5. bölüm / 6
Deniz Kızı 🐚5. Zambak Kokusu, Un Fırtınası
Bölümler 6Şu an: 5. Zambak Kokusu, Un Fırtınası
"Kimse kimseyi kaybetmez.
Giden başkasını bulur,
kalan kendini."
🐚
Saat öğleden sonrayı çoktan geçmiş, akşamın o heyecanlı ve panik dolu saatlerine doğru hızla yaklaşmıştık. Odada yatağımın üzeri adeta bir tekstil atölyesine dönmüştü. Dolapta ne kadar düzgün elbise varsa hepsini dışarı fırlatmış, hangisini giyeceğimi şaşırmış bir halde kendi etrafımda dönüp duruyordum.
Akşama resmen sözüm ve nişanım vardı, hem de çocukluk arkadaşımla!
Tam bir elbiseyi elime alıp aynada kendime tutuyordum ki, odanın kapısı paldır küldür açıldı ve içeri bir hışımda Nergis daldı. Elindeki makyaj çantasını yatağın üzerine fırlatırken nefes nefeseydi.
"Başak!" diye bağırdı direkt. "Sen hâlâ hazır değil misin? Aşağıda annenin söylenmesi apartmanı yıktı, Nuray teyzeler de eli kulağındadır gelirler! Çabuk geç aynanın önüne, saçını makyajını yapacağım daha!"
"Dur bir dakika, nefes al Nergis," dedim gülerek. "Daha ne giyeceğime karar veremedim ki. Hem sen bırak şimdi benim elbisemi de, sana bomba bir haberim var."
Nergis elindeki saç maşasını prize takarken şüpheyle kaşlarını kaldırdı. "Ne haberi be? Şeref denen o tek hücreli canlı yine bir şey mi yaptı yoksa?"
"Yok, onunla ilgili değil," dedim, yatağın kenarına oturup muzip bir gülümseme takınarak. "Dün gece bizim olay tatlıya bağlandıktan sonra annem ve Nuray teyze konuşuyorlardı. Annem benden önce "Yargı'nın başını bağlayaydık iyiydi." Falan dedi. Ben de ortaya bir fikir attım."
Nergis makyaj malzemelerini dizerken pek oralı olmadı. "Eee, ne dedin?"
"Annemlere dedim ki... 'Sana Nergis'i mi alsak ne?' dedim."
Nergis'in elindeki rimel anında yere düştü. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı, beti benzi attı resmen. Şok içinde bana bakakaldı.
"Ne?!" diye çığlık attı, sesi odada yankılandı. "Başak sen delirdin mi?! Ne demek Nergis'i alsak? Niye böyle şeyler yapıyorsun kızım sen ya?!"
Onun bu aşırı panik ve şok olmuş haline bakarak kahkahayı bastım. "Ya abim dün gece Metehan ile bize bakıp alayla gülüyordu ben de şaka yaptım abime."
Nergis ellerini yanaklarına koyup odada ileri geri yürümeye başladı, yüzü hafiften kızarmıştı. "Kızım şaka mısın sen? Yargı abi ne dedi? Kesin çok sinirlendi! Of Başak, valla öldüreceğim seni!"
"Valla kırmızı görmüş boğaya döndü," dedim alayla göz kırparak.
"'Ne diyorsun sen Başak!' diye bir kükredi ki görmen lazımdı. Ama annem bu fikre çok ısındı, benden söylemesi. 'Çok da yakışırlar valla' dedi."
Nergis yastıklardan birini alıp bana fırlatırken, "Sus valla konuşma daha fazla, kalbime inecek!" diye söylendi. "Hadi geç aynanın karşısına, yoksa seni bu saç başla Metehan'a teslim ederim, formalite evliliğiniz ilk günden çatırdar!"
Gülerek aynanın karşısına oturdum. "Çok kötüsün ama Metehan bizim her halimizi gördü. Bu saçlarla benden korkmaz emin ol."
"Orası öyle de şimdi nişan yani neticede."
Hummalı bir çalışmanın ardından nihayet hazırdım. Söz ve nişan ruhuna uygun, çok zarif, hafif kırık beyaz tonlarında dökümlü bir elbise seçmiştim. Belimi kibarca saran gümüş detaylı ince kemeri ve omuzlarımdan hafifçe dökülen tül kollarıyla hem sade hem de çok asil duruyordu.
Nergis saçlarımı arkadan gevşek ve çok şık bir topuz yapmış, önlerden birkaç tutamı yüzüme doğru serbest bırakmıştı. Aynadaki aksime bakıp derin bir nefes aldım. "Bakalım bu oyun bizi nereye götürecek," diye mırıldandım içimden.
Tam o sırada dış kapının zili büyük bir gürültüyle çaldı.
Zilin sesiyle birlikte koridordan abimin sesini duydum. "Geldiler, Başak hazır mısın güzelim?"
Sesi o kadar heyecanlı, o kadar panik doluydu ki kız evi reisi olarak resmen benden daha çok telaş yapmıştı.
Nergis'le birbirimize bakıp gülümsedik. "Hadi bakalım, sahne senin tatlım." dedi Nergis ve önden kapıyı açıp odadan çıktı. Ben de hemen arkasından adımladım.
Koridora çıktığımızda, ellerini ceplerine koymuş kapıya doğru ilerleyen abim, ayak seslerimizi duyup arkasını döndü. Tam o saniyede gözleri doğrudan Nergis'e kaydı.
Nergis, dün geceden sonra abimle ilk kez karşılaştığı için bir anda zımbalanmış gibi duraksadı. Yanaklarına hücum eden o kıpkırmızı rengi koridorun loş ışığında bile çok net görebiliyordum. Başını öne eğip parmaklarıyla oynamaya başladı.
Onun bu hallerini izlerken dudaklarımı birbirine bastırıp sessizce kıkırdadım. Abim ise beklendiğimin aksine hiç sinirlenmedi. Aksine, Nergis'in o utangaç, tatlı halini görünce yüzünde son derece yumuşak, dudaklarında gizemli bir tebessüm belirdi. Gözlerini bir an bile Nergis'ten ayıramadı.
Benim yan taraftan ona "Yakalandın" dercesine haince güldüğümü fark ettiğinde ise abim anında boğazını temizleyip o ciddi, otoriter abi moduna geri döndü. Kaşlarını çatıp hemen önüne, kapıya doğru döndü.
"Başak, geç kapıyı aç hadi, ağaç oldu insanlar kapıda," diye homurdandı.
"Açıyorum abi, açıyorum," diyerek kapının koluna uzandım ve derin bir nefes alıp kapıyı açtım.
Karşımda, hayatımda gördüğüm en jilet haliyle Metehan duruyordu. Lacivert takımı üzerine tam oturmuş, saçlarını özenle taramıştı ama heyecandan yüzü kireç gibiydi.
Arkasında Nuray teyze ve Ali amca keyifle gülümsüyordu.
Metehan gözlerini bana çevirdiğinde kısa bir an donakaldı, ardından gergince yutkunup elindeki devasa buketi ve çikolata kutusunu bana doğru uzattı. "Hoş... Hoş geldiniz diyecektim, yani hoş bulduk," diye geveledi.
Gözlerim elindeki bukete kaydığında kalbimin garip bir ritimle çarptığını hissettim. Buket, pespembe ve mis kokulu zambaklarla doluydu, benim en sevdiğim çiçekle. Yanındaki o büyük kutu ise en sevdiğim bitter çikolataydı.
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. İki yıl boyunca hayatımda olan Şeref, bir kez bile ne tür çiçek sevdiğimi, hangi çikolatayı yediğimi bilmemiş, her seferinde alelade şeyler alıp geçmişti. Ama çocukluk arkadaşım, şu an sadece formaliteden ibaret olan bu oyun için bile benim en sevdiklerimi aklında tutmuş, üşenmeyip onları bulmuştu. İçimde incecik bir sızıyla karışık garip bir hayranlık uyandı. Vay be, diye düşündüm, beni benden iyi tanıyor.
"Teşekkür ederim," dedim zambakların kokusunu içime çekerek. "Çok güzel."
Metehan göz kırpıp fısıldadı. "Zambaklar en ıssız yerlerde açar, ve vardır her vahşi çiçekte gurur."
Metehan'ın dudaklarından dökülen bu sözler, zihnime adeta bir yıldırım gibi düştü. Bir an için etrafımdaki tüm seslerin çekildiğini, zamanın durduğunu hissettim. Kalbim, göğüs kafesimi zorlayacak kadar güçlü ve düzensiz bir ritimle çarpmaya başlamıştı. Elimdeki buketin kokusu genzimi yakarken, gözlerimi Metehan'ın gözlerinden ayıramadım.
O şapşal, sürekli benimle didşen, mahallenin sevilen çocuğunun dilinden böylesine derin ve anlamlı bir cümle dökülmüş olması gerçeği beni kelimenin tam anlamıyla kilitledi.
Şeref'in iki yıl boyunca bana kurduğu tüm o basma kalıp, yapay ve ezberlenmiş cümlelerin aslında ne kadar boş olduğunu o salisede anladım.
Metehan, sadece en sevdiğim çiçeği bilmekle kalmamıştı, o çiçeğin ruhunu, hatta belki de benim içimde sakladığım o kırılgan ama gururlu kızı tek bir mısrayla önüme sermişti.
Yanaklarıma hücum eden ateşin ve şaşkınlığın yüzümdeki ifadesini gizlemek için derin bir nefes almaya çalıştım ama boğazım düğümlenmişti. Sadece bakakaldım. İçimdeki o heyecan dalgası o kadar büyüktü ki, bir an için dengemi kaybetmekten korkup elimdeki çikolata kutusunu biraz daha sıkı kavradım. Hayatımda ilk defa biri beni bu kadar derinden, bu kadar kelimesiz bırakarak etkilemişti.
Dudaklarımda minik ve içten bir tebessüm belirdi. "Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr, ışıksız ruhumu saklar da durur..." Mısraların devamını da söylediğimde yüzünde gururlu bir tebessüm geçti.
Herkesin salona geçmiş olması ile kapıda sadece bizim dikili durduğumuzu anlamış oldum. Kapıda dikili durmayı bırakıp biz de oturma odasına geçtik. Salon, akşama kıyılacak olan o nikahın ve takılacak yüzüklerin tatlı gerginliğiyle bizi bekliyordu.
Salona geçtiğimizde hava tam bir resmi tören havasındaydı. Ali amca ve babam hemen koyu bir sohbete daldılar, dün geceki olayların lafı bile geçmiyordu.
Metehan ise oturduğu koltukta emanet gibi duruyor, sürekli gömleğinin yakasını çekiştirip duruyordu. Arada bana bakıp "Kurtar beni" der gibi kaş göz yapıyordu ama bende o göz yoktu.
Nergis kolumu dürtüp, "Hadi, kahve zamanı," diye fısıldayınca annemin onaylayan bakışları eşliğinde mutfağa kaçtık.
Mutfağa girer girmez Nergis tezgahın üzerindeki cezvelere uzandı. Yüzünde hain bir gülümseme vardı. "Eee Başak Hanım," dedi kavanozdan tuzu çıkarırken. "Formalite morvalite anlamam kızım. Gelenek gelenektir. Bu kahveye o tuz girecek!"
"Hih! Nergis saçmalama," dedim gülerek eline vurmaya çalışırken. "Çocuk zaten sırılsıklam oldu sabahtan beri, şimdi bir de bunu mu çektireceğiz?"
"Aaa, ayıp ediyorsun. Damat kahvesi bu, öyle kolay yutulmaz," diyerek kahve fincanının içine bir tatlı kaşığı tuzu, peşine de şaka gibi bir çay kaşığı pul biberi boca etti. "Al hadi, köpüklü köpüklü götür müstakbel kocana."
Kahveleri tepsiye dizip salona taşıdığımda kalbimin ritmi hızlanmıştı. Herkese sırayla dağıtıp en son Metehan'ın önünde durdum. Fincanı ona uzatırken Nergis'in arkadan sırıttığını görebiliyordum.
Metehan fincanı alırken gözlerimin içine dik dik baktı. "İçine ne attın Deniz Kızı?" diye fısıldadı, sadece benim duyabileceğim bir sesle.
"Geleceğimizin garantisini attım, iç hadi," dedim muzipçe. Ah, yazık kıyamam ya.
Metehan derin bir nefes alıp fincanı dudaklarına götürdü. İlk büyük yudumu almasıyla birlikte gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Boğazı düğümlendi, yanakları hafifçe kızardı ama babamın ve Ali amcanın gözü üzerinde olduğu için öksürmemek için kendini zor tuttu.
Yargı abim arkadan sessizce kahkaha atarken, Metehan gözlerini kısarak bana "Muğla'da görüşeceğiz" der gibi baktı ve kahvenin kalanını tek dikişte, adeta bir ilaç gibi yuttu. Yüzünün aldığı o ekşi şekil o kadar komikti ki, dudaklarımı dişlemekten canım çıktı.
Kahve faslı bittikten sonra Ali amca boğazını temizledi. "Eee, Hikmetçim, sebebi ziyaretimiz belli. Gençler birbirini görmüş, beğenmiş. Biz de uzatmayalım dedik. Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle kızın Başak'ı oğlumuz Metehan'a istiyoruz."
Babam ağırbaşlı bir şekilde bana baktı, sonra Metehan'a döndü. "Gençler kararını vermiş, bize de hayırlı olsun demek düşer," dedi.
Yüzükler kırmızı bir tepside Nergis'in elinde salona geldiğinde içimi garip bir heyecan kapladı. Şaka olarak başlayan bu şey, şu an tamamen gerçek gibi hissettiriyordu. Ali amca kurdeleyi keserken Metehan'ın elinin hafifçe titrediğini fark ettim. Yüzük parmağıma geçerken ikimiz de gergince yutkunduk. Göz göze geldiğimizde omuzlarındaki yükü ve bu oyunu ne kadar ciddiye aldığını gördüm.
Yüzüklerden hemen sonra kapı çaldı ve Metehan'ın çağırdığı mahallenin imamı içeri girdi. Salondaki hava bir anda daha da ciddileşti. İmam karşımıza oturduğunda, heyecandan ellerimin buz kestiğini hissettim. Başıma şalımı örtmüştüm. Etrafımızda oturan ailelerin mutlu bakışları eşliğinde nikah kıyılmaya başlandı.
"Başak Yıldırım, Ali oğlu Metehan'ı eşliğe kabul ettin mi?" diye sordu imam.
Metehan'a baktım. O da bana bakıyordu, gözlerinde hiç görmediğim bir derinlik vardı. "Kabul ettim," dedim, sesim beklediğimden daha net çıkmıştı.
Aynı soru Metehan'a sorulduğunda, hiç duraksamadan "Kabul ettim," dedi.
İmam duaları okuyup nikahı bağladığında, içimde adını koyamadığım bir şeylerin değiştiğini hissettim. Bir yıllığına da olsa, resmiyette olmasa bile şu an bu adamın eşi olmuştum. Metehan eğilip alnımdan öptüğünde, kalbimin göğüs kafesimi zorladığına yemin edebilirdim.
"Hayırlı uğurlu olsun," sesleri arasında herkes tebrik ederken, bizim için asıl macera, o valizlerle dolu Muğla yolculuğu şimdi başlıyordu.
***
Mutfaktaki o samimi, gürültülü hava salondaki resmiyetten sonra hepimize o kadar iyi gelmişti ki... Ömer tezgahın kenarına tünemiş, elindeki boş bardakla oynuyor, Nergis ise heyecandan ve tatlı bir utançtan yanakları al al olmuş bir şekilde yanımda oturuyordu. Abim ise kollarını göğsünde kavuşturmuş, mutfak masasının diğer ucunda oturuyordu.
Metehan pencerenin önündeki tabureye çökmüş, hâlâ o tuzlu ve pul biberli kahvenin şokunu atlatmaya çalışır gibi boğazını temizliyordu.
"O pul biber kimin fikriydi?" diye sordu Metehan, sahte bir sitemle gözlerini kısıp bana bakarak. "Boğazım hâlâ yanıyor Deniz Kızı. Resmen suikast düzenlediniz bana. Beni öldürmek mi istiyorsun?"
Ömer kahkahayı bastı. "Oğlum, yine ucuz kurtuldun. Ben Nergis'in elinde kimyon kavanozunu gördüm bir ara, dua et Başak elinden aldı."
Nergis suçu hemen üzerinden atmak için tepsiyi havada salladı. "Aaa, bana çamur atmayın! Ben sadece geleneği uyguladım. Hem fena mı oldu? Bak, tek dikişte içtin, Hikmet amcanın gözünde puanı kaptın."
"Adam gururlandı ama benim iç organlarım yer değiştirdi," diye mırıldandı Metehan, bana bakıp bıyık altından gülerek. "Neyse ki artık her gün bu kahveden içmeyeceğim."
Abim tam o sırada boğazını temizleyip konuştu. Yüzündeki o ciddi abi ifadesini korumaya çalışsa da eğlendiği her halinden belliydi. "Metehan, şaka maka yüzükler takıldı, nikah da kıyıldı. Ama asıl şov Muğla'da başlayacak. Dayım seni bir sorguya çeker, orada öyle kolay kurtulamazsın valla."
Metehan anında dikleşti, yüzündeki o kendinden emin tavrına geri dönmeye çalışarak, "Yargı, biz bu yola baş koyduk bir kere. Zambakları, bitter çikolataları boşuna mı seçtik? Hem bak, yanımda koskoca Başak var, o beni korur," diyerek bana göz kırptı.
Ömer sırıtarak araya girdi. "Vay be, bizim çocuklar resmen evlendi ya la! Dün akşam başka bir düğündeydik, şimdi kendi sözünüzün mutfağında oturuyosunuz. Hızınıza yetişilmiyor valla."
"Lütfen o konuya girmeyelim, hâlâ rüyada gibiyim," dedim ellerimi yüzüme kapatarak.
Nergis yanımda sessizce dururken, bakışları bir ara abime kaydı. Abim de tam o sırada ona bakıyordu. Göz göze geldikleri o kısa saniyede Nergis'in bir anda başını öne eğdiğini ve parmaklarıyla oynamaya başladığını gördüm. Dün geceden beri abimin yanında her zamanki o yırtıcı halinden eser kalmıyordu resmen çıt kırıldım, utangaç bir kıza dönüşüyordu. Abim de onun bu halini fark edince hafifçe boğazını temizleyip bakışlarını hemen duvardaki saate çevirdi. "Ben... içeride babamlara bakayım, valizleri arabaya yerleştirelim artık," diye mırıldandı ve hızla mutfaktan çıktı.
Ömer, abimin arkasından "Kaçma be Yargı, daha karpuz kesecektik!" diye bağırınca mutfakta büyük bir kahkaha koptu.
Metehan tabureden kalkıp yanıma geldi, "Gül bakalım Deniz Kızı, şimdilik eğleniyoruz. Ama yolumuz uzun, valizini iyi hazırla."
"Ben hazırım müstakbel kocacığım, sen asıl kendi derdine yan," dedim gülerek. Mutfaktaki bu neşeli ve samimi an, dün gecenin tüm kötü anılarını hafızamdan tamamen silip süpürmüştü.
***
Mutfaktaki o tatlı kargaşa, içeriden gelen ayak sesleriyle yavaş yavaş son buldu. Ali amcaların kalkmak üzere hareketlendiğini duyunca hep beraber salona doğru geçtik. Kapı önünde tam bir vedalaşma merasimi başladı. Sarılmalar, iyi yolculuklar dilekleri havada uçuşuyordu.
Metehan da üzerindeki takımı hafifçe gevşetmiş, anne ve babasının arkasından kapıya doğru adımlıyordu ki annem önünü kesti.
"Dur bakalım damat bey, nereye böyle?" dedi, yüzünde muzip ve bir o kadar da otoriter bir gülümsemeyle.
Metehan şaşkınlıkla duraksadı. "Eve geçeyim Emine teyze, yani anne... Üzerimi falan değiştireyim."
Annem imalı bir şekilde başını iki yana salladı. "Yahu senin valizin zaten hazır değil miydi, hani öğlen arabaya koymuştunuz Yargı'yla? Dün geceden beri her şeyiniz alelacele zaten. Hem bak, az önce imam nikahınızı da kıydık, artık resmen bu evin bir parçasısın. Gitme hiçbir yere, bu gece bizde kalıyorsun."
Metehan ne diyeceğini bilemeyerek bir bana, bir de arkasından sırıtan babası Ali amcaya baktı.
Annem hiç geri adım atmadan devam etti. "Gece tam ikide yola çıkacağız zaten. Şurada ne kaldı ki? Biz de o saate kadar hazırlık yapacağız, temizlikti, yolluktu derken hepimiz uyanık olacağız. İstersen geç Yargı'nın odasında biraz uyu, istersen salonda bizimle otur. Ama bir yere bırakmam, gece gece seni evden toplamakla uğraşamam."
Ali amca kahkahayı bastı, Metehan'ın omzuna vurdu. "Valla oğlum, Emine teyzen yani kayınvaliden haklı. Hadi, valizin de arabadaymış zaten, hiç git gel yapma."
Metehan, annemin bu kesin ve itiraz kabul etmeyen tavrıyla süt dökmüş kediye döndü. Gergince ensesini kaşıyıp bana doğru baktı, gözleriyle "Beni kurtar" diyordu ama benim de durumdan aşağı kalır yanım yoktu. Başımı "Yapacak bir şey yok" dercesine salladım.
"Eee... Tamam o zaman, kalayım," dedi Metehan gergince gülümseyerek. "Zaten uykum da yok, hazırlıklara yardım ederim."
"Aferin, şöyle söz dinle," diyerek annem onu içeri buyur etti. Nuray teyzeleri uğurlayıp kapıyı kapattığımızda, evde yepyeni ve heyecanlı bir bekleyiş başlamıştı. Gece ikiye kadar bu çatının altında, müstakbel kocamla bizi uzun bir gece bekliyordu.
***
Nergis'ler ve Metehan'ın ailesi gittikten sonra evde sadece bizimkiler ve bir adet "zorunlu misafir damat" Metehan kalmıştı. Gece ikiye doğru yaklaşırken annem mutfakta hummalı bir çalışmaya girişmişti bile. Muğla yolunda acıkırız diye yolluk olarak pişi yapmaya karar vermişti, ondan önce de kek, börek derken tüm yol boyunca galiba aç kalmayacağız.
Metehan mutfak masasının sandalyesine garibim süt dökmüş kedi gibi tünemiş, ellerini dizlerinin üzerine koymuş, annemle beni izliyordu. Arada bana bakıp "Benim burada ne işim var?" der gibi kaş göz yapıyordu ama o zambak şiirinin şokunu hâlâ atlatamadığım için ben ona pek bakmamaya çalışıyordum.
Annem tezgaha büyükçe bir kap çıkarıp arkasını döndü. "Kızım Başak, şu üst raftaki un kavanozunu indir hele, hamuru yoğurmaya başlayayım. Ben de bir Yargı'nın odasına bakıp geleyim, valizine eksik bir şey koydu mu bu çocuk yine, sonra şunu unuttum diye söyleniyor." diyerek mutfaktan çıktı.
Ben parmak uçlarımda yükselerek üst raftaki büyük cam un kavanozuna uzanmaya çalıştım. Ama boyum sınırda kalıyordu, parmaklarım kavanozun kenarına değiyor ama kavrayamıyordum.
"Bırak Deniz Kızı, boyun yetmiyor," diye bir ses duydum arkamdan. Metehan oturduğu sandalyeden kalkmış, yanıma gelmişti.
"Yoo, alabilirim ben," diyerek inat ettim ve kendimi biraz daha yukarı doğru zorladım. Tam o sırada kavanoz yerinden oynadı ama dengesini kaybetti. Metehan refleksle beni belimden tutup tezgaha doğru sabitlerken, diğer eliyle de düşen kavanozu havada yakalamaya çalıştı.
İşte ne olduysa o saniyede oldu. İkimizin de sakarlığı tutmuştu. Kavanozun kapağı havada gevşeyip açıldı ve içindeki un, adeta bir kar fırtınası gibi ikimizin de başından aşağı boca oldu.
Şokla gözlerimi kırpıştırdım. Metehan'ın o jilet gibi saçları, kirpikleri ve üzerindeki siyah tişörtü bembeyaz un içinde kalmıştı. Benim de saçlarımın önü ve yüzüm tamamen una bulanmıştı. Birkaç saniye birbirimizin bu komik, hayalet gibi haline bakakaldık.
Metehan gözlerini kırpıştırıp bana baktı, ardından yüzünde o kocaman, içten gülümsemesi belirdi. O gülünce ben de kendimi tutamadım ve mutfakta ikimizin kısık sesli kahkahası yankılandı. Metehan elini kaldırıp, parmak ucuyla yanağımdaki unu hafifçe sıyırdı. Gözleri gözlerime kenetlendiğinde, mutfağın o un kokan havası bir anda ısınmış gibi hissettim. Kalbimin yine o saçma ritimle hızlandığını duyabiliyordum. O kadar yakındık ki, nefesi yüzüme çarpıyordu. Neler oluyor, gözleri çok güzelmiş be, hele ki o gülüşü...
Ben onu izlerken birden mutfak kapısı açıldı. "Yargı hazırmış..." diye içeri giren annem, eşikte donakaldı.
Annemin sesini duymamızla ikimiz de sanki suçüstü yakalanmış gibi panikle ve utanarak birbirimizden ayrıldık. Yanaklarımın altından alev yükseldiğine yemin edebilirdim. Metehan ellerini birbirine kenetleyip köşede durdu. Ne düşünüyordu acaba o kadar merak ediyordum ki şuan.
Annem elini beline koyup önce una belenmiş tezgaha, sonra da bembeyaz olmuş ikimize baktı. Yüzünde kocaman bir aydınlanma belirdi ve "Amaan! Tüm un dökülmüş yollara desene!" diyerek gür bir kahkaha attı. "İlahi çocuklar, her yer un olmuş. Hadi bakayım, ikiniz de doğru duşa. Bu halde arabaya binemezsiniz."
Annem hemen mutfaktan çıkıp koridora seslendi. "Yargı! Getir oğlum oradan temiz kıyafetlerinden bir takım!"
Abim odasından bağırdı. "Tamam!" Odasından elinde bir takım kıyafet ile mutfağa geldi. İlk bana sonra da Metehan'a baktı. Yüzünde alaylı bir gülümseme geçti. "Ne bu haliniz?"
Ben parmaklarıma bakarken masumca cevapladım. "Un döküldü."
Abim kahkahasını tutarak başını salladı. "Tamam, al bakalım Metehan." Metehan kıyafetleri alıp mutfaktan sıvışarak banyoya doğru giderken gergince gülümsedi. Arkasından bakıp derin bir nefes aldım. Üzerimdeki unları silkelemeye çalışırken içimden, Bu Muğla yolculuğu gerçekten unutulmaz olacak, diye geçirdim. O çıktıktan sonra sıra bendeydi.
Herkes hazır olduğunda Muğla gezimiz resmen başlamış oldu. Arabaya yerleşirken Babam sürücü koltuğuna, annem yanına arkaya da abim ben ve Metehan oturmuştuk. Arabamızın içi yeterince genişti rahatlıkla sığmıştık.
🐚
5. Bölümün sonu!
Bölüm etkileşimi
