"HERŞEY YOLUNDA, SANIRIM"

Vaveyla Yazarı: Ecrin İkra Anılan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: "HERŞEY YOLUNDA, SANIRIM"

Her zamanki gibi bir gündü. Çalıştığım hastaneden çıktım, eve gitmek için arabama bindim. Yolda Güneş arayıp çikolata istediğini söyledi. Ben de tabii ki deyip onu kırmadan marketin önünde durdum ve ona istediğini aldım. Ayrıca anneme, babama ve kendime de atıştırmalıklar aldım. Ödeyip arabama bindim ve eve vardım.

Annemin ve babamın evde olmadığını gördüm ama bu durumu garipsemedim; dışarı çıkmak isteyebileceklerini düşündüm. Güneş’le beraber oturup aldıklarımızı yedik ve bir film açtık. Aradan iki saat geçtikten sonra annem ve babamın eve geldiklerini gördüm. Onlara nerede olduklarını sormadım, Güneş de bilmiyordu sanırım. Birkaç dakika sonra Güneş dayanamayıp,

“Anne, neredeydiniz?” diye sordu.

Annem, “Marketteydik tatlım, akşam yemeği için malzemeler aldık,” dedi.

Biz de çok umursamayarak kardeşimle beraber odaya geri çıktık ve filme devam ettik. Birkaç saat sonra annem,

“Yemek hazır, kızlarım!” diye seslendi.

Güneş’le koşarak aşağı indik. Gerçekten de harika bir tavuk yemeği karşımızda duruyordu. Bugün hastanede çok yorulmuştum. Bu aralar hemşirelik beni gerçekten yıpratıyordu, neyse ki mesleğimi seviyordum. Yemekte günümüz hakkında konuşup sohbet ettik.

Yemekten sonra odama çekildim ve biraz arkadaşlarımla konuştum. Saat 10 olmuştu. Çok geç olduğunu düşünüp yatmaya hazırlandım. Sabah erken kalkıyordum sonuçta. Pijamalarımı giydim, yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım derken daha çok uykum geldi. Evdekilere iyi geceler deyip uyudum.

Sabah uyandığımda, kahvaltıya çağırmak için annemin kapıda olduğunu gördüm.

“Gece, hadi, hızlıca kahvaltıya!” dedi.

Hemen mutfağa indim. Herkes kahvaltıya oturmuştu, galiba biraz geç kalmıştım. Hızlıca kahvaltımı yapıp hazırlanmaya başladım. Üniformamı ve eşyalarımı alıp hastaneye gittim. Bugün 8 saatlik vardiyam vardı. Sabah saat 06.30’da kalkıp 08.00’de hastanede oluyordum. Bugün de öyleydi.

Arabamla hastaneye vardığımda yine o doktoru gördüm. Beyaz üniforması, aynı benim gibi simsiyah saçları, kirli sakalı, kaslı vücudu ve dirseklerine kadar sıyrılmış kolları ile ellerinde hastaların dosyalarını tutuyordu. Gerçekten bana çok yakışıklı geliyordu ama bana bakacağını düşünmüyordum. Yanından geçip hemşire odasına gittim, eşyalarımı bırakıp hastalarla ilgilenmeye başladım.

İlk hastam yaşlı bir amcaydı. Şikayetini sordum.

“Öksürüyorum, karnım ağrıyor hemşire kızım. Bana bir ilaç yaz, hemen iyileşeyim. Evde çocuklarım var, onlara ekmek götürmeliyim,” dedi.

Bu söz bana o kadar dokunmuştu ki… Bu yaşta amcanın evde dinlenmesi gerekirken çalışması gerçekten çok üzücüydü. Steteskop, ilaç, iğne derken vardiyam bitmişti. Eve dönüyordum. Neyse ki hafta sonlarım tatildi. Rahatladım ve yorgun bir şekilde arabayla evin yolunu tuttum.

Bu günlerin hepsi birbirine benziyordu. Her şey sıkıcı ve yorucuydu. Olacaklardan habersiz içimden,

“Keşke heyecanlı ve gizemli bir olay olsa,” dedim.

Keşke demeseydim… Ama artık yapacak bir şey yoktu, olan olmuştu. Neyse, güne devam edeyim. Eve vardım, bu sefer herkes evdeydi. Normalce oturuyorduk. Yemek, dizi, kitap, çalışma derken yine günüm bitmişti.

Güneş bugün çok fazla odasından çıkmamıştı ve suratı asıktı. Onunla konuşmak için odasına gidip kapıyı çaldım.

“Gir,” dedi.

Odasına girip yatağa oturdum.

“Canını sıkan bir şey mi var, Güneş?” dedim.

Kafasını salladı ama bir şey olduğu besbelliydi. Biraz daha üsteleyince,

“Sınıfımdaki bazı kızlar benim dış görünüşüm hakkında dalga geçiyorlar ve bunu sınıfın önünde yapıyorlar,” dedi.

Oysa o kadar güzeldi ki… Sarı saçları, ela ve bal rengi gözleri gerçekten bir diziden fırlamış gibiydi. Büyük ihtimalle sınıfındaki o kızlar Güneş’i kıskanıyordu. Keşke bunu kendisi de anlayabilse…

“Pazartesi okuluna arabamla gelip herkese haddini bildirip yerlerde süründürmemi ister misin?” dedim.

O da, “Ya benimle dalga geçerlerse?” diye sordu.

O benim gibi değildi. Ben isteklerimi anında yerine getirirdim ve kimse bana ne karşı gelebilir ne de beni ezebilirdi. Güneş ise çok kırılgan, her şeye üzülen, çok dramatik biriydi. Bunu ona söylemeyi hiç istemesem de saftı, kendini kullandırtırdı ve bunun farkında bile değildi.

Galiba ikimiz de isimlerimiz gibiydik.

Ona, “Kimse seninle bir daha dalga geçemeyecek. Asla ama asla,” dedim.

Bana sarıldı, ben de ona sarıldım. Onun aksine sarılmayı pek sevmezdim. Ve yine ona zıt olarak, saçlarım bir karanlık gibi simsiyah, gözlerim ise kahverenginin en koyu tonuydu. Ben kendimi çok seviyordum, tabii ki.

Sarılmadan sonra odama gidip hazırlandım ve uyudum.

---

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 3beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.