DERSİM KARAN kitap kapağı

2. bölüm / 6

DERSİM KARAN

2.Bölüm — On Dakikalık Felak

Vaveyla Yazarı: Damla Aktürk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2.Bölüm — On Dakikalık Felak

Defne’nin gözünden.
Karan Demir’in odasının kapısının önünde durdum.
Derin bir nefes aldım.
Sonra bir tane daha.
Kapıya baktım.
“Defne, alt tarafı bir öğretmen odası,” diye fısıldadım kendi kendime. “İçeride seni yiyecek değil ya.”
Kapıyı iki kere tıklattım.
“Gel.”
Kapıyı açıp içeri girdim.
Karan masasında oturuyordu. Önündeki kâğıtları düzenlerken başını kaldırıp bana baktı.
“Kapıyı kapatabilirsin.”
Kapıyı kapattım.
“Şuraya geç.”
Gösterdiği sandalyeye oturdum. Çantamı dizlerimin üzerine koyup fermuarıyla oynamaya başladım.
Karan birkaç saniye bekledi.
“Evet, Defne. Sence seni neden çağırdım?”
Normalde bu soruya on tane cevap sıralardım. Hatta araya iki tane de gereksiz şaka sıkıştırırdım.
Ama adam doğrudan yüzüme bakıyordu.
Beynim, nedense, o sırada tatile çıkmayı uygun görmüştü.
“Şey…”
Karan kaşını kaldırdı.
“Şey?”
“Hocam, açıkçası seçenekleri değerlendiriyorum.”
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Kaç seçeneğin var?”
Bir an düşündüm.
“Şu an mı? İki.”
“Dinliyorum.”
“Birincisi, beni yanlış kişiyle karıştırmış olabilirsiniz.”
“İkincisi?”
“İkincisini henüz bulamadım.”
Karan başını hafifçe öne eğdi. Gülmemek için kendini tuttuğunu mu düşündüm, yoksa bana mı öyle geldi, emin olamadım.
Sonra masanın üzerindeki kâğıdı bana doğru çevirdi.
Kapıya yapıştırılan o meşhur yazının fotoğrafı.
Altında da benim adım.
İçimden Ece’ye ettiğim bütün küfürleri bir kez daha sıraladım.
“Bunu açıklamak ister misin?”
“Hocam, öncelikle yazımın okunaklı olduğunu belirtmek isterim.”
Karan gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.
“Defne.”
“Efendim hocam?”
“Konuyu dağıtma.”
“Ben dağıtmıyorum, ayrıntılara önem veriyorum.”
“Peki. O zaman ayrıntılardan başlayalım. Bu yazıyı sen mi hazırladın?”
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
İşte şimdi kaçacak yerim yoktu.
“Fikri ben bulmadım.”
“Peki, kim buldu?”
Ece’nin yüzü gözümün önüne geldi.
Affet beni, arkadaşım. Bu fedakârlığı senin için yapıyorum.
“Ece.”
Karan kalemini masaya bıraktı.
“Demek arkadaşının adını söylemekte bir sakınca görmüyorsun.”
“Hocam, siz sordunuz.”
“Sen de yaptığın şeyin sorumluluğunu üstlenebilirsin.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
Bu kez şaka yapmıyordu.
“Evet hocam. Haklısınız. Ben de oradaydım. Yazıyı kaldırabilirdim ama kaldırmadım.”
Karan bir süre sustu.
“Bak, Defne. Mizah yapmakla dersin düzenini bozmak arasında bir fark var. Arkadaşlarınla eğlenebilirsin ama bunun başkalarını rahatsız etmemesine dikkat etmelisin.”
Başımı salladım.
“Anladım hocam.”
“Gerçekten mi?”
İşte bu soruyu sormaması gerekiyordu.
“Hocam, beni tanıdığınızdan beri ilk kez ciddi bir cevap verdim. Biraz güvenin.”
Karan bu defa gülümsedi.
“İşte bu cevabına güvenmekte zorlanıyorum.”
İstemeden ben de güldüm.
Sonra hemen toparlandım.
“Peki hocam, cezam ne?”
“Öncelikle yazıyı kaldıracaksın. Ardından sınıf temsilcisiyle konuşup sınıfın kapısına bir daha böyle bir şey asılmamasını sağlayacaksın.”
“Tamamdır.”
“Ve Defne?”
Kapıya yönelmiştim ki durdum.
“Buyurun hocam?”
“Bir sonraki yaratıcı fikrini uygulamadan önce iki kere düşün.”
Gülümsememi tutamadım.
“Bir kere düşünsem yetmez mi hocam?”
“Üç kere düşün, garanti olsun.”
Kahkaha atmamak için dudaklarımı ısırdım.
“Peki hocam. İyi günler.”
“İyi günler, Defne.”
Odadan çıktığımda Ece koridorun sonundaki duvara yaslanmış beni bekliyordu.
Beni görür görmez koşarak yanıma geldi.
“NASIL GEÇTİ?”
“Bağırma, okulun duvarları bile senden şikâyetçi olacak.”
“Defne, anlat!”
“Yazıyı kaldıracakmışız. Bir de sınıfın düzenini bozmayacakmışız.”
Ece dudaklarını büktü.
“Yani seni okuldan atmadı?”
“Hayır.”
“Velini aramadı?”
“Hayır.”
“Peki neden beş dakika içeride kaldın? Ben olsam iki dakikada hallederdim.”
Ona dönüp gözlerimi kıstım.
“Ece, senin yüzünden başım belaya girdi. Bir de hesap mı soruyorsun?”
“Ben sadece yaratıcı bir fikir sundum.”
“Ben de yaratıcı bir şekilde seni hayatımdan çıkarmayı düşünüyorum.”
Ece koluma girdi.
“Tamam, tamam. Barışalım mı?”
“Hayır.”
“Çikolata alayım mı?”
Bir saniye düşündüm.
“Ne çikolatası?”
“Büyük boy.”
Kolumu onun koluna geçirdim.
“Ece, sen aslında dünyanın en iyi insanısın.”
“Biliyorum, canım.”
“Bir de çikolatayı hemen alırsan seni affediyorum.”
“Senin dostluğun bile kampanyalıymış!”
Birlikte kantine doğru yürürken telefonum titredi.
Sınıf grubuna yeni bir mesaj gelmişti.
Karan Demir: Yarınki ders için herkes defterini getirsin.
Ece ekrana baktı, sonra bana döndü.
“Defne?”
“Ne var?”
“Yarın uslu durabilecek misin?”
Telefonu cebime koyup gururla başımı kaldırdım.
“Ben her zaman usluyum.”
Ece kahkahayı bastı.
“Tabii canım. Okulun en sakin öğrencisi sensin zaten.”
“Sonunda beni anladığına sevindim.”
“Ben seni değil, sabrını anlamaya çalışıyorum.”
“Ece!”
“Tamam, sustum!”
Üç saniye geçti.
“Bu arada çikolatanın parasını sen mi veriyorsun?”
İşte dostluk buydu.
İnsanı hem rezil eden hem de kantinde parasını ödeten bir arkadaşlık.
Ve benimki, maalesef, Ece’ydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.