17. bölüm · CEHENNEMİMDE YERİN VAR

Gizli Gardlar

Buse

İso’nun dünkü kavganın orada bittiğini sanıp sanmadığımızı soran o kışkırtıcı çıkışına karşı dik duruşumu bozmadım. Ona haddini bilmesini, o yarım bıraktığı lafları tek tek yutturacağımı söylediğimde sınıftaki gerilim bıçak sırtı bir hal almıştı. İso ve Oruç, gözlerindeki o hazmedemeyen öfkeyle birlikte sert adımlarla arkadaki sıralarına doğru çekildiler. Onların gidişini izlerken parmaklarımı sıranın kenarına bastırıp sakinleşmeye çalışıyordum. Tam o sırada sınıfın kapısı aralandı ve içeri giren nöbetçi öğrenci, matematik hocasının acil bir toplantı nedeniyle gelemediğini, dersin boş olduğunu duyurdu.Haberin verilmesiyle sınıfta bir rahatlama dalgası yayılırken, ön sıramızda oturan Okan ve Kağan aniden bize doğru döndüler. Okan, dünkü kavganın hırsıyla gözlerini karartmış bir şekilde doğrudan yüzüme baktı. "Kızlar, hazır hoca da yokken sizinle konuşmamız lazım," dedi sesi gayet net ve ciddi çıkarken. Kağan da masaya doğru eğilerek söze girdi: "Aynen öyle. Dün o bahçedeki maçta bize karşı takındıkları tavrı gördünüz. Arkalarındaki güce güvenip herkesi ezebileceklerini sanıyorlar. Onların bu okulda estirdiği havayı bozmak gerekiyor. Biz buradayız, ne olursa olsun geri adım atmayacağız." Okan ve Kağan'ın dünkü mevzudan dolayı hırslanmış ve ezilmeyi kabul etmeyen bu dik duruşu, aramızdaki ortak öfkeyi tetiklemişti.Ancak bu hararetli konuşma arkadaki sıraların gözünden kaçmadı. İso ve Oruç, bizim Okan ve Kağan’la böyle yakın ve hararetli bir şekilde konuştuğumuzu görünce oturdukları yerden hızla kalktılar. İso’nun yüzündeki o kas katı kesilmiş ifade ve gözlerindeki ani değişim, bizi o çocuklarla bir arada görmeye dayanamadığını açıkça belli ediyordu. Saniyeler içinde yanımıza gelip Okan ve Kağan’ın tepesine dikildiler. İso, sesindeki o gizleyemediği kıskanç tınıyı sert bir üslupla örterek konuştu:— Hayırdır lan? dedi İso, doğrudan Okan ve Kağan’a bakarak. — Siz dün bahçede aldığınız dersle doymadınız mı da bugün yine bizim muhatap olduğumuz insanların etrafında dönüp duruyorsunuz? Ne konuşuyorsunuz siz bizim arkamızdan?Okan hiç altta kalmadı. Oturduğu sıradan hızla ayağa kalkarak İso’nun tam karşısında dikildi. "Hayırdır asıl sana lan!" diye çıkıştı Okan, sesini yükselterek. "Dün sahada yarım kalan bir mevzu varsa buyur şimdi halledelim. Kimsenin kimseden kaçtığı yok. İstediğimizle konuşur, istediğimiz yerde dururuz. Sana mı soracağız?" Kağan da hemen Okan’ın yanında yerini alıp Oruç’un üzerine yürüdü. "Aynen öyle, ses tonuna dikkat et Furtuna. Bu okul sizin tapulu malınız değil," diyerek dünkü kavganın hırsını sınıfa taşıdı.Sınıftaki herkes ayağa kalkacak boyuta gelen bu yeni sürtüşmeyi nefesini tutarak izlerken, İso Okan’ın bu sert çıkışıyla bir an duraksadı. Gözleri Okan’dan kayıp doğrudan beni buldu. Bizi korumak için öne atılan bu çocuklara karşı içindeki o vahşi sahiplenme ve kıskançlık duygusu adeta yüzünden okunuyordu. Ancak bunu açıkça belli etmek yerine, kurnazca bir hamle yapmayı seçti. İso, arkasındaki Oruç’u da yanına alarak Okan ile Kağan’ı sertçe omuzlarından geriye doğru iterek araya mesafe koydu. İso, gözlerini benden ayırmadan doğrudan bana ve Aleyna’ya hitaben konuştu, ama amacı Okan’ları bizim gözümüzde kötülemekti:— Fadime, Aleyna... Siz buraya yeni geldiniz, kimin ne olduğunu bilmiyorsunuz, dedi İso, sesindeki o gizli kıskançlığı bastırmaya çalışıp bizi uyarır gibi yaparak. — Yanınıza gelip böyle dürüstlük taslayan Okan ve Kağan çok tekin insanlar değiller. Bu okulda arkalarından dönen işleri, kimleri yarı yolda bıraktıklarını biz çok iyi biliriz. Yani bence kiminle yan yana durduğunuza dikkat edin, kendinizi harcatmayın.Oruç da hemen İso’nun sözünü devralarak Aleyna’ya doğru bir adım attı. Gözlerindeki o sahiplenici bakışı saklamaya çalışarak fısıldadı: "İso haklı. Bunların derdi dünkü maçın kuyruk acısı, sizi de kendilerine piyon etmeye çalışıyorlar. Bu iki sahtekarla takılmak size bir şey kazandırmaz. Kimin tekin olup olmadığını zamanla anlarsınız ama iş işten geçmiş olur."İso ve Oruç’un, Okan ile Kağan’ı tamamen saf dışı bırakmak ve bizi onlardan uzak tutmak için attığı bu "tekin değiller" iftirası, içlerindeki o derin sahiplenicilik ve kıskançlık krizinin en büyük kanıtıydı. Bizi başkalarından sakınmak, kendi alanlarında tutmak için resmen strateji yapıyorlardı. Yerimden yavaşça doğruldum, İso’nun tam karşısına geçip dudaklarımı hafifçe kıvırdım. Gözlerinin en derinine baktım:— Kimin tekin olup olmadığını, kimin arkasından ne işler çevirdiğini çok iyi görebiliyorum İso Furtuna, dedim, sesime iğneleyici bir ton katarak. — Ama senin şu an gelip bana başkalarını kötüleme çaban... Bana hiç de sadece bir 'uyarı' gibi gelmedi. Altındaki asıl sebebi merak etmeli miyim?İso, bu imalı sorum karşısında duraksadı. Göz bebekleri büyüdü, kibrine yediremediği o garip kıskançlık duygusu boğazına düğümlendi. "Sadece bu okulun kurallarını hatırlatıyorum," diyerek geçiştirmeye çalıştı ama bakışları her şeyi itiraf ediyordu. Kurduğumuz o intikam girdabı, onların bu gizli sahiplenme krizleriyle yavaş yavaş büyüyordu.