1. bölüm / 6
~Dikenlerle Taçlananlar~~Eldrthy~
Bölümler 6Şu an: ~Eldrthy~
Sabahın altın güneş ışıkları sarayın yüksek kulelerinin sivri uçlarını önce altın rengine boyuyor, ardından ışığını beyaz taş duvarlara yayıyordu. Şehir sakindi herzamanki gibi
Sarayda ise gün çoktan başlamıştı hizmetliler ordan oraya koşuşturuyor kimi kahvaltı masasını kuruyor kimi kendi işleri ile uğraşıyordu ama sarayın doğu kanadındaki odasında Ash sabahın bu telaşından habersiz hala uyuyordu
*knock knock*
Kapı iki kere çalındı ses gelmeyince Laysender içeri girdi
"Ash uyanman gerek"
Laysender sarayın şifacısıydı yeteneği de buydu zaten Ash in küçüklüğünden beri yanında olan kişilerden biriydi gül kahvesi uzun saçları,mavi gözleri vardı uzun boylu yirmilerinde bir kadındı
Ash uykulu birşekilde birşeyler mırıldandı
Laysender odanın perdesini açtığında altın ışık tüm odaya doldu
Ash huzursuzca gözünü daha sıkı kapattı
-Prenses uyanmanız gerek kahvaltı saati.
Ash isteksizce göz kapaklarını yavaşça kaldırdı gri gözleri ortaya çıktı yavaşça yataktan doğruldu
-Günaydın Laysender
Hala gözlerini ovalıyordu
Laysender kapıya yakın duruyordu
-Prenses hazırlanıp yemek salonuna geçersiniz.
Ash onaylar şekilde başını salladı
-pekala.
~Yemek salonunda masanın başında Elric Eldrthy oturuyordu kumral saçları omuzlarının üzerinde dağılmıştı. Sakalı yüzünü sert gösteriyordu vincent de içerdeydi koyu kızıl saçları vardı bir gözünde büyük bir çizik vardı büyük kristal isyanından kalmaydı gözleri siyahtı sertçe söze girdi
-Kralım alt şehir vergileri bu ay da ödemedi.
Elric güldü
-Herzaman ki gibi resmisin,Drew genelde baba demeyi tercih ederdi
Vincent birşey demedi
Elric devam etti
-onları bozmayı düşünmüyorum bırakalım o boktan düzende yaşasınlar
Vincent homurdandı
-ayaklanırlarsa...
Elric bu konuyu umursuyor gibi görünmüyordu
Vincent biraz iç çekip devam etti
-Peki Reynardlar;hala yaşayan birkaç Reynard var ve günden güne birbirlerine yaklaşıyorlar
Elric'in gülümsemesi küçüldü
-Bu konu için bir konsey olucak zaten şu an konuşmaya gerek yok
Tam vincent sertçe çıkışcakken yemek salonunun kapısı açıldı içeri Laruen girmişti uzun kahverengi saçları,yemyeşil gözleri vardı üstünde yeşil bir elbise vardı kumaş beline kadar vücuduna oturuyordu belinden sonra biraz daha geniş ama ince bir etek geliyordu omuzları açıktı kol kısmı daha geniş bir modeldi kafasında sivri altından kraliçe taacı vardı
Ardından da Hilda içeri girdi Elseryn hanesinin en genç ve tek kızıydı ayrıca Vincent'in eşiydi
Sarı saçlı mavi gözlüydü
Vincent'in yanında yerine geçti
Koridorda ise Ash odasından çıktı. koridordan salona doğru ilerlerken Drew de kendi odasından çıkıyordu
Gülümseyerek
-günaydın Ash
Dedi
Ash de karşılık verdi
-günaydın
Ash ve Drew de hep beraber kahvaltı salonuna girdi ve yerlerine geçti
Laruen ash ve drew e baktı
-Sonunda teşrif ettiniz.
Kahvaltı sessiz sakin geçiyordu ki bir altın pelerinli kral muhafızı içeri girdi
-kralım bölüyorum ama Vareht den bir elçi geldi
Masadaki konuşmalar kesildi
Elric kadehini bıraktı
-peki gelsin
Elçi içeri girdi.Pelerininde Vareht'in aslan sembolünü taşıyan koyu renkli bir hanedan sancağı vardı
Yanında da birkaç koyu pelerinli Vareht muhafızı
Elçi gülümseyerek konuşmaya başladı
-Kralım Vareht kralı'nın selamlarını getirdim
Sonra cebinden mühürlü bir mektup çıkardı
-Yedi krallığın temsilcilerinin katılması gereken bir konsey için davet
Elric'e uzattı
-peki konsey nerede yapılacak?
Elçi gülümseyerek cevap verdi
-bildiğim kadarıyla tarafsız topraklarda kralım.
Elric bir süre sessiz kaldı
-vareht kralına geliceğimi ilet.
Elric'in sözlerinden sonra elçi başını eğdi.
-Elbette kralım.
Elçi geri çekilirken Elric mektubu masanın üzerine bıraktı. Balmumu mührü hâlâ kırılmamıştı.
Kahvaltı sona erdiğinde salonda sadece Laruen ve Elric kalmıştı Laruen kadehini masaya bıraktı
-Gitmek zorunda mısın?
Elric ona döndü
-Konsey çağrısı ve zaten planlanan bir buluşmaydı.
Laruen başını salladı
-biliyorum ama...
Bir an sustu parmakları kadehin kenarında geziniyordu
-Herneyse...
Elric ve Lauren salonda kalırken Vincent çoktan ayağa kalkmıştı. Hilda ona baktı
-Nereye?
Vincent altın pelerinini omzuna geçirdi
-Alt şehire
Hilda kaşlarını çattı
-tek başına mı?
Vincent zırhın omuzlarını takmaya çalışıyordu
-Muhafızlarla
Hilda dudaklarını açtı ama birşey demedi
Vincent de diğer altın pelerinliler ile saraydan çıktı
Saray etrafındaki temiz geniş caddelerin aksine dar,koyu,pis sokaklara girdiler
İnsanlar sertdi çoğu altın pelerinlileri görünce sessizleşiyordu fakat gözlerinden öfke kustukları anlaşılıyordu
Bir muhafız Vincent'a yaklaştı
-komutanım insanlar huzursuz ve tehlikeli duruyor.
Duraksadı
-Emir verirseniz dağıtabiliriz
Vincent ona sertçe baktı
-henüz kimseye dokunmayın
Birden halktan birkaç kişi bağırmaya başladı
-Kralınıza söyleyin, paramız yok!
Başka bir kadın da karşılık verdi
-Vareht den farkınız kalmadı!
Muhafızlar hemen kılıçlarını çekti ama Vincent elini kaldırıp onları durdurdu
Tam o sırada uzaktan bir taş atıldı
Taş Vincent'ın zırhına çarptı o an herkes sustu
Vincent yavaşça başını kaldırıp kalabalığa baktı
-Size yardım etmeye çalışıyoruz!
Öfkeyle devam etti
-Ayyaşlık etmek yerine kralınız için çalışın!
Halk daha da öfkelendi ama o an meclis binasından turuncu saçlı, yeşil gözlü orta yaşlı bir kadın çıktı.Üzerinde diğer insanlardan daha düzgün ama yine de sade bir elbise vardı. Kalabalığın önüne doğru ilerledi.
İnsanlar onu görünce biraz geri çekildi.
Kadın Vincent'in önünde durdu. -Ser Vincent.
Vincent kılıcının kabzasını bıraktı
-Bayan Diane Walls
Diane kollarını göğsünde kavuşturdu
-Burda ne işiniz var?
-Halkınız ve meclis olarak siz son üç aydır vergilerinizi ödemiyorsunuz.
Diane kaşını çattı
-İnsanların ödeyecek parası yok ser.
Vincent daha sert bir tonla konuştu
-Kral size seçenek sunmuştu asıl sizin boktan düzeniniz yüzünden halk yokluk içinde.
Diane birşey demek için ağzını açtı ama vincent konuşmaya devam etti
-Her ay aynı hikâye. Para yok, yiyecek yok, suçlu saray. Ama iş sorumluluk almaya gelince hepiniz susuyorsunuz!
Vincent daha sakin bir şekilde konuştu
-Bu son uyarımız eğer sonraki ay da vergi ödemezseniz sahip olduğunuz herşey kraliyete ait olucak
Sonra arkasını dönüp şehrin çıkışına doğru ilerledi.Vincent gitmeye devam ederken Diane arkasından
-O zaman gelecek ayı beklemeyin, Ser Vincent.
Diye sertçe seslendi
Vincent yavaşladı ancak arkasını dönmedi sonra tekrar aynı hızla şehirden çıktı
Diane ise hızlı ve sert adımlarla meclis binasına yürüdü büyük ahşap kapıyı hızla açtı ve meclis salonuna girdi
Salondaki konuşmalar kesildi uzun ahşap masanın etrafında oturan meclis üyeleri ona döndü
Diane hiçbirine bakmadan masanın başına geçti
-Ser Vincent şehre geldi.
Üyelerden yaşlı olan Edwin Grosley kaşlarını çattı
-Ne istiyordu?
Diane öfkeyle göz devirdi
-Her zamanki gibi vergi
Vurgulayarak söylemişti
Masanın öbür tarafındaki Shaw Wallers güldü
-Sadece vergi mi?
Diane ellerini masanın üstüne koydu
-Gelecek ay vergi ödemezsek sahip olduğumuz herşeyi kendilerine bağlıycaklarmış
Salonda birkaç kişi birbirine baktı
Edwin sandelyesine yaslandı
-Demek sonunda tehditlere başladılar.
Shaw durdu
-Bu bir tehdit değil açıkça bizi savaşa davet ediyorlar
Ama Edwin sertçe ona döndün
-Saçmalama Shaw binlerce muhafızları var.
Salondaki sessizlik bozuldu. Meclis üyeleri kendi aralarında tartışmaya başlamış, masanın iki tarafında farklı fikirler oluşmuştu.
Mecliste artık görüş ayrılıkları başlamıştı
~Saray~
Ash geniş odasında aynanın karşısında hazırlanıyordu.Kapının çalmasıyla irkildi ama daha cevap vermeden Laruen içeri daldı
-Ash kızım biraz konuşabilir miyiz?
Ash aynadaki yansımasından gözlerini ayırmadan bembeyaz düz saçlarını,kahkülünü düzeltti
-Tabi ne oldu?
Laruen kapıyı arkasından kapattı ve içeri girdi
-sözlenme yaşın geldi diye düşünüyoruz
Ash aynadan Laruen'e baktı eli havada kalmıştı
-Anlamadım?
Laruen birşey demeden
Ash Laruen'e dönüp kollarını bağladı
-Ben evlenmek istemiyorum.
Laruen ellerini beline koydu
-Ash sen bir prensessin.
Ash göz devirdi Laruen konuşmaya devam etti
-Bu konuyu babanla da konuşursun
Ash homurdandı
-Sanki gerçek babam.
Laruen kapıya doğru ilerledi eli kapı koluna uzanmıştı ki durdu
-bebekliğinden beri seni Elric kendi kızı gibi büyüttü
Sonra kapı kolunu açıp dışarı adım attı
-sözlenme meselesini de düşün.
-Düşünmeyeceğim
Laruen kapıyı arkasından kapattırken Ash'e baktı
-Görüceğiz
~Saray Avlusu~
Sarayın geniş avlusu akşam turunculuğunda hareketlenmişti Seyisler atların eyerlerini kontrol ediyor, hizmetliler uzun yolculuk için hazırlanmış erzak sandıklarını arabalara yerleştiriyordu. Su fıçıları, kuru yiyecek çuvalları ve kapalı sandıklar tek tek sayılıp kafileye yükleniyordu.
Eldrthy sancakları çoktan hazırlanmıştı.Beyaz kumaşın ortasında, kabarık tüyleri olan beyaz bir vaşak işlenmişti. Hayvanın görüntüsü ilk bakışta neredeyse zarifti; fakat sivri kulakları, keskin bakışları ve açık pençeleri onu beklenmedik derecede tehlikeli bir hava veriyordu.
Muhafızlar zırhlarını kuşanıyor, bazıları kılıçlarının ve yaylarının durumunu kontrol ediyordu.
Vincent avlunun ortasında duruyor, hazırlıkları tek tek gözden geçiriyordu. Kendi pelerinini takmaya çalışıyordu
Tüm hazırlıklar bitmişti Elrick yolculuk için hazırlanmıştı üstünde parıltılı pelerini ve yıldız gibi parıldayan işlemeye sahip giysilerini giymişti parmağında parıldayan bir yüzük vardı kafasında sivri taacı herşeyiyle kral ihtişamı taşıyordu
Vincent de zırhının üzerine parıltılı pelerinini giymişti
Yanında Lord Cedric Ashbourne elindeki belgeleri incelerken Leydi Evelyn Rosethore ise muhafız dizilimlerini inceliyordu
Cedric belgeleri kapattı
-Herşey hazır kralım.
Elric atına bindi
-Yola çıkalım o zaman.
Kafile ağır ağır sarayın avlusundan çıktı. En önde Eldrthy'nin beyaz vaşaklı sancaklarını taşıyan atlı muhafızlar ilerliyor, onların arkasından kralın atı ve diğer atlılar geliyordu.
Vincent kafilenin en önünde, yol boyunca çevreyi gözden geçiriyordu.
Gün ilerledikçe sarayın beyaz taş duvarları geride kaldı. Şehirden uzaklaştıkça yollar daraldı, çevredeki topraklar yerini ormanlara ardından kayalara verdi kafile akşam kamp kuruyor sabahın serinliğinde yola tekrar koyuluyordu bu şekilde yolculuğun 2. Günü deniz kokusu yolculuğu kaplamıştı,ardından da deniz sesi.
Kafile yüksek bir yamacın kenarında durdu Vincent atını yavaşlattı.
-Stormhaven.
Elric de başını kaldırıp baktı
Uzakta, koyu kayalıkların üzerinde devasa bir kale yükseliyordu.
Stormhaven'ın eski taş surları denizin üzerine uzanıyor, yüksek kuleleri gri gökyüzüne doğru yükseliyordu. Kalenin çevresindeki kayalıklara köpüren sert dalgalar çarpıyordu
Kaleye ulaşan uzun taş köprü, iki tarafında yanan büyük demir meşalelerle aydınlatılmıştı. Köprünün sonunda ise siyaha boyanmış devasa demir kapılar duruyordu.
Köprüde başka bir kafile vardı uzaktan sancağı pek seçilmiyordu
Kapıların üzerinde, yılların rüzgârına ve yağmuruna rağmen hâlâ ayakta duran eski bir arma vardı.
Elric kaleye birkaç saniye boyunca sessizce baktı.
-Uzun zaman oldu.
Bölüm etkileşimi
