcut değildi. Bunların tamamı Eldrthy Kraliyet Ailesi'nin hazinesinden karşılanan parayla inşa edildi.

Eric Myltey kaşlarını çattı.
~Bunlar hepimizin bildiği şeyler.
Drew devam etti.
~Öyleyse belgeleri incelemekte bir sakınca görmezsiniz.
Drew dosyayı açtı. İlk belgeyi masaya serdi.

~Alt Şehir'in kuruluş sözleşmesi. İkinci belge, kraliyet hazinesinden yapılan harcamaların dökümü. Üçüncüsü ise şehrin kurulmasını sağlayan anlaşma.

Shaw Wallers öne eğildi.
~Ne anlaşması?
Drew parmağını belgenin alt kısmındaki mühürlere götürdü.
~Alt Şehir'in kuruluş masraflarının, şehir faaliyete geçtikten sonra belirlenen aylık ödemelerle kraliyet hazinesine geri ödenmesini öngören anlaşma. Ödeme miktarı da kuruluş maliyetleri ve şehrin gelir kayıtları esas alınarak belirlenmiş.

Emily Kemmy belgelerden birini kendine çekti. Önce yazıları, ardından mühürleri inceledi.
Diane sonunda dosyaya uzandı.
~Alt Şehir kendi kendini yönetiyor. Bu, kraliyet ailesinin şehrimiz üzerinde sınırsız hakka sahip olduğu anlamına gelmez.

~Böyle bir iddiada bulunmadım, dedi Drew.
~Şehrinizin kendi meclisini kurma ve iç işlerini yönetme hakkını tartışmıyorum. Fakat kendi kendinizi yönetmeniz, kuruluş sırasında kabul ettiğiniz mali yükümlülükleri ortadan kaldırmıyor.

Edwin itiraz etmek için ağzını açtı ama Drew konuşmasını sürdürdü.
~Üstelik bu bir savaş tazminatı değil. Sonradan konmuş yeni bir vergi de değil. Şehrinizin kurulması için harcanan paranın, kendi imzaladığınız şartlara göre geri ödenmesi.

Eric belgelerden birini aldı.
~Kraliyet hazinesinin bütün bu masrafları karşıladığını nereden biliyoruz?
Drew ikinci dosyayı açtı.
~Her inşaat için ayrı kayıt tutulmuş. Su kanallarının yapımı, asansörlerin kurulması, geçitlerin açılması ve ana platformların inşası... Her harcamanın karşısında kraliyet hazinesinden çıkan miktar, tarihi ve sorumlu görevlilerin imzaları bulunuyor.

Dosyayı masanın ortasına bıraktı.
~İsterseniz kendi arşivinizdeki nüshalarla karşılaştırabilirsiniz. Kraliyet mührü de burada.

Diane'ın yüzündeki ifade sertleşti.
~Diyelim ki belgeler gerçek. Beş aydır ödeme yapılmaması, şehrin kendi kararlarını alma hakkını ortadan kaldırmaz.

~Ortadan kaldırmaz, diye karşılık verdi Drew.
~Fakat bir anlaşmanın ihlal edildiği gerçeğini de değiştirmez.
Bu kez masada kimse hemen cevap vermedi.

Drew ellerini masanın üzerine koydu.
~Size iki seçenek sunuyorum. Birincisi, kayıtları birlikte inceleyip ödenmemiş beş aylık borcu doğrularız ve kalan ödemeler için anlaşmaya uygun bir takvim hazırlarız. İkincisi, ödemeyi reddetmeye devam edersiniz ve ben de kuruluş sözleşmesinin ihlalini kraliyet hukuk kuruluna taşırım.

Diane gözlerini kıstı.
~Bizi kendi şehrimizde mahkemeye vermekle mi tehdit ediyorsunuz?

Drew elini saçlarının arasına geçirdi.
~Hayır. Size imzaladığınız anlaşmanın hukuki sonucunu açıklıyorum.
Drew'un sesi hâlâ sakindi.
~Benim görevim Eldrthy'nin hazinesini korumak. Sizin göreviniz de Alt Şehir'in çıkarlarını korumak. Fakat kendi çıkarlarımızı savunmamız, verdiğimiz sözleri yok sayabileceğimiz anlamına gelmiyor.

Emily, kuruluş sözleşmesinin son sayfasını çevirdi. Bir süre okuduktan sonra Diane'a baktı.
~Diane... Burada yazanlar açık. Ödemeler, kuruluş maliyetleri karşılanana kadar devam edecek. Bu yükümlülük, şehrin kendi yönetimini kazanmasından sonra da geçerli.

Diane'ın çenesi gerildi.
~Ne kadar borcumuz kaldığını biliyor musunuz?
Drew beklediği soruyu duymuş gibi yaverine baktı. Yaveri başka bir belgeyi önüne koydu.

Drew belgeyi Diane'a uzattı.
~İşte kalan miktar. Beş aylık gecikmiş ödemeler de ayrıca belirtilmiş. Rakamların doğruluğunu birlikte kontrol edebiliriz. Fakat anlaşmanın varlığı konusunda artık bir belirsizlik bulunmuyor.

Diane belgeyi eline aldı.Yaşlı Edwin sessizce yanına yaklaştı, Eric ise önündeki kayıtları yeniden incelemeye başladı.
Drew ayağa kalktı.
~Alt Şehir'in bağımsız kararlar almasına karşı değilim. Ancak bir şehrin kendi ayakları üzerinde durması, onu kurmak için harcanan paranın hiç ödenmeyeceği anlamına gelmez.

Kapıya doğru ilerlediğinde Diane'ın sesi arkasından geldi.
~Kayıtları inceleyeceğiz, Majesteleri.
Drew durdu ve başını hafifçe çevirdi.
~Elbette. İncelemeniz için gereken bütün belgeleri burada bırakıyorum.

Diane'ın yüzünde hâlâ hoşnutsuzluk vardı.
~Bunun bir zafer olduğunu düşünmeyin.

Drew'un dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.
~Zafer kazanmak için gelmedim, Leydi Walls. Yalnızca krallığımın parasını geri almaya geldim.
Dedi ve meclis salonundan çıktı.

Üç gün sonra Eldrthy kafilesi vareht'e ulaşmıştı Vareht Sarayı'nın koyu kırmızı kuleleri uzaktan göründüğünde, at arabasının içindeki Ash perdeyi araladı.
Koyu kırmızı bayraklar, yüksek taş duvarların üzerinde dalgalanıyordu. Sarayın girişine uzanan yolun iki yanında askerler sıralanmıştı. Zırhlarının üzerindeki altın işlemeler güneş ışığında parlıyordu.

Ash Drew'e baktı.
~Burası Eldrthy den çok daha farklı.
Drew kız kardeşine baktı Ama birşey söylemedi sadece hafifçe gülümsedi ve kolunu omzuna attı.

Drew içten içe Ash'in Laruen'in düğüne gelememesine üzülüyordu çünkü Drew geldiği için kraliçe vekili olarak Laruen'in ülkede kalması gerekiyor du bu nedenle düğüne sadece Drew ve Hilda ile beraber gelmişti.

Araba sarayın ana kapısına yaklaştığında yavaşladı. Demir kapılar açılırken avluda bekleyen muhafızlar aynı anda doğruldu. Kafile içeri girdiğinde saray görevlileri onları karşılamak üzere merdivenlerin önünde sıralanmıştı.
Drew, Ash'in omzundan kolunu çekerek doğruldu.
~Hazır mısın?

Ash başını iki yana salladı.
Drew birşey demedi kapıyı yavaşça açtı
Araba durduğunda Drew önce kendisi indi, ardından elini Ash'e uzattı. Ash elini tutarak aşağıya indi. Hilda da arkalarından arabadan çıktı.

Sarayın merdivenlerinin başında Anastasia onları bekliyordu. Koyu bordo elbisesinin üzerindeki altın işlemeler, başındaki zarif tacıyla uyum içindeydi. Yanında birkaç saray görevlisi ve muhafız duruyordu

Anastasia önce Drew'a yöneldi.
~Kral Drew. Vareht'e hoş geldiniz.
Drew başını hafifçe eğdi.
~Kraliçe Anastasia. Davetiniz için teşekkür ederim.

Anastasia'nın bakışları Ash'e kaydı.
~Prenses Ash. Sonunda.
Ash, Anastasia'yı baştan aşağı süzdükten sonra hafifçe başını eğdi.
~Kraliçe Anastasia.

Anastasia'nın yüzünde ölçülü bir gülümseme belirdi.
~Yolculuğunuz yorucu geçmiş olmalı. Odalarınız hazırlandı. Dilerseniz biraz dinlenebilirsiniz.

Anastasia ardından Hilda'ya döndü ve onu da selamladı. Sonra elini merdivenlere doğru uzattı.
~Lütfen, beni takip edin.
Saray görevlileri kafilenin eşyalarını taşımak üzere harekete geçti.
Drew, Ash'in yanına gelerek sesini alçalttı.
~Bir şeye ihtiyacın olursa bana haber ver.

Ash başını onaylar şekilde salladı
Birlikte merdivenleri çıkarken Ash, sarayın yüksek tavanlarına ve duvarlardaki Vareht sancaklarına göz gezdirdi. Her şey Eldrthy'dekinden farklıydı. Buradaki taşlar daha koyu, süslemeler daha gösterişliydi. Sarayda çalışan herkesin hareketlerinde bile alışık olmadığı bir resmiyet vardı.
Merdivenlerin sonunda Anastasia durdu.

Merdivenlerin sonunda Anastasia durdu.
~Odalarınız bu koridorda. Kral Drew, sizin ve Hilda'nın odaları yan yana hazırlandı. Prenses Ash içinse ayrı bir oda ayırttım.
Drew başını salladı.

Anastasia, Ash'e döndü.
~İhtiyacınız olan her şey odanızda bulunacaktır. Sabah görüşürüz, prenses.

Anastasia son kez başını eğdikten sonra görevlilerinden biriyle birlikte koridorun diğer ucuna ilerledi.

Hizmetçiler kafilenin eşyalarını odalara taşırken Hilda, Ash'in yanına sokuldu.
~Şunu söylemeliyim ki sarayları gerçekten etkileyici.
Ash ona baktı.
~Daha kapıdan yeni girdik

Hizmetçiler eşyaları taşımaya devam ederken Ash odasının kapısına ulaştı. Hilda ise kendi odasına geçmeden önce ona döndü.
~iyi geceler prenses.

Ash gülümseyerek başını salladı ve odasına girdi.

Ertesi sabah Vareht Sarayı erkenden hareketlenmişti.
Hizmetçiler koridorlarda telaşla ilerliyor, muhafızlar büyük salonun girişlerinde yerlerini alıyordu. Sarayın duvarlarına asılan kızıl ve altın sancaklar, açık pencerelerden giren rüzgârla hafifçe dalgalanıyordu.

Ash, odasındaki aynanın karşısında elbisesinin son düzeltmelerini yaparken kapısı çalındı.
~Girin. Diye seslendi Ash

Kapı açıldığında Hilda içeri girdi. Üzerinde koyu renkli, zarif bir elbise vardı. Ash'i baştan aşağı süzdü.
~Hazır mısın?
Ash aynadan ona baktı.
~Sanırım.

Hilda yanına gelip elbisesinin omzundaki küçük bir kırışıklığı düzeltti.
~Güzel görünüyorsun.
Ash hafifçe gülümsedi.
~Teşekkür ederim.
Hilda bir an duraksadı.

Hilda bir an duraksadı.
~Laruen burada olsaydı eminim aynı şeyi söylerdi.
Ash'in yüzündeki gülümseme hafifçe silindi. Aynaya bakmayı bıraktı.
~Evet. O da burada olsaydı güzel olurdu.
Hilda başka bir şey söylemedi. Ash'in omzuna hafifçe dokundu, ardından kapıyı işaret etti.
~Hadi. Kralı bekletmeyelim

Büyük salon, bir önceki akşam gördüklerinden çok daha kalabalıktı.

Vareht'in soyluları en ön sıralarda yerlerini almıştı. Komutanlar tören kıyafetleri içinde sütunların yanında bekliyor, saray görevlileri son hazırlıkları tamamlıyordu. Salonun sonunda yükselen taş platformun üzerinde altın işlemeli bir kürsü bulunuyordu.

Ash, Drew ve Hilda'yla birlikte kendilerine ayrılan yere geçti.
Drew'un yüzü her zamankinden daha ciddiydi. Kendi taç giyme töreninin üzerinden çok zaman geçmemişti. Şimdi başka bir krallığın hükümdarının taç giyişine tanıklık edecekti.

Tam o sırada salonun girişinde bir hareketlilik başladı.

Anastasia, iki muhafızın eşliğinde içeri girdi. Ardından Leo göründü.
Üzerinde koyu kırmızı, altın işlemelerle süslenmiş bir tören giysisi vardı. Sarı saçları hafif arkaya doğru taranmış önleri ise daha dağınık bırakılmıştı. Her zamanki rahat tavrından eser yokmuş gibi görünüyordu; adımları ölçülü, yüzü ciddiydi. Ancak salondaki bakışların kendi üzerinde toplandığını fark ettiğinde dudaklarında belli belirsiz bir memnuniyet belirdi.

Ash gözlerini ondan ayırmadı.
Leo platforma çıktı ve salona döndü. Tören görevlisi öne gelerek elindeki asayı taş zemine vurdu.
~Vareht'in soyluları, komutanları ve halkının temsilcileri! Bugün hanedanın varisi Leo, krallığın tacını devralmak üzere huzurunuzdadır.
Salon sessizleşti.
Anastasia, yanında duran görevlinin taşıdığı kadife yastıktan tacı aldı. Altın tacın üzerinde kızıl taşlar parlıyordu Sanki bir alev gibi arada soluyor sonra geri eski haline dönüyordu.

Leo annesinin önünde başını eğdi.
Anastasia tacı oğlunun başına yerleştirdi. Birkaç saniye boyunca ellerini tacın üzerinde tuttu, ardından geri çekildi.
~Vareht'in ateşi sönmesin, Hanedanın gücü ve krallığın birliği korunsun. Dedi Anastasia soylulara bakarak.

Leo başını kaldırdı.
Tören görevlisi asasını yeniden yere vurdu.
~Vareht Kralı Leo!
Salondaki soylular eğildi.
Leo kalabalığa baktı. Ardından elini kaldırarak herkesin doğrulmasını işaret etti.
~Ayağa kalkın.
Sesi salonun yüksek tavanında yankılandı.
~Bugün yalnızca benim için değil, Vareht'in geleceği için de önemli bir gün. Bu krallığın gücünü koruyacak, sınırlarını savunacak ve hanedanımızın mirasını sürdüreceğim.

Leo konuşmasını sürdürürken Ash’in dikkati bir anlığına soyluların bulunduğu sıralara kaydı.

Lucia, annesinin birkaç sıra gerisinde duruyordu. Kırmızı elbisesinin kollarını düzeltiyor gibi görünse de gözleri sürekli Leo’nun üzerindeydi. Ağabeyi konuştuğunda yüzünde beliren gülümseme, salondaki diğer insanlarınkinden farklıydı. Leo’nun her hareketini dikkatle izliyordu.

Ash kaşlarını hafifçe çattı.
Ne tuhaf, diye geçirdi içinden.

Lucia’nın bakışları bir anlığına Ash’inkilerle kesişti. Genç kızın gülümsemesi kaybolmadı; başını hafifçe eğdi.

Ash birkaç saniye daha ona baktıktan sonra dikkatini yeniden Leo’ya çevirdi. Belki de Lucia ağabeyinin taç giyişinden dolayı heyecanlıydı. Bunun üzerinde durmaya değmezdi.

Leo konuşmasını bitirdiğinde salonda alkışlar yükseldi. Komutanlar kılıçlarını kaldırarak yeni krallarını selamladı. Anastasia ise oğlunu gururlu, sakin bir ifadeyle izliyordu.

Leo, kalabalığa son bir kez baktıktan sonra annesinin yanına geçti. Taç başında biraz eğri duruyordu. Anastasia elini uzatıp tacı düzeltti ve kulağına bir şey fısıldadı. Leo hafifçe gülümsedi.

Ash bu kez gözlerini onlardan ayırmadı.
Artık Leo yalnızca evleneceği adam değildi. Aynı zamanda Vareht’in kralıydı.

Ve Ash, bu krallıkta geçireceği günlerin düşündüğünden çok daha karmaşık olabileceğini hissetmeye başlamıştı.

Tören sona erdiğinde soylular yavaş yavaş platformun önünde toplanmaya başladı. Bazıları yeni krallarını tebrik ediyor, bazılarıysa çoktan kendi aralarında konuşmaya başlamıştı.
Drew, Ash'e dönerek ceketinin yakasını düzeltti.
~Hadi. Kralı tebrik etmemiz gerekiyor.
Ash ona baktı.
~peki.

Drew'un peşinden yürürken Hilda da onlara katıldı. Platformun önünde Anastasia, Leo'nun yanında duruyordu. Birkaç soyluyla konuşmalarını bitirmelerini beklediler.
Leo, onları fark edince yüzündeki resmî ifadeyi biraz gevşetti.
~Kral Drew. Umarım tören sizi hayal kırıklığına uğratmamıştır.

Drew hafifçe başını eğdi.
~Oldukça etkileyiciydi. Vareht adına hayırlı olsun, Kral Leo.
Leo gülümseyerek devam etti.
~Teşekkür ederim. Aynı dileği sizin için de dilemek isterdim ama siz benden önce taç giydiniz.

Drew kahkaha atarak,
~O hâlde bana yalnızca sabır dileyebilirsiniz.
Leo da karşılık olarak güldü.
Duyduğuma göre Eldrthy'de sabır gerektiren çok işiniz varmış.

~Her krallıkta olduğu kadar.
İkisi de gülümsedi ama Ash, konuşmanın altındaki ince rekabeti fark etmişti. Drew her zamanki gibi ölçülü davranıyordu. Leo ise karşısındakini tartıyor gibiydi.
Sonunda Leo'nun bakışları Ash'e döndü.
~Prensesim.
Ash zarifçe eğilip selam verdi.
~majesteleri.

Drew, yanlarına yaklaşan bir soyluyla konuşmak üzere ayrıldığında Ash ve Leo kısa bir süre baş başa kaldı.
Leo, tacını düzelterek Ash'e baktı.
~Yarın için hazır mısın?
Ash bir an düşündü.

Ash kafasını çevirip kısa kesti.
~Evet.
Leo'nun rahat tavrı Ash'i şaşırtmıştı ayrıca biraz da sinirini bozuyordu. Ne söyleyeceğini bilemediğinden sessiz kaldı.Leo da konuşmayı uzatmadı. Aralarındaki mesafe hâlâ hissediliyordu ama birkaç dakika önceki resmiyet biraz olsun azalmıştı.

Tam o sırada Anastasia ve Lucia yanlarına geldi.
~Umarım sizi bölmüyoruz, dedi Anastasia.
~Hayır, dedi Leo. Yalnızca yarından bahsediyorduk.

Anastasia'nın yüzünde memnun bir gülümseme belirdi.
~Birbirinize zaman ayırmanız güzel. Evlilik öncesinde birbirinizi tanımak için her fırsatı değerlendirmelisiniz.

Ash nazikçe başını salladı.
~Elbette, Kraliçe Anastasia.
Lucia, ağabeyine sokulup koluna tutundu.
~Ben de prensesle konuşmak istiyordum zaten.
Ash ona döndü yüzü fazlasıyla samimiyetsizdi.

Lucia birkaç saniye Ash'i süzdü. Ardından başını hafifçe yana eğdi.
~Sizi çok sakin buldum, Prenses Ash. Yarın evleneceksiniz ama hiç heyecanlı görünmüyorsunuz.

Ash başını eğip hafifçe güldü
~Heyecanımı göstermemem, heyecanlanmadığım anlamına gelmez.

Lucia'nın gülümsemesi biraz daha genişledi.
~Elbette. Sanırım Eldrthy'de duygularınızı belli etmemeyi öğretiyorlar.
Sözlerini öyle tatlı bir sesle söylemişti ki ilk bakışta bir iltifat gibi duyulabilirdi.

Ash duraksadı sonra hafifçe gülümsedi
~Tabiki prenses.

Anastasia ikisinin arasındaki konuşmayı kısa bir gülümsemeyle izledi.
~Madem birbirinizle tanıştınız, yarınki tören için hazırlıklara geçebiliriz. Ash, sizin için birkaç gelinlik hazırlattım.
Ash hafifçe başını kaldırdı.
~Gelinlik mi?

Anastasia güldü.
~Elbette. Yarın Vareht'in kraliçesi olacaksınız. Ne giyeceğiniz önemsiz bir mesele değil.

Anastasia odanın diğer tarafındaki kapıya yöneldi. Ash de onu takip etti. Lucia ise hiç tereddüt etmeden ikisinin arkasından gitti.
Kapı açıldığında odanın ortasında, mankenlerin üzerine yerleştirilmiş dört gelinlik vardı. Büyük pencerelerden süzülen ışık, beyaz kumaşların üzerinde parlıyordu.

İlk gelinlik, neredeyse bütünüyle beyaz ipekten yapılmıştı. Uzun kolları bileklerine kadar uzanıyor, yüksek yakası boynunu zarifçe çevreliyordu. Bel kısmı ince bir kemerle belirginleştirilmiş, etekleri yere kadar uzanan yumuşak kıvrımlarla tamamlanmıştı. Kumaşın üzerine işlenen küçük inci motifleri yalnızca ışık vurduğunda belli oluyordu. Gösterişten uzak, sade ama kusursuz bir zarafeti vardı.

İkinci gelinlik, ilkinden çok daha ihtişamlıydı. Fildişi rengindeki kumaşın üzerine ince altın ipliklerle sarmaşık desenleri işlenmişti. Omuzlarından başlayıp eteğe doğru yayılan işlemeler, aralarına yerleştirilmiş küçük kırmızı taşlarla tamamlanıyordu. Dar korsesi belini sarıyor, geniş eteği zemine doğru açılıyordu. Uzun duvağının kenarlarında da aynı altın desenler vardı. Vareht'in zenginliğini ve hanedanın gücünü temsil eder gibiydi.

Üçüncü gelinlikte beyazın yanında koyu kırmızı da kullanılmıştı. Göğüs kısmından başlayarak eteğin bir tarafına doğru uzanan kırmızı işlemeler, alevleri andıran kıvrımlar oluşturuyordu. Omuzları açıkta bırakan kesimi ve uzun, dökümlü kolları elbiseye alışılmışın dışında bir görünüm veriyordu. Eteğin arkasında uzanan kırmızı astar, gelinlik hareket ettikçe ortaya çıkacak şekilde tasarlanmıştı. Gösterişli, iddialı ve Vareht'in ateşini hatırlatan bir tasarımdı.

Son gelinlik ise diğerlerinden farklı olarak gümüş tonları taşıyordu. Soğuk beyaz kumaşın üzerine işlenen gümüş iplikler, dallanıp budaklanan ince desenler oluşturuyordu. Korsesinin çevresindeki küçük kristaller ışığı yakalıyor, uzun eteğin üzerinde yıldız tozunu andıran bir parıltı bırakıyordu. Kolları yarı saydam tülün üzerine işlenmiş desenlerle kaplıydı. Duvağı diğerlerinden daha uzundu ve kenarlarında neredeyse fark edilmeyen gümüş işlemeler bulunuyordu. Zarafeti gösterişinden değil, soğuk ve mesafeli görünümünden geliyordu.

Ash bir süre konuşmadan gelinliklere baktı.
Lucia hemen ikinci gelinliğin yanına gitti.
~Bence bu kesinlikle en güzeli. Altın işlemeler Vareht'e çok yakışıyor.
Anastasia başını hafifçe salladı.
~Hanedanımızın renklerini taşıyor. Bir kraliçenin görünümü, temsil ettiği krallıkla uyumlu olmalı.

Ash'in bakışları üçüncü gelinliğe kaydı. Kırmızı desenleri dikkat çekiciydi ama ona göre biraz fazla gösterişliydi. Sonra ilk gelinliğe baktı;ama zaten çoktan kararını vermişti.

Lucia, Ash'in sessizliğini fark edince gülümsedi.
~Karar vermek zor olmalı. Sonuçta yalnızca bir kez gelin olacaksınız.
Ash gözlerini ona çevirdi sonra da Anastasia'ya
~dördüncüyü seçiyorum.

Anastasia'nın bakışları dördüncü gelinliğe kaydı. Gümüş işlemeleri birkaç saniye inceledikten sonra Ash'e döndü.
~İlginç bir seçim. Vareht'te gelinliklerde altın ve kırmızı tonları tercih edilir. Gümüş ise pek alışılmış değildir.
Ash omuzlarını hafifçe geriye çekti.
~Alışılmış olanı seçmek zorunda olduğumu düşünmüyorum.

Lucia dudaklarını birbirine bastırarak gülümsemesini korudu. Ardından gelinliğin çevresinde dolaştı.

~Oldukça güzel. Yalnızca biraz soğuk görünüyor. Ağabeyimin daha gösterişli bir gelinlik bekleyeceğine eminim.
Ash derin bi nefes aldı.
~Leo'nun ne beklediğini düğün günü öğreniriz, dedi sakince.

Anastasia, Ash'i birkaç saniye sessizce süzdü. Ardından başını salladı.
~Pekâlâ. Deneyin bakalım. Üzerinizde nasıl durduğunu görelim.
İki nedime gelinliğe doğru ilerledi. Ash, odanın yan tarafındaki paravanın arkasına geçerken Lucia da Anastasia'nın yanına döndü.
~Gerçekten bunu mu giyecek? diye fısıldadı.
Anastasia kızına uyarıcı bir bakış attı.
~Seçimini yaptı.

Birkaç dakika sonra paravanın arkasından bir nedime çıktı.
~Kraliçem, Prenses Ash hazır.
Anastasia arkasını döndü.
Ash ağır adımlarla paravanın arkasından çıktığında odadaki konuşmalar kesildi.
Gümüş işlemeli gelinlik, üzerinde beklenenden farklı duruyordu. Dar korsesi belini sarıyor, beyaz eteği ayaklarının çevresinde geniş kıvrımlarla açılıyordu. Gümüş iplikler hareket ettikçe ışığı yakalıyor, kumaşın üzerinde belli belirsiz parıltılar oluşturuyordu. Uzun duvağı saçlarının üzerinden dökülerek arkasında yere kadar uzanıyordu.

Ash aynanın karşısında durdu. Nedimelerden biri duvağını düzeltti, diğeri eteğin kıvrımlarını özenle yerleştirdi.
Anastasia ona yaklaştı ve aynadaki yansımasını inceledi.
~Gerçekten yakışmış.
Ash'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
~Teşekkür ederim.
Lucia ise bir süre hiçbir şey söylemedi. Gözleri gelinliğin üzerinde dolaştı. Sonunda Ash'in yanına gelerek başını hafifçe yana eğdi.
~Beklediğimden güzel olmuş. Sanırım gümüş, düşündüğüm kadar kötü bir seçim değilmiş.
Ash aynadaki yansımasına bakmayı sürdürdü.

~Fikrini değiştirebildiğine sevindim.
Lucia'nın gülümsemesi bir anlığına zayıfladı.
Anastasia ise bu küçük atışmayı görmezden gelerek nedimelere döndü.

~Duvağın uzunluğunu biraz daha ayarlayın. Ayrıca mücevherleri de görmek istiyorum. Bu gelinliğe hangi tacın uygun olacağına karar vermeliyiz.
Ash aynadan gözlerini ayırıp Anastasia'ya baktı.
~Tacın da mı değişmesi gerekiyor?
~Elbette. Yarın yalnızca bir gelin olarak değil, Vareht'in kraliçesi olarak görüneceksiniz.
Anastasia'nın sesi sakindi; sanki Ash'in hayatındaki en önemli günün her ayrıntısı çoktan başkaları tarafından kararlaştırılmıştı.

Ash yeniden aynaya döndü. Gelinliğin içinde kendisini beğenmişti. En azından bu seçim ona aitti.
Şimdilik.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.