2. bölüm / 12
Dava DosyasıMisafir
Bölümler 12Şu an: Misafir
- 1 Yanlış Dosya296 kelime
- 2 Misafir635 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Misafir'in Anlatımı1.026 kelime
- 4 400 km/s Hızla1.094 kelime
- 5 Hayata Bağlanma Nedenim1.040 kelime
- 6 Depo943 kelime
- 7 Siyah'ın Turuncusu1.098 kelime
- 8 Ağız Alışkanlığı1.610 kelime
- 9 Güven950 kelime
- 10 Bariyer930 kelime
- 11 AŞK1.047 kelime
- 12 Açık Kartlar1.047 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1. BÖLÜM
Bugün günlerden 27 Mayıs, saat 05.30'du. "Kimsenin umurunda bile değilim sanıyordum," diye düşünürken kapının önüne geldim.
Kapının deliğinden baktığımda kumral, uzun boylu bir çocuk vardı. Başka birine gelmiştir diye düşündüm.
Kapıya sırtımı döndüm ki kapı ikinci kez çaldı. Bu çocuk benden ne istiyordu? Gözüm halıda yayılmış Cımbız'a kaydı.
İçimden şunları dedim: "Senden başka kimsem yok, biliyorsun değil mi? Neyse, adam kapıda ağaç oldu," diyerek kapıyı açtım.
Çocuk ile bir dakika bakıştık, değişik bir şekilde sırıttı.
Şöyle dedi: "Ben karşı komşunuz Baran. Biliyorum, eve hediye yemek ve benzeri şeyleri diğer komşular getirir ama sizinle tanışmak istedim."
Birde dış kapını orda arkanızdaydım hiçte fark etmediniz dalgındınız sanırım dedi.
"Bir de dış kapının orada arkanızdaydım, hiç de fark etmediniz. Dalgındınız sanırım," dedi.
Ben de çocuğa alttan baktım ve "Adam zürafa herhalde, bu ne boy bos... Allah neler yaratıyor," dedim ki içimden söyleyeceğime onun duyacağı şekilde fısıldamıştım.
Baran gülmek ve öksürmek arasında meydan savaşı yaparken ben hâlâ çocuğu inceliyordum.
Ve Baran'ın o sırıtışı ile bana, "Ben uzun değilim hanımefendi, siz birazcık kısa olabilir misiniz?" dedi.
Ve cümlesine devam etti: "Sizin için kek yaptım, becerebildiğim kadar," dedi.
"Beni içeri buyurmaz mısınız?" dediğinde...
Benim kafama daha armut düşmüştü, hatta ve hatta dağ bayır düştü de ben daha yeni aydınlandım.
"T-tabii gelebilirsin," dedim ve biraz geri çekildim.
Ama içime hâlâ güven problemleri ve yaşadığım sıkıntılı anlar geldi. Ama artık her şey için çok geçti.
Adam evin içindeydi!
Ve onu kısa koridorun sonundaki mutfak ve salonun birleşik olduğu odaya doğru yönlendirdim.
"Küçük Hanım, isminizi bağışlar mısınız?" dedi nazik ve kibarca.
Ben de "Tabii ki Zürafa Bey, Besre," dedim.
O sırada evimin en güzel parçalarından olan toz pembe koltuğuma oturdu.
"Demek Besre... Anlamı ne ve bu kadar güzel bir ismi nasıl bulmuşlar?"
"Şey, anlamı 'pamuk gibi bembeyaz ve yumuşak bir taş' anlamına geliyormuş bildiğime göre," dedim ve sustum.
Baran bir kez daha sorusunu tekrarladı. "Bu ismi kim koymuş ve nasıl böyle bir isim bulmuşlar?" dedi.
"Bilmiyorum. Annem ve babam ben küçükken ölmüşler. Bana anneannem bakıyordu ama beş yıl önce öldü."
"B-ben bilmiyordum, gerçekten çok üzgünüm."
"Sorun değil," dedim.
Ve yaptığı çikolatalı keki borcamda kesip bir tabağa koydum ve yanına oturdum.
"Eee, senin hangi tecrübelerin var?
Yaşın kaç? Okulunu ne zaman bitirdin? Boyun falan kaç, ne işte çalışıyorsun, soyismin ne?" diye sözümü bitirdiğim anda...
Baran, "Taramalı tüfek misin kızım sen! İş görüşmesinde gibi hissettim Küçük Hanım."
"Şey, ben merak ettim de... Birazcık abartı mı oldu sanki?"
"Hayır tab- yani biraz olabilir. Ama merak etmişsin, cevaplayayım," dedi.
"Tecrübem var mı bilmiyorum ama çiçek yetiştirmeyi çok severim.
Gelelim ikinci sorumuza: "Yirmi altı yaşındayım. Okulu yirmi iki yaşımda bitirdim."
" Gelelim beni zürafa yapan boyuma Küçük Hanım, boyum 1,94."
"Oha, çüş! Zürafa, dinozor!" diyerek böldüm soru cevaplamasını.
"Yani birazcık azıcık uzun geldin de..." dedim utanarak.
"Hadi öyle olsun, sorularına devam edelim, seni merak ta bırakmayalım," dedi. Gene o sırıtışı yapmıştı.
Kafamı "olur" anlamında yukarı aşağı salladım.
"Ben polisim, kaçakçılık ve organize suçlarla ilgileniyorum. Ve son olarak soyismi-"
"Aaa Cımbız, hoş geldin annem! Bak bu bizim yeni karşı komşumuz Baran abi, yani deve boylu annecim."
"Kedin mi vardı?"
"Evet."
"Ne güzel tesadüf, benim de... Hem de ikiniz de turuncusunuz, aynı portakalı andırıyorsunuz. Bir de benim de kedim var, bir gün tanışırlar belki."
"Olabi-"
"Bir dakika Küçük Hanım."
(Telefon çalar)
"Evet abi, tamam ben geliyorum hemen. Beş dakikaya oradayım."
"Benim acilen gitmem gerek Küçük Hanım, ama burada kalıp senin sorduğun soruları sabaha kadar cevaplamak isterdim," derken göz göze geldik ve kahverengi gözlerimiz birbirini buldu. Ama bu anı Cımbız miyavlayarak bozdu.
Ve Baran telefonunu kot pantolonunun arka cebine sıkıştırdı.
Ve giderken, "Kekin çok güzeldi Zürafa Bey!" diye seslendim.
"Teşekkürler Küçük Hanım," dedi.
Ve merdivenleri üçer beşer indi, motor sesi duyuldu.
Ve uzaklaştı... Yoksa bu çocuğun motoru mu vardı?
Hem çok yakışıklı hem de motoru var, hem de kedisi...
Allah'ım sen benim kalbime sahip çık, çünkü ben çıkamayacağım.
BÖLÜM SONU
Bölüm etkileşimi
