3. bölüm / 6
Bu geçmişin gerçeği ne?"BUDA NE ANLAMA GELİYOR"
Bölümler 6Şu an: "BUDA NE ANLAMA GELİYOR"
Sabah olmuştu. Ben yorgunluktan hemen uyumuşum. Sabah kalktığımda annem ile babamın evde olmadığını gördüm. Kardeşim Güneş ile bana küçük bir kahvaltı hazırladıklarını gördüm. Yanında da bir not vardı. Nottа, "Kızlarımız, siz güzelce kahvaltınızı yapın. Biz akşama geri döneceğiz. Kesinlikle bir sorun olduğunu düşünmeyin, telaşlanmayın. Biz her türlü güvenlik önlemini aldık. Size asla bir zarar gelmeyecek. Biz de küçük bir araştırma için yola koyulduk. Bunu eve gelince her ayrıntısına kadar anlatacağım. Sakın evden dışarı çıkmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Sizi seviyoruz." yazıyordu.
Ben bunu okurken Güneş uyanmıştı bile. Yanıma gelip, "Abla." dedi. Benim kafam o an, "Neler olmuş olabilir? Ne oldu?" gibi düşüncelerle doluydu. Sonradan Güneş bir kez daha bağırarak, "Abla!" deyince yerimden sıçrayıp ona baktım.
Güneş, "Abla, ne oluyor? Annemler nerede?" dedi. Notu ona verdim. O da okudu. Okuduktan sonra gözleri doldu. Onun neden böyle olduğunu anlamıyordum. Liseye gidiyordu fakat bir ilkokul çocuğu gibi davranıyordu. Ona, "Kahvaltıyı yaptıktan sonra hazırlan, dışarı çıkacağız." dedim.
"Ama abla, annem ile babam dışarı çıkmayın demişti."
"Eğer onların dışarı çıkma hakkı varsa biz niye çıkmayalım?"
Güneş ikna olmuş gibi duruyordu. Kahvaltımızı güzelce yaptık ve hazırlanmak için odalarımıza çıktık. Biraz makyaj yaptım. Dolabımdan çok sevdiğim ve bana şans getireceğini düşündüğüm kırmızı gömleğimi giydim. Bir de siyah İspanyol paça bir pantolon tercih ettim. Üstüme aldığım siyah deri ceket çok havalı duruyordu. Bu işi ben çözecektim.
"Ah, bir de Güneş..." Bunu sesli bir şekilde söylediğimi fark ettim. Onu bu işin içine sürüklemeli miydim, emin değildim. Fakat onu bu olaydan uzaklaştırabileceğimi de sanmıyordum. Neyse, bu düşünceleri bırakıp saçımı biraz düzelttim.
"Bu kadar iyi olmalı mıyım?" Küstahça güldüm. Galiba kendimi biraz beğenmiştim. Sonradan kendime geldim. Olayın ciddiyetine kapıldım hem de hemen.
Sonra aşağıdan, "Yaa hadi abla! Taş oldum burada seni bekleye bekleye!" diye bir bağırış duyunca aşağıya koştum. Güneş’e bakarkenki hayranlığımı saklayamadım. O da bu kadar güzel olmamalıydı.
Başımı iki yana salladım ve hemen o ciddi yüz ifademi takındım. Güneş’e karşı kaba olmayı hiç sevmezdim ama bu konu önemliydi. Her şeye dikkat etmeliydik. Olay, bize bir şey olması değil, annemlerin bizim dışarı çıktığımızı öğrenmemesiydi. Eve sağ salim dönsek bile annemlerin dışarı çıktığımızı öğrenmesi bizim için biri tarafından mermilenmekten daha da fena olabilirdi.
O an Güneş, "Abla, bu kadar düşünceli olmayı bırakıp bana planı anlatır mısın artık?" dedi.
"Şimdi, benim planım annemin ve babamın eski arkadaşlarıyla görüşmek. Çünkü onların da böyle bir olaya tanıklık ettiklerini duymuştum. Sen biliyor musun bilmiyorum ama annemin arkadaşlarıyla konuşmalarını ve yazışmalarını okumuştum. 'Onlar gelecekler. Onlar geldiler.' diye mesajlar vardı. Ama isimleri asla bir yazışmada ya da konuşmada geçmedi. Onlardan bir keresinde 'Gül' diye bahsettiklerini bir duymuştum."
Konuşmamı bitirip boğazımı temizledim. Boğazım kurumuştu. Güneş ise beni ağzı açık bir şekilde dinliyordu. Çok kolay manipüle oluyordu. Bunlar yalan bile olsa inanırdı. Düşünmeyi bırakıp lafıma devam ettim.
O sırada evden ayrılmış, arabama doğru ilerliyorduk.
"Yani, ben bu kadar şey biliyorum. O yüzden arkadaşlarıyla konuşmak bana mantıklı geldi. Ve bence annemler her şeyi biliyorlar, sadece bilmiyorlarmış gibi davranıyorlar. Çünkü hem aşırı tedirgin hem aşırı kızgın hem de aşırı sakinler."
Bunları aynı anda nasıl beceriyorlardı, asla anlayamıyordum. Ya da bize bu yanlarını göstermiyorlardı. Arabaya varmıştık bile. Hemen bindik ve yola koyulduk.
Annemin hangi arkadaşına uğrayacağımıza yolda karar verdik ve geçenki olaylarda ismini gördüğüm Gökçe ablaya gitmeye karar verdik. Onun eşi de Göktuğ abiydi. O da babamla arkadaştı. Gökçe ablaya çok önceden misafirliğe gittiğimizi hatırlıyorum. Onların bir çocuğu yoktu. Sadece ikisi beraber kocaman bir evde yaşıyorlardı. Önceden Gökçe ablanın annesi ve babasının da orada olduğunu annemden duymuştum. Fakat sonradan onlar ölünce o koca malikâne onlara kalmıştı.
Göktuğ abinin annesi ile babası ise Gökçe ablanın annesi ile babasının öldüğü gün ölmüştü. Fakat geçen seneydi. Bunların hepsini çok iyi hatırlıyorum. Tarih hafızam iyidir. Onları unutmam. Fakat başka şeyler için aynı şeyi söyleyemeyebilirim. Bu ölüm olayı yeni aklıma takılmıştı. Fakat bu düşünceyi bir kenara bıraktım. O kadar işin arasında bir de bunun peşine düşemezdim.
Güneş, "Abla, sanki evleri burasıydı, değil mi? Geldik." dedi.
Evet, burasıydı. Yolda düşünürken zaman akıp gitmişti resmen. Arabayı malikanenin önüne park edip arabadan indik. Kapıdaki güvenlikler çok fazlaydı. Gereksiz fazlaydı.
"Merhabalar. Biz Aslıhan ve Arslan’ın kızlarıyız. Gökçe abla ve Göktuğ abiyi görmek istiyoruz. İçeri girebilir miyiz?" dedim.
Güvenlik hemen yüzündeki mikrofon gibi şeyi tuttu ve, "İçeri alalım mı, Göktuğ Bey?" dedi.
Evet, Göktuğ abiyle konuşuyordu. O da içeri alın demişti galiba. Kapılar açıldı ve koskoca malikâneyle göz göze geldik.
Güneş, sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla, "Abla, buraya sanki yeniden ilk defa geliyormuşum gibi hissettim. Bir tarihi eser gibi." dedi.
Nefes alıp, "Eğer başka bir ülkeden buraya gelmiş olsaydım, burayı önemli bir yer sanıp ziyaret bile edebilirdim." dedim.
"Güneş, ciddileş. Biz buraya geldik de kadınla adama ne diyeceğiz? Daha her şeyi doğrulamadık bile. Belki bilerek, kasıtlı yapılan bir şey değildi."
Güneş, bana 'Ben de bilmiyorum.' der gibi baktı. Bunu umursamayıp evin kapısına doğru adım atmaya başladım. Güneş de yanımdan geliyordu. Eksik kalmasın zaten, aman.
Zili çaldım ve kapıyı bir hizmetçi açtı. Bizim evde de hizmetçi vardı. Ama ne evimiz bu kadar büyük ve ihtişamlıydı ne de korumalarımız vardı. Zaten korumamız bile yoktu ki. Sadece sitenin güvenliği vardı, o kadar.
Hizmetçi, "Hoş geldiniz, buyurun. Gökçe Hanım ve eşi Göktuğ Bey içerideler." dedi ve eliyle içeri tarafı gösterdi.
Bence bizi karşılayabilirlerdi, bu kadar soğuk olmalarına gerek var mıydı? Acaba yanlış arkadaşımı tercih etmiştik? İçeri girdik, bayağı bir zahmet de bulunup bizi ayakta karşılamışlardı.
Gökçe abla direkt bize sarıldı: "Ne yapıyorsunuz bakalım küçüklerim?" dedi. Küçüklerim? Ben tam olarak 21 yaşındaydım be! Evet, Güneş küçüktü, ama ben değildim ve buna emindim. Kadın bize dönüp "Ee, anneniz nerede küçüklerim?" dedi, gene o hiç sevmediğim hitap kelimesini kullanmıştı. Ona cevap olarak, "Gökçe abla, annem bizimle gelmedi çünkü onun buraya geldiğimizden haberi yok, hatta o bizi evde biliyor," dememle kadın ve adam şoka girmişti sanki.
Ben 21 yaşında kocaman bir kadındım, bir yere gidip gidemeyeceğime annem mi karar verecekti? Onların daha da şoka girmesini engellemek isterdim ama anlatacaklarım, onları daha da şok edecekmiş gibime geliyordu. Onlara yaşadıklarımızı, hepsini teker teker anlattım. Göktuğ abi bir anda, "Hay s**iyim böyle işi," dedi.
Güneş kendini gülmemek için zor tutuyordu, bu kız hiç ciddi olamayacak galiba. "Biz de sizin ailemle ortak bir arkadaşınızı da aynı durumu yaşadığını duymuştuk, o yüzden size danışmak istedik. Ailemin buna bir cevap vermeyeceğini çok iyi biliyoruz," dedim. İkisininde teni bembeyaz olmuştu, kaskatı kesilmişlerdi. Birkaç dakikadan sonra Göktuğ abi bize, "Çocuklar, evet, sizleri ve ailenizi, annenizi babanızı çok seviyoruz fakat bu konuda sadece aşırı dikkatli olmanız ve ailenizin yanından ayrılmamanızı söylemek dışında başka bir şey yapamam. Kusurumuza bakmayın lütfen," dedi. "Ama neden bu kadar kötü, ne olabilir ki?" "Düşündüğünüzden çok daha kötü bir olay, bu sakın peşine düşmeyin, eğer peşine düşerseniz içine çekilirsiniz," dedi Gökçe abla. Beni gerçekten korkutuyordu. O sırada saate baktım, saat 5 gösteriyordu. Annemlerin eve gelmesi an meselesi olabilirdi. Annemin arkadaşlarına, bu olanları kimselere söylememeleri için söz verdirdim. Onlar da bana bu araştırma işini bırakmam için söz verdirdi fakat bu sözü tutacağıma asla düşünmüyorum çünkü bu olaylar bu kadar kafamı kurcalarken rahat duramazdım, bunu çözmem lazımdı.
Evden hemen ayrıldık, Güneş'le de hiç bir şey öğrenemediğimiz için üzgündük. Arabaya bindik ve hızlıca eve varmaya çalıştık, burayla bizim ev tahmini yarım saatti.
Yarım saatin sonunda eve vardık, neyse ki annemler eve gelmemişti. "Bak ablacım, bunları sakın annemlere söyleme, aramızda kalacak, ağzından da kaçırma," dedim. "Peki, denerim abla," dedi. Pek de güven verici değildi ama yapacak bir şey yoktu. İkimiz de odalarımıza gidip üstümüzü değiştirdik. Sonrasında ben aşağıdan biraz atıştırmalık alıp odama geri çıktım. Bu sürede Güneş'i görmemiştim ve annemler de hala gelmemişti. Odamda biraz ders çalıştım, hemşirelik az da olsa zordu bence, yorucuydu. Biraz konuları tekrar ettim, soru çözdüm. Sonrasında yarın için bir çanta hazırladım. Karnım açılmaya başlamıştı, tam aşağıya inerken zilin çaldığını duydum.
"Nihayet!" Kapıya ilk Güneş koştu tabii. Annemler gelmişti. "Hoş geldiniz," dedi Güneş. "Hoş bulduk kızım, ne yaptınız bakalım?" deyince ben devreye girdim. Güneş iyi yalan söyleyemezdi bile. "Hiç, babacım, beraber film falan izledik, sonra ben biraz ders çalıştım, malum hemşirelik," dedim ve omuzlarımı silktim. Sonra annem de, "Eee, siz nerede idiniz sabahtan beri? Bizi merak ediyoruz, neden bize görüşürüz bile demeden erkenden gittiniz? Bir sorun mu var?"
"Hayır güzelim, öyle büyük bir sorun değil, ya işte olaylar hakkında biraz babanıza konuştuk falan, yani bir sorun yok, siz hiç telaş etmeyin," dedim. Oradan babam, "Sizde dışarı çıkmadınız, değil mi?" dedi. Kafamı evet anlamında salladım. Notta, "Biz tüm güvenlik önlemlerini aldık," yazıyordu fakat dışarı çıktığımızda bile haberleri yoktu. Sonra annem bize hemen bir makarna yaptı, çok güzel olmuştu. Onunla bir güzel karnımı doyurdum, sonra odama geçip uykuya hazırlandım. Yarın gene işbaşı yapacaktım, sonuçta.
Bölüm etkileşimi
