14. bölüm · BİR SOKAK DÖRT KALP

13. Bölüm: "KARDELEN"

Vaveyla Kullanıcısı

~ İrem ~

Haziran ayına girmemize çok az kalmıştı. Haziran'la birlikte yaz da geliyordu. Daha şimdiden sıcaklık bunaltıcıydı. Yaz gelse kim bilir nasıl sıcak olurdu? Yaz ayında doğmama rağmen sıcak havaları sevmiyordum. Sevemiyordum.

Bugün pastane kapalıydı ve yemek yapmak için dolabı açtığımda neredeyse boş bir dolap beni karşılamıştı. Sokaktaki markette alışveriş yaparken tanıdık bir yüz görmüştüm ama pek tepki vermemiştim.

"Bakıyorum da selam vermiyorsun," dedi Kaan.

Alışverişime devam ederken göz ucuyla ona baktım. "Ben selam veririm de alır mısın bilmem," dedim burnumu kıvırarak. Son günlerde her karşılaşmamızda selam vermiş ama karşılık bulamamıştım.

"Bakıyorum da toparlanmış," diye devam etti elime aldığım sütün son kullanma tarihine bakarken.

"Toparlandım toparladım da belli ki sen selamını almadın diye kızmışsın."

"Selamlarımı diyeceksin galiba. Birden fazla almadın."

"Hey sakin ol ufaklık. O sıralar pek kendimde değildim."

"Sensin ufaklık."

"Taldığın nokta orası mı cidden?"

"Evet," dedim ve kasaya doğru ilerledim.

Kasadaki çocuk aldıklarımı tek tek okutup poşetlerken Kaan yanıma gelmişti. "Abla iki bin elli TL," dedi. Kartımı verip poşetleri aldım, kartı okutup verince Kaan'a hiç bakmadan marketten çıktım.

"Kızım beklesene!" diye bağırdı Kaan arkamdan ama hiç durmadım, yürümeye devam ettim. Koşarak yanıma geldiğinde elimdeki poşetleri almaya yeltendi.

"Hepsini taşıyamazsın ver onları."

"Gerek yok taşırım."

"İnat etme İrem ağır onlar, ver birini bana."

"Hayır. Sen gitsene evine."

"Evime buradan gidiliyor. Poşeti ver."

"Vermem taşırım ben."

"Çok inatçısın," deyip zorla elimdeki poşetleri aldı. "Bakma öyle ters ters yürü hadi," dedi ve benden önde yürümeye başladı.

Bizim eve doğru yaklaşırken "Akşam boş musunuz?" diye sordu.

"Sanane Kaan. Ne yapacaksın?"

"Kızım bir kere de düzgün cevap ver. Terslemeden."

"Niye sordun?"

"Boşsanız siz de gelin parka diyecektim."

"Parkta ne yapacağız? Ne o çocuk olmaya mı karar verdin?"

Binadan içeri girerken "He İrem çocuk olma kararı aldım. Ne yapacağız oturacağız çay içeceğiz," dedi.

"Kalsın gerek yok."

"Toprak da orada olacak," dedi.

Bizim dairenin önüne geldiğimizde anahtarımı evde unuttuğum için zile bastım. Leyla evdeydi. "Ne yapayım yani," dedim umursamaz görünerek.

"Toprak özellikle belirtmemi istemişti o yüzden söyledim. Yoksa ne yapacaksın sen onu."

Tersçe Kaan'a bakıp tekrar zile bastım. "Bakarız."

"Bunu tamam olarak kabul ettim," dediğinde kafamı sallayıp güldüm.

Leyla kapıyı açınca Kaan'ın gözleri Leyla'nınkileri buldu hemen. Kaan, Leyla'ya baktıkça gözlerinin içi parlıyor, ifadesi yumuşuyordu. Leyla da ondan farksız sayılmazdı. Kaan'a bakarken utanmış olmalı ki yanakları kızarmaya başlamıştı. Bakışlarım ikisi arasında gidip gelirken "Bakışmanızı bölüyorum ama ben de buradayım," dedim.

İkisi de transtan çıkıp bana baktı. Kaan sanki o anı bozduğum için sinirli gibiydi. "Ne? Daha yemek yapılacak ve poşettekiler yerleştirilecek." Yerdeki poşetleri alıp Kaan'a "Nerede buluşup sohbet edeceksek Leyla'ya mesaj at. Malum Instagram'dan takipleşiyorsunuz," dedim ve içeri girip doğru mutfağa yöneldim.

Poşetleri tezgahın üzerine koyup yerleştirmeye başlarken Leyla da yanıma gelmiş yardım ediyordu. "Eee?" dedim ona göz ucuyla bakarak.

"Ne eee?" Kaşlarını çatmış bana bakıyordu.

"Aranızda ne var?"

"Hiçbir şey."

"Tabii tabii. O yüzden kapının önünde bakışıyordunuz."

"Bakışmadık ki... Sadece onu görünce şaşırdım."

"Şaşırmaktan çok utanmış gibiydin," dedim sırıtarak.

"İrem!"

"Ne? Yanakların kızarmıştı."

"Sana yardıma gelen de kabahat," dedi ve beni mutfakta bırakıp gitti.

Arkasından "Kaç sen kaç. Bakalım nereye kadar kaçacaksın," diye seslendim.

Son kalanları da yerleştirdikten sonra akşam yemeğini hazırlamaya başladım. Bir yandan yemek yaparken bir yandan da şarkı söylüyordum, müziğe eşlik ederek. Yemekler pişerken telefonuma düşen mesajla müziği kapattım. WhatsApp'tan kayıtlı olmayan numaradan mesaj gelmişti.

• +90 542 ***: Akşam gelecek misiniz?

• İrem: Kimsiniz?

• +90 542 ***: Toprak ben. Numarayı Buse'den aldım.

• İrem: Tamam.

( +90 542 *** adlı kişi Toprak olarak kaydedildi. )

• Toprak: Gelecek misiniz?

• İrem: Gelmeyi düşünüyoruz!

• Toprak: Tamamdır. Akşam görüşürüz.

. . .

Leyla ile yemek yedikten sonra mutfağı toparlayıp akşam için hazırlanmıştık. İlayda bizi arayıp parkta ne yapacağımızdan uzun uzun bahsetti. Ayda iki kez parkta bir araya gelip çay ve birkaç atıştırmalık eşliğinde sohbet ettiklerinden söz etti. Bunun üzerine biz de bir şeyler hazırlamıştık.

Leyla akşam serin olur diye elbise giymemişti. Siyah İspanyol paça pantolon, üzerine beyaz sıfır kol, onun üzerine de siyah kot ceket giymişti. Saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmış, altına da siyah spor ayakkabı giymişti. Bense mavi çiçekli bir elbise, altına beyaz spor ayakkabı, şal olarak da elbiseyle uyumlu olacak şekilde bebe mavisi olanı örtmüştüm.

Evden çıktığımızda Mert'le karşılaştık.

"Ooo hanımlar bu ne güzellik."

"Ooo Doktor Bey bu ne şıklık," diye karşılık verdi Leyla.

"Eh her zamanki halimiz. İlayda'yı almaya mı?"

"Yok o çoktan Buse ve Edayla gitmiş oraya," diye yanıtladı sorumu.

"Aa öyle mi? Evleri yakın mı ki onların?"

"Evet. Karşılıklı binalalar. İlayda ve Buse'nin evleri."

Kafamı salladım. Mert önden inmemiz için işaret verdi. Leyla ile birlikte merdivenleri inerken Mert de arkamızdan geliyordu.

"Desene bize eşlik edeceksin bugün," dedi Leyla.

Mert arkamızdan gülerek "Aynen öyle. Fena mı kimse kapmamış olur sizi, ayaklarını denk alırlar," dedi.

"Niye öyle dedin?" diye sordu Leyla.

Binadan çıktığımızda Mert yalnızca omuz silkmekle yetindi. Hepimiz birlikte parka doğru yürüyorduk. Kısa süre sonra bizimkilerin yanına varmıştık.

"Selam," dedi Mert. İlayda nişanlısını görür görmez oturduğu yerden kalkıp yanına geldi ve sarıldı. İkisi birlikte kamelyaya geçip oturdular.

Toprak çoktan semaveri yakmıştı. Leyla kızlarla otururken ben Toprak'ın yanına geçtim. "Umarım çayı güzel demlersin," dedim.

Kafasını kaldırıp bana baktığında yine o alaycı ifadeyi takındı. "Bunu hakaret sayarım."

"Neden?"

"Bir Karadenizli hatta Rizeli olarak çay bilmemem; balığın yüzmeyi bilmemesi gibi bir şey olur. Bizde çay demlenmez, sanat eseri çıkar."

"Öyle mi? Bakalım dediğin kadar var mıymış göreceğiz."

"Bir yudum alınca özür dilemeyi unutma. Sonra 'Toprak haklıymış' dersin," dedi iddialı bir şekilde.

Onun bu haline gülerek "Çok iddialısın," dedim.

"İddialı değilim... Sadece sonucu baştan biliyorum," dedi.

Onu yalnız bırakıp Leyla'nın yanına oturdum. Kısa süre sonra Kaan elinde poşetle yanımıza geldi. Poşeti Eda'ya uzatıp "Siparişiniz Küçük Hanım," dedi ve göz kırptı.

"Teşekkürler abi."

"Rica ederim," diyip ben ve Leyla'ya başıyla selam verdi. "Siz de hoş geldiniz," deyince Leyla selamını alıp "Hoş bulduk," dedi.

Kaan'ın bakışları beni bulunca kafamı 'Ne var?' dercesine salladım.

"Sen de hoş geldin," dedi benim tavrıma gülerek.

Göz devirip başımı Toprak'a taraf çevirdim. "Hıhı ondan işte," dememle Kaan'la birlikte herkes güldü.

"Sen güleceğine çayı yapsana," dedim Toprak'a sinirle.

"Çoktan demledim. Olur birazdan."

"İyi. Ben çaysadım çünkü."

Kaan tam Leyla'nın karşısına oturup benim tarafımdaki poşeti işaret etti. "O ne?"

"Tatlı..." dedi Leyla poşeti uzanıp aldı ve içindekileri çıkardı tek tek.

Toprak çayları doldurup herkese dağıttı. Çaydan bir yudum alıp gülümsedim. Gerçekten güzel demlemişti. Belki de kullandığı çaydan kaynaklıydı güzel olması.

"Eee?" dedi Toprak, karşımda oturuyordu.

"Ne ee?"

"Beğendin mi?"

"İdare eder," dedim beğendiğimi ondan gizleyerek.

"Yani beğendin," dedi bilmiş bir edayla.

"Eline sağlık Toprak. Güzel olmuş çay," dedi Leyla yanımdan.

"Afiyet olsun."

"Hangi markanın çayı bu?" diye sordum merakıma yenik düşerek.

Toprak çayını içerken gülümsedi ve "Anlaşılan çok beğendin," dedi.

"Soruma cevap vermedin."

Toprak omuz silkti yalnızca. "Sen de dürüst davranmadın," dedi. Masadakiler bizi izliyordu.

"Anlamadım?"

"Sana bir yudum alınca 'Toprak haklıymış.' diyeceksin ve çayı beğeneceksin demiştim. Sense biraz önce çay için 'idare eder' dedin."

Şaşkınlıkla Toprak'a bakıyordum. Sırf idare eder dedim diye triplere mi girmişti bu şimdi?

"Çay abimin kırmızı çizgisi İrem," dedi Buse, Eda'nın yanından.

Toprak'a baktığımda biraz önceki alaycı tavrı yerine bozulmuş bir ifadeyle bana bakıyordu. Onun bu haline gülüp çayımdan bir yudum daha aldım. Sonra onun gözlerinin içine bakıp "Haklısın dürüst davranmadım," dedim ve devam ettim. "Dediğin gibi bu çay çok güzel. Eline sağlık."

"Afiyet olsun," derken keyfi yerine gelmişti.

"Çayı bizim oradan özel olarak getirttiriyorum," dedi daha önce sorduğum soruyu yanıtlayarak.

Kaşlarım yukarı kalkmıştı. "Rize'den?" dedim sorarçasına.

Başıyla onaylayıp "Evet. Memleketten," dedi.

"O yüzden bu kadar güzel," dedim, biten bardağımı doldurmak için kalktığımda Toprak elimden alıp oturmamı işaret etti. O çayımı doldurup önüme bıraktığında kendisinin ve boşalan diğer bardakları da doldurdu.

"Aslında ben hiç semaver yakacağınızı düşünmemiştim. Termosa doldurur getirirsiniz sanmıştım," dedi Leyla çayını içerken.

"Elimizde Toprak gibi biri varken bu imkansız," dedi Kaan gülerek.

"Neden öyle dedin?"

"Kaan abi abimin çok çay içmesinden bahsediyor Leyla ondan," dedi Eda ve "Ve gün içinde çay içmesine rağmen hiç içmedim demesinde," diye de devam ettirdi.

"Kızlar haklı. İlk toplandığımız zaman termostaki çay Toprak'ı kesmemişti," dedi İlayda.

"Ne var lan sanki alkol içiyoruz. Çay içiyorum kötü mü?" dedi Toprak hafif sinirli bir ses tonuyla. Anlaşılan çay gerçekten de onun kırmızı çizgisiydi.

"Bana birini anımsattın nedense," dedi Leyla.

"Kimi anımsattım?"

Leyla gözleriyle beni işaret edip "İrem'i," dedi.

İçtiğim çay boğazıma kaçınca öksürmeye başladım. Öksürmemin arasında Leyla'ya "Abart," dedim.

Leyla hafif sırtıma vurup "Helal helal. Ayrıca ne abartması baya çaykoliksin sen," dedi.

Yerimde doğrulup Leyla'ya tersçe baktım, öksürüğüm kesilmişti. Önüme döndüğümde Toprak'ın çay içerken keyifle bana baktığını gördüm.

"Demek sen de abim gibi çayı çok seviyorsun," dedi Buse. Başımı sallamakla yetindim.

Bizim çay mevzusu kapatılıp başka konu açılmıştı. Konu konuyu açmış sohbet kahkahalar havada uçuşurken zaman su gibi ilerliyordu.

. . .

~ Leyla ~

Sohbetler edilmiş çaylar içilmişti. Mert yarın nöbetçi olacağı için İlayda'yla birlikte kalkmıştı. Eda ve Buse de yarın okula gidecekleri için onlar da birlikte eve gitmişti. Geriye ben, İrem, Kaan ve Toprak kalmıştı. Kaan bana bir şey göstereceğini söyleyip onunla kısa bir yürüyüşe davet etmişti. İrem ve Toprak ise çay içmeye devam ediyorlardı. Kamelyadan çıkmadan önce İrem'in Toprak'a "Bu çaydan ben de istiyorum. Kimden sipariş ediyorsan bana da söyle." dediğini duymuştum. Kaan'la onların yanından uzaklaşırken etrafa bakınıyordum. İki alt sokaktaki parka gelmiştik. "Bugün uyumlu giyinmişiz." dedi Kaan sessizliği bozarak. Başımı ona çevirip onun giydiklerine baktım sonra kendi üzerime baktım. Haklıydı bugün uyumlu olmuştuk. Tek bir farkla o deri bense kot ceket giyiyordum. "Öyle," dedim. "Bana ne göstereceksin?" diye sordum. "Görürsün," dedi. Biraz daha yürüdükten sonra ilerideki ağacı gösterdi. Birlikte o ağacın yanına gittiğimizde üzerinde ki oyuğu işaret etti. Telefonun feneri ile oyuğun içini aydınlattı. Oyuğa baktığımda içinde iki tane uyuyan sincabı görünce şaşırdım. İçi fındık, ceviz ve badem doluydu. "Yavrular daha," dedi Kaan. Feneri kapatıp "Çok tatlılarmış. Buralarda sincap olduğunu bilmiyordum." dedim. "Ben de tesadüfen gördüm onları." diye yanıtladı. Sonra birlikte başka yöne doğru ilerledik. Bir süre sonra Kaan "Leyla." dedi. "Efendim." Olduğu yerde durunca ben de onunla durdum. Kaşlarım anlamsızca çatıldı. Kaan cebinden bir kutu çıkarıp bana uzattı. "Bu ne?" diye sordum kutuyu alırken. "Hediye." "Ne için?" Kaan birkaç saniye sessiz kaldı. Bakışları kutunun ardından benim gözlerime kaydı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu. "Her hediyenin bir sebebi olmak zorunda mı?" Hafifçe gülümseyip "Bence olmak zorunda," dedim. Derin bir nefes alıp verdi. "Aslında... haklısın." deyip bir an duraksadı. Sanki doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu. "Şu son zamanlarda... iyi olmadığım halde bunu söylememe gerek kalmadan fark ettin. Sürekli diğerleri gibi neyin var diye üstelemedin ama bir şeye ihtiyacım olursa yanında olacağını da hissettirdin." Gülümsemem yavaşça silindi. Sessizce onu dinliyordum. "İnsan bazen en çok da buna ihtiyaç duyuyor." Kutuyu işaret edip "Geçen gün bunu gördüm," dedi. Merakla kutunun kapağını açıp baktım. İncecik gümüş zincirin ucunda, zarif bir kardelen çiçeği duruyordu. Hayranlıkla kolyeye bakarken "Çok güzel." diye fısıldadım. Kaan gözlerini kolyeden ayırmadan konuşmasına devam etti. "Satıcı bunun kardelen olduğunu söyledi. En zor zamanda bile açan bir çiçekmiş. Karın, soğuğun içinden çıkıp yine de yaşamaya devam ediyormuş..." Kaan bir an susup bana baktı. "Onu dinlerken aklıma sen geldin." dedi. Nefesim belli belirsiz kesilmişti. "Çünkü sen Leyla ne yaşamış olursan ol dimdik durmayı biliyorsun. Yorulmuş olsan bile etrafındakilere iyi gelmeyi başarıyorsun." Ona karşı olan bakışlarım yumuşamıştı. "Sonra dedim ki... bunu başkasına yakıştıramadım. Kısacası senden başkası aklıma gelmedi, yakıştıramadı." Kaan omuz silkip "İstersen bir teşekkür gibi de düşünebilirsin... ama sadece basit bir teşekkür değil." Kaşlarım merak ve şaşkınlıkla yukarı kalktı. "O zaman ne?" diye sordum. Kaan hafifçe gülümsedi. "Bir insanın hayatına iyi geldiğini söylemek bazen zor oluyor. Ben de bunu sözle değil... bununla anlatmak istedim." "Yani sana iyi geliyorum." "Bana iyi geliyorsun. Beğendin mi?" dedi kolyeyi işaret ederek, sesi her zamankinden sakindi. Bakışlarımı kolyeden ayırmadan "Çok beğendim." dedim ve başımı kaldırıp ona baktım. "Galiba bugüne kadar aldığım en anlamlı hediye bu." dedim. Kaan'ın yüzünde istemsiz, sıcak bir gülümseme belirdi. "Takabilir miyim?" diye sordu. Başımı kaldırıp ona baktım. Bunu sormasını hiç beklemiyordum. Kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. "Tabii," dedim, yanaklarım yanıyordu. Saçlarımı tek elimle omzumun önüne topladım. Enseme değen ılık rüzgârın serinliğini hissederek titredim. Kaan bana doğru yaklaşmış bir an sonra da parmakları kolyenin ince zincirini boynuma yerleştirmişti. Hareketleri oldukça dikkatliydi, sanki hata yapmaktan korkar gibiydi. Nefesimi tuttuğumu ancak o an fark ettim. Klips kapanınca geriye çekilip "Oldu," dedi. Elim istemsizce boynuma gitti. "Nasıl durmuş?" diye sordum. Kaan birkaç saniye cevap vermedi. Sonra gözlerini benden ayırmadan hafifçe gülümsedi. "Tam da düşündüğüm gibi." "Yani... yakışmış mı?" "Yakışmış demek az kalır. Sanki hep oradaymış gibi." Ne diyeceğimi bilemedim. Parmaklarımı kardelenin üzerine kapatıp gülümsedim. Telefonum titreyince cebimden çıkarıp baktım. "Sanırım bizimkilerin yanına gitsek iyi olur," dedim sessizliğimizi bozarak. Kafasını sallayıp eliyle "Önden buyur" diye işaret etti. Ben önde Kaan arkadaydı. Sırtımdaki delici bakışlarını hissedebiliyordum. Bugün ikimizin de duvarlarında bir çatlak oluşmuştu. Ya da belki de bir duvar yıkılmıştı. Her ne olduysa artık Kaan'la eskisi gibi olamayacağımıza emindim.

~ İlahi Bakış ~

Kızlar, Kaan ve Toprak eşliğinde evlerine ulaşmıştı. İrem arkadaşının boynundaki kolyeyi fark etmiş ama bir şey dememişti. Evlerine geldiklerinde ikisi de odalarına çekilip günün yorgunluğuyla hemen uykuya dalmışlardı. Gün boyu onları izleyen, resimlerini çeken kişidense haberleri bile yoktu. Aynı şu an sokakta evlerini gözlediği gibi. Mert su içmek için uyandığında salonundaki pencereyi açtı belki sıcağa iyi gelir diye. Aşağıda binayı gözletleyen siyahlar içindeki adamı görünce kaşları çatıldı. Dikkatlice adama bakmaya başladı. Adam sanki izlendiğini hissetmiş gibi başını biraz daha yukarı kaldırıp Mert'le göz göze geldi. Ağzının içinde küfür ederek sokağın sonundaki arabasına ilerledi hızla. Mertse giden adamın arkasından bakıp odasına döndü ve Kaanlarla olan grubuna tek bir mesaj attı.

~ ADAMILAR TOPLANDI ~

Mert:
Bizim binayı izleyen birini fark ettim. Mahalleye sapık dadanmış olabilir. Özellikle kızların evini dikizliyordu. Dikkatli olmakta fayda var.[01.00]

İçindeki sıkıntıyla beraber uykusu kaçmıştı. Balkona çıkıp sandalyelerden birine oturdu ve etrafı izledi. Eğer o adam tekrar gelirse gereğini yapardı.

Bu sırada siyahlara bürünmüş kişi arabasıyla Meram'dan uzaklaştı. Konya'nın en ıssız sokaklarına giriyor sanki biri onun peşindeymiş gibi izini kaybettiriyordu. Bir süre sonra arabasını park etmiş, telefonunu alarak tek bir numarayı çevirdi. "Alo?" dedi karşıdan gelen ses. "İstediğiniz gibi kızları gün boyunca takip ettim," dedi, yan tarafında duran fotoğrafları tek tek incelerken. İlk karede Kaan ve İrem marketteydi. Bir diğerinde herkes birlikte çay içiyordu. Başka bir fotoğrafta İrem ile Toprak'ın baş başa oturup çay içtiği an vardı. Leyla ile Kaan'ın yan yana yürüdüğü kareler de dikkat çekiyordu. Ardından Kaan'ın Leyla'ya kolyeyi uzattığı, Leyla'nın kolyeyi boynuna taktığı ve gün içinde yaşanan daha birçok anın fotoğrafı ekrana sıralandı.

"Fotoğrafların hepsini bana gönder," dedi telefondaki soğuk ses. "Onları izlemeye devam et. Ama sakın eline yüzüne bulaştırma."

"Emredersiniz efendim," diye karşılık verdi. Telefon kapandıktan sonra derin bir nefes aldı.

Ertesi gün de onları takip edecekti. Fakat bu kez yakalanmaması gerekiyordu. Bunun için daha dikkatli davranmalı, kusursuz bir plan yapmalıydı. Bugün gözüne kestirdiği kiralık eve taşınmaya karar verdi. Sonuçta mahalleye yeni taşınan sıradan birinden kimse şüphelenmezdi...