6. bölüm · BİR SOKAK DÖRT KALP
5. Bölüm: Kahve ve Kömür Gözler
~ Leyla
Dün gece üzerimde Kaan'ın ceketiyle sırılsıklam eve girdiğimde İrem endişeyle bana bakmıştı. Üzerimdeki ceketi fark etmesine rağmen soru sormadı. Direkt banyoya girmem gerektiğini söyleyip yanımdan ayrılmıştı. Ben banyodan çıktıktan sonra ise bir battaniye ile koltuğa oturtmuş, sıcak çay vermişti. Kaan'ın ceketini yıkamaya attığını, kuruyunca sahibine iletmemi söyleyip gece hakkında bana hiçbir şey sormamıştı.
Ertesi gün uyandığımda kendimi yataktan kalkamayacak halde bulmuştum. Dün İrem'i dinleyip yanıma şemsiye alsaydım belki de yağmurda ıslanmaz, hasta olmazdım. Ben hasta bir şekilde evde yatarken İrem ise pastanenin tabelası takılırken orada olmak istediğini söyleyip evden gitmişti. Onun benim için yaptığı çorbayı içip biraz daha uyudum. Uyandığımda saat öğleyi geçmişti. Evdeki seslere bakılacak olursa İrem çoktan eve gelmiş, mutfakta bir şeylerle uğraşıyordu.
Odamın kapısı tıklandığında "Gel," dedim. İçeriye elinde tepsiyle İrem girmişti. "Sabaha göre biraz daha iyi görünüyorsun," dedi. "Sanırım ama başım çok ağrıyor," dedim. Elindeki tepsiyle yanıma gelip yatağın kenarına oturdu. "Sana nane-limon yaptım. İyi gelir," dedi. Hiç içesim yoktu, o da sanki bunu anlamış gibi "İçmelisin Leyla," dedi. Başımı sallayıp tepsideki bardağı aldım. Nane kokusu direkt burnuma dolmuştu. Yavaş yavaş, acele etmeden içtim. Bitirdiğimde tepsideki ağrı kesici ve suyu da içip tekrar yatağa uzandım. "Biraz daha uyu. Yemek olunca seni uyandırırım." "Tamam," dedim ve gözlerimi kapattım. Kapı kapanınca İrem'in gittiğini anladım. Hasta olmayı hiç sevmiyordum.
Ertesi gün uyandığımda kendimi daha iyi hissediyordum. Bunun üzerine Kaan'ın ceketini poşete koyup evden çıktım. Demir Yumruk'un oraya geldiğimde adımlarım stemsizce durdu. Ceketini ona vermem gerekiyordu ama oraya girmeyi de istemiyordum. Sonra yanımdan geçen bir çocuğa seslendim.
"Buyur abla?"
"İsmin ne bakalım?"
"Ata," dedi.
"Peki Ata. Şurayı görüyor musun?" parmağımla Demir Yumruk'u gösterdim. "Oranın sahibini biliyor musun?" diye sordum.
"Evet. Toprak ve Kaan abi," dedi.
Elimdeki poşeti uzatıp "Bunu Kaan abine götürebilir misin?" dedim. Poşeti alıp "Bu ne ki?" diye sordu. "Ceket." "Sende ne işi var?" "Çok soru soruyorsun Ata," dedim. "Adın ne abla?" "Boş ver sen adımı falan. Bunu Kaan abine ver yeter. O beni tanıyor," dedim. Kafasını sallayıp Demir Yumruk'a koştu. Ben de eve doğru yol aldım.
~ İlahi Bakış
Ata, Demir Yumruk'tan içeri girdiğinde Toprak'la karşılaşmıştı. "Hayırdır aslanım," dedi Toprak. Ata elindeki poşeti gösterip "Bunu Kaan abiye vermeliyim," dedi. "Ne o?" "Kaan abinin ceketi." "Sende ne işi var?" "Bir tane abla verdi. Kaan abiye vermemi söyledi."
Toprak'ın kaşları hayretle yukarı kalktı. Sonra Ata'nın elindeki poşeti alıp Kaan'ın yanına gitti. Kaan her zamanki gibi evrak işleriyle uğraşıyordu.
"Kardeşim," dedi Toprak. Kaan evraklardan başını kaldırıp Toprak'a baktı. "Bu sana geldi." Kaan bir Toprak'a bir poşete baktı. "Bana mı?" "Evet sana. Bizim mahallenin çocuklarından biri getirdi," dedi. "Ne var içinde?" diye sordu Kaan. "Ceketin." "Ceketim mi?" "Evet. Bir kız vermiş çocuğa sana getirmesi için."
Poşeti masanın üzerine bıraktı. Kaan masaya konulan poşeti alıp içine baktı. 'Demek buraya gelmek istemedin' diye geçirdi içinden.
"Hayırdır?" diye sordu Toprak. Kaan poşetteki bakışlarını çekip arkadaşına baktı. "Ne hayırdır?" "Kim o kız?" diye sordu Toprak. "Aranızda ne var?" diye de devam etti.
"Bir şey olduğu yok. Şu pastacı kızlardan biri. Geçen yağmurda ıslanmıştı, iyilik maiyetinde vermiştim," dedi.
"Hangisi?" diye sordu Toprak. Kaan'ın yüzünde alayvari bir gülümseme belirdi. "Seni ıslatan," dedi. Toprak'ın yüzünde hemen bir öfke belirdi. "Hatırlatma. Bir de suçlu onlar değilmiş gibi üste çıkmaya çalışıyorlar."
Kaan, arkadaşının bu sözüyle kahkaha attı. "İrem'i bayağı kızdırmışsın," dedi Toprak'a karşı. "İrem?" "Seninle didişen kız. Sana dedim ya pastanenin oraya gittim, bir kadınla karşılaştım. Sana kızgın bayağı dedim."
Toprak, Kaan'ın sözleriyle o günü anımsadı. "Asıl ben kızgınım. Kadın beni ıslatmalarına rağmen üste çıkmaya çalıştı. Bir de burası kuru temizleme değil diyor. Sabır yarabbim sabır."
Kaan bu sözlerle daha fazla güldü. "Ee haklı," dedi. "Kuru temizleme değil orası," diye de devam etti.
"Ya bırak Allah aşkına."
"Toprak?"
"Ne var?" dedi terslikle Toprak.
"Sen normalde o kadar sakin kalmazdın? Nasıl oldu da o sözlere sakinlikle karşılık verdin?" diye sordu.
Toprak omuz silkti, bir şey demedi. Ne diyecekti ki zaten? Ben bir çift kahve gözü görünce kendimden geçtim mi? Ona endişeyle bakan ama geri adım da atmayan kadına karşı kendimi kaybetmiş hissettim mi? Aslında o gün sırf onunla biraz daha konuşmak için olay çıkartmak istediğini ama onu zora sokmamak için ardına dönüp gittiğini mi diyecekti?
"Yeni taşınmışlardı," dedi basitçe, sanki umrunda değilmiş gibi. "Eee?" "Ne eesi Kaan, mahalleye yeni taşınan kadına sövecek değildim ya!" "Ben söv mü dedim? Sen normalde sakin kalmazdın dedim." "Bir git işine," deyip Kaan'ı odasında bıraktı.
Öğrencisinin yanına gidip ona yaptığı hataları söyledi ve düzeltmesini istedi. Sonra da kendini kum torbasının karşısında buldu. Attığı her yumruk kendine olan öfkesiydi. O günden sonra ne zaman gözlerini yumsa ona bakan bir çift kahve göz beliriyordu aklında. Kaan'ın da ondan kalır yanı yoktu; o da bir çift kömür gözlüye mühürlenmişti. İkisi de bilmiyordu ki mahallelerine taşınan o iki kadın hayatlarının aşkı olacaktı.
Kaan bilmiyordu... Bir gün en sakin hissettiği yerin Leyla'nın yanı olacağını. Leyla güldüğünde içinin neden hafiflediğini, üzüldüğünde neden bütün keyfinin kaçacağını henüz bilmiyordu. Toprak ise hiç bilmiyordu... İrem'in hayatına bu kadar karışacağını. Ama zamanla, İrem'in attığı her kahkahayı ezberlemeye başlayacaktı.
Zaman ikisini nereye götürür bilemeyiz ama ikisi de kendilerini bir çift kahve ve kömür gözlüye mühürledi. Sadece bunun farkında değillerdi. Aynı İrem ve Leyla gibi...
