Deniz Kızı 🐚 kitap kapağı

6. bölüm / 6

Deniz Kızı 🐚

6. Zurnanın Zırt Dediği Yer: Muğla

Vaveyla Yazarı: Nursel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 6. Zurnanın Zırt Dediği Yer: Muğla

"Senin almaya cesaret edemediğin riskleri alanlar, senin yaşamak istediğin hayatı yaşlarlar."
🐚

🌺
Arabamız gecenin karanlığında Muğla'ya doğru ilerlerken, motorun ninniyi andıran uğultusu ve abimin hafif horultusu dışında kimseden ses çıkmıyordu. Arabadaki yerleşimimiz tamamen saçmaydı. Bu olanlara hâlâ bir anlam veremiyordum. Ne demek Metehan ile nişanlıyım ve Metehan nişanlım olarak köyümüze ziyarete geliyor? Solumda abim, sağımda Metehan, ortada ben. Önde de annem ve babam. Arabamız geniş olmasına genişti ama aramızdaki bu garip çekim yüzünden bana alan oldukça dar geliyordu.
Metehan bütün gece koşturmaktan ve tuzlu-pul biberli kahveyi bünyesine almaktan fena halde uykusuz kalmıştı. Kafası sürekli öne doğru düşüyor, arada bir irkilerek uyanıp gözlerini açmaya çalışıyordu. Onun bu halini izlerken içimin sıcacık olduğunu hissettim. O havalı, didişen, her şeye bir lafı olan çocuk gitmişti, yerine acayip tatlı, savunmasız bir çocuk gelmişti.
Tam ona dalmışken dikiz aynasından annemin beni izlediğini fark ettim. Annem arkaya doğru dönüp fısıltıyla ama hafif kızgın bir edayla söylenmeye başladı. "Kızım, ne bakıyorsun öyle adama tünemiş kuş gibi? Alsana adamın kafasını kendi omzuna! Yazık günah, boynu tutulacak çocuğun. Utanma, kocan o senin artık, nikahınız kıyıldı!"
Annemin "kocan" vurgusuyla yanaklarım anında alev aldı. Yanımda uykulu uykulu duran Metehan'a baktım, sonra çekine çekine elimi uzatıp kafasını yavaşça kendi omzuma doğru eğdim. Metehan omzuma dokunduğu an derin bir nefes alıp kokumu içine çeker gibi yüzünü boynuma doğru gömdü ve hemen teslim oldu uykunun kollarına. Kalbimin atış hızı iki katına çıkarken ben de gözlerimi daha fazla açık tutamadım ve yolun ritmine kapılıp uykuya daldım.
***
Saatler sonra gözlerimi açtığımda güneş hafif hafif doğuyordu. Ama bedenimdeki o garip ağırlık ve sıcaklıkla neye uğradığımı şaşırdım.
Metehan uykusunda tamamen bana doğru dönmüş, kollarını belime sımsıkı dolamıştı. Yüzü boynumun tam dibindeydi ve sıcak nefesi tenime değiyordu. Ben de gayriihtiyari başımı onun göğsüne koymuşum! O kadar yakın, o kadar iç içeydik ki utanmadan edemedim.
Tam o sırada Metehan da kıpırdanıp gözlerini araladı. İlk birkaç saniye nerede olduğunu anlamadı, sonra gözlerimiz kenetlendi. Aramızda milimler vardı. Kollarının hâlâ belimde olduğunu ve benim de onun göğsüne sokulduğumu fark ettiği an ikimiz de elektrik çarpmış gibi aynı saniyede geri çekildik.
Metehan panikle sırtını cama yapıştırırken yanakları kıpkırmızı oldu, gergince öksürdü. "Şey, ben- Yol bozuktu herhalde, kaymışım," diye geveledi saçlarını karıştırarak.
Ben de üzerimdeki hırkanın yakasını düzeltirken utançtan patlayacak gibiydim. "Sorun- sorun değil," diyebildim sadece.
Aramızdaki bu tatlı ve utangaç gerilim arabayı sararken, babamın "Geldik gençler!" sesiyle kafamı pencereye çevirdim. Muğla'daki dayımların müstakil evinin bahçesindeydik ve bahçede bizi bekleyen kalabalığı görünce asıl maceranın şimdi başladığını anladım.
Biz arabadan inerken Metehan ve abim valizleri indiriyorlardı. Girişteki ahşap verandada dayım Ateş, eşi Fatma yengem, beline kadar uzanan beyaz tülbendiyle bastonuna dayanmış duran anneannem, kuzenlerim Selin ile Burak ve yengemin kucağında gözlerini ovuşturan iki yaşındaki minik kuzenim Alaz sıraya dizilmişti.
Gülümseyerek onlara doğru ilerleyip anaannemin elini öpüp alnıma götürdüm. "Nasılsın anaanne?"
Yüzümü ellerinin arasına alıp güldü, "Ah güzel kızım benim, iyiyim anaannesinin gülü. Sen nasılsın?"
"İyiyim çok şükür," diyerek yengemin yanına gidip ona da sarıldım, o sırada annem, anaannemin yanına gitmişti.
Fatma yengem, kucağındaki Alaz ile bana sarıldı. "Nasıl gidiyor Fatma sultan? Bebe ile zor geçiyordur."
Yengem kahkaha atarak omzuma hafifçe vurdu. "Aman kız, vallahi öyle. 2 yaş sendromu hiç sorma." Sesinde hafif sitem vardı. Kucağındaki bebeği hemen kendi kucağıma aldım.
Alaz'ı kucağıma aldığım an minik elleriyle hemen saçlarıma uzandı. Yanakları öyle yumuşacıktı ki, dayanamayıp koklayarak öptüm. "Kocaman olmuşsun sen ama ya, kimin yakışıklısı bu?" diye severken Alaz'ın yüzünde kocaman bir gülücük belirdi. Minik parmaklarıyla burnumu sıkmaya çalışırken gürültülü bir bebek kahkahası attı.
"Kızım dikkat et, yine saçına yapışmasın," diye güldü yengem.
O sırada yanımıza adımlayan Metehan'ı fark ettim. Bakışlarındaki o yumuşacık ifadeyi görünce içim bir hoş oldu. Yavaşça yanıma yaklaştı, Alaz'a doğru eğilip işaret parmağını uzattı. "Baksana şuna, tam bir canavar," dedi muzip bir gülüşle.
Alaz hiç yabancılamadan Metehan'ın parmağını minik avcuyla sımsıkı yakaladı. Metehan'ın yüzünde beliren o sıcacık tebessüm, kalbimin ritmini yine altüst etmeye yetti.
İnanılmaz doğal duruyordu parmağını hafifçe sallayarak, "Söyle bakalım küçük adam, kim bu ablaya takılan?" diye fısıldadı.
Tam o sırada dayım bize doğru yaklaştı. Yüzündeki o samimi gülümsemeyle önce bana sarıldı. "Başak'ım, hoş geldiniz kızım! Nasıl gidiyor, nasılsın bakayım?"
"İyiyim dayı, çok şükür. Siz nasılsınız, nasıl gidiyor?" diyerek hal hatır sordum.
"Çok şükür kızım, uğraşıp duruyoruz işte," dedi dayım. Ardından gözleri hemen yanımda duran, Alaz'ın minik eliyle oynayan Metehan'a kaydı. Kaşlarını hafifçe kaldırıp beni ve Metehan'ı baştan aşağı süzdü.
"Eee," dedi meraklı bir ses tonuyla, "Kim bakalım bu delikanlı?"
Zurnanın zırt dediği yere geldik. Babam araya girdi. "Bizim damat oluyor Metehan. Dün Başak ile nişanlandılar."
Herkes hep bir ağızdan tek bir soru sordu şaşkınlıkla. "NE?"
Babam başını salladı annem de yanımıza geldi. Annem gülümseyerek başını salladı. "Evet ya, sürpriz!" Dedi. Annem de bunun kötü bir sürpriz olduğunun farkındaydı ama son çare.
Ben ve Metehan yan yana direk gibi durmuş onları izliyorduk. Yengem gülüyor gibiydi, anaannem bile keyiflenmişti. Selin ve Burak şokla bize bakıyorlardı.
Abim alayla gülüyor yan gözle bizi izliyordu. Herkes farklı bir alemdeydi ama asıl olay dayımdaydı. Adam resmen hayal kırıklığına uğradı. Üzerindeki ilk şok dalgasını atıp yeniden bir soru sordu.
"Ne, ne demek nişanlısı? Damat mı bu?"
Metehan kulağıma fısıldadı sitemle, "Başak, 'bu!' ne demek ya?"
Ona yan gözle bakıp hiç istemesem de onun bu sitemi bana komik gelmişti, kıkırdadım. "Dayım için bir süre 'bu' olarak kalacaksın."
Ateş dayımın yüzündeki o samimi tebessüm bir anda silindi, yerini sert ve neye uğradığını şaşırmış bir hayal kırıklığına bıraktı. Göğsü hızla kalkıp inmeye başlamıştı. Belli ki bu haberi pat diye, önceden tek bir laf bile edilmeden duymak onun gururuna dokunmuştu.
"Pek kıymetli yeğenim evleniyor da benim sonradan mı haberim oluyor?!" diye kükredi dayım, sesi bahçedeki dev çınar ağacının yapraklarını bile titretti. Yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilmişti.
"Öyle yağma yok! Hikmet, sen ne dediğinin farkında mısın? Çoluk çocuk oyunu mu bu? Kızımızı öyle dün peydah olan adama vermeyiz biz! Ben bu işe onay vermiyorum, izin falan da vermiyorum!"
Ortam bir anda buz kesti. Yengem elini ağzına kapatmış şokla dayıma bakıyordu, kucağımdaki bebeği hemen yengeme uzattım, anneannem bastonuna daha sıkı sarılıp kaşlarını çatmıştı. Kuzenim Selin'in yüzünde şok olmuş bir ifade, Burak'ın yüzünde ise ne yapacağını bilemeyen bir şaşkınlık vardı.
Dayım sinirle bana döndü, "Neden bize bir şey demediniz?" Anneme baktı sonra, "He Emine? Biz burda eşek başı mıyız gali?"
Annem derin bir nefes aldı. "Estağfurullah Ateş, olur mu öyle şey. Bizim için de ani oldu." Annem çok savunmasız duruyordu.
Babam boğazını temizledi. "Ateş, elimizde olsa sizi de çağırırdık elbet. Ama Emine'm doğru der, çok ani gelişti her şey."
Dayım inadından vazgeçmiyordu. "Bir telefon edemediniz mi?"
Abim ortaya bir adım atıp konuştu. "Dayı, zaten nişanın gecesi buraya geldik. Nişandan bir gün bile geçmedi. Kardeşimi üzüyorsun."
Dayım kısa bir an bana baktı. "Başak bir dayısının olduğunu unuttu galiba."
Hemen bir şey söylemek için ağzımı açmıştım ki beni durdurdu. "Sizden bir açıklama istemiyorum."
Sonra Metehan'a baktı yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı. "Bu çocuğu da nerede bulduysan oraya git!"
"Dayı, lütfen."
Anaannem bastonunu sertçe yere vurdu. "Yeter Ateş! Anası babası vermiş kızı oğlana. Bize de hayırlı olsun demek düşer. Her biri bugün misafirimizdir. Daha fazla insanların ağzının tadını kaçırma!"
"Ana! Bize bir telefon dahi edilmedi! Belki bu zibidi Başak'ı hiç sevmedi. Nereden biliyoruz?"
Babam lafa girmek için ağzını açtı ama Metehan bizden önce davrandı.
Metehan'ın az önceki o neşeli, bebekle oynayan yumuşak hali an be an yok olmuştu.
Gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar keskin, karanlık ama bir o kadar da sarsılmaz bir kararlılık belirdi. Öne doğru bir adım atarak tam dayımın karşısında durdu. Boy farkından dolayı dayıma hafifçe tepeden bakıyordu ama saygısını bozmamak için yumruklarını sıkıp kendini zor tuttuğu her halinden belliydi.
"Ateş Bey!" dedi Metehan, sesi bir mırıldanma kadar kısık ama tüm bahçeyi susturacak kadar şiddetliydi. "Bana 'bu' diyebilirsiniz, gidişatın hızına kızabilirsiniz, haklısınız da... Ama benim Başak'a olan hislerimi sorgulayamazsınız!"
Dayım tek kaşını kaldırıp ona doğru meydan okurcasına bir adım daha attı. "Sorgularım! Kimsin sen ulan? Ne hakla gelip burada racon kesiyorsun?"
"Çünkü seviyorum!" diye bağırdı Metehan aniden.
O iki kelime bahçede yankılandığında zaman durdu sanki. Metehan'ın sesi o kadar pürüzsüz, o kadar derin ve içtendi ki, o an sadece dayım değil, bahçedeki herkes dona kaldı.
Metehan'ın şakaklarında bir damar atıyordu, gözleri alev alev yanıyordu ve doğrudan dayımın gözlerinin içine bakıyordu.
"Ben Başak'ı çocukluğumdan beri tanıyorum," diye devam etti Metehan, sesi bu kez titriyordu ama öfkeden değil, içindeki o devasa duygudan. "Onun gülüşünü de bilirim, sakarlığını da, canı yandığında nasıl sustuğunu da! Ben onu sadece dün sevmedim, ben onu bildim bileli seviyorum! İzniniz olsa da olmasa da ben onun yanındayım. Onu kimseye harcatmam, kimsenin de üzmesine izin vermem!"
O an kalbim göğüs kafesimi patlatacakmış gibi çarpmaya başladı. Başımı kaldırıp Metehan'a baktım. Yanaklarım alev alev yanıyordu ama bu sefer utançtan değildi, göğsümü kaplayan, nefesimi kesen o derin, karmaşık duygudandı. Bakışlarındaki o yalansız, çıplak duygu içimi titretti. Bu bir oyun olamazdı, diye düşündüm bir anda. Bir insan sırf rol yapmak için gözlerinden böyle bir ateş çıkaramazdı. Lütfen yanılıyor olayım, lütfen.
Abim keyifle gülümsedi. Babam gururla ama durumu toparlamaya çalışan bir ifadeyle başını salladı. Dayım ise Metehan'ın bu çıkışı karşısında ne diyeceğini bilemeyerek öylece kalakaldı. Metehan'ın gözlerindeki o kırılmaz irade, dayımın öfkesini bir anda boşa çıkarmıştı.
Metehan derin bir nefes alıp bakışlarını dayımdan çekmeden hafifçe yutkundu. Bahçedeki o ağır sessizliği, anneannemin bastonunu yere hafifçe vurma sesi bozdu.
"Bak sen şu delikanlıya..." diye mırıldandı anneannem, yüzünde gizleyemediği gururlu bir tebessümle. "Ateş, boşuna köpürme. Bu çocuk kızımızı gerçekten seviyor."
Tedirginlikten ellerim titriyordu. Abim yanıma gelmiş, elimi sımsıkı tutuyordu. Kulağıma doğru eğilip "Sakin ol, sorun yok," diye fısıldadı ama içimdeki o devasa suçluluk duygusu çoktan boğazıma bir düğüm gibi oturmuştu bile.
O kadar net, o kadar güçlü bir şekilde "Seviyorum!" demişti ki, söylediği her kelime ruhuma bir ok gibi saplandı. Bir anda göğsümün ortasına ağır bir taş oturdu. Kendi evimde, beni büyüten, üzerimde emeği olan insanların gözlerinin içine baka baka bir tiyatro oynuyorduk. Dayımın o hayal kırıklığı dolu bakışları, anneannemin safça sevinişi... Bütün bu tatlı telaş, bu samimi hisler koca bir yalanın üzerine kuruluydu.
İçimden bir şeyler kırıldı sanki. Kendimi berbat, ucuz bir yalancı gibi hissetmeye başladım. Gözlerime hücum eden yaşları engellemek için dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım ama kirpiklerimin titremesine engel olamadım. Başımı öne eğdim, parmaklarımı abimin eline daha sıkı kenetledim. Kendimden o an öyle çok nefret ettim ki, keşke yer yarılsaydı da içine girseydim.
Tam o sırada Metehan'ın bakışlarının üzerime kaydığını hissettim. Dayıma diktiği o sert gözleri beni bulduğunda, çenesindeki o kasılmış ifade bir anda yerini derin bir üzüntüye bıraktı. Omuzlarımın çöktüğünü, gözlerimden süzülmek üzere olan o yaşları ve kendimi ne kadar hırpaladığımı gördü.
Bakışlarındaki o korumacı ateş, yerini gözle görülür bir çaresizliğe ve ardından kendine duyduğu ani bir öfkeye bıraktı.
Kendi sürüklediği bu oyun yüzünden, benim böyle ezilip büzülmeme, kendimi bir suçlu gibi hissetmeme katlanamıyordu. Dişlerini birbirine kenetledi, ellerini cebine sokup yumruk yaptı. Beni korumak isterken dahi canımı acıtmış olma fikri, onu dayımın tüm kükremelerinden daha çok öfkelendirmişti.
Derin, sıkıntılı bir nefes verip bir adım daha bana doğru yaklaştı. Yüzündeki o sert ifade, sadece bana bakarken yumuşadı ama gözlerindeki o canı yanmış, sinirli bakış hâlâ oradaydı.
"Başak..." diye fısıldadı kısık, pürüzlü bir sesle. Sesindeki o çaresizlik, içimdeki o suçluluk duygusunu daha da körükledi.
Metehan'ın o pürüzlü sesiyle adımı fısıldandığında gözlerimi yerden kaldırıp ona baktım. Kirpiklerimin arasından süzülmek üzere olan yaşı hızla sildim ama Metehan bunu çoktan görmüştü. Yüzündeki o sert, öfkeli ifade yerini tam bir çaresizliğe bıraktı. Kendi kurduğumuz bu oyunun beni bu kadar yıpratması, aileme karşı kendimi yalancı hissetmeme sebep olması onu kahretmişti.
Gözlerini bir anlığına kapatıp derin bir nefes aldı. Yumruk yaptığı ellerini ceplerinden çıkarıp bana doğru bir adım daha attı. Bütün bahçenin, dayımın, abimin bakışları üzerimizdeyken dünya sanki ikimiz için durmuştu.
"Tamam," dedi Metehan kısık bir sesle, gözlerimin tam içine bakarak. Sesinde öyle bir kırgınlık ve koruma içgüdüsü vardı ki içim cız etti. "Üzülme sen... Söz veriyorum, hiçbir şey senin canını yakmayacak."
Dayım ortamdaki bu ağır ve duygusal havayı fark etmiş olacak ki öfkeyle sertçe boğazını temizledi. "Eee, yeter bu kadar drama!" diye gürledi. "Ne yani, iki süslü laf ettin diye hemen kızı sana kucağımıza basıp verecek miyiz sandın delikanlı?"
Abim Yargı elini omzuma koyup beni hafifçe arkasına doğru çekti. Dayıma bakarak, "Dayı, uzatma istersen," dedi korumacı bir tavırla. "Gece boyu yoldan geldik, herkes gergin. Çocuklar da ne dediklerini biliyorlar."
Dayım gözlerini devirip kollarını göğsünde kavuşturdu. "İyi bakalım. Madem öyle, madem bu kadar eminsiniz birbirinizden... Ama öyle yüzük takmakla bitmiyor bu işler. Benim de şartlarım var!"
Metehan hiç geri adım atmadı, çenesini dikleştirip dayımın karşısına dikildi. "Nedir şartınız Ateş Bey?"
Dayım sinsice gülümsedi. "Öyle 'Ateş Bey' falan yok. Madem bu evin damadı olmaya adaysın, Ege usulü bir sınava tabi tutulacaksın. Bakalım masada 'Seviyorum' diye bağırmak kadar kolay mıymış bizim kızın gönlünü ve bu ailenin rızasını almak."
Metehan gözlerini hafifçe kısıp bana kısa bir bakış attı, ardından dayıma döndü. "Kabul. Ne sınavı olursa olsun varım."
Anneannem arkadan hafifçe kıkırdayıp bastonuna dayandı. "Ateş yine başladı. Yazık olacak çocuğa."
Dayımın bu meydan okumasıyla bahçedeki o ağır, suçluluk dolu hava bir anda yerini meraklı ve tatlı bir rekabete bıraktı. Metehan bana dönüp hafifçe göz kırptı. O an içimdeki o karanlık biraz olsun hafifledi. Çünkü bu oyunu artık sadece ben değil, ikimiz birlikte göğüslüyorduk.
***
Ateş dayımın hazırlayacağı o meşhur sınavın gerginliği akşam yemeğinden sonraya kalmıştı. Masadaki mükemmel Ege yemekleri yenilip çay faslına geçilince, erkekler bahçedeki çınar ağacının altına kurulup koyu bir sohbete daldılar. Biz kadınlar ise masayı toplama bahanesiyle mutfağa çekildik.
Mutfak bir anda tam bir kız kıza dedikodu kazanına dönüştü. Annem tezgahın başında çay tazelemeye başlarken yengem, anneannem, kuzenim Selin ve ben büyük mutfak masasının etrafına dizildik. Ortamdaki o hain, meraklı havayı sezdiğimde gergince yutkundum.
Yengem masaya iki elini koyup bana doğru eğildi. Yüzünde kocaman, imalı bir tebessüm vardı. "Eee Başak Hanım!" dedi gözlerini kırpıştırarak. "Erkekler dışarıda kendi aralarında takılırken anlat bakalım. Nasıl buldunuz dedik ama biz gözümüzle gördük, maşallah çocuk taş gibi! Nerede, nasıl tanıştınız siz bu Metehan'la? Nasıl karar verdiniz pat diye evlenmeye?"
Selin kollarını göğsünde kavuşturmuş, dudak büzerek beni süzüyordu. "Harfiyen anlat valla Başak," diye araya girdi alaylı bir merakla. "İnsan çocukluk arkadaşıyla bir anda nasıl sevgili olup tak diye nişanlanır? Bir gün önce arkadaşım dediğin adama ertesi gün nasıl yan gözle baktın?"
Yanaklarıma hücum eden sıcaklıkla hemen gözlerimi önümdeki çay bardağına diktim. Yalan söylemek zaten zorken, bu kadar kadının çapraz sorgusuna tutulmak tam bir işkenceydi.
"Şey..." diye geveledim, parmaklarımla oynamaya başlayarak. "Biz zaten... yani aynı mahallede büyüdük biliyorsunuz. Yıllardır hayatımdaydı. Ama insan bazen burnunun ucundakini en son fark ediyor işte."
Anneannem bastonunu hafifçe yere vurup kıkırdadı. "Aman da aman, nasıl da kızarıyor güçücük kızım! Bırak kızın üstüne gitmeyi Fatma. Çocuk besbelli tutulmuş bizim kıza, gözlerinin içi gülüyor bakarken."
"Valla annem haklı," dedi annem arkasını dönüp bana çay uzatırken, yüzündeki gururlu ifadeyle. "Metehan az çekmedi bizim kızın sakarlıklarını. Bir gün baktık ki bu didişmeler, bu atışmalar bambaşka bir şeye dönüşmüş. Metehan zaten hiç bırakmadı Başak'ın peşini."
Annemin bu lafıyla yanaklarım alev alev yandı. Ah anneciğim bir bilsen olayların aslını... diye geçirdim içimden.
Yengem muzipçe göz kırpıp ekledi. "Peki ilk adımı kim attı bakayım? Nasıl teklif etti?"
Ben utançtan masanın altına girmek üzereydim.
"Aslında... belirli bir an olmadı yenge," dedim sesimi olabildiğince toparlamaya çalışarak. "Bir gün oturduk, birbirimizin hayatında ne kadar önemli olduğumuzu anladık. 'E daha ne bekliyoruz?' dedik. Metehan da seviyorum seni deyince hayır diyemedim işte."
Anneannem ellerini birleştirip "Ayy maşallah, nazar değmesin çocuklara!" diye duaya başlarken, ben derin bir nefes aldım.
Fatma yengem aldığı bu yanıtla yetinecek gibi durmuyordu. Dirseklerini masaya iyice dayayıp biraz daha yaklaştı. "Kızım öyle 'hayır diyemedim işte' diye kestirip atmak var mı? İnsan detay verir! İlk elini ne zaman tuttu mesela? Ya da ne bilsin insan, ilk ne zaman 'Ben bu adama aşık oluyorum galiba' dedin? Hadi hadi, utanma da anlat!"
"Yenge valla billa utanıyorum ama yapma şöyle," derken ellerimle alev alev yanan yanaklarımı kapatmaya çalıştım. Gerçekten kulaklarıma kadar kızardığıma emindim.
Selin elindeki çay kaşığını tabağına tıkır tıkır vururken lafa atıldı. "Bence hâlâ çok garip. Yani Metehan gibi yakışıklı, ne istediğini bilen bir çocuk... Yıllarca kanka gibi takıldıktan sonra pat diye 'Seni seviyorum' mu dedi yani? Hiç inandırıcı gelmiyor bana. Kesin başka bir şey var bu işin içinde."
Selin'in o şüpheci ve üstü kapalı sorgulayıcı tavrı içimdeki o suçluluk duygusunu bir anlığına bastırıp yerini hafif bir hırsa bıraktı. Tam ağzımı açıp kendimi savunacaktım ki annem elindeki çaydanlıkla masaya yaklaşıp lafı Selin'in ağzına tıktı.
"Neresi inandırıcı gelmiyormuş Selin'ciğim?" dedi annem kaşlarını hafifçe kaldırarak. "Metehan'ın gözlerinin Başak'tan başkasını görmediğini mahallede sağır sultan bile biliyor! Çocuk kaç kere bizim kızın peşinde koşturdu, kaç kere sakarlıklarını topladı. Aşk dediğin sadece süslü cümlelerle olmuyor ki emekle, koruyup kollamakla oluyor. Metehan da kızımı öyle bir koruyor ki, maşallahı var."
Ya anne benim neden bundan haberim yok! Diye bağırmak istiyorum resmen. Metehan mı benim peşimden koşmuş, sakarlıklarımı toplamış. O ancak sakarlıklarım ile dalga geçmek için yanımdaydı. Tamam her vukuatta illa ki benimle birlikte Metehan'ın da parmağı olurdu ama ben mi onu suça sürüklüyordum sanki? Kendi gelmek isterdi hep! Bu olayda da onun parmağı var yine. Ben mi dedim sanki gel ben bu kızın sevgilisiyim de diye? Şimdi de girdik bir işin içine çıkamıyoruz. Hep benim arkamdan suça sürükleniyor, ben ittirmiyorum ama kendi seçimi kendi atlıyor.
"Valla doğru söylüyor Emine," diye katıldı Fatma yengem, gözlerini Selin'den çekip bana çevirerek. "Ayrıca çocuk daha bu sabah bahçede babanın karşısına dikilip bağırmadı mı 'Seviyorum!' diye? Bütün mahalle, bütün köy duymuştur o sesi! Öyle yürek her adamda olmaz. Selin kızım, sen de nazar etme kardeşine, darısı senin başına inşallah."
Selin yengemin bu lafı üzerine gözlerini devirip çayından büyük bir yudum aldı ve gergince arkasına yaslandı.
Anneannem ise masanın üzerindeki elimi tutup yaşlı, sıcacık avuçlarının arasına aldı. "Aferin benim güzel kızıma," dedi yumuşacık bir sesle. "Gönlünün güzel olduğu yüzünden belli. O çocuk senin değerini biliyor, sen de onun kıymetini bil. Öyle dedikodulara, laflara da kulağını tıka. Sevginizin arkasında durun, gerisi teferruat."
Anneannemin o samimi sözleri ve elindeki sıcaklık içimi öyle bir titretti ki, bir an için duraksadım. Kendi kendime, keşke bu yalan olmasaydı, keşke gerçekten her şey bu kadar basit ve gerçek olsaydı diye geçirdim içimden.
"Teşekkür ederim anaannem," dedim kısık bir sesle, eğilip elini öperek.
"Eee, madem kızlar dedikoduyu bitirdi," dedi yengem neşeyle ayağa kalkıp tepsiyi eline alarak, "Aşağıya, erkeklerin yanına taze çayları götürelim de bakalım bizim damat adayı Ateş'in sorgusundan sağ çıkabilmiş mi!"
Mutfaktaki bu terleten kız kıza sorgu şimdilik bitmişti.
🐚
6. Bölümün sonu!
Neymiş bu Ateş de be?
Herkesin burnundan getirdi. Geldiklerine pişman oldu insancıklar.
Oy ve yorum yapmayı unutmayın.
Bir dahaki bölüme dek hoşçakalın.
Baaaay!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.