Deniz Kızı 🐚 kitap kapağı

2. bölüm / 6

Deniz Kızı 🐚

2. Sızlasın İçin

Vaveyla Yazarı: Nursel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2. Sızlasın İçin

"Rastgele yürürken aklına geleyim, sızlasın için."
∞
Sezen Aksu ~ Firuze
∞
İçimdeki o ilk şok geçmemişti, sadece şekil değiştirmişti. Az önce donup kalmış bedenim şimdi titriyordu ama bu titreme artık şaşkınlıktan değil, bastırılmaya çalışılan bir kırılmanın sızıntısıydı.
Gözlerim hâlâ sahnedeydi, hâlâ o iki insanda takılıydı ama gördüğüm şey net değildi. Sanki görüntü var ama anlam tamamen silinmişti. Kalabalığın sesi kulağımda uğultuya dönüşmüştü, müzik bir ritim olmaktan çıkmış, sadece arka planda gereksiz bir gürültü gibi kalmıştı.
Bir adım geri attım, sonra bir tane daha... sanki uzaklaşırsam içimdeki şey de azalacakmış gibi. Ama azalmadı. Tam tersine, her geri adımda daha çok içime çöktü. Boğazım sıkıştı, nefes almak istedim ama alamadım, sanki herkes nefes alırken benim payıma hava kalmamıştı.
Elbisemin ince kumaşı parmaklarımın arasında buruşurken fark etmedim bile, sadece tutunuyordum bir şeye, düşmemek için değil, dağılmamak için.
Ve o an abimin sesi patladı yeniden, "çekil önümden" diye yükseldiğinde, içimde bir şey daha kırıldı ama bu sefer tamamen kopmadım. Çünkü artık sadece izleyen biri değildim.
Bir anda hareket ettim. Sesim çıktığında kendim bile şaşırdım çünkü o ses ne ağlamaya yakındı ne bağırmaya, ikisinin arasında ama daha keskin bir yerden geliyordu.
"Yargı," dedim, ilk kez o an gerçekten dikkatini bana çevirecek kadar net bir tonda. Bir adım attım, kalabalığın arasından onun yanına ulaştım ve kolunu tuttum sert değildi ama geri çekilmesini sağlayacak kadar kesin bir dokunuştu bu. Abime sadece ismi ile seslenirsem eğer dikkati bende olurdu.
Abim bana döndüğünde gözlerindeki öfkeyi gördüm ama o öfkenin içinde beni tanıyan bir parça da vardı, o yüzden bağırmadı, sadece nefes aldı, hızlı ve kontrolsüz.
Bir anlık sessizlik oldu, sanki etrafımızdaki herkes nefesini tutmuştu. O boşlukta sadece bizim üçümüz vardık ben, abim ve o sahnede oturan iki yabancı gibi görünen insanlar.
Yutkundum ama boğazımdaki düğüm gitmedi, yine de konuşmam gerekiyordu çünkü eğer abim bir adım daha atarsa bu sadece bir kavga olmayacaktı, bu bütün mahallenin diline düşecekti ve ben bunu istemiyordum. Bu anın bile benim içimde kalmasını istiyordum, herkesin değil.
"Abim, dur!" dedim bu sefer daha kısık ama net bir sesle, sanki onu sakinleştirmekten çok kendimi ayakta tutuyordum. Gözlerim sahneye kaydı bir an, sonra hemen geri çekildi, o görüntüye tekrar bakmak bile içimde yeni bir kırılma yaratıyordu
"Kendine gel!" dedim, kelimeyi seçerken bile zorlandım, "bak... herkes burada. Mahalle dolu. Bunu büyütürsen geri dönüşü olmaz."
Abim bana baktı, o bakışta sadece öfke yoktu artık, bir de anlamaya çalışan bir taraf vardı. Ama yine de çenesini sıktı. "Sen ne dediğinin farkında mısın?" dedi kısık bir sesle, gözlerini sahneden bir an bile çekmeden.
Başımı hafifçe eğdim, nefesimi toparlamaya çalıştım ama sesim hâlâ titriyordu. "Farkındayım," dedim. "O yüzden diyorum zaten. Bak ne kadar çaresiz durumdayım."
Bu cümleyi söylerken içimdeki her şey aynı anda ikiye bölünüyordu bir tarafım çığlık atmak istiyor, bir tarafım ayakta kalmak için mantık kurmaya çalışıyordu.
Ama dışarıdan görünen tek şey kontrolü ele almaya çalışan bir kızdı. Abim bir an sustu. O sessizlikte yumruklarını yavaş yavaş gevşettiğini gördüm ama bu bir sakinleşme değildi, sadece yer değiştiren bir öfkeydi. Gözleri hâlâ sahnedeydi, hâlâ o iki insana kilitliydi ama artık hareket etmiyordu.
"Zaten senin çaresizliğin beni üzüyor ve sinirlendiriyor ya kızım! Sana söz verdi, seviyorum dedi. Erkek adam sözünden dönüp böyle ahlaksızca bir şeyi nasıl yapar?"
Gözümden bir damla yaş düştü. Abim bekletmeden eliyle hemen sildi. "Abi daha fazla üzülmemi istemiyorsan onu şuan burada dövme. Herkes öğrenir ya sonra ne olur. Mahalleye adım dahi atamam."
"Gebertirim onları Başak ne hadlerine sani konuşmak!"
"Abi dedikodunun ardına geçilmez! Lütfen boşver şimdi değil."
Abim sabır dilercesine havaya baktı.
Metehan'ın sesi bu boşlukta tekrar geldi, sakin ama keskin bir şekilde "Onu dinle Yargı!" dediğinde, abim gözlerini bana çevirdi.
Ve o an hissettim... beni dinliyordu. Ama bu dinleme, kabul etmek değildi. Sadece durmaktı. Ve ben o durmayı bir şans gibi kullanmak zorundaydım çünkü bir saniye daha geçerse bu gece hiçbirimiz için kontrol edilebilir bir şey kalmayacaktı.
Abim en sonunda gidip bir sandalyeye oturdu. Metehan da yanında gitti ve oturdular.
Abimin gözlerindeki öfke tam anlamıyla dinmemişti, sadece geri çekilmişti. O hâlâ sahneye bakıyordu sanki bir saniye daha fazla bakarsa gerçekten gidip ortalığı birbirine katacaktı.
Ben ise içimdeki kırıkları ayakta tutmaya çalışıyordum. Ağlamak istiyordum ama ağlarsam herkes görecekti. Herkes soracaktı. Ve mahallede hiçbir şey gizli kalmazdı.
"Ben biraz hava alacağım," dedim kısık bir sesle.
Nergis anında koluma girdi. "Ben de geliyorum."
İtiraz edecek hâlim bile yoktu.
Salonun gürültüsünden uzaklaşıp koridora çıktığımız anda sanki bacaklarımdaki güç çekildi. Bir duvara yaslandım, nefes almaya çalıştım ama boğazımdaki düğüm hâlâ çözülmüyordu.
Nergis bana öyle bir bakıyordu ki, biraz daha baksam ağlayacaktı sanki.
"Başak..." dedi sessizce.
İşte o an gözlerim doldu.
"İki yıl, Nergis..." dedim güçlükle. "İki yıl boyunca bana evleneceğiz dedi."
Titrek çıkan sesime engel olamadım. "Şimdi, şimdiyse Ayşe ile evleniyorlar. İnanamıyor Ayşe ya!"
Kelimenin sonunda sesim tamamen kırıldı. Duvara biraz daha yaslandım, sanki sırtımı çeksem yere yığılacaktım. Gözlerim dolmuştu ama bu öyle sessiz sessiz ağlamak değildi ki insanın içine çöken, göğsünü sıkıştıran, nefesini boğan türdendi.
Şeref'in sahnede otururken yüzündeki ifadeyi düşündükçe daha kötü hissediyordum. Bana bakmamıştı bile. Bir kere olsun suçlu gibi davranmamıştı. Bir kere olsun gözlerini kaçırıp utanmamıştı. İşte bu daha çok koymuştu.
İhanetin kendisi değil sadece...
Sanki hiç yaşanmamışım gibi davranması. Sanki o iki yıl hiç olmamış gibi.
Parmaklarımı saç diplerime götürüp başımı tuttum. İçimden geçen düşünceler birbirine çarpıyordu. İki hafta önce bana sevdiğini söyleyen adam bugün başka bir kızın yanında oturuyordu. Hem de öyle uzak biri değil... benim evime girip çıkan, birlikte güldüğüm, dert anlattığım biriydi.
İçim bir anda öyle kötü oldu ki midem bulandı.
"Ben neyi kaçırdım Nergis?" dedim kısık bir sesle, gözlerimi boşluğa sabitleyerek. "Ne zaman oldu bu? Ne zaman beni bu kadar aptal yerine koydular? Ben mi kördüm? İnsan iki yıl sevdiği birine bunu nasıl yapar ya?"
Gözümden akan yaşları bu sefer silemedim. Bir tanesi düştü, sonra diğeri geldi. Ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırıyordum ama boğazımdaki düğüm çözülmek yerine daha çok sıkışıyordu.
"Bir açıklamayı bile çok gördü bana..." dedim acı bir tebessümle. "Bir mesaj atsa, 'Başak bitti' dese yine tamam diyeceğim. Kavga ederiz, ağlarım, geçer belki... ama bu ne ya?"
Başımı iki yana salladım, hâlâ kabullenemiyordum. "Kına mı? Evlenmek mi? Bir de Ayşe..." Sesim yine çatladı. "Bizimle aynı masada oturuyordu o kız. Evime geliyordu. Ben ona sır anlatıyordum."
Nergis'in yüz ifadesi bir anda sertleşti. Sinirden burnundan nefes verdi.
"Pislik bunlar ya!" dedi dişlerini sıkarak. "Vallahi ikisi de aynı bokun laciverti! Şeref zaten omurgasızın tekiydi de Ayşe'ye ne demeli? İnsan arkadaşına bunu yapar mı? Bir de utanmadan aynı mahallede gezecekler ha?"
Koluma daha sıkı tutundu.
"Bak vallahi şu an sinirden elim ayağım titriyor, O Şeref olacak şerefsizi bir kaşık suda boğasım var! Ayşe'ye de iki çift lafım olur. Ne ara oldu bu ya? Biz mi aptal yerine konduk?"
Burnumu çektim. İstemeden kısa, kırık bir gülüş çıktı ağzımdan ama hemen kayboldu.
"Ben gerçekten evleneceğiz sanmıştım..." dedim daha sessiz bir sesle. O cümleyi kurmak bile canımı acıtıyordu. "Hayal kuruyordum ben, Nergis. Bildiğin hayal..." Gözlerimi yumdum, sahnedeki görüntü tekrar gözümün önüne geldi. "İnsan sevdiği biriyle ilgili kötü bir şey düşünmüyor ya... ben de düşünmedim. Aptal gibi inandım."
Nergis hiç düşünmeden beni kendine çekip sarıldı.
"Sen aptal değilsin," dedi hemen. "Sevdin sadece. Suçlu olan sen değilsin. Suçlu o yüzsüz tarla faresi ve arkadaşım diye gezinen o sinsi kız!"
Bir an durdu, sonra sinirle ekledi.
"Bir de düğün yapıyorlar ha... Vallahi benim elimde olsa çıkıp orkestraya 'kesin şu müziği' derim."
İstemeden burnumdan gülmeye benzer bir ses çıktı ama hemen ardından yeniden doldu gözlerim.
Çünkü ne kadar küfür etsek de...
Ne kadar sinirlensek de...
Gerçek değişmiyordu.
Ben iki yıl sevdiğim adamın kınasına gelmiştim.
Hem de haberim bile olmadan. Bu düşünce kafamın içinde yankılanıp dururken gözlerimi kapattım. Sanki kapatırsam görüntü silinirmiş gibi. Sanki açınca başka bir gerçeklikle karşılaşacakmışım gibi.
Ama olmuyordu. Sahne hâlâ oradaydı. Şeref hâlâ oradaydı. Ayşe hâlâ kırmızı bindallısının içinde oturuyordu. Ve ben hâlâ koridorda nefes almaya çalışıyordum.
Duvara yaslanan sırtımı biraz daha bıraktım. Bacaklarımın titremesi durmuştu ama bu iyi olduğum anlamına gelmiyordu. İnsan bazen o kadar yoruluyordu ki ağlayacak gücü bile kalmıyordu. İşte tam o noktadaydım.
Nergis hâlâ yanımdaydı. Bir eli omzumdaydı, sanki çekse dağılacağımı biliyor gibi dikkatli davranıyordu. Ara ara bana bakıyor, bir şey söylemek istiyor ama kelime bulamıyordu.
Tam o sırada koridorun girişinden gelen ayak sesleri duyuldu. İkimiz de istemsizce başımızı çevirdik.
Metehan'dı. Uzun boyu koridorun ışığını bir an kapatmış gibi durmuştu kapıda. Üzerindeki siyah gömlek kollarında hafif toplanmıştı, saçları her zamanki gibi dağınık ama uğraşılmış gibiydi. Yüzünde alışık olduğumuz o rahat ifade yoktu bu sefer. Kaşları çatılmış, bakışları sertleşmişti.
Önce bana baktı. Uzun uzun. Sonra gözleri bir an kızarmış gözlerime kaydı.
Hiçbir şey demedi. Bu daha kötüydü.
Çünkü bazı insanlar üzgün olduğunu söylemeden de anlardı. Ve Metehan o insanlardandı.
Nergis burnundan nefes verdi. "Metehan geldiyse kesin Yargı abi yollamıştır."
Aslında abim ve Metehan da aynı yaştaydılar ama biz Metehan'a hiç abi demedik. O da dememizi istemiyordu. Kendisini yaşlı hissediyormuş. Ama abime abi demezsek olmazdı.
Metehan bize yaklaşırken ellerini cebine soktu. Her zamanki rahat yürüyüşü bile yoktu, sanki yanlış bir şey söylerse beni daha çok kırmaktan korkuyordu. Karşımızda durdu. Bir iki saniye sustu. Bakışları yüzümde gezdi, sonra gözlerini hafifçe kaçırdı.
"İyi misin?" diye sordu sonunda. Öyle normal bir soru gibi değildi bu. Cevabını bildiği ama yine de sorması gereken bir şey gibiydi. İstemeden kısa bir gülüş çıktı ağzımdan. Acı bir gülüştü.
"Sence iyi miyim Metehan?" dedim. Sesim düşündüğümden daha kırık çıktı.
Metehan'ın çenesi hafif kasıldı. Bir an arkasına baktı, sonra tekrar bana döndü.
"Yargı'yı zor tuttum," dedi sakin ama sert bir sesle. "Bir dakika daha geç kalsaydık sahneye çıkıyordu."
Gözlerimi kapattım.
"Bıraksaydınız," dedim yorgunca. "Belki içim biraz soğurdu."
"Senin içini soğutmazdı," dedi hiç bekletmeden. "Sadece seni daha çok üzerdi."
Bir an sustum. Nergis kollarını bağladı.
"Benim elimde olsa yine de döverdim," dedi sinirle. "İkisini de."
Metehan ilk kez hafifçe başını salladı.
"Hak ediyorlar zaten."
Sonra sesi biraz düştü.
"Özellikle o şeref yoksunu."
Bir an durdu. Bakışları yeniden bana geldi. Ve bu sefer daha ciddi bir sesle konuştu. "Başak..." dedi, kelimelerini seçerek. "Şu an güçlü durmaya çalışıyorsun biliyorum ama tek başına durmak zorunda değilsin."
O cümlede bilmediğim bir şey vardı. Acımak gibi değildi. Üzülmek gibi de değildi. Daha çok yanında duracağım demenin sessiz hâliydi.
Daha fazla başımda dikilmeden bana yaklaştı. Kollarını açtı, "Gel buraya Deniz Kızı." Dedi. Tebessüm ederek ona yaklaştım ve kollarının arasına girdim. Ben onun beline sarılırken o başını eğmiş çenesi başımın üzerinde duruyordu.
Bir kolunu sırtıma bir kolunu saçlarımda bıraktı. Saçlarımı okşadı, göğsüne sindim. Küçüklükten beri ne zaman üzülürsem saçlarımı okşardı. Beni yalnız bırakmazdı.
Bana Deniz Kızı derdi. Bu kelime beni ilk tanıştığımız zamana götürdü.
O gün deniz farklıydı güneş suyun üstüne düz bir altın tabaka seriyor, dalgalar kıyıya vurdukça ince bir parıltı bırakıyordu ve sahil her zamankinden daha sessiz, daha geniş görünüyordu sanki.
Ben hiç düşünmeden suya girmiştim çünkü yazın o ağır sıcağında deniz tek kaçış yerimdi, saçlarım suyun içinde dağıldıkça hafifliyordum, bir an için dünya sadece suyun sesi ve nefesimden ibaret kalmıştı. Ben o zamanlar ortaokula gidiyordum, 6. sınıftım. Metehan ise 8. sınıf oluyordu.
Tam o sırada kıyıda yeni bir hareket oldu. Daha önce hiç görmediğim bir çocuk... biraz uzak duruyor ama gözlerini suyun üstünden hiç çekmiyordu. Sonradan öğrenecektim, o gün mahalleye yeni taşınmışlardı. Ama o an sadece oradaydı, sanki nereye bakacağını bilmiyor ama bakmaktan da vazgeçemiyordu.
Ben suyun içinde biraz daha açığa doğru ilerlediğimde, o çocuğun bakışı daha da sabit hale geldi. Hareket etmeden duruyordu ama gözleri sanki suyun içini görüyordu. Sonra bir an başını hafif yana eğdi, sanki gördüğü şeyi anlamaya çalışıyormuş gibi.
Ben sudan yükselip tekrar daldığımda, o an bir şey değişti. Saçlarım suyun içinde açılıp kapanırken güneş ışığı kırılıyor, etrafımda ince bir parıltı oluşuyordu. Kıyıdan bakan birinin gözünde bu görüntü normal görünmezdi zaten.
Ve o çocuk... bir an nefesini tuttu.
Sonra çok kısık bir sesle, kendine bile inanmıyormuş gibi mırıldandı.
"Deniz kızı mı bu..."
O an bunu duymadım ama yıllar sonra öğrenecektim. O ise bakmaya devam etti. Sanki korkmuyor, sanki yanlış bir şey görmüyordu. Tam tersine... büyülenmiş gibiydi.
Ben suyun içinde dönerken o hâlâ kıyıda aynı yerdeydi. Diğer çocuklar koşuyor, bağırıyor, kumla oynuyordu ama o sadece denize bakıyordu.
Sanki o an dünya ikiye ayrılmıştı kıyıdaki herkes ve sudaki ben.
Ve garip olan şey şuydu... Ben onu fark etmemiştim ama o gün, beni ilk kez gören kişi o olmuştu.
Ve daha o an, ismimi bilmiyordu bile... ama içinden bana bir isim koymuştu: deniz kızı.
***
Metehan'ın göğsüne yaslanmış hâlde birkaç saniye daha öyle kaldım. İçimdeki o darmadağın hissin tamamı geçmemişti ama küçüklüğümden beri değişmeyen bir şey vardı ki ne zaman kötü olsam Metehan'ın yanında dünya birkaç dakika daha katlanılabilir gelirdi. Saçlarımı okşayışı bile tanıdıktı. Güvende hissettirirdi. Sessizce. Zorlamadan.
Başını hafifçe eğdi. Sesi bu sefer daha alçaktı.
"Yeter bu kadar ağladığın," dedi sakin ama net bir tonda. "İçeri gireceğiz şimdi. Sen de başını dik tutacaksın. Tamam mı Deniz Kızı?"
Burnumu çekip istemeden kısa bir nefes verdim. "Kolay konuşuyorsun."
"Kolay değil," dedi hiç düşünmeden. "Ama sen zorsun diye bırakacak biri miyim ben?"
Nergis gözlerini devirdi ama dudaklarının kenarında küçücük bir tebessüm vardı.
"Allah'ım ya," dedi kollarını bağlayarak. "Biriniz roman repliği gibi konuşuyor, diğeriniz ağlıyor. İçeride millet göbek atıyor haberiniz olsun."
İstemeden hafifçe güldüm. Ağlamanın ortasında gelen o kırık gülüş bile iyi hissettirmişti.
Metehan başını yana eğip yüzüme baktı. "Hadi, kaçmak yok."
Sonra hiç düşünmeden bir kolunu omzuma attı. Beni kendisine çekti. Eskiden de yapardı bunu. Özellikle mahallede çocukken birileri benimle uğraşınca ya da moralim bozulunca. Ama bu sefer farklı hissettirmişti. Belki büyümüş olmamızdandı. Belki de ilk kez gerçekten birine yaslanmaya ihtiyaç duymamdı. Belki de iki sene boyunca sevgilim var diye benim ona yaklaşmamam ve üç ay boyunca onun bunu öğrenmesi ile bana bu kadar yaklaşmamasındandı.
Nergis de arkamızdan homurdanarak yürümeye başladı.
"Ben burada üçüncü teker gibi kaldım yalnız. Biriniz dönüp bana da sahip çıkın."
"Sus," dedim burnumu çekerek.
Metehan hafifçe güldü. "Yargı'ya söyle, o ilgilensin."
Nergis anında durdu.
"Tövbe de! O adam önce azarlar sonra sahip çıkar."
Koridorun sonunda yeniden salonun ışıkları görünmeye başladığında istemsizce nefesim sıkıştı. Az önce kaçtığım yere geri dönüyordum. Aynı sahne. Aynı insanlar. Aynı ihanet.
Adımlarım yavaşladı ama Metehan omzumdaki elini hafifçe sıktı.
"Bakma onlara," dedi alçak sesle. "Sadece yürü."
Ve yürüdüm. Salonun içine tekrar girdiğimizde müzik yükselmişti. İnsanlar masalarında konuşuyor, kahkahalar havada dolaşıyor, birkaç kişi telefonlarıyla çekim yapıyordu. Sanki benim dünyam az önce paramparça olmamış gibi her şey normal devam ediyordu.
Gözlerimi istemsizce sahneye kaldırdım.
Şeref ve Ayşe hâlâ oradaydı. Ayşe'nin yüzünde garip bir memnuniyet vardı. Gülüyordu. Şeref'in kulağına eğiliyor, insanlar tebrik ettikçe başını gururla kaldırıyordu. İçimde yine bir şey sızladı ama bu sefer yere yığılmadım. Çünkü yalnız değildim. Metehan hâlâ yanımdaydı.
Tam o sırada orkestradan bir ses yükseldi. "Haydi bakalım!" dedi neşeli bir tonla sunucu. "Şimdi bütün çiftleri piste alalım! Güzel bir dans görelim!"
Salon bir anda hareketlendi. İnsanlar gülüşerek eşlerinin ellerini tuttu. Kimi utana sıkıla kalktı, kimi çoktan piste yürümeye başladı.
Ben olduğum yerde kaldım.
"Biz oturalım," dedim hemen. "Hiç hâlim yok."
Abimi gözüm aradı. Kendi masasında oturuyor el ele tutuşarak piste çıkan Şeref'i izliyordu. Ne kadar sinirli olduğunu tahmin edebiliyorum.
Metehan hafif eğilip üstten bana baktı. "Hadi ama Deniz Kızı bir dans sadece. İyi gelir sana da."
Nergis de bana gülümseyerek baktığında sinsice güldüm. "Tamam dans edelim ama Nergis abimi yalnız bırakmayacak. Sen de abimle dans et."
Nergis bozguna uğrayarak, ve de gözlerini belerterek bana baktı. "Şaka yapıyorsun her halde. Yargı abi hayatta dansa kalkmaz."
"Ben orasını bilmem Nergis'im. Ben dans ederken birinin abimi oyalaması gerekiyor."
Alayla güldü. "O oyalayan kişi de ben oluyorum yani öyle mi? Ömer neden gelmedi?"
Metehan sırıtarak bakıyordu. "İşleri vardı onun gelemedi."
"Hay ben onun işini- tamam be! Gidin dans edin. Yargı abi bende."
O bize trip atarak yanımızdan ayrılıp abimin yanına giderken biz Metehan ile dans pistine çıktık. Annemlerin ve mahalleli teyzelerin gözleri direkt olarak bizde durdu.
Şarkı ile birlikte ellerimi Metehan'ın boynuna sardım. O da belimden tuttuğunda yavaş yavaş dans ettik. Tabi karşımda gökdelenden hallice bir adam duruyordu. Gözlerine bakmak bile uğraş isterdi. Metehan'ın ela gözleri vardı. Bakması ayrı güzeldi. İnsanın baktıkça bakası gelirdi.
Gözlerimi yumup başımı Metehan'ın göğsüne yasladım. Şuan kendimi bu düğün salonundan uzaklaştırmak istiyordum. Sanki biraz önce olan her şey kötü bir rüyaymış da ben yeni uyanıyormuşum gibi hissetmek isterdim.
Her şey ne kadar garipti kader bizden neleri gizliyordu? Zamanla neler yaşayacağımızı hiç bilemiyorduk. Gaybı Allah'tan başka kimse bilemezdi. Saatler sonra ne olacak nereden bilelim.
İki hafta öncesine kadar sevdiğim ve sevildiğimi sandığım bir sevgilim vardı. İki yıllık bir geçmişe sahiptik onunla. Abim bizi yakaladı beni sevdiğini söyleyen sevgilim, ve en yakın arkadaşlarımdan biri olan kız benim sevgilim ile evleniyor ve ikisi de beni salak yerine koydular. Gerçekten de yaşamak sürprizlerle dolu.
Günler sonra başına neler geleceğini bilemezsin...
🐚

2. Bölümün sonu!
Bu bölüm sizce nasıldı?
Oy ve yorum yapmayı unutmayın.
Hadi bir dahaki bölüme kaydır.
İyi okumalar balım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.