~Kırılan Yeminler~

Vaveyla Yazarı: ELMA 🍏

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: ~Kırılan Yeminler~

Stormhaven'dan ayrılmalarının üzerinden birkaç saat geçmişti.
Kafile dar bir vadiden ilerliyordu. Önde birkaç altın pelerinli Eldrthy muhafızı ve Vincent ortada Elric diplomatlar ve ozan arkada da diğer muhafızlar şeklinde otuz kişilik bir kafile olarak dar vadiden geçiyorlardı.

Vincent sessizdi.
Bir eli dizginlerde, diğer eli kılıcının kabzasına yakın duruyordu. Stormhaven'daki toplantının gerginliği hâlâ üzerinden atılmamıştı.

Ağaçların arasından aynı anda onlarca asker fırladı.
Önlerinden.
Arkalarından.
Sağdan.
Soldan
Eldrthy muhafızları daha ne olduğunu anlamadan silahlarına sarıldı.

Vincent atını sertçe durdurdu.
Bir anda bütün kafile durdu.
Diplomatlar ve ozanlar panikle birbirlerine çarparken Altın Pelerinliler kılıçlarını çekerek Elric'in etrafında toplandı.
Vincent başını çevirdi.
Sağında askerler vardı.
Solunda da.
Önündeki yol tamamen kapanmıştı.
Sonra arkasına baktı.
Orada da askerler vardı.
Vincent'ın yüzündeki ifade değişti.
"Çember!"

Nihayet ağaçların arasından vaelis ve vareht sancakları gözüktü. Elric atının üstünden inmemiş vincnet ise kılıcına sarılmıştı diğer altın pelerinlilere emir vermeye çalışıyordu.
-Kralı Koruyun!

Hala herhangi bir saldırı olmamıştı.
Sonra kalabalığın arasından birkaç atlı çıktı.
En önde gelen adamı Vincent hemen tanıdı.
Elric de onu gördü.
-Radney?

Yanında da prens Oliver ve Lord william vaelis vardı.Herkes,herşey durdu.
Elric atının üzerinde ona baktı.
-Bunu neden yapıyorsun?
Radney'nin bakışları Elric'ten ayrılmadı.
-Keşke daha iyi bir yol olsaydı Elric.

Vincent'ın kaşları çatıldı.
-Majesteleri, geri çekilin.
Elric başını Vincent'a çevirdi.
-Vincent.
Elric atından indi.
-Saatler önce aynı masada oturduk.
Radney'nin yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

Radney'nin el hareketi ile birden askerler saldırmaya başladı vincent Elric'e doğru ilerliycekken arkasından Oliver onu tutup diğer kısma itti saniyeler içinde vadi çelik sesleri ile dolup taştı

Vincent tekrar Elric'e bakmaya çalıştı.
Onu kalabalığın arasında görebiliyordu.
Elric kılıcını çekmiş, kendisini korumaya çalışan muhafızların yanında savaşmaya başlamıştı.

Vincent da kılıcını çekmiş Oliver ile karşı karşıyaydı.
Vincent ilk hamleyi yaptı.
Kılıçlar çarpıştı.
Oliver geriye doğru sendeledi ama dengesini hemen toparladı. Vincent bir kez daha saldırdı. Oliver darbeyi savuşturup karşılık verdi.
Çelik çeliğe çarpıyor, her darbede ikisi de bir adım geri çekiliyordu.
Vincent öfkeyle saldırıyor, Oliver ise darbeleri karşılayıp açık arıyordu.
Bir süre sonra Vincent'ın bakışları değişti.
Oliver'ı yenemiyordu.
Ama Oliver da onu yenemiyordu.
İkisi birbirine denk gelmişti.
Vincent bir hamlede Oliver'ın kılıcını yana savurdu ve ileri atıldı.
Ama tam o sırada...
Arkasından iki kol onu yakaladı.
Vincent'ın hareketi bir anda durdu.

Bir Vaelis askeri kollarını göğsünün üzerinden kilitlemişti. İkinci asker Vincent'ın kılıç tutan koluna asıldı.
Vincent bütün gücüyle kurtulmaya çalıştı.
-ÜZERİMDEN ÇEKİL!

Oliver birkaç adım geri çekildi.
Vincent dizini savurdu, arkasındaki askeri sendeletti ve kendini kurtarmaya çalıştı.
Başardı
Ama daha kılıcını kaldırmadan başka bir asker üzerine atıldı.
Vincent yere düştü.
Kılıcı birkaç metre uzağa savruldu.
Hemen doğrulmaya çalıştı fakat üç asker birden üzerine çöktü.
Vincent direndi.
Tekme attı, birini üzerinden itti.
Sonunda dizlerinin üzerine kalkmayı başardı.
Nefes nefeseydi.

Gözleri hâlâ Elric'i arıyordu.
Oliver onun önünde duruyordu.
Vincent ona baktı.
-Ne yaptığınızı bilmiyorsun...
Fakat Oliver hiçbirşey demedi.

Arkasındaki muhafızlar Vincent'ın kollarını yeniden yakaladı.
Vincent son bir kez kurtulmaya çalıştı.
Başaramadı.
Kılıcı yerde, elleri tutulmuş halde kalabalığın arasında zorla diz çöktürüldü.
Savaş devam ediyordu.

Vincent bir kez daha kendini kurtarmaya çalıştı.
Arkasındaki muhafızlardan biri kahkahayı bastı.
-Ulan şu hâline bakın! Eldrthy'nin büyük komutanıymış bir de!
Diğeri yerdeki kılıca tekme attı.
-Kılıcını bile koruyamadı, piç.

Vincent sesini daha sert çıkardı.
-Ellerini üstümden çek!
Muhafız homurdandı.
-Hala emir veriyor amına koyayım.
Diğeri de kahkaha attı.
-yavru köpek belki biraz yalvarmalısın.
Vincent'ın gözleri öfkeyle doldu.
Ama askerlerden biri son darbeyi vurdu
-Sen koruyacağın kralı bile koruyamadın.
Vincent'ın yüzündeki öfke bir anda dondu.
Asker bunu fark edip sırıttı.
-Heh işte şimdi sustun uslu çocuk.

Biraz ilerde Radney kılıcını kavramış Elric'in yanında duruyordu.
Elric acı bir şekilde güldü.
-Tarafsız toprakta mı yani?
Radney iki eliyle kılıcın kabzasını kavradı.

Vincent kendini tutan askerlerin arasından kurtulmaya çalıştı.
-BIRAKIN BENİ!
Ama askerler kafasını yere bastırdı.
Vincent'ın bakışları Elric'ten ayrılmadı.

Radney kılıcını Elric'in göğsüne sapladı.Vincent gözünü kapatdı ki birkaç saniye sonra yere taacın düşme sesi geldi.
Etrafındaki savaş devam ediyordu ama o hiçbirini duymuyordu.
Sadece Elric'e bakıyordu.
Askerlerden biri Vincent'ın omzuna bastırdı.
-Bitti, komutan.

Vincent yerdeki taaca bakıyordu.
Onu tutan askerlerden biri Vincent'ın omzunu silkti.
— Hey. Ayağa kalk.
Vincent cevap vermedi.
Gözleri boşluğa dalmıştı.
Vadideki sesler giderek uzaklaşmaya başladı.
Çelik sesleri...
Bağırışlar...
Atların kişnemeleri...
Hepsi birbirine karışıyordu.
Vincent'ın bilinci çoktan kayıyordu.
Son gördüğü şey yerde duran Elric'in tacı oldu.
Sonra her şey karardı.

Vincent gözlerini açtığında.
Başının içi zonkluyordu.
Daha doğrulamadan üzerine iki asker atıldı.
-Tutun şunu!
Vincent refleksle kurtulmaya çalıştı.
-Çekilin üzerimden!

Bir asker kolunu arkaya kıvırırken diğeri omzuna bastırdı.

Vincent dişlerini sıktı.
-Bırakın beni!
Başını kaldırdı.
Karşısında Oliver duruyordu.
Vincent'ın bakışları sertleşti.
-Sen!
Oliver kılıcını çekti.

Vincent kurtulmaya çalıştı ama bu kez üç asker birden onu yere bastırdı.
-Hareket etme!

Oliver Vincent'ın önünde durdu.
-Komutan Vincent ne oldu sana?
Sesi alaycıydı.
Vincent ona sertçe baktı.
-Siktir git.

Oliver başını eğip Vincent'ın yerdeki kırılmış kılıcına baktı ve alaycı bir şekilde tükürdü.
-Kılıçsız komutanmış

Vincent'ın arkasındaki muhafızlar onu daha sıkı tuttu bir tanesi de ağzına bir bez sıkıştırdı.
Vincent ne olduğunu anlamadan Oliver belindeki kemerden gösterişli bir çakı çıkardı ve doğrudan Vincent'ın sol gözüne sapladı.

Vincent bağırdı ama bezden dolayı sesi bile düzgün çıkmadı.
Gözünden fışkıran kanlar yüzüne zırhına,yerlere bulaşıyordu.
Vincent etkisiz halde durunca muhafızlar onu bıraktı ve birkaç santim geriye gitti.

Oliver hafifçe yanına eğildi.
-Artık komutan değilsin Vincent.
Vincent ellerini yerden kaldırdı.
Herkes sessizdi vincent bir anda Oliver'ın üstüne atladı hiç ses çıkmadan Oliver geriye doğru düştü boğazından ve ağzından kanlar fışkırıyordu.

Muhafızlardan biri Vincent'a biri de Oliver'a koştu uzaktan olayı gören Radney ve William da oraya koşmuştu.
Radney oğlunun yanına çöktü hemen.
-Ne oldu!
Muhafız çekinerek konuştu
-'Y-yerdeki kılıç parçasını almış kralım.

Radney öfkeyle ayağa fırladı
Vincent yerdeki kılıç parçasını hâlâ elinde tutuyordu. O kadar sıkı tutmuştu ki kendi eli de baya kesilmişti.
Radney kılıcını çekip üzerine atıldı.
Vincent son anda yana çekildi.
Radney'nin darbesi yere indi.
-OĞLUMU ÖLDÜRDÜN!

Radney yeniden saldırmak üzereyken William arkasından yetişti.
- Kralım!
Radney onu itti.
-ÇEKİL!
William geri adım atmadı.
-Kendinizi kaybediyorsunuz!
Radney tekrar Vincent'a döndü.
-Bu adam burada ölecek!

William derin bir nefes aldı ve elini Radney'e uzattı
-kralım biraz şöyle gelin.
William Radney'nin omuzna bir kolunu koymuştu diğer eli ise belindeki kemer ile uğraşıyordu.

Tam o anda William aniden kılıcını çekti ve hiç vakit kaybetmeden Radney'ın kalbine sapladı.
Radney ani olayla şok oldu
Bir elini kalbine götürmeye çalıştı.
Çok alçak bir sesle konuştu.
-William...
William kılıcı çıkardı ve birkaç kez daha saplayıp çıkardı.
-özür dilerim Radney.

William kılıcını yavaşça geri çekti.
Radney'nin bedeni çimlerin üzerine düştü.
Vadide bir anda sessizlik oldu.
Vincent olduğu yerde kalmıştı.
Tek gözüyle William'a bakıyordu.
Elindeki kılıç parçasını hâlâ bırakmamıştı.
-Neden?

William cevap vermedi.
Kılıcındaki kanı silerken birkaç adım geriye çekildi.
Vaelis askerleri birbirlerine baktı.
Hiçbiri hareket etmiyordu.
Vincent'ın bakışları Radney'nin bedeninden William'a kaydı.
-Siz yıllardır müttefiksiniz.

William sonunda Vincent'a baktı.
-Hâlâ öyleyim.
Vincent kaşlarını çattı.
William kılıcını kemerine yerleştirdi.
-Vareht'in kralı öldü. Prensi de öldü. Orduları da burada yok.

Vincent'ın yüzündeki şaşkınlık daha da arttı.
-Bunu baştan beri mi planlıyordun.

William birkaç adım yanındaki Vaelis askerlerine döndü.
-Vareht kraliçesine altın pelerinliler tarafından öldürüldüklerini söyleyin.

Yerden Radney'nin tacını alıp muhafızına uzattı.
-bunu da götürün cesetleri bırakın şimdilik.

Muhafız tacı iki eliyle aldı.
-Emredersiniz, Lord William Vaelis.

Vincent ise yaralı bir şekilde yerde oturuyordu.
-Bana ne yapıcaksın.

William durdu.
-Hiçbir şey.
Vincent kaşlarını çattı.
-Ne demek hiçbir şey?
William ona döndü.
-Seni burada bırakacağım.
Biraz yaklaşıp devam etti.
-birkaç saate kan kaybından bayılırsın zaten beş altı saate de ölürsün yani şanslıysan birine denk gelirsin ne diyim.

Sonra muhafızlar ile beraber atlara binip ordan uzaklaştı.

Sarayda ise akşam yemeği saatiydi.
Herkes büyük masada toplanmıştı Laruen,Ash,Drew,Hilda hepsi yemeği ile meşguldü.

Her şey normaldi.
En azından saraydakiler için.
Stormhaven'a giden kafilenin dönmesi bekleniyordu. Kimse gecikmelerinden endişe etmiyordu. Yol uzun, hava kötüydü. Birkaç saatlik gecikme kimse için olağan dışı değildi.
Laruen kızına baktı.
-Ash kararını verdin mi?

Hilda kadehini hafifçe elinde çevirirken Laruen'e baktı.
-Ne kararı kraliçem.

Laruen çatalını bıraktı.
-vareht prensi Ash ile sözlenmek istiyor.
Hilda şaşırdı.
-çok iyi.
Ash başını kaldırıp annesine baktı.
-Anne...
Laruen sakin bir ifadeyle kızını süzdü.
-Bu, iki hanedan için de oldukça iyi bir evlilik olabilir.
Drew sessizce yemeğini yemeye devam ediyordu. Ancak konuşulanları dikkatle dinlediği belliydi.
Ash arkasına yaslandı.
-Ben bunu bir evlilik olarak görmüyorum.
Hilda kadehini masaya bıraktı.
-Peki ne olarak görüyorsun?
Ash cevap vermeden önce salondaki uzun masaya göz gezdirdi.
-Bir anlaşma.
Laruen'in yüzündeki ifade değişmedi.
-Zaten öyle.
Ash birkaç saniye sustu.
-O zaman cevabım hayır.
Masada kısa bir sessizlik oluştu.
Drew başını kaldırdı.
Hilda ise Ash'e bakmaya devam etti.
Laruen'in sesi bu kez daha ciddiydi.
-Neden?
Ash'in bakışları masanın üzerindeki mumlara kaydı.
-Çünkü hayatımı bir krallığın sınırlarını genişletmek için yapılmış bir anlaşmanın parçası olarak geçirmek istemiyorum.
Laruen hafifçe kaşlarını çattı.
-Bu yalnızca bir anlaşma değil, Ash. Vareht ile aramızdaki ilişkileri değiştirebilir.
Ash sandalyesinde doğruldu.
-Belki de değiştirmemeliyiz.

Laruen birkaç saniye kızına baktı.
-Belki de değiştirmeliyiz. Vareht'in prensiyle kurulacak bir bağ, iki krallığı da güçlendirebilir.

Ash başını iki yana salladı.
-Ben krallıkları düşünmüyorum.
Laruen'in kaşları hafifçe çatıldı.
-Ne düşünüyorsun?
Ash derin bir nefes aldı.
-Kendimi.

Masada yeniden sessizlik oluştu.
Ash bakışlarını annesinden kaçırmadan devam etti.
-Ben kraliçe olduğumda ne olacak?
Laruen cevap vermedi.
Ash ellerini masanın üzerinde birleştirdi.
-Herkes benden bir varis isteyecek.
Hilda'nın yüzündeki ifade değişti yumuşadı.
Ash devam etti.
-Evleneceğim. Sonra çocuk sahibi olmam beklenecek. Sonra da bir çocuk doğurup onu hanedanın geleceği olarak yetiştirmem.
Bir an durdu.

-Bunların hepsini biliyorum.
Laruen sakinliğini korudu.
-Bunlar bir kraliçenin sorumlulukları.
Ash'in yüzünde kısa bir gülümseme belirdi. Ancak gülümsemesinde neşe yoktu.
-İşte sorun da bu.
Laruen sustu.
Ash sandalyesinde biraz geriye yaslandı.
-Herkes bunun bir sorumluluk olduğunu söylüyor. Kimse bunun benim için nasıl bir şey olduğunu sormuyor.

Drew bu kez yemeğini tamamen bırakmıştı.
Ash bakışlarını masadakilere çevirdi.
-Leo'yu tanımıyorum.
Ash'in sesi yükselmedi. Fakat kelimeleri bu kez çok daha keskindi.
-Onunla evlenmemi istiyorsunuz. Sonra da benden çocuk sahibi olmamı bekleyeceksiniz.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ash gözlerini önündeki tabağa indirdi.
-Açıkçası...
Bir an durdu.
-Bu beni korkutuyor.
Hilda'nın yüzündeki şaşkınlık biraz yumuşadı.

Ash devam etti.
-Bir gün uyanıp herkesin benden ne yapmam gerektiğini söylemesini istemiyorum. Kiminle evleneceğim, ne zaman çocuk sahibi olacağım, kaç çocuk doğuracağım...
Başını kaldırdı.
-Bunlar benim hayatım.

Laruen kızına uzun süre baktı.
-Ash...
Ash sözünü kesti.
-Bir gün kraliçe olacağım diye insan olmaktan çıkmayacağım.
Drew sessizce Ash'e baktı.
Ash'in sesi bu kez daha sakin çıktı.
-Ben tahta çıkmaya hazırım. Sorumluluk almaya da hazırım. Ama hayatımın geri kalanının daha ben karar vermeden başkaları tarafından planlanmasını kabul etmiyorum.
Laruen cevap vermedi.
Ash sandalyesine yaslandı.
-Ama hala emin değilim.

Ash birkaç saniye düşündü. Sonra bakışlarını Laruen'e çevirdi.
-Vareht ile bu evliliğin krallık için ne anlama geldiğini biliyorum.
Laruen hiçbir şey söylemedi.
Ash derin bir nefes aldı.
-Tamam.
Hilda şaşkınlıkla ona baktı.
Ash devam etti.
-Leo ile sözleneceğim.
Laruen'in yüzündeki ifade hafifçe değişti.
-Emin misin?
Ash direk konuşru
-Hayır.
Ash bunu hiç düşünmeden söyledi.
-Ama yine de yapacağım.
Drew başını kaldırdı.
Ash ellerini masanın üzerine bıraktı.
-Bunu istediğim için kabul etmiyorum. Krallığın buna ihtiyacı olduğunu düşündüğüm için kabul ediyorum.
Laruen başını hafifçe eğdi.
-Bu, verilmesi zor bir karar.
Ash gözlerini önündeki tabağa indirdi.

O saatlerde stormhaven sınırlarında,
Vincent gözlerini açtı.
İlk hissettiği şey başındaki ağrıydı.
Nefes aldığında burnuna odun dumanı ve kurumuş ot kokusu geldi.
Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.
Tavan taş değildi ahşap da değildi.
Üzerinde koyu renkli, kalın kumaşlar vardı kalın bir çadırdı
Vincent doğrulmaya çalıştı.
Vücudundaki ağrı bir anda geri döndü.
-Elric...
Sesi güçlükle çıktı.Elini yüzüne götürdü.
Parmakları gözünün olduğu yere yaklaşınca durdu.
Bir süre öylece kaldı.
Sonra çevresine baktı.
Çadırın içinde kendisinden başka kimse yoktu.
Yerde hayvan postları, kenarda tahta sandıklar ve birkaç deri kap duruyordu. Çadırın girişinden dışarıya hafif bir ışık sızıyordu.
Vincent yeniden doğrulmaya çalıştı.
Bu kez başardı.
Üzerindeki zırh çıkarılmıştı.
Kılıcı yoktu.
Ellerine baktı.
Bandajlanmıştı.
Kaşlarını çattı.

Tam o sırada çadırın perdesi açıldı.
İçeri genç bir kız girdi.
Vincent ona baktı.
Kız da birkaç saniye boyunca Vincent'ı süzdü.
Sonra heyecanla dışarıya seslendi.
-Uyandı!
Kızın sesi çadırın dışına taştı.

Kız yeniden Vincent'a döndü. Yüzünde gizleyemediği bir heyecan vardı.

-Gerçekten Altın Pelerinlisin.
Vincent kaşlarını çattı.
-Neredeyim?
Kız cevap vermeden önce onu baştan aşağı süzdü.
-Zırhını çıkarmak zorunda kaldık.

Vincent'ın bakışları sertleşti.
-Soruma cevap ver.
Kız bir an durdu.
-Stormhaven sınırlarındasın.
Vincent doğrulmaya çalışırken yüzünü buruşturdu.
-Bir lideriniz vesayre var mı?

Kız bu kez gülümsedi.
-Zetka Wolarsei.

Vincent ismi tanımıyordu.
-Kim o?
Kız şaşırmış gibi baktı.
-Zetka'yı tanımıyor musun?
Vincent homurdandı.
-Hayır.

Kız kısa bir kahkaha attı.
-Bizim liderimiz.
Vincent bir an sustu.
Kız başındaki geyik kafatası kemiği maskeyi düzeltti.

-Seni buraya Nasha getird-
O sırada çadırın kapısından bir ses yükseldi.
-Jade tanımadığın kişilerle konuşmamalısın.
Sesi temkinliydi ve omzunda da yay ve oklar taşıyordu.

Jade hemen arkasına döndü.
-Nasha, ama uyandı!
Nasha çadırın girişinde durmuştu. Omzunda yayı, sırtında oklarla dolu bir sadak vardı. Vincent'a dikkatli gözlerle bakıyordu.
-Daha fazla soru sorma.
Jade dudaklarını büzdü.
-Ama hayatımda ilk defa bunlardan görüyorum.

Nasha cevap verecekken çadırın girişinden başka bir ses duyuldu.
-Jade.
Jade'in yüzündeki heyecan bir anda sakinleşti.
-Zetka...
Perde açıldı.
İçeri yaşça diğerlerinden daha büyük bir kadın girdi.
Saçlarına ön kısımları beyaz geri kalanları kahverengiydi. Yüzünde yılların bıraktığı ince çizgiler vardı. Üzerinde sade, koyu renkli kumaşlardan yapılmış kıyafetler bulunuyordu. Belinde bir bıçak taşısa da üzerinde savaşçılarınkine benzeyen ağır bir zırh yoktu.
Çadıra girdiğinde Jade hemen kenara çekildi.
Zetka önce Jade'e baktı.
-Sana yabancılarla konuşmamanı söylemiştim.
Jade başını eğdi.
-Ama uyandı...
Zetka'nın sesi sert değildi.
Sonra Vincent'a döndü.
Bir süre onu sessizce inceledi.
Vincent da kadının gözlerinin içine baktı.
Zetka birkaç adım yaklaştı.
-Nasılsın?
Vincent soruya şaşırdı.
-Başım ağrıyor.
Zetka ellerini göğsünde birleştirdi.
-Bu normal.
Zetka yere, Vincent'ın yanına oturdu.
Vincent kaşlarını çattı.
-Beni neden kurtardınız?
Zetka ellerini dizlerinin üzerine koydu.
-Çünkü ölmek üzereydin.
Vincent cevap vermedi.
-biz burada kimseyi ölüme terk etmeyiz.

Vincent bir süre onu izledi.
-Siz kimsiniz?
Zetka hafifçe gülümsedi.
-Wolarsei.
Vincent başını hafifçe çevirdi.
-Hepiniz mi burada yaşıyorsunuz?
Zetka dışarıdaki seslere kulak verdi.
-Evet.

Zetka hafifçe saçıyla oynamaya başladı
-Bizim halkımız sadece kadınlardan oluşur.

Vincent şaşırdı.
-Sadece kadın mı?
Zetka onaylar şekilde başını salladı.
-Daha iyi olduğunda Nasha sana herşeyi anlatır.
Sonra hepsi çadırdan çıktı Vincent ise istemeye istemeye uyumak zorunda kaldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.