22. bölüm · CEHENNEMİMDE YERİN VAR
Ateşle Oynamak
Okul çıkış zili koridorlarda yankılandığında, kantindeki o fısıltı gazetesi çoktan tüm binayı sarmıştı. Herkes Furtuna kardeşlerin çıkışta kiminle olacağını görmek için yavaş hareket ediyor, adeta adımlarını sayıyordu. Sınıfın kapısında beliren İso ve Oruç, çevrelerindeki meraklı bakışları tamamen görmezden gelerek doğrudan bizim sıramıza doğru yürüdüler.Aleyna çantası omuzunda, yüzünde o az önce kuşandığı uysal ama büyüleyici maskeyle ayağa kalktı. Oruç, yanına ulaştığı an elini korumacı bir tavırla Aleyna’nın beline hafifçe yerleştirdi. Aleyna’nın gözlerinde bir anlığına Oruç’un asla fark edemeyeceği kadar keskin, buz gibi bir nefret dalgası gelip geçti. Bu çocuk, her şeyi kontrol ettiğini sanırken aslında kendi sonunu hazırlayan bir piyondu; Aleyna’nın içindeki köklü intikam duygusu, onun bu sahiplenici tavrıyla daha da bilendi.İso ise tam karşımda durmuş, okyanus mavisi gözleriyle doğrudan bana bakıyordu. "Hazır mısın, Fadime?" diye sordu, sesindeki o sert ton benimle konuşurken tamamen yumuşuyordu."Hazırım," dedim. Az önce kendi içimde yaşadığım o anlık duraksamayı tamamen zihnimin karanlık odalarına gömmüştüm. Parmaklarımın ucundaki o sahte sıcaklık yerini yeniden Koçarı ailesinin o amansız, tavizsiz nefretine bırakmıştı. İso elini uzattığında, bu kez hiç tereddüt etmeden elimi onun avucuna bıraktım. Ama bu bir teslimiyet değil, kurbanını uçuruma doğru çeken bir avcının ilk hamlesiydi.Okul kapısından çıktığımızda, bahçedeki yüzlerce göz üzerimize dikildi. Cuma günü okul koridorlarında fırtınalar koparan, ulaşılamaz Furtuna ikizleri, şimdi yanlarında bizlerle, herkesin gözü önünde yürüyordu. İso’nun parmakları elimi daha da sıkı kavradığında, içimden sadece şu cümleyi geçiriyordum: Kibriniz ne kadar büyükse, düştüğünüzde çıkacak ses de o kadar yüksek olacak.Oruç ve İso’nun siyah, lüks arabalarının yanına vardığımızda Oruç ön kapıyı Aleyna için açtı. Aleyna, arabaya binerken Oruç’un gözlerinin içine bakıp hafifçe gülümsedi. "Teşekkür ederim," dedi sesi adeta bir melodi gibi pürüzsüzdü. Ancak kapı kapandığı an, dikiz aynasından bana yansıyan gözlerindeki o soğuk, hesapçı bakış, nefretinin milim eksilmediğinin en büyük kanıtıydı.İso da benim için kapıyı açıp, ben bindikten sonra sürücü koltuğuna geçti. Arabanın içindeki sessizlik, motorun homurtusuyla bölündü. İso, arabayı çalıştırıp okul bahçesinden çıkarken dikiz aynasından arkada kalan kalabalığa baktı, ardından bana döndü."Artık," dedi İso, yüzünde gururlu bir tebessümle. "Bu okulda da bu şehirde de arkanda kimin olduğunu herkes çok iyi biliyor. Kimse sana ya da Aleyna’ya yaklaşmaya cesaret edemez."Yüzüme, onun duymak istediği o hayranlık dolu tebessümü yerleştirdim. "Biliyorum, İso. Senin yanındayken kendimi fazlasıyla güvende hissediyorum," diye fısıldadım.Sözlerim onun gururunu okşarken, arkama yaslanıp camdan dışarıyı izlemeye başladım. İçimdeki intikam ateşi, onun bu körü körüne güveniyle daha da harlandı. Bizim güvenliğe değil, onların tamamen yıkılışına ihtiyacımız vardı. Maskelerimiz yüzümüze tam oturmuştu ve bu sahte aşk oyununun son perdesinde, her ikisi de kendi elleriyle kurdukları bu cehennemde yanacaklardı.Araba şehrin loş ışıklı caddelerinde ilerlerken, içindeki sessizlik dışarıdaki dünyanın gürültüsünü tamamen gölgeliyordu. İso, direksiyonu tek eliyle rahat bir şekilde kavramış, ara sıra bana doğru dönerek yüzündeki o korumacı, sahiplenici ifadeyi tazeliyordu. Onun bu pervasız özgüveni, içimdeki o buz gibi nefret duvarına çarpıp un ufak oluyordu. Karşımda oturan bu çocuk, Koçarı ailesinin geçmişine, çektiklerimize ve içimizdeki o köklü öfkeye dair en ufak bir fikre sahip değildi. Kendisini bir kurtarıcı sanıyordu; oysa sadece kendi sonuna doğru sürüklenen bir kurbandı."Sessizsin," dedi İso, kırmızı ışıkta durduğumuzda tamamen bana dönerek. Okyanus mavisi gözlerinde, az önce okul bahçesinde sergilediği o sert adamdan eser yoktu. "Bir şeyler mi düşünüyorsun?"Yüzümdeki maskeyi milimetrik bir hesapla yeniden kuşandım. Bakışlarımı hafifçe aşağı indirip, utangaç ama ondan etkilenmiş bir genç kız rolüne büründüm. "Sadece... Her şeyin bu kadar hızlı değişmesi garip geliyor," dedim, sesime hafif bir titreme katarak. "Okuldaki herkesin gözü üzerimizdeydi. Bu durum beni biraz geriyor."İso hafifçe güldü, elini vitesin üzerinden kaldırıp tekrar elimin üzerine koydu. O an tenime yayılan sıcaklık, içimdeki intikam arzusunu söndürmek bir yana, bir odun gibi daha da harlandı. "Girmesin," dedi güven veren bir sesle. "Ben yanındayken o okuldaki ya da bu şehirdeki hiç kimse sana yan gözle bile bakamaz. Bunu o kibirli kafalarına kazıyana kadar da durmam.""Sana güveniyorum," diye fısıldadım, gözlerinin içine bakarak. Bu kelimeler dudaklarımdan dökülürken içimde yankılanan tek şey, onun bu sarsılmaz güvenini ellerimle paramparça edeceğim o anın sabırsızlığıydı.Aynı saatlerde, şehrin diğer yakasına doğru ilerleyen Oruç’un arabasında da benzer bir tiyatro sergileniyordu. Aleyna, camdan yansıyan siluetine bakarken, yanındaki adamın ona duyduğu o vahşi hayranlığı çok net görebiliyordu. Oruç, onun her hareketini, her nefes alışını izliyor, Aleyna’nın tuzağına her saniye daha da derinden batıyordu. Aleyna’nın yeşil gözlerindeki o amansız nefret, Oruç’un sahte dünyasını yakıp yıkacak bir kıvılcım gibi parıldıyordu.İso arabayı evimin sokağında durdurduğunda, motorun sesinin kesilmesiyle sokaktaki sessizlik arabanın içine doldu. Kapıyı açmak için hamle yaptığımda İso beni durdurdu."Fadime," dedi, sesi bu kez her zamankinden daha ciddi ve derinden geliyordu. "Yarın sabah seni yine ben alacağım. Artık ayrı gayrı yok."Ona son kez, gecenin karanlığında bile parıldayan sahte bir tebessüm sundum. "Tamam," dedim yumuşakça. "Yarın görüşürüz."Arabadan inip apartmanın kapısına doğru yürürken arkamdan gelen motor sesini dinledim. İso uzaklaşırken, yüzümdeki o uysal tebessüm anında silindi, yerini Koçarı kızının o tavizsiz, soğuk ifadesine bıraktı. Telefonumu çıkarıp Aleyna’ya tek bir cümlelik mesaj attım:“İlmek boyunlarına dolandı, şimdi sadece doğru anı bekliyoruz.”
