3. bölüm / 6
Deniz Kızı 🐚3. İftira
Bölümler 6Şu an: 3. İftira
"Sıkıldım bu şehirden.
Ne bekliyorum?
Gelmeyecek olanı beklemeye,
Daha ne kadar umut gerek?
Olacağı olsa olurdu.
"Sabır da yorulur." Demiştim..."
🐚
Uğur Etiler ~ Yaktım Gemileri
🐚
🤍
Dans bittiğinde salondaki alkış sesleri yükseldi. Ben yavaşça Metehan'dan ayrılırken yüzümdeki tebessümün gerçek olduğunu fark ettim. Saatlerdir ilk kez gerçekten gülmüştüm. Metehan da bunu fark etmiş olacak ki bana bakıp hafifçe kaşını kaldırdı.
"Afferin sana o şerefsiz için ağlamaya değmezdi zaten."
Burnumu çekerek gözlerimi devirdim.
"Çok konuşma. Ben ona değil, harcadığım zamana ağladım bir kere."
Tabii öyledir dercesine başını salladı ve yanımdan ayrıldı. Tam o sırada davulun sesi salonun içinde yankılandı. Sunucu elindeki mikrofonla sahnenin önüne geçti.
"Haydi hanımlar!" diye bağırdı. "Kına yakılacak! Gelinimizin arkadaşları sahneye!"
Salon bir anda hareketlendi. Kadınlar ayağa kalktı. Telefonlar çıkarıldı. Kırmızı tüller dağıtılmaya başlandı. Ayşe sahnenin ortasına oturtulurken herkes etrafını sardı. Ben ise olduğum yerde kaldım. Bir zamanlar hayalini kurduğum şey tam karşımda yaşanıyordu. Ama başrolünde ben yoktum. İçim sızladı. Yalan söyleyemem. Çok sızladı. Metehan'a yalan söylemiştim.
Nergis yanıma gelip koluma girdi. "İzlemek zorunda değiliz."
Başımı iki yana salladım. "Hayır."
"Başak..." Dedi hemen itiraz ederek.
"Kaçarsam kaybetmiş gibi hissederim."
Nergis bana birkaç saniye baktı. Sonra hiçbir şey demedi. Hak verdiğini anladım. Çünkü bu gece ağlayarak çıkmak istemiyordum buradan. Bu gece başımı eğerek çıkmak istemiyordum.
Ayşe'nin gözleri bir ara kalabalığın arasından bana geldi. Baktı. Bekledi. Belki dağılmamı bekledi. Belki ağlamamı. Belki salonu terk etmemi. Ama hiçbirini yapmadım. Dik durdum. Gözlerimi kaçırmadım. Aksine gözlerine alayla baktım ve gülümsedim. Ve evet gözlerini kaçıran o oldu.
Nergis bunu görünce sinsice sırıttı.
"Oo, ne kadar bozuldu gördün mü?"
İstemeden dudaklarımın kenarı kıvrıldı.
"Sus."
"Yok vallahi bozuldu."
Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.
"Bozulmakta haklı." Başımı çevirdiğimde Metehan'ı gördüm. Elinde iki bardak meyve suyu vardı. Birini bana uzattı. Birini de Nergis'e.
"Al." Bardağı aldım.
"Sağ ol."
"Rica ederim Deniz Kızı."
"Şu lakabı bırak artık."
"Yirmi yıldır kullanıyorum."
"On iki yıl."
"Detaya girme." Nergis kahkahayı bastı.
Ben istemeden gülünce Metehan'ın gözlerinde belli belirsiz bir rahatlama geçti.
Sanki bütün gece tek amacı buydu. Beni biraz olsun güldürebilmek. Kına türküleri başladığında salonun ışıkları kısıldı. Kırmızı tüller açıldı. Kadınların sesleri ağır ağır yükselmeye başladı. Ayşe'nin ellerine kına yakılırken herkes ağlamasını bekliyordu. Ama ben sadece izliyordum. Garip bir şekilde... Artık Şeref'e değil, kendime üzülüyordum. Kaybettiğim iki yıl için. Kurduğum hayaller için. Ve belki de en çok... Bana bunu yapan insanlara rağmen hâlâ iyi biri kalmaya çalıştığım için.
O sırada omzuma hafif bir ağırlık çöktü. Metehan'ın koluydu. Yanıma yaklaşmıştı. Hiçbir şey söylemedi. Ben de söylemedim. Ama bütün gece boyunca içimdeki boşluk biraz daha küçüldü.
Kınanın sonlarına gelirken annemlerden önce artık bu salondan çıkıp gitmek istiyordum. Abim yanıma gelmişti, bir kolu omzunda duruyordu. Annemler gelin ve damadın aileleri ile konuşuyorlardı. Annemin yanına gidip gitmek istediğimizi söyledim.
Nergis ve Metehan ile vedalaşıp abimle düğün salonundan ayrıldık, ne garip bir gündü.
***
Eve vardığımızda abim önden giriş kapısını açıp içeri girdi. Arkasından adımladım ve oturma odasında koltuklara yan yana oturduk. İkimiz de çocukken de yaptığımız gibi oturduğumuz yerde yayıldık ve tavana baktık uzun bir süre. Üzerimizi değiştirmeye bile vakit ayırmadan saatlerce aynı pozisyonda durmak bize iyi geliyordu. İkimiz de gün içinde olanları düşündük.
Sessizliği ilk bozan o olmuştu. "Çok üzgünsün dimi."
Başımı usulca salladım. "Öyle, üzgünüm ama bir yandan da rahatladım abi. Haftalardır ona ulaşamıyordum. Ne bok yediğini öğrenmiş oldum."
"Keşke bıraksaydınız da dövseydim onu."
Kıkırdadım, "Şu olaylar bir durgunlaşsın sonra istediğini yapabilirsin."
"Yapacağım zaten." Diyerek güldü.
"İyi ki Metehan oradaydı." dedim sessizce. "Abi kimsenin haberi olmasın bu olaydan olur mu?"
"Zaten kimsenin haberi olmasın diye durdum o düğün salonunda."
Tebessüm ederek başımı abime döndürdüm. "Sağol abi. Seni çok seviyorum, unutma!"
Gözlerini devirdi. "Böyle yalakalık edemezsin. Kalk da yemek sipariş et çok açım."
Kahkaha atarak abime sarıldım. Beni kollarının arasına alarak saçlarımı karıştırdı. "Güzel çiçeğim benim."
Geri çekildiğimde telefonu alarak yemek sipariş ettim. Odama gidip üzerimi değiştirdim. Mor pijama takımımı giydim. Makyajımı silip yüzümü yıkadım. Saçlarımı açıp taradım ve salık bıraktım.
Bu sırada kapı zili çaldı. Yemek gelmiş olmalıydı. İçeri geçtim abim yemeği masanın üzerine bıraktı.
"Benim küçük bir işim çıktı güzelim. Sen yemeğini ye sen bitirmeden ben gelmiş olurum zaten." Diyerek ayakkabılarını giyiyordu.
Arkasından kapının önünde durdum. "Nereye gideceksin?"
"İşim var kızım hemen gelirim. Merak etme."
"Peki, erken gel." Diyerek kapıyı kapattım.
Mutfağa gidip yemeğimi yedim ve masayı topladım. Abim hâlâ yoktu bir saat olmuştu. Işıkları kapayıp salonda oturdum.
Giriş kapısının açılması ile sessizce kapanması bir oldu. Abim olmalıydı annem ve babam bu kadar sessiz olmazlardı.
Abim ayakkabılarını ayakkabılığa koyduktan sonra arkasına dönmesi ile bir yere çarpmıştı, çıkan ses ile üfleyip puflayarak küfür ediyordu. Benim uyuduğumu sanıyordu.
Salona girdiğinde koltukta beni görmesi ile irkilerek küfür etti yeniden. "Kızım napiyon karanlıkta ya!" Işığı açıp duvara yaslandı. "Ödümü kopardın!"
Kalkıp yanına ilerledim. Ellerinde yara vardı. Elini tutup dikkatle baktım ki elini hızlıca çekip arkasına sakladı.
Ne yaptığını anlamayarak kaşlarımı çattım. "Abi, ellerine ne oldu? Niye saklıyorsun ne yaptın sen?"
"Hiç bir şey yapmadım Başak. Sadece kapıya sıkıştı ondan."
Alayla güldüm. "Kapıya mı sıkışmış! Benimle dalga geçme abi! Ne oldu dedim neredeydin?"
Abim sinirleniyormuş gibi beni itip odasına yürüdü. "Yok bir şey Başak. Sanane kızım ne olduysa? Ne yapacaksın sanki! Git uyu annemler de gelirler birazdan."
"Aç değil misin? Yemek yemedin ki." Dedim son bir umut.
"Değilim Başak uykum var. Hadi iyi geceler." Odasına girip kapısını kapattı.
Koridorda öylece kalakalmıştım. Neden ellerinde yara izi vardı? Ne olmuştu ve neden bana bir şey anlatmamakta ısrarcı?
Odama gidip yatağıma uzandım ve tavanı izledim. Gün boyu olanları düşünmekten uyumak çok zordu ama ne olursa olsun ben uykumdan ödün veremeyen biriyim. Belki yarım saat uykusuzluktan sonra deliksiz bir uykuya kendimi teslim ettim. Huyum kurusun ben uykuyu seven biriyim. Ne yapalım yani sevgilim en yakın arkadaşım ile evleniyorsa? Dünyanın sonu gelmedi ya!
***
Sabah evde büyük bir koşuşturma vardı. Hem o şerefsizin düğünü için hem de bugün dayımgile gidecektik. Yaz tatiline girdiğimizden dolayı dayıma söz verdiğimiz gibi Muğla'ya onları ziyarete gidecektik. Gece yola çıkmak daha iyiymiş babamın dediğine göre. Sıcak havada araba sürmek onlar için zor oluyormuş. Yani canım, düğünden sonra salak gibi yollara düşecektik.
"Nedir benim bu çektiğim a dostlar? Deyiverin hele!" Diyerek yakındım odamda. Bavulumu hazır etmek ile meşguldüm. Ne olur ne olmaz bunu da alayım diye diye ikinci bavula doğru gidiyordum. Buna hemen bir dur demek gerekiyordu.
Bavullar da hazır olduğunda artık düğün saatine de az kalmıştı. Ne giyeceğim diye dolabımı açmış uzun uzun bakıyordum. Üf yani kim eski sevgilisinin düğününe gider ki? Tabii ki ben!
Pembe bir elbise bulduğumda beğeni ile kafamı salladım. Bu olurdu. Elbiseyi elime alıp altına hangi ayakkabımı giysem diye düşündüm, galiba beyaz topuklularım iş görürdü.
Aynadaki aksime bakarken derin bir nefes aldım. Üzerimdeki toz pembe elbise, içimdeki o kırgın kıza inat bana ayrı bir enerji katmıştı. Tek omzumu açıkta bırakan drapeli üst kısmı, belimi tam oturtarak zarifçe sarıyordu. Belimin hemen yanındaki o tatlı fiyonk detayından aşağıya, dizlerimin altına doğru dökümlü ve hafifçe uçuşan eteği ise elbiseye hem asil hem de çok duru bir hava vermişti. Saçlarımı maşayla hafifçe dalgalandırıp omuzlarıma serbest bıraktım. Makyajımda da pembe ve şeftali tonlarını ağırlıklı kullanarak elbiseyle tam bir uyum yakalamıştım. İşte şimdi hazırdım. Aynaya son bir kez bakıp, "Yıkılmadım, ayaktayım! Dertlerimle baş başayım!" duruşumu takındım.
Nergis'in ne alemde olduğunu merak ederek telefonumu elime aldım ve onu görüntülü aradım. Daha ilk saniyede ekranda beliren yüzü heyecan doluydu ama konuşmama fırsat bile tanımadı.
"Başak! Size geliyorum, kapıyı aç!" dedi ve tek bir kelime etmeme izin vermeden telefonu pat diye yüzüme kapattı.
Ekrana bakakalırken gözlerimi devirmeden edemedim. Ah Nergis ah, bir kere de beni şaşırt be kızım! Telefonu çantama atıp adımlarım kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığımda nefes nefese kalmış bir adet Nergis bulunuyordu.
Üzerinde leopar desenli uzun bir etek ve renk uyumunu yakaladığı kahverengi bir bluz giymişti. Beğeniyle süzdüm arkadaşımı.
"Kız sen ne güzel olmuşsun böyle."
Flörtöz bir tavırla güldü ve saçlarını savurdu. "Herhalde aşkım. Senin de maşallahın var." Diyerek beni de övmeyi ertelemedi.
Evde düğün saatine kadar birlikte oturduk. Düğün saati geldiğinde tüm aile düğün salonuna gittik.
Müzik çalıyor, misafirler kendilerine masa seçip oturuyor, kadınlar kendi aralarında kimin ne giydiğini konuşup puanlama yapıyorlardı. Kalabalığın arasına karışıp abim, ben, Nergis, Metehan ve Ömer bir masaya oturmuştuk.
Ömer beni gördüğünde gülerek ayağa kalktı ve beni kendi etrafımda döndürdü.
"Kız bu ne güzellik böyle?"
Kahkaha atarak ondan uzaklaştım. "Sağol Ömer abi."
Düğün tüm eğlencesi ile devam ederken, gözüme takılan Metehan'ın elleriydi. Onun elleri de abiminkiler gibi yara bereydi. Dün gece birlikte bir yere gitmiş olmalılar. Ne olduysa Metehan da abimin yanındaydı.
"Metehan? Ellerine ne oldu?"
Beklemediği bu soru karşısında bir an afalladı. "Bir şey olmadı."
Metehan elini hızla masanın altına çekip bakışlarını sahneye çevirdiğinde, şüphelerim iyice katlanmıştı. Abimle ikisinin aynı anda ellerinin yara bere içinde olması bir tesadüf olamazdı.
Tam üzerine gidip soruyu tekrarlayacaktım ki, salonun girişindeki hareketlilik dikkatimizi dağıttı. Gelin ve damat içeri giriyordu. Şeref ve Ayşe, alkışlar eşliğinde masaların arasından geçerek nikah kürsüsüne doğru ilerliyorlardı.
Şeref'in gözleri bir an bizim masaya, ardından doğrudan bana kaydı. Yüzündeki o kendinden emin ifade, beni üzerinde pembe elbisemle, gayet dik ve neşeli bir şekilde abimlerin arasında otururken görünce aniden donakaldı. Hatta adımları hafifçe tekledi, Ayşe onun kolunu dürtmek zorunda kaldı. Ama ne olmuş böyle buna? Yüzü gözü morarmış! Makyaj ile kapatmaya çalışmışlar ama belliydi, dayak yemiş!
Nergis masanın altından bacağımı sıktı. "Kızım, bitti bu çocuk. Şoka girdi resmen," diye fısıldadı zafer kazanmış bir edayla.
Gerçekten de öyleydi. Ama benim içimde ne bir nefret ne de eski bir aşk kırıntısı kalmıştı. Sadece büyük bir hayal kırıklığı ve o kaybolan iki yıla duyulan burukluk vardı. Gözlerimi Şeref'ten çekip yanımda oturan abime, ardından da hâlâ elini saklamaya çalışan Metehan'a çevirdim. İçimde bir taş yerine oturdu. Abim Şeref'i görür görmez yüzünde eğlenen bir ifade oluştu. Eliyle Metehan'ı dürttü. Metehan da sahneye bakınca belli etmememeye çalışsa bile onun da yüzünde rahatlamış ve keyif alan bir gülümseme belirdi.
"Siz dün gece Şeref'in yanına gittiniz, değil mi?" diye fısıldadım, sesimin masadaki diğerleri tarafından duyulmamasına özen göstererek.
Abim bardağındaki sudan bir yudum alıp duymamış gibi davrandı. Ömer ise aralarındaki bu gerginliği fark etmiş olacak ki, boğazını temizleyip konuyu dağıtmaya çalıştı. "Yahu sahneye çıkıp biraz oynamayalım mı? Ne bu cenaze havası?"
"Abi," dedim bu kez abimin kolunu dürterek. "Yalan söylemeyin bana. Metehan, yüzüme bak."
Metehan derin bir nefes alıp bana döndü. Hafifçe öne doğru eğildi.
"Hak etmişti Başak," dedi kısık bir sesle. "Senin canını yakan herifin buralarda elini kolunu sallayarak, hiçbir şey olmamış gibi gerine gerine gezmesine izin mi verseydik? Abinle küçük bir 'erkek erkeğe' konuşma yaptık, o kadar. Gerisini kurcalama."
Gözlerim doldu ama bu sefer üzüntüden değil, arkamda böylesine duran insanların varlığından dolayı hissettiğim o sıcaklıktandı. "Siz delisiniz," dedim burnumu çekerek. "Ya başınız belaya girseydi?"
Abim arkasına yaslanıp saçımı hafifçe çekti. "Benim kardeşimi ağlatan adamın başı belaya girer asıl. Hem kapıya sıkıştı dedik ya kızım, uzatma."
Masanın altından hem abimin hem de Metehan'ın sağlam olan ellerini tutup sıktım. "Teşekkür ederim," dedim sessizce.
Düğün pastası kesilirken, takı töreni başlarken biz artık masada kendi dünyamızı kurmuştuk. Nergis ve Ömer sürekli espri yapıyor, Metehan ise her zamanki o cool tavrıyla araya laf sokup beni güldürüyordu. Saatler ilerledikçe salondaki o kasvetli hava üzerimden tamamen dağıldı.
Gecenin sonuna doğru, babamın "Hadi çocuklar, yolcu yolunda gerek, Muğla bizi bekler," demesiyle masadan kalktık. Annemler gelin tarafına ayıp olmasın diye kısa bir veda ederken, ben arkama bile bakmadan çıkış kapısına yöneldim.
Çıkışa çok az kala onun sesini duydum. Şeref'in! "Nereye gidiyorsunuz? Gecenin en önemli konukları erken gidiyorlar ama, Başak Yıldırım!"
Adımı seslenişi bile nefret doluydu bunu o an hissettim. Şeref bana böyle seslenmezdi. Benim sevdiğim adam benimle böyle konuşmazdı ki. Ama o eski Şeref değildi. En yakın arkadaşım ile evlenmeyi aklına koyduğundan beri artık eskiler geride kalmıştı.
Sinirle arkamı dönüp salonun ortasına kadar geldim. Yüzündeki sırıtış da neyin nesiydi be! Madem yaptın bir pislik, sus ve otur, ne diye yaygara çıkarıyordu?
"Bizi tebrik etmek istemez misin?"
Alayla gülüp başımı usulca salladım. Kendimden emin ve dik bir duruşla onlara doğru yürüdüm.
Şeref'in sesindeki o zehirli ton, salondaki gürültüyü bir anda bıçak gibi kesti. Müziğin ritmi arka planda kaybolurken, etraftaki gözler yavaş yavaş bizim olduğumuz tarafa çevrilmeye başladı.
Ayşe, Şeref'in kolunu tutup gergin bir şekilde "Şeref, ne yapıyorsun? Sus lütfen," diye fısıldadı ama Şeref onu duymuyordu bile. Bakışları doğrudan benim üzerimdeydi yüzündeki morlukları kapatmaya çalışan makyajına rağmen, gözlerindeki o hırslı ve çirkin ifade tamamen çıplaktı.
"Ne o Başak?" dedi adımlarını kürsüden aşağıya doğru atarken. Sesi mikrofondan gelmiyordu ama salonun o anki sessizliğinde herkes tarafından netçe duyuluyordu. "Arkana bile bakmadan kaçıyor musun? Yoksa buradaki herkesin, senin aslında kim olduğunu öğrenmesinden mi korkuyorsun?"
Babam ve annem ne olduğunu anlamayarak bir adım öne çıktı. Babamın kaşları çatılmıştı. "Ne diyor bu delikanlı? Başak, ne oluyor?" diye sordu şaşkınlıkla.
Şeref, babamın sorusunu fırsat bilerek alayla güldü. "Ah, Hikmet amca! Sizin dünyalar güzeli kızınız size anlatmadı mı yoksa? Doğru ya, gizli saklı işleri çok sever kendisi. Bu salondaki herkes bilsin! Benim bugün evlendiğim kadın Ayşe olabilir, ama Başak daha düne kadar benim sevgilimdi! Aylarca peşimden koştu, benimle evlilik hayalleri kurdu. Şimdi de gelmiş burada hiçbir şey yokmuş gibi rol yapıyor! Bizi Ayşe ile ayırmaya aramıza girmeye çalıştı. Ben onu sevmediğimi her defasında söyledim ona ama anlamak bilmedi. Abileri de kız kardeşlerini korumak için beni dövdüler. Aslında benim hiç bir suçum da yok."
Salondan bir anda uğultular yükseldi. Annemin rengi anında attı, elini kalbine götürerek "Ne?" diye fısıldadı. Babamın gözlerindeki o hayal kırıklığı ve şok dalgası içimi paramparça etti. Herkesin bakışları üzerime dikilmişti. Kimisi acıyarak, kimisi de dedikodu malzemesi bulmuş olmanın verdiği o çirkin merakla bana bakıyordu. Bir an için salonun tavanı üzerime çöküyor gibi hissettim. Göğsüm sıkıştı, gözlerim doldu. Hak etmediğim bir utancın ortasında bırakılmıştım. Neyden bahsediyordu ne peşinden koşması ne araya girmesi?
Tam o sırada, önüme aşılmaz bir duvar gibi abim geçti.
Abim, Şeref'in üzerine doğru bir adım atarken sesindeki öfke salonu titretti. "Ulan şerefsiz! Dün gece aldığın ders yetmedi mi sana? Kapat o pis ağzını, yoksa seni bu salona gömerim!"
Metehan ve Ömer de saniyeler içinde abimin iki yanında bitti. Ömer, babamı ve annemi sakinleştirmek için hafifçe önlerine geçerken, Metehan gözlerini Şeref'e dikmişti. O her zamanki sakin ama ölümcül bakışıyla Şeref'in tam karşısında durdu. "Şeref," dedi Metehan, sesi buz gibiydi. "Haddini fazlasıyla aşıyorsun. O dilini koparmamı istemiyorsan hemen şimdi arkana dön ve o masaya otur."
Nergis arkalardan sıyrılıp hızla yanıma geldi. Koluma girip beni desteklerken, Şeref ve Ayşe'ye doğru döndü ve o bilindik, keskin ses tonuyla lafı gediğine koydu. "Yahu Şeref, sen ne aşağılık bir mahlukmuşsun! Hem kızın hayatından çal, aylarca arkasından iş çevir, en yakın arkadaşıyla gizli saklı evlen hem de çıkıp burada erkeklik tasla! Ayşe, sen de yanındaki bu ezik herife bakıp gururlanıyor musun gerçekten? Karakteri bu kadar ucuz bir adamla evlendiğin için bence yarından tezi yok ağlamaya başla, çünkü bu herif yarın seni de satar!"
Şeref, Nergis'in sözleriyle daha da delirdi. "Sen karışma be! Başak konuşsun! Niye susuyorsun Başak? Yalan mı söylediklerim? Söylesene herkese!" diye bağırdı.
Nergis daha da atarlanarak çirkefkeşti. "Kes be sesini tek hücreli mal! Her dediğin yalan. Bu kızın seninle işi dahi olmaz. Yolda görse yolunu değiştirir. Sen kim köpeksin de bu kız arkandan koşacak da şu ikiyüzlü karından ayırmaya çalışacakmış? He! Söyle lan!"
Arkadan kadınların 'oboo' seslerini duyarken Nergis'in benzetmeleri aşırı komiğime gitmişti. Neyin içine düştük biz ya!
Abim hayranlıkla Nergis'e bakıyordu. Yüzünde o eğlenen gülümseme ile Şeref'e döndü. "Duydun mu lan! Benim kız kardeşimin seninle işi olmaz."
İçimdeki o kırgın kız, abimin sırtına, Metehan'ın dik duruşuna ve Nergis'in elimi tutan sıcaklığına bakarak derin bir nefes aldı. Hayır, ben suçlu değildim. Kaçmayacaktım, susmayacaktım ve bu çirkinliğin beni ezmesine izin vermeyecektim.
Abimin kolunu hafifçe geriye doğru çekip önlerine geçtim. Şeref'in tam karşısında durdum. Gözlerindeki o çirkinliği, o ezikliği çok net görüyordum.
Dik duruşumu bozmadan, yüzüme en asil ve en alaycı gülümsememi yerleştirdim.
"Yalan söylüyorsun Şeref!" dedim, sesimin titrememesine özen göstererek, salondaki herkesin duyacağı netlikte.
"Biz seninle sevgili falan değildik. Madem sevgiliydik diyorsun, neden benim en yakın arkadaşımla evlendin. Bu halde sen benim arkamdan iş çevirmiş oluyorsun değil mi! Ayşe de arkadaşım dediği kızın sevgilisi ile evlenmiş oluyor. Ama böyle bir şey söz konusu değil!"
Ayşe'ye doğru döndüm, gözlerinin içine baktım. "Böyle bir adam ile evlenmiş olman zaten senin de ondan bir farkının olmadığını gösteriyor. Benden uzak durun. Kocan o küçük aklında ne hayal kuruyor bilmiyorum ama beni araya katmasın."
Şeref öfkeyle bir adım atmaya yeltendi ama Metehan elini Şeref'in göğsüne koyup sertçe geri itti. "Bir adım daha atarsan, yemin ederim bu salondan ambulansla çıkarsın," diye fısıldadı Metehan.
Tekrar Şeref'e döndüm, baştan aşağı onu süzdüm ve acıyarak gülümsedim. "Buradaki kimse bana acıyarak bakmasın. Ben bugün bir şey kaybetmedim, aksine hayatımdaki en büyük yüklerden ve sahte insanlardan kurtuldum. Şimdi, siz bu çirkinliğin içinde evlenmeye devam edebilirsiniz. Bize müsaade."
"Yalan söyleme Başak! Sen beni seviyorsun! Düne kadar koridorlarda benim için ağlamadın mı?"
Daha niye uzatıyordu ki! Abim kendini tutamadı bu sözlerden sonra. Havaya kaldırdığı yumruğunu sert bir şekilde Şeref'in yüzüne indirdi.
Abimin yumruğu salonun içinde patlayan bir bomba etkisi yarattı. Şeref, darbenin şiddetiyle geriye doğru savrulup masalardan birinin üzerine yıkılırken, tabaklar ve bardaklar büyük bir gürültüyle yere saçıldı. Salonda çığlıklar koptu, kadınlar çocuklarını arkalarına saklarken erkekler abimi tutmak için ileri atıldı.
"Yargı! Dur oğlum!" diye bağırdı babam, ama sesi kalabalığın uğultusunda kayboldu.
Metehan ve Ömer hemen abimin önüne barikat kurarak salonun geri kalanının ona saldırmasını engelledi.
Şeref, burnundan sızan kanı elinin tersiyle silerek yerden destek aldı ve doğruldu. Ayşe hıçkırarak onun yanına çökmüş, bir yandan damatlığındaki tozları temizlemeye çalışırken bir yandan da nefretle bana bakıyordu.
"Gördünüz mü!" diye bağırdı Şeref, salondaki mahalleliye doğru dönerek. Sesi acı içinde ama bir o kadar da kışkırtıcıydı. "Suçsuz olsalar böyle mi saldırırlar? Gerçekleri kaldıramıyorlar! Kızları aylarca peşimden koştu, yüz vermeyince abilerini üstüme saldı!"
Mahallenin dedikoducu teyzeleri ve amcaları bir anda kendi aralarında fısıldaşmaya, bize doğru kınayan bakışlar fırlatmaya başladılar.
"Yazıklar olsun, biz de bunları düzgün aile sanırdık."
"Kız resmen çocuğun peşini bırakmamış, düğünü basmışlar bir de."
"Doğru söylüyor valla, dün gece de dövmüşler çocuğu."
Kulaklarımı dolduran bu fısıltılar, az önce dimdik duran bacaklarımın bağını çözdü. Annemin gözlerinden süzülen yaşları, babamın çaresizce etrafa laf anlatmaya çalışmasını görmek canımı Şeref'in ihanetinden daha çok yaktı. Kimse bana inanmıyordu. Ne söylersem söyleyeyim, bu çamur üzerime yapışmıştı. Gözlerim karardı, kalabalığın baskısını göğsümde hissettim.
Tam o sırada, salonun ortasında buz gibi, net ve son derece kararlı bir ses yankılandı.
"Yalanlarınıza da, dedikodularınıza da hemen şimdi son veriyorsunuz!"
Metehan öne doğru bir adım attı. O her zamanki mesafeli duruşundan eser kalmamıştı, gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu. Şeref'in tam karşısına geçip salondaki herkesin tek tek gözlerinin içine baktı. Ardından arkasını dönüp yanıma geldi ve kimsenin beklemediği bir şey yaptı. Sağlam olan elini uzatıp, herkesin gözü önünde benim titreyen elimi sıkıca kavradı.
"Şeref'in uydurduğu bu zavallı senaryonun tek bir sebebi var. Kendi ezikliğini kapatmak," dedi Metehan, sesi tüm salonda yankılanıyordu. "Çünkü Başak'ın onun gibi bir ahlaksızla hiçbir zaman işi olmadı. Başak aylarca birinin peşinden koştuysa, o kişi bendim. Biz Başak'la uzun zamandır sevgiliyiz."
Ben mi Metehan'ın peşinden koşmuşum? Salonda saniyeler içinde ölümcül bir sessizlik oldu. Neye uğradığımı şaşırdım bir an gözlerim Metehan'a kaydı, benim yanımda duruyordu ve dik dik insanlara bakıyordu. Nergis'in ağzı şokla açık kaldı, abim bile bir an duraksayıp Metehan'a baktı. Elim Metehan'ın avucunun içinde sımsıcaktı ve beni öyle bir güvenle tutuyordu ki, o an oyun oynadığını bilmeme rağmen kalbimin teklemesine engel olamadım.
Metehan durmadı, Şeref'e dönerek öldürücü darbeyi vurdu. "Benim sevgilim, senin gibi bir eziğin arkasından ağlayacak öyle mi? Dün gece seni o sokakta niye benzettiğimizi şimdi herkes anladı mı? Sevgilime attığın iftiraların ve yaptığın saygısızlığın bedeliydi o. Eğer tek bir kelime daha edip onun adını o kirli ağzına alırsan, bu sefer seni elimden abisi bile alamaz."
Ömer hemen duruma el koydu, babamın koluna girdi. "Hikmet amca, hadi gidelim. Burada daha fazla durup bu seviyesizliğe ortak olmayalım. Herkes neyin ne olduğunu gördü."
Babam başını dikleştirerek Metehan ile bana baktı, ardından Şeref'e tiksintiyle son bir kez bakıp kapıya yöneldi. Abim, Şeref'e "Dua et Metehan erken davrandı," bakışı atarak arkamızdan geldi.
Metehan elimi bir an bile bırakmadan beni çıkışa doğru yürüttü. Nergis yanımızda yürürken Şeref ve Ayşe'ye dönüp, "Hadi size iyi eğlenceler, çifte kumrular! Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş!" diye bağırmayı da ihmal etmedi.
Düğün salonundan dışarı çıktığımızda, gecenin serin havası yüzümüze vurdu. Arabaların yanına geldiğimizde Metehan yavaşça elimi bıraktı. Annemler önden arabaya binerken abim Metehan'ın omzuna vurdu, "Sağ ol kardeşim," dedi derinden gelen bir sesle.
Ben ise hâlâ şoktaydım. Kafamı kaldırıp Metehan'ın gözlerine baktım. "Metehan... Sen ne yaptın öyle? Babamlara ne diyeceğiz şimdi?"
Metehan hafifçe gülümsedi, o bildiğim korumacı ve sıcak bakışı geri gelmişti. "Seni o kurtlar sofrasına meze edeceklerini mi sandın Deniz Kızı? Mahalleliyi boş ver, biz ne dersek ona inanacaklar artık. Ailelerimize gelirsek, Allah'a emanetiz artık Başak. Hadi eve gidip ailelerle de konuşalım."
Tedirginlik tüm bedenimi ele geçirmişti. "Ne diyeceğiz ailemize Metehan? Abi ne yapacağız?" Diyerek abime de baktım.
Metehan araya girdi. "Sen onu bana bırak Başak. Yargı, sorun olmayacak. Merak etmeyin hadi gidelim." Dediğinde abim başını salladı.
Arabanın kapısını açıp binerken, kalbimin içindeki o boşluğun tamamen kapandığını ve yerine yepyeni, tarif edemediğim bir kıpırtının yerleştiğini hissettim. Ne olacak şimdi? Metehan'ın aklında ne vardı?
🐚
3. Bölümün sonu!
Son anda olanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Oy ve yorum yapmayı unutmayın.
Bir dahaki bölüme dek hoşçakalın.
Baaay.
Bölüm etkileşimi
