Deniz Kızı 🐚 kitap kapağı

1. bölüm / 6

Deniz Kızı 🐚

1. İhanet

Vaveyla Yazarı: Nursel

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. İhanet

"Artık hiçbir şeyin değişmesine imkan yok.
Lüzum da yok."
∞
Buray ~ Tac Mahal

∞

∞

Başak Yıldırım;
Bir ihanet insanın kalbini ne kadar acıtabilirdi ki? Benim kalbim bugün çok ama çok acıdı. Karşımda en yakın arkadaşlarımdan biri olan Ayşe ve benimle evleneceğini, beni sevdiğini söyleyen sevgilim Şeref vardı. Nasıl bir vaziyette oldukları ise daha kötüydü, kınalarına gelmiştim. Kına gecesinde gelin ve damadın onlar olduklarını aklımın ucuna dahi getiremezdim. Ama aklına gelmeyenler başına gelirdi. Önemli olan dik durmak...
Bu günün sabahına dönelim mi? Her şeyden habersiz olduğum ve kimin kınasına gideceğimi bilmeden uyandığım güne.
***
Sabahın erken saatlerinde gözlerimi güne kuşların cıvıltıları ile açtım demek isterdim lakin hayallerimdeki gibi olmadı.
Anneciğimin o sabah şiirini okurken ki yüksek sesi kulaklarıma doldu. "Başak! Saat öğlene geldi hâlâ uyuyorsun! Ben bu evin hizmetçisi miyim anlamadım ki? Bir yığın iş var kalk hemen!"
Ahh güzel anam, sesi bu şiiri okurken ne kadar da gür ve kendinden emin çıkıyordu öyle.
Şu güzel mi güzel cumartesi sabahı izin günüm yani reva mı bu bana? Homurdanarak yatağımdan kalkıp uykumun açılmasını bekledim bir müddet.
Kapının alacaklı gibi açılması ile korkuyla irkildim. Annem, elinde oklava vardı, Allah Allah normalde terlikle gelirdi. Yeni yöntemler ile beni uyandırma seanslarını deniyor demek ki.
"Heh afferin uyandın mı?" Yok anne uyuyorum hâlâ.
"Elini yüzünü yıka akşama mahalleden birinin kınası varmış Selma teyzenler ile gideceğiz."
Kaşlarımı çattım, "Kimin kınası?" Diye sordum.
Gözlerini devirerek oklavayı diğer eline aldı. "Bilmiyorum kızım bilsem derdim herhalde. Hadi hazırlan."
Bu göz devirme işini de benden öğrenmişti, sabah akşam göz devirerek etrafta dolaştığımdan annem de alışmıştı.
Odamdan çıktığında sinirden tepindim. Başka bir şey de yapamazdım ya. Banyoya gidip elimi yüzümü yıkayıp işlerimi hallettikten sonra odama geldim yeniden.
Üzerime beyaz bir tişört ve siyah şort etek giydim. Sarı uzun saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım.
Mutfağa girince annemin türlü türlü şeyler yaptığını fark ettiğimde eve birilerinin geleceğini anlmış oldum. Canısı oğlu ve kocası yoktu ya evde hem sabahın köründe evde beni uyandırmak için bağırıyordu hem de şimdi evde tek ben olmama rağmen böyle güzel kahvaltı hazırlamıştı. Abim olmadığına göre misafir vardı.
Bir salatalık alıp ağzıma attım. Kalçamı mutfak tezgahına yaslayıp anneme baktım. "Kim gelecek?"
Çaydanlığı da masaya koyunca bana döndü. "Selma teyzenler gelecek."
Anladım dercesine başımı salladım. Nergis de geliyordu anlaşılan, eksik kalırmıydı hiç.
Dakikalar sonra kapı zili çaldı. Annemden önce ben kapıya baktım. Selma teyze ve Nergisi görünce yorgunca gülümsedim. "Hoşgeldiniz." Dedim.
Selma teyze gelip sarıldı. "Hoşbulduk canım." Diyip mutfağa geçti.
Nergis ile de sarıldıktan sonra kapıyı kapattım. "Nasılsın güzelim?" Diye sordu.
Son günlerdeki olayları bildiğinden beni merak ediyordu. "İyiyim balım. Hadi kahvaltıya geçelim. "
Emin misin bakışlarını attıktan sonra gülümseyerek onu rahatlattım. Kahvaltıdan sonra annemler salonda oturmuş çaylarını içiyor ve kim bilir kimin dedikodusunu yapıyorlardı.
Nergis ile mutfakta oturuyorduk. "Kimin kınasına gideceğiz ya?" Diye içimdeki merakı gidermek istedim.
O da benden farksız değildi. "Bilmiyorum ki annem beni de bir acele uyandırdı sabah. Gidelim bakalım bize de değişiklik olur hem."
Başımı salladım. "Aynen." Dedim. Çay bardağını önüne koyduktan sonra karşısına bir sandalye çekip oturdum, bir bacağımı kendime çekip sandalyeye kuruldum.
Çekinerek o da merakını gidermek adına bana soru sordu. "Şeref ile konuştunuz mu?"
Burukça tebessüm ederek başımı hayır anlamında salladım. "Yalan söylemiş, abim akşam sinirle bana baktı. Haklı sonuçta, bir şey diyemiyorum. O günden sonra bir daha ne aradı ne de mesaj attı. Galiba engelledi beni, ulaşamıyorum."
Nergis sinirle derin bir nefes aldı. "Eksik beyin hücreli mal! Nasıl böyle bir şey yapar! Adam gibi seviyorsa gelseydi ya! Sevmiyormuş madem ne diye seni oyaladı? Gördüğüm yerde saçını başını yolmazsam ben de Nergis değilim!"
O gün yaşanan olaylar aklıma geldi. İki hafta önce Şeref, yani sevgilim olacak şerefsiz ile eve gidiyordum. Kimsenin haberi yoktu birlikte olduğumuzun. Arka sokakta ayrıldık. İki sene oldu biz sevgili olalı. İki senemi ona harcadım.
Abim bizi görmüş, bizden şüpheleniyormuş meğerse. O gün Şeref bir güzel dayak yemişti abimden oh olsun. O gün üzülmüştüm de şimdi iyi ki dövmüş diyorum.
Dayaktan kurtulmak için abime yalvarmış, benimle evleneceğini, en kısa zamanda anne babasını getirip beni isteyeceğini, bu işin adını koyacağını, beni ne kadar sevdiğini söylemişti. Ama o gün bu gündür şerefsiz ortadan kayolmuştu.
Gelmedi, bir açıklamada dahi bulunmadı. Abim ile iki haftadır küsüz. Tabii o küs ben dargınım sadece. Abim haklıydı ama bunu iki sene boyunca ondan saklamam doğru değildi. Anne ve babamın hiç bir şeyden haberi yoktu. Abim kimseye bir şeylerden bahsetmedi.
Şeref ile sevgili olduğumuzu abim o olayla öğrenmiş, onun dışında Nergis ve arkadaşımız olan Ayşe de biliyordu. Ayşe bu sene yeniden üniversite sınavına hazırlık yapıyordu. O kızın da okuyacağı yok da neyse gayreti var herhalde diyelim. Sırf sınava çalışacak diye bayadır bizimle konuşmuyordu. Biz de rahatsız etmek istemedik. Ha bir de çocukluk arkadaşımız, Metehan ve Ömer de biliyorlardı. Ama onlar son üç ayda öğrenmişlerdi.
Böyle işte iki haftadır evde ruh gibi geziyordum. Abimin bana olan tavırları karşısında oldukça üzgündüm. Bana her bakışında ki hayal kırıklığına içim gidiyordu.
Geceleri uyuyamıyor ağlıyordum, şuan bile gözlerimin altı kızarık ve biraz şişti. Bence bir açıklamayı hak ediyordum. Birden böyle ortadan kaybolmak da neyin nesiydi böyle.
Tüm duygularım yerle bir olmuştu. Hâlâ daha toparlanabilmiş değildim. Koskoca iki senem heba olmuştu, ne için? Koca bir hiç!
Nergis moralimi yerine getirmek adına dışarı çıkmayı teklif etmişti ben de kabul ettim. Telefonumu alıp sokağa çıktık.
Bakkaldan kola çekirdek alıp mahalledeki parka gittik. Her zaman bu parkta toplanırdık. Ben, abim -Abim benden iki yaş büyüktü.- Nergis, Ayşe, Şeref, Metehan ve Ömer -İkisi de abim ile aynı yaştaydılar. Yani benden ve Nergis'ten iki yaş büyüklerdi.- bu grup toplanırdık.
Abim o zamanlarda bile Şeref'ten pek hoşlanmazdı. Son olaydan sonra da artık yolda görse, durdurup dövecek kıvamda kendisi.
Yaklaşık iki saat parkta oturmuş dertleşmiştik Nergis ile. Sonra annemin hemen eve gelin çağrısı ile eve doğru yürüdük. Eve vardığımızda annemler hazırlanıyorlardı.
Biz de benim odama geçip hazırlanmaya başladık. Nergis giyeceği elbiseyi sabah yanında getirmişti. Uzun lacivert askılı bir elbise tercih etmişti. Siyah topukluları ile kombinlemişti. Siyah uzun saçlarını maşa ile dalgalandırıp koyu gözlü bir makyaj yaptığında hazırdı.
Ben de dolabımın en ücra köşelerinden bir elbise bulmuştum. Uzun fıstık yeşili askılı ve sırt dekolteli saten elbiseydi. Beyaz topuklularım ile kombinlemiş ve uzun sarı saçlarımı, gevşek ve şık bir balık sırtı örgüsü yaptım. Oldukça sade bir makyajdan sonra ben de hazırdım.
Sadece abim, babamı ve Ahmet amcayı beklemek kalmıştı. Ahmet amca, Nergis'in babasıydı.
Annemlerin yanına giderek podyum yürüyüşü yaptık, klasik olarak.
Yürüyüşümüzün sonunda Selma abladan ve annemden akışlarımızı aldık.
Annem yüzümüze tükürerek sevgisini gösterdi.
"Maşallah benim kızlarıma nazar değmesin." dedi, eliyle üç kere tahtaya vurur gibi yaptı.
Selma abla gözlerini hafifçe kısıp önce beni, sonra Nergis'i baştan aşağı süzdü. Yüzünde memnun bir ifade vardı.
"Allah sahibine bağışlasın vallahi," dedi gururla. "Şunlara bak, dün dizimin dibinde geziyorlardı, şimdi taş olmuşlar."
Nergis hemen burnunu kıvırdı.
"Anne, sanki evlendireceksin beni."
Selma abla hiç düşünmeden cevap verdi.
"Kısmet belli olmaz kızım."
Nergis'in yüzü anında düştü. "Anne şu an hiç uygun bir konu değil."
Ben kahkahamı tutamayınca omzuma hafifçe vurdu. Annem bu sefer bana döndü. Saç örgüme dokunup yüzünü buruşturdu ama belli ki hoşuna gitmişti.
"Başak, sen de güzel olmuşsun kızım," dedi. "Biraz huysuzsun ama güzel kızsın Allah var."
Kaşlarımı kaldırdım. "İltifat mı ettin az önce?"
"Şımarma hemen."
Selma abla güldü. "Emine senin kızın da maşallah sarışınlığıyla dikkat çekiyor."
Annem gururluymuş gibi yapıp omuz silkti. "Çekmesin de ne yapsın? Benim kızım sonuçta."
"Az önce huysuzdu ama," dedi Nergis sinsice.
Annem hiç bozuntuya vermedi. "Huysuz ama güzel. Kusursuz insan mı olur?"
Ben elimle kalbimi tutup dramatik şekilde iç çektim. "Anne... ilk defa sevildiğimi hissediyorum."
Nergis kıkırdadı. "Birazdan geçer, çok alışma."
Tam o sırada dış kapının açılma sesi geldi. Erkek sesleri koridorda yankılanınca annem hemen toparlandı.
"Tamam kızlar, beyler geldi. Hadi bakalım herkes hazır olsun, geç kalmayalım."
Nergis bana doğru eğildi, alçak sesle fısıldadı. "Abin dalga geçerse var ya..."
"Kesin geçer." İkimiz aynı anda kapıya baktık.
Annemler kına salonuna önden gideceklerini abimin giyinmesi gerektiğinden onunla birlikte salona sonradan gelmemiz gerektiğini söylediler. Biz de onaylayınca onlar çıktılar.
Abim ilk giren kişi olmuştu. Yüzünde belli olan yorgunlukla iş yerinde ne kadar yorulduğunu anlamış oldum. Gözleri ilk bende durdu, gözlerindeki anlık merhamete tanık oldum. Elbisemi iyice süzdü ve kaşlarını çattı. "Senin sırtın niye o kadar açık Başak?"
Masumca gözlerimi indirdim. "Bunu giymek istedim."
Bir anlık sessizlik oldu. Gözlerini kısmıştı, sanki söylediğimi tartıyordu ama cevabı zaten belliymiş gibi bakıyordu.
"İstemekle olmuyor bazı şeyler," dedi sertçe.
Dudaklarımı büzdüm. "Olmuyor belki ama denemeye değmez mi?"
Kaşları daha da çatıldı. "Başak, ciddiyim."
Sesindeki tonla gözlerimi ona kaldırdım. Küs olduğumuz o çizgi ikimizin arasında hâlâ duruyordu ama konuşmamızı engellemiyordu, sadece sertleştiriyordu.
"Ben de ciddiyim," dedim. "Sürekli bir şeylere karışmak zorunda değilsin."
Bir adım yaklaştı. "Bu karışmak değil."
"Ne o zaman?"
"Dikkat etmek." Kısa bir sessizlik daha oldu. Evdeki sesler bile o an biraz geri çekilmiş gibiydi. Mutfaktan gelen hareket, dışarıdaki kalabalık, hepsi bulanıklaştı.
Nergis yanımda hafifçe kıpırdandı ama konuşmadı. Sadece bizi izliyordu.
Bakışlarını üzerimde bir kez daha gezdirdi.
"Bu mahalle boş değil."
Omuz silktim. "Ben de boş değilim."
Sesi biraz düştü ama sertliğini kaybetmedi. "Bunu giymeyeceksin."
Direkt baktım. "Giyeceğim."
Gözleri anlık olarak karardı. "Başak."
İsmimi söylemesi bile uyarı gibiydi. Ama geri adım atmadım. "Ne istiyorsun yani? Evin içinde paket gibi mi dolaşayım?"
Bir nefes verdi, belli ki sinirini tutuyordu. Ama o sinir bağırmaya değil, kontrol etmeye çalışıyordu.
"İstediğim şey..." dedi, sonra durdu. Bir an kelime seçer gibi baktı. "...kendini koruman."
Bu cümle bir anlığına sertliğini kırdı ama ben yine de yüz ifademi bozmadım.
"Ben kendimi koruyabilirim," dedim.
Bir süre daha baktı. Sonra elbisenin sırtına tekrar göz gezdirdi.
"Güzel olmuşsun," dedi daha kısık bir sesle. Sonra hemen ekledi, sanki yumuşadığını fark etmiş gibi. "Ama yine de dikkat et."
Omuz silktim. "Sen hiç değişmiyorsun."
Aramızdaki o küslük hâlâ oradaydı ama o an bile birbirimize tamamen uzak olmadığımız belliydi.
Yanına masumca adımlayıp gözlerine baktım. "Abim, özür dilerim. Güvenini kaybettim, kazanmak istiyorum. Kolay değildir, ama abi gerçekten çok pişmanım. Artık affetsen beni?"
Yüzündeki sert ifade kendisini tebessüme bıraktı. Kollarını belime sarıp saçlarımı öptü. "Kalbinin yeniden kırılmasını istemiyorum. O şerefsizi gördüğüm yerde döveceğim ama kayboldu tarla faresi."
Kıkırdayarak ben de ona sarıldım. "Affettin yani beni öyle mi?"
Gözlerini yumdu, "Affettim güzelim. Ama bir daha gönlün birine düşerse ilk bana söyleyeceksin. Ben de gözden geçirip izin vermeyeceğim."
Her sözü normal giderken son gelimesi ile kaşlarımı çatarak ayrıldım. "E niye söyleyeyim o zaman izin vermeyecek sen?"
Kahkaha atarak saçlarımı okşadı. "Şaka yapıyorum, iyi biri ise neden izin vermeyeyim."
"Neyse abi uzun bir müddet bu işlerde parmağım olmayacak. Sen merak etme."
"İsabet olur." Dedi ve benden ayrıldı. Nergis'e baktı en sonunda, üzerini inceleyip güldü. "Sende çok güzel olmuşsun Nergis." Dedi.
Nergis kızarıyor muydu yoksa bana mı öyle geliyordu. "Teşekkürler Yargı abi." Dedi.
Abim tebessüm ederek bize baktı. "Bekleyin beni hemen geliyorum, birlikte çıkarız."
Abim odaya gireli abartmıyorum yarım saati geçmişti. Sinirle kapısına vurdum. "Çık lan artık abi! Ağaç olduk artık."
Abim içeriden bağırdı. "Başak! Gelmeyeyim oraya kötü olur."
Bıkkınca nefes verdim. "Sen gel de kötü olacaksa olsun be!"
Abim kapıyı hiddetle açtı. Beğeniyle ben de onu süzdüm. "Hey maşallah kimin abisi be! Taş gibi olmuş!"
Abim gülerek itti beni. "Çekil şuradan hadi gidelim de geç olmadan."
Gözlerimi devirerek Nergis'in koluna girdim. "Hoşuna gitti de istemem yan cebime koy gibisinden."
Nergis kıkırdadı, "Baya iyi olmuş abin he." Dedi.
Yandan ona baktım. "Görümcen olmamı ister misin?" Diye sordum.
Anlamayarak kaşlarını çattı. "Ney?" Dedi ilk önce sonra anlayarak gözlerini belertti. "Saçmalama Başak! Aklın yine nerede senin? Sadece iyi olmuş dedim yani."
"He he neyse yürü hadi." Diyerek onu yürüttüm. Trip atarak gözlerini devirdi.
Arabaya binip kına salonunun önüne geldik.
Kına salonuna adım attığımız anda yüzüme çarpan şey müzikten çok kalabalığın sesi oldu. Bir yandan alkışlar, bir yandan yüksek kahkahalar, bir yandan da sahnenin etrafında dönen kırmızı ışıklar... Her şey dışarıdan bakınca olması gerektiği gibi görünüyordu ama benim içimde garip bir duraksama vardı, sanki bir şey yanlışmış gibi değil de... eksikmiş gibi.
Bir adım attım, sonra bir adım daha ve o an gözlerim sahneye kaydı.
Ve gördüm.
Görmemle birlikte sanki sesler bir anda uzaklaştı, her şey bir perde arkasına çekildi. Gelin ve damat tahtanın tam ortasında oturuyordu, üzerlerinde kırmızı örtü, etraflarında gülen insanlar, fotoğraf çekenler, eğlenenler... Ama benim gözüm sadece onlardaydı. Çünkü o gelin, en yakın arkadaşım dediğim kişiydi ve damat... benim iki yıldır sevgilim dediğim adamdı.
Bir an beynim kabul etmedi, sanki yanlış görüyormuşum gibi gözlerimi kırpıştırdım, hatta bir adım daha attım, belki açı değişir de yanlış anlarım diye ama hayır, hiçbir şey değişmedi.
Ayşe ve Şeref oradaydı. Birbirlerine bakıyorlardı. Öyle sıradan değil... öyle alışılmış değil... sanki uzun zamandır bu anı bekliyormuş gibi.
İçimde o an tuhaf bir boşluk açıldı, nefes alıyorum ama sanki içime dolmuyordu, kalbim bir yere düşmüş gibi hafif ve anlamsızdı. Yanımdan bir ses geldiğini duydum, Nergis bir şey söyledi ama kelimeler kulağıma ulaşmadı bile, sadece dudaklarının hareketini gördüm.
Gözlerim hâlâ sahnedeydi. Sonra biri koluma dokundu. Ama ben kıpırdayamadım.
Çünkü o an anladım ki bu sadece bir yanlışlık değil, düzeltilmesini beklediğim bir sahne de değil. Bu gerçekti. Ve gerçek olan şey insanın içine daha ağır oturuyordu.
Abim bir anda öne çıktı. Onun hareketini görmemle birlikte ortamın enerjisi değişti, sanki salondaki hava bir anda gerildi. Onun yüzüne baktığımda zaten anladım ki o benden önce anlamıştı ve bu onu benden daha hızlı yakmıştı. Yumruklarını sıktı, çenesini kilitledi ve bakışlarını direkt Şeref'e dikti. O bakışta öfke vardı ama sadece öfke değil... aynı zamanda kırılmış bir şeyin sesi de vardı.
"Bu ne lan..." dedi kısık ama titreyen bir sesle, sonra bir anda sesi yükseldi, "BU NE LAN!"
O an kalabalık sustu. Müzik bile bir anlığına yanlış çalmaya başladı sanki. Abim yürümeye başladı, ben ise hâlâ olduğum yerde donmuş gibi duruyordum. Bir parçam onunla gitmek istiyor, bir parçam orada kalıp hiçbir şeyin gerçek olmadığını düşünmek istiyordu. Ama gerçek olan şey yerinden kıpırdamıyordu.
Abim tam hızlanmışken biri önüne çıktı.
Uzun boylu, yapılı, siyah saçlarıyla bile sert bir duruşu olan biriydi. Kalabalığın içinden çıkmış gibi değil de sanki o an oraya özellikle konmuş gibiydi. Bakışları sakin ama keskin, sesi ise gereksiz hiçbir şey taşımıyordu.
Metehan abimin önünde durdu ve onu itmeden ama geçiş de vermeden sabitledi. Sadece kısa bir bakış attı önce abime, sonra sahneye, sonra tekrar Şeref'e... ve en son bana, sanki bütün tabloyu tek bakışta çözmüş gibi nefes aldı.
"Burada herkesin bir hesabı olabilir." dedi sakin bir sesle, ama sesindeki sakinlik bile gerilimi azaltmıyordu, tam tersi daha da ağırlaştırıyordu, "ama önce ne olduğunu anlamadan kimse kimseye yürümeyecek."
Abim dişlerini sıktı. "Çekil. Daha neyi anlamamız gerekiyor Metehan?(!)"
Metehan gözünü kırpmadı bile. "Çekilmem."
O an ikisinin arasında oluşan sessizlik, salondaki müzikten daha yüksek gibiydi. Ben o sırada sadece bir şeye bakabiliyordum... sahnede oturan o iki kişiye. Ayşe bana bakmıyordu bile. Şeref de...
Sanki ben hiç yokmuşum gibi.
Ve işte o an, içimde bir şey sessizce değil... çok net bir şekilde koptu.
🐚

İlk bölümün sonu.
Oy ve yorum yapmayı unutmayın.
Bölümü beğendiniz mi?
Bölüm uzunluğu umarım ki iyidir.
Bir dahaki bölüme kaydır, iyi okumalar balım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

45okunma 17beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.