11. bölüm · CEHENNEMİMDE YERİN VAR

Bahçedeki Gösteri ve Sınırlar

Buse

Bahçenin en kalabalık köşesinde, her zamanki büyük çınarın altında Oruç ve İso yan yana duruyordu. Ancak bu sefer yalnız değillerdi. Okulun en gözde kızlarından Buse ve Melis, iki gencin etrafını sarmıştı. Buse, Oruç’un koluna hafifçe dokunarak kahkahalar atıyor; Melis ise İso’ya doğru eğilmiş, elindeki telefondan bir şeyler göstererek neşeyle konuşuyordu.Oruç ve İso, dün kütüphanede takındıkları o durgun ve düşünceli tavırdan tamamen sıyrılmış gibiydiler. İso, Melis’in anlattığı bir şeye gülerek karşılık veriyor, etrafındaki diğer kızların hayran bakışları altında bu popülerlik gösterisinin tadını çıkarıyordu. Oruç da Buse’yle oldukça yakın ve samimi bir sohbete dalmıştı. Dün kütüphane masasında yaşanan o derin, dürüst anlar sanki hiç var olmamış gibiydi.Aleyna, Oruç ve İso’nun kızlara gösterdiği bu yakınlığı gördüğünde adımları istemsizce yavaşladı. İçinde ani bir sıkışma hissetti. Dün o çocukların gözlerinde gördükleri o savunmasız, geçmişin acısını taşıyan adamların yerinde şimdi bambaşka, ulaşılamaz iki popüler figür duruyordu."Fadime," dedi Aleyna, sesini gizlemeye çalışarak. "Şuraya bak... Dün kütüphanede bize o lafları söyleyen adamlar şimdi kimlerle, nasıl eğleniyor. İkisi de o kızlara ne kadar yakın. Bizim planımız... galiba gerçekten çok zor olacak. Onların dünyası tamamen bu kalabalıktan ibaret."
Maskelerin Çarpışması
Fadime, Aleyna’nın kolunu sıkıca tuttu ve onu doğrudan binanın girişine doğru yönlendirdi. Gözlerini bir an bile İso ve Oruç’un olduğu tarafa çevirmedi ama yüzündeki o kararlı ifade daha da keskinleşmişti."Gördüm," dedi Fadime, merdivenleri çıkarken sakin ve kendinden emin bir sesle. "Ve tam da beklediğim şey bu. İkisinin de o kızlara bu kadar yakın davranması, dün kütüphanede açtığımız o küçük çatlaktan kaçma çabası. Kendilerini korumaya alıyorlar. Güvende hissettikleri alana, yani etraflarında pervane olan kızların yanına dönüyorlar çünkü bizim o dürüst ve dik duruşumuz onların ezberini bozdu."Sınıfa girdiklerinde, birkaç dakika sonra arkalarından Oruç, İso, Buse ve Melis dörtlüsü de içeri girdi. Kızlar, çocukları sıralarına kadar geçirirken sınıftaki diğer öğrenciler de onları izliyordu. Buse, Oruç’un sırasının kenarına oturup sohbeti sürdürürken; Melis de İso’nun sırasına yaslanmış, ona bir şeyler anlatmaya devam ediyordu. İso, gözlerini ön sırada oturan Fadime’ye dikmişken, Melis’e sadece kafa sallamakla yetindi.Fadime ve Aleyna arkalarına dönmedi, önlerindeki defterlerle ilgilenmeye başladılar. Onlara bu kozu vermeye niyetleri yoktu. Oruç ve İso ise kızların bu mutlak umursamazlığı karşısında içten içe rahatsız oluyorlardı. Etraflarındaki bütün kızlar onların tek bir gülüşü için yarışırken, bu iki Koçarı kızının onları tamamen yok sayması, içlerindeki o huzursuzluğu daha da gizemli kılıyordu.
Tuzağın Gerçek Yüzü
Öğlen zili çaldığında, Buse ve Melis yine çocukların yanındaki yerini almıştı. Fadime ve Aleyna sınıftan çıkmak için ayaklandıklarında, İso sırasından kalkıp kapıya doğru yöneldi ve tam kapı ağzında Fadime ile karşı karşıya geldi. Oruç da hemen arkasındaydı.İso, yanındaki Melis’in varlığından güç alırcasına kibirli bir gülüş yerleştirdi yüzüne. "Ödevi teslim ettim," dedi Fadime’ye tepeden bakarak. "Yani artık kütüphanede falan buluşmamıza gerek kalmadı."Melis arkadan hafifçe gülerken, Fadime yerinden bir santim bile kıpırdamadı. Gözlerini doğrudan İso’nun gözlerine dikti; ne bir kıskançlık, ne bir öfke, sadece derin bir küçümseme vardı bakışlarında."Çok iyi yapmışsın İso," dedi Fadime, sesini tüm sınıfın duyabileceği kadar net ve umursamaz tutarak. "Böylece birbirimizin yüzünü daha az görmek zorunda kalırız. İkinize de etrafınızdaki bu kalabalıkla iyi eğlenceler."Fadime, Aleyna’nın elini tutup yanlarından geçip giderken, İso’nun yüzündeki o kibirli gülüş bir anda dondu. Oruç ise kapıda durmuş, Aleyna’nın arkasından bakarken içindeki o gerilimin büyüdüğünü hissetti. İki kız, etraflarındaki onca popülerliğe ve yakınlığa rağmen, Fırtına’nın bu iki ulaşılamaz gencini kendi sessizlikleriyle sınamaya devam ediyordu