11. bölüm · BİR SOKAK DÖRT KALP
10. Bölüm: "Hayırlı Kısmet"
~ Leyla
Dünkü pastane açılışı muhteşemdi. Açıkçası ben o kadar kişinin gelmesini beklemiyordum ama Meram beni şaşırtmayı başardı. Bugün ikinci gündü. Eğer işler bu şekilde yoğun giderse İrem'le eleman almayı düşünüyorduk.
İrem pastaneye giderken ben de pastanedeki ürünler için toptancılarla görüşmeye gittim. Meyvelerden tutun kabartma tozlarına kadar ne kadar miktarda getirtileceğine, ücretine karar verip anlaşmaları yaptık. Ürünlerin azalmasına yakın arayıp haber vermemiz gerektiğini söylediler.
Toptancıdan çıkınca İrem'e hallettiğime dair mesaj attım. Telefonuma bakarken otobüs durağına doğru yürüyordum.
"Telefona değil, önüne bak," dedi arkadan gelen ses. Adımlarım olduğum yerde durdu; telefondan başımı kaldırıp arkama döndüm.
"Son zamanlarda karşıma çok çıkıyorsun Kaan Yıldırım," dedim.
Üzerinde beyaz tişört, siyah kot pantolon ve hiç çıkarmadığı siyah deri ceketi vardı.
"Belki de gittiğim yollar sana çıkıyordur," dedi.
"Anlamadım?"
Konuyu değiştirerek, "Burada ne arıyorsun?" diye sordu.
"Pastane için toptancılarla görüşüm, sen?"
"Arabamı bakıma verdim," dedi.
Başımı onaylayıp durağa doğru yürümeye başladım. O da hızla yanıma gelmiş, bana eşlik ediyordu. Ben sağda, o da solda yürüyordu. Yandan kısa bir bakış attığımda onun yanında kısa kaldığımı fark ettim.
Sıritarak, "Biliyorum yakışıklıyım," dedi.
"Ne?"
"Deminden beri bana bakıyorsun Leyla. Sen de haklısın, kim şu yakışıklıya karşı koyabilir ki?"
"Hah! Egonu çek Kaan, seni göremiyorum," dedim. Otobüs durağına vardığımızda ona tersçe bakıp iç sesim her ne kadar "YALAN" diye bağırsa da "Ayrıca o kadar yakışıklı değilsin," dedim.
Kaan sanki bu söylediğime bozulmuş gibi başka yerlere bakmaya başladı.
"Bu sıcakta o ceketle pişmiyor musun?"
"Hayır, alışkınım ben," dedi ağız ucuyla. Gelen otobüsü gösterip "Meram'a şunla gideceğiz," dedi ve benden önce otobüs için elini kaldırdı. Kafasıyla 'hadi' dercesine işaret edip benimle birlikte otobüse bindi. Yol boyunca ne o konuştu ne de ben.
Pastanenin oraya geldiğimizde o benden önce indi ve hızla Demir Yumruk'a doğru yol aldı. Pastaneden içeri girdiğimde İrem'in Eda ve Buse'yle konuştuğunu gördüm.
İrem beni göstererek, "Hah! Leyla da geldi işte," dedi.
"Selam."
"Selam Leyla, n'aber?"
"İyi, Buse; sen?"
"Ben de iyiyim."
Çantamı askıya asıp İrem'in yanına geçtim. İrem'e doğru, "Hayırdır?" dedim.
"Hayır hayır. Kızlar bizimle çalışacak," dedi.
Şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. Sonra cümlesine devam edip "Bizim elemana ihtiyacımız var, onların da staj yapacak bir yere," dedi.
Kızlara baktığımda ikisinin de hevesle bana baktığını gördüm. "Okulunuz ne olacak?" diye sordum.
Eda, "Okulumuzu dert etme. Staj olduğu için haftada üç gün olacak, onun dışında sınav zamanı okula gitmemiz gerekecek, o kadar," dedi. "Eee, kabul ediyor musun?"
"Sanırım sizden iyisini bulamayız."
"Yani Leyla?"
"Kabul, burada bizimle staj yapabilirsiniz Buse," dedim.
Cümlemi bitirdiğim an Buse çığlık atıp ilk önce bana, sonra da İrem'e sarıldı. Sonra Eda'ya dönüp kolundan tutup sarstı.
"Tamam Buse, dur sarsma beni ya."
"Ay Eda, üzgünüm. Heyecandan şey oldu."
Eda güldü ve kafasını salladı.
Buse, "O zaman ne yapıyoruz?" diye sordu.
İrem, "Burada staj yapacağınız için ikiniz de yarın staj belgelerinizi getirin. Belgeleri hallettikten sonra başlayabilirsiniz," dedi.
Kızlar onayladıktan sonra pastaneden çıkıp gittiler. İçimden bir ses onlarla güzel şeyler başaracağımızı söylüyordu. Ve ben bu sese sebepsizce inanıyordum.
~ İlahi Bakış
Kaan, Demir Yumruk'tan içeri girer girmez odasına gitti. Kapıyı sertçe kapatıp ceketini üzerinden çıkardı ve koltuklardan birine fırlattı. Neye bu kadar sinirliydi ki? Leyla'nın onu yakışıklı bulmamasına mı?
"Kendine gel Kaan," dedi içinden. "Kendine gel oğlum."
Odanın içinde tur atarken tekrar tekrar aynı şeyi dinliyordu. Odada durdukça sanki boğuluyormuş gibi hissetmeye başladı. Bir süre sonra odadan çıkıp gençlerin antrenman yaptığı yere gitti.
Toprak ringte bir öğrencisini eğitiyordu. Birkaç genç ağırlık kaldırıyor, birkaçı da kum torbasını yumrukluyordu. Kaan boş olan torbalardan birinin önüne gitti ve ellerini bandajlayıp yumruklamaya başladı. Son günlerde her şey üst üste geliyor, onu bunaltıyordu. Gördüğü kabuslar peşini bırakmıyordu. Aynada o dövmeyle göz göze geldikçe işler iyice çığırından çıkmaya başlıyordu. Bazen aklına o geliyordu, bazen de Leyla. Belki de içinde bu kadar tuttuğundandır Leyla'nın söylediği şeye sinirlenmesi. En küçük şeylere bile sinirleniyordu ve bu hiç iyi değildi. İçindeki öfkeyi, suçluluğu, kırgınlığı atması gerekiyordu. Bu yüzden daha sert yumrukladı torbayı. Her yumrukta aklı başka bir şeye gidiyor ve daha sert yumrukluyordu.
Toprak ringteki öğrencisiyle işini bitirdikten sonra ringten inip Kaan'ı izlemeye başladı. Belli ki arkadaşı fazla sinirliydi. Kaan'ın torbaya sertçe yumrukladığı her an kaşları hafiften çatıldı. Kendisini sakatlamasından korkuyordu. Onu odasına giderken görmüştü ancak bu kadar sinirli olmasını beklemiyordu. Belki de içinde tuttuğu öfkeyi serbest bırakmıştı. Zaten aşınmış olan kum torbası Kaan'ın sert darbeleri yüzünden patlamıştı.
Kaan birkaç adım geri attı ve patlamış olan torbaya baktı.
"Rahatlayabildin mi?" dedi Toprak. Çoktan Kaan'ın yanına gelmişti. Birkaç öğrencinin onlara baktığını görünce önlerine dönmelerini işaret etti.
Kaan, derin nefes alıp vererek "Biraz..." dedi.
"Torbayı patlattın oğlum, ne birazı?"
"Alırız yenisini."
"Almak sıkıntı değil de sen biraz sıkıntılısın."
Kaan, havluyu alıp terini silerken 'içinden keşke tişörtü çıkarsaydım' diye geçirerek, "O niyeymiş?" diye sordu.
"Diğer torbaları da patlatabilirsin de ondan."
"Abart. Biraz daha abart."
Toprak, yanından geçip giden arkadaşına "Neyin var?" dedi.
Kaan yalnızca omuz silkti ve odasından eşyalarını alıp evine doğru yol aldı. Toprak ise giden arkadaşının arkasından bakıp başını sallamakla yetindi. "Bu iş iyi değil," dedi kendi kendine. "Bu hiç iyi değil." Öyleydi de. Normalde ani öfke patlaması yaşayan Toprak'tı; Kaan hep soğukkanlı birisi olmuştu. Ancak şu birkaç ayda bütün dengesi bozulmuştu. Belki mahalleye yeni taşınmış olan ay tenli kadın yüzünden, belki de gördüğü kabuslar yüzündendi...
İlayda sandalyesinde oturmuş Mert'le mesajlaşıyordu. Eczane o kadar yoğun olmazdı. "Merhaba," diyen sesle telefonundan başını kaldırdı ve ona gülümseyen İrem'i görünce tebessüm etti.
"Merhaba," diye yanıtladı.
İrem etrafına bakınarak, "Tek misin?" diye sordu.
"Evet. Biri bugün izinli, diğeri de gelir birazdan; hastane randevusu vardı. Sen ne için gelmiştin?"
İrem, elindeki poşeti gösterip "Hem ağrı kesici alacaktım hem de sana kurabiye ve kek getirdim," dedi. Poşeti İlayda'nın masasına bırakıp "Umarım seversin," dedi.
İlayda poşeti açıp içindekilere baktı ve "Severim," dedi. "Sen hangi ağrı kesiciyi istiyorsun?"
"Parol ve Majezik."
İlayda başıyla onaylayıp raflardan İrem'in istediği ağrı kesicileri alıp barkodlarını okuttu ve poşetlerken "250 TL," dedi.
İrem parayı verip ilaç poşetini aldı ve "Bir ara pastaneye gel, sohbet ederiz," dedi.
"Gelirim mutlaka."
İrem kapıdan çıkmadan önce kapıyı tutup içeri girecek olan kadına yol verip gülümseyerek "Buyrun," dedi.
Kadın, "Sağ ol kızım," dedi ve İrem kapıdan çıkıp evlerinin bulunduğu binaya girdi. Oysa arkasından ona bakan ve beğeniyle süzens kadından haberi yoktu.
"Buyur Canan Teyze," dedi İlayda. Canan Hanım'ın bakışlarını görmüştü. İçindeki çöpçatanlık duygusunu bastırmaya çalışarak ona doğru gelen kadını izledi.
Elindeki reçeteyi uzatıp "Doktorun yazdığı ilaçları alacaktım kızım," dedi. Ancak bakışı hâlâ İrem'in içeri girdiği binadaydı.
İlayda reçetedeki ilaçları alıp üzerine ne zaman kullanacağını yazıp poşetledi. Ücreti söyleyip poşeti Canan Hanım'a uzattı. Canan Hanım ücreti ödedikten sonra İlayda'ya "Kimdi o kız?" diye sordu.
İlayda hemen çöpçatanlığa bürünerek "İrem. Buraya taşınalı birkaç ay oldu. Mertlerin alt katında oturuyorlar," dedi.
Canan Hanım başını sallayıp içinden kızın bekar olmasını dileyerek, "Kimle oturuyor? Ailesiyle mi, yoksa eşiyle mi?" diye sordu.
İlayda, "Yok be ne eşi, bekar o. Leyla diye bir arkadaşı var, onunla yaşıyor. Hatta dün pastanelerinin açılışı vardı," dedi.
"Öyle mi? Nerede?"
"Toprak ve Kaan'ın önceden almak istedikleri yer vardı ya, orası. Sen istersen otur, şöyle anlatayım ben sana."
"Olur kızım, anlat sen."
İlayda masasına oturtmuştu Canan Hanım'ı da karşısındaki sandalyeye. Sonra İlayda anlatmaya başladı: İrem ve Leyla'nın taşındıkları zamanı, cam silerken Leyla'nın yanlışlıkla Toprak'ı nasıl ıslattığını, İrem ve Toprak'ın atışmasını, hep beraber İremlerde kızlar gecesi yaparken Mertlerin gelişini, birlikte kahve içip sohbet edişlerini ve pastanenin açılışını...
Canan Hanım, İlayda'nın ağzından çıkan her cümleyi dikkatlice dinledi. Eve giderken yarınki planı belli olmuştu. En yakın arkadaşı Gül ile birlikte o pastaneye gidilecek ve İlayda'nın bahsettiği, mahallelerine yeni taşınmış olan o iki genç kızla tanışacaklardı.
Telefonu çıkarıp Gül Hanım'ı aradı. Karşıdan "Efendim," sesini duyunca yarınki planından bahsetti. Gül Hanım da bu planı sevmiş olacak ki hemen kabul etti. Belki de oğulları için en hayırlı kısmet mahallelerine yeni gelmiş olan bu kızlardı. Kim bilebilirdi ki iki annenin de hayır dualarının kabul olacağını...
