12. bölüm · BİR SOKAK DÖRT KALP
11. Bölüm: "Tatlı Atışmalar"
~ İlahi Bakış
Mert yirmi dört saatlik nöbetinden yeni çıkmıştı. Eve doğru giderken yol üstünde bir çiçekçide durup kırmızı gül aldı. Son günlerde işi yüzünden İlayda'ya düzgün vakit ayıramıyordu. Evinin önüne geldiğinde arabasını park edip elindeki güllerle karşıdaki eczaneye girdi. İlayda'yı görünce o yorgun ifadesi gitmiş, yerini huzur dolu bir ifadeye bırakmıştı.
İlayda, sesindeki mutluluğu ve heyecanı gizlemeden, "Mert!" dedi.
Mert sağ kolunu nişanlısına açtı. İlayda ona sarıldığında saçlarını öpüp kokusunu içine çekti. Gül gibi kokuyordu nişanlısı. Biraz geri çekilip elindeki kırmızı gülleri verdi.
"Pek sana layık değiller ama olsun."
"Teşekkür ederim. Nöbetten çıkar çıkmaz niye buraya geldin ki? Keşke gidip dinlenseydin."
"Seni görmeden gözüme uyku girmezdi. Şimdi eve gider dinlenirim. Sen akşama hazır ol."
"Niye?"
Mert, "Sevgili nişanlımı yemeğe çıkaracağım," dedi. İlayda'ya son kez sarılıp öptü ve eczaneden çıkıp eve gitti. Eve girdiğinde üzerini bile çıkarmadan kendini koltuğun üzerine attı. Nöbetçiyseniz yorulmanız çok normal ama acilde nöbetteyseniz... İşte orada yorulmuyorsunuz, canınız acıyor. Hastalardan çok hasta yakınları yoruyordu insanı.
Canan Hanım sabah erkenden kalkıp hazırlanmıştı. Arkadaşı Gül'ü arayıp tekrar planlarının üzerinden geçtiler. Kızından aldığı habere göre Eda ile o pastanede staj göreceklermiş. Bundan daha güzel bir haber yoktu, şimdilik...
Odasından çıkan oğlunu görünce yüzündeki haylaz ifadeyi sakladı. Bugün bilerek kahvaltı hazırlamamıştı. Toprak, annesinin hazırlanmış olduğunu görünce kaşlarını hafifçe çattı.
"Hayırdır Canan Sultan? Sabah sabah nereye?"
"İşim var oğlum."
"Bu saatte?"
"Ne bu saati Toprak? Saat olmuş on buçuk. Hem sen bana hesap mı soruyorsun?"
"Haşa, ne hesabı anne. Sadece nereye gittiğini merak ettim."
"Gül ile işlerimiz var. Dışarıda yaparız kahvaltıyı. Hadi görüşürüz akşam," dedi ve evden çıktı.
Gül ile buluştuktan sonra hemen pastaneye gitmek yerine yol üstündeki birkaç dükkana girip alışveriş yaptılar.
"Canan, artık gidebiliriz bence."
"Tamam, gidelim bakalım."
"Sence bahsettikleri kadar var mıdır?"
"Onu gidip gördükten sonra karar veririz artık."
İki kadın elinde alışveriş torbalarıyla pastaneye gittiler. İçeri girerken çalan zil sesi etrafta yankılanmıştı.
Leyla güler bir yüzle, "Hoş geldiniz," dedi.
Canan ve Gül birbirlerine bakıp gülümsediler; bu bir onayın niteliğini taşıyordu. Canan Hanım ve Gül Hanım bir masaya ellerindeki torbaları bırakırken, "Hoş bulduk," dediler.
Leyla, vitrine doğru yaklaşan kadınlara bakarak, "Size nasıl yardımcı olabilirim?" diye sordu.
Gül Hanım, "Ne önerirsin?" dedi.
"Gecenin Fısıltısı. Kahve ve karamelli."
"İsmi ilginçmiş."
"Çoğu insan ilginç buluyor."
"Size mi ait tarifi?"
"Evet."
"O zaman ben ondan alayım. Anlaşılan içecek de satıyorsunuz."
"Evet hanımefendi. Bazı müşterilerimiz burada oturup yiyorlar, o yüzden içecek de mevcut pastanemizde."
"Ben bir de çay alayım o zaman. Sen ne alacaksın Canan?"
Leyla etrafı inceleyen kadına baktı. İlk kez geldiklerinde herkes etrafı incelerdi. Ancak Canan Hanım'ın etrafı incelemediğini, daha çok dün gördüğü kız ne zaman gelir diye bakındığını fark etti.
Elinde tepsiyle mutfak bölümünden çıkan bir ses, "Leyla!" dedi. "Canım bana yer aç hemen, tepsi elimden kayıyor."
Leyla, İrem'in elindeki tepsiyi görünce vitrinin üzerindeki eşyaları kenara çekti. Canan Hanım aradığını bulmuşçasına gülümsedi.
"Ağır olmalı," dedi.
İrem ona söylenen sözle başını salladı. Alnında ter birikmişti. "Biraz, ama alıştık."
"Al." Leyla'nın uzattığı peçeteyle alnını silip onları izleyen iki kadına tebessüm etti. "Siparişlerini aldın mı?"
"Tam da diğer hanımefendininkini alırken sen seslendin."
Canan Hanım fırsatı yakalayıp İrem'e, "Arkadaşın arkadaşıma şunu önerdi. Sen bana ne önerirsin?" dedi.
İrem tek tek vitrinde bulunan ürünlere baktı. "Gece Çiyi Cheesecake'ini öneririm. Tadı güzeldir hem de o kadar ağır değil."
"O zaman ben de ondan alacağım ve bir de çay."
"Tabii, siz buyurun oturun. Biz siparişlerinizi hazırlayalım."
İrem ve Leyla siparişleri hazırlarken iki kadın da dikkatle onları izliyordu. Gül Hanım masaya biraz eğilip, "İkisi de çok güzelmiş," dedi.
"Öyleler. Maşallah diyelim de nazara gelmesinler."
Gül Hanım başını sallayıp içinden 'maşallah' dedi. Leyla Gül Hanım'ın, İrem de Canan Hanım'ın siparişini hazırlarken iki kadının onlar hakkındaki konuşmalarından bihaberlerdi.
~ İrem
Leyla tepsiye siparişleri koyup müşterilere götürürken ben de bir tabağa Lunessa kurabiyelerinden koydum. Yeni yapılmıştı ve hâlâ biraz sıcaktı. İki müşteriye ikram etmem gerektiğini hissettim. İkisi de birbirinden güzel kadınlardı.
Elimdeki tabakla masalarına yaklaşırken içlerinden biri beni izliyordu. Tabağı masaya koyup "Bizim ikramımız," dedim.
Mavi gözlü kadın, "Teşekkürler kızım, güzel gözüküyorlar," dedi. "Adın İrem'di değil mi?"
"Evet."
Mavi gözlü kadını göstererek, "Ben Canan. Bu da... Gül," dedi.
"Tanıştığıma memnun oldum Canan Hanım ve Gül Hanım."
Canan Hanım, "Ne hanımı canım, sen bize teyze de. Şimdilik teyze iyi," dedi. Şimdilikten kastı ne anlama geliyordu anlamamıştım.
Leyla yeni demlediğimiz çayla yanımıza gelip "Buyurun. Taze demlendi," dedi.
Yeni teyze olan Gül Hanım, "Teşekkürler Leyla kızım," dedi.
"Afiyet olsun."
"Sizi uğraştırmadık umarım çayla. Taze demlendi dedin?"
"Yok ne uğraşması. Bizde çay eksik olmaz. Birileri sağ olsun..." diyip bana baktı.
"Neden öyle dedi?"
"Ben çayı severim, içmeden duramam. Leyla ondan bahsediyor Canan Han... teyze," dedim, son anda çevirerek "Canan Teyze."
Leyla bana tuhaf bir bakış atıp tezgaha doğru gidecekti ki Gül Teyze, "Şu an pek müşteri gelmiyor. Siz de bize eşlik edin. Yeni tanışmışsınız. Hem..." dedi.
Canan Teyze cümleyi, "Hem bizim kızların patronlarını da tanımış oluruz," diye tamamladı.
Leyla ve ben şaşkınlıkla birbirimize baktık. Ne yani, onlar Toprak ve Kaan'ın annesi miydi? Yani Buse ve Eda'nın anneleri.
Ben cevap vermeyince Leyla, "Tabii," dedi.
Leyla'ya, "Sen otur," dedim. "Ben çay alacağım kendime, ister misin?"
"Olur."
Kendime ve Leyla'ya çay almaya giderken içimden bir ses bu konuşmanın tuhaf geçeceğini söylüyordu.
Canan Teyze ve Gül Teyzeyle kesintisiz bir saatlik sohbet ediyorduk. İkisinin de sohbeti sarıyordu. Ara ara müşteri gelmiş, Leyla'yla sırayla bakmıştık. Tam çay bardağını alıp dudaklarıma doğru götürüyordum ki zil çaldı. Müşteriye bakma sırası bendeydi. Bardağı masaya koyup vitrinin arkasına geçtim. Kapıya baktığımda içeriyi şaşkınlıkla izleyen Toprak'ı gördüm. Pastaneyi küçümsemişlerdi başta ama açıldığından beri Toprak'ın buradan gittiği yoktu.
İki kadına da bakarak, "Anne? Gül Teyze?" dedi sorarcasına. "Sizin burada ne işiniz var?"
Alay ederek, "Dünyanın en saçma sorusunu sormuş olabilirsin," dedim.
Toprak'ın gözleri beni bulunca yüzündeki o şaşkın ifade gitmişti. Yerine yaramaz bir çocuğun haylaz ifadesine bırakmıştı.
"Şaşırmıştım."
"Neden? Anneler buraya gelemez mi?"
"Ben öyle bir şey söylemedim."
Canan Teyze, Gül Teyze ve Leyla; üçü de pürdikkat bizi izliyordu.
"Gül ile alışveriş yaptık, sonra da buraya gelip tatlılarını deneyelim dedik. Pastane açılalı üç gün olmuş, oğlumuz eve gelirken düşünüp de tatlı almıyor."
Toprak sanki tokat yemiş gibi annesine bakarken ben kahkahamı tutamadım. Gülmeye devam ederken "Pardon," dedim ve kendimi tutmaya çalıştım. Kendimi toparladığımda bana çok yoğun bir şekilde bakan Toprak'la göz göze geldim.
Hâlâ aynı yoğunlukla bakarak, "Sorun değil," dedi.
Canan Teyze'nin bize nasıl baktığını görünce kendimi hemen toparladım ve kaşlarımı çatara ona döndüm. "Müşterilerimizin neden burada olduklarını sorman ilginçti. Ayrıca annen haklı. Pastane açıldığı günden beri burada çıktığın yok ama senin ev için tatlı aldığını görmedim."
Toprak az önceki değişimimi fark etmişti. "Buraya gelmenden rahatsız mısın?"
"Onu kastetmemiştim."
"Rahatsız mısın?"
"Onu kastetmediğimi biliyorsun."
"Rahatsız mısın İrem? Gelmemden rahatsız mısın?"
"Hayır."
Aldığı cevapla memnundu. Bir annesigile bir de bana bakıyordu. "Her müşteriyle oturup çay içer misiniz?"
Ben cevaplamadan Leyla, "Hayır içmeyiz. Ama hatırladığım kadarıyla pastanenin açılış günü sen ve senin o arkadaşın Kaan'la oturup sohbet etmiştik," dedi.
Canan Teyze, alınmış bir ses tonuyla, "Kızlarla çay içmemiz seni rahatsız mı etti oğlum?" dedi.
Toprak annesinin yanına gidip başını öptü ve saçını okşadı. "O nasıl söz Canan Sultan. Aksine memnun oldum."
"Öyle mi?"
"Öyle tabii. Taşındı birkaç ay oluyor ama ne kadar çok tanıdıkları olursa alışmaları kolay olur." Son cümlesini bana bakarak söylemişti.
Gül Teyze, ben ve Leyla'ya mahcup bir ifadeyle bakıp "Kusura bakmayın kızlar, size gelip bir hoş geldiniz bile diyemedik. Taşındığınızı duymuştuk ama fırsat bulup da sizi ziyaret edemedik," dedi.
Leyla, "Ne kusuru, bugüne kısmetmiş," dedi.
Toprak'a baktığımda onun zaten bana bakmakta olduğunu gördüm. "Sen ne için gelmiştin?"
"Ne önerirsin?"
"Neden devamlı benim önermemi istiyorsun?"
"Önerdiklerin güzel de ondan."
"Tatlıların hepsi güzel. Vitrinde dikkatini çeken yok mu?"
"Var. Ama vitrinde değil," diyip vitrinde olan gözlerini bana kaldırdı.
Yutkunup ifademi bozmamaya çalıştım. İlk sorduğu soruya ithafen, "Kara Gece Tartı ve Kayıp Yıldız Ekleri," dedim.
Başını onaylayıp ne kadar istediğini söyledi. Siparişleri hazırlarken gözlerinin benim üzerimde olduğunu biliyordum, hissediyordum...
Siparişleri hazırlayıp kasaya geçtim. "650 TL."
Kartını uzatıp "Annemlerin hesabı da buradan al," dedi.
Kartı alıp işlem yaparken "1150 TL," dedim. POS cihazını uzatıp "Şifre girmen gerek," dedim. Şifresini girdikten sonra işlemi onaylayıp fişle birlikte kartını geri verdim.
Poşetleri verirken "Kaan nerede? Hiç gözükmüyor?" diye sordum.
"Demir Yumruk'ta. Ne o, merak mı ettin?"
"Tabii, atışacak kimse olmayınca..."
"Ben neyim?"
"Ha?"
"Benle atış! Ne yapacaksın Kaan'ı?"
"Ses tonuna dikkat et Toprak."
Leyla; Gül ve Canan Teyze'ye dönüp 'başlıyoruz, iyi izleyin' der gibi işaret etti.
"Etmezsem ne olur?"
"Kafanı kırarım."
Sanki bu dediğim hoşuna gitmiş gibi güldü. "Kırsana," dedi. Sesindeki o alayı yakaladım. Bu, it resmen benimle dalga geçiyordu!
"Ben ciddiyim."
"Ben de ciddiyim. Toprak bana geliyorlar ha!"
"Bana çoktan geldiler."
"Annelerin yanında yapma şunu."
"Ne yapıyorum ki?"
Ne yaptığının farkındaydı ve bilerek yapıyordu. Leylalara doğru baktığımda üçünün de gülerek bizi izlediklerini gördüm. Leyla'nın yeni hobisi: Ben ve Toprak'ın atışmasıydı.
"Bana bak Toprak, haydi yallah benim pastanemden! Anangile rezil ettin beni zaten! Leyla!"
Leyla bana bakıp "Efendim," dedi.
"Sen de gülme gari! Attırmayın gari benim tepemin tasını!"
Sinirlenince nadiren de olsa Ege ağzına kayıyordum ve sevgili arkadaşım sözlerimi kaale almayıp gülmeye devam etti. Sinirlenişim onun hoşuna gidiyordu.
Beni gülerek izleyen Toprak'a karşı, "Ne gülüyorsun be sen!" dedim. "Pek mi komik? Hadi gitsene buradan. Ne bekleyip duruyorsun orada?"
Beni taklit ederek, "Tamam gari, ben gidiyorum bari," dedi. Hâla gülüyordu. Aşağılık herif! Benimle dalga geçiyordu.
"Toprak!" Sesim uyarı niteliğindeydi.
Kapıdan çıkıp gitmeden önce, "Kaan'ı çok merak ediyorsan Demir Yumruk'a gel," dedi ve gitti.
Beni izleyen üçlüye döndüm. Canan ve Gül Teyze az önceki konuşmamızdan ötürü hâlâ gülüyorlardı. "Siz yapmayın bari," dedim.
Canan Teyze, "Kusura bakma kızım ama iyi geldi," dedi.
"Aşk olsun Canan Teyze. Zaten size de rezil oldum."
"Rezil olmadın kızım. Toprak'ı ilk kez böyle görüyorum."
"Nasıl?"
"Ciddiyetsiz, eğlenceli, mutlu, alaycı... Daha sayayım mı?"
Kafamı salladım. Dahasına gerek yoktu. İçimden geçeni sesli söyleyerek, "Ben Toprak'ı hep böyle sanıyordum," dedim.
"Toprak hiç böyle değildi... Ciddiydi, ağırbaşlıydı. Son günlerdeki değişimin nedenini anladım," dedi ve bana haylaz gözlerle bakıyordu.
Gül Teyze hayıflandı: "Keşke ben de Kaan'ı anlasam."
Leyla, "Niye?" diye sordu.
"Ah Leylacım, son günlerde oğlum bir tuhaf. Eski Kaan gitmiş, yerini başka biri almış sanki."
"Üzülme Gül. Düzelir elbet."
"Ne zaman Canan? Oğlum düzgün yemek bile yemiyor. Bak mesela dün onun için Ankara Tava yaptım, en sevdiği... Onu bile yemedi."
Leyla'ya baktığımda dalmış gibiydi. Dalgın bir ses tonuyla, "Öyle mi?" diye sordu.
"Öyle kızım, öyle."
Yanlış anlaşılmaya sebep olmak istemiyordum. "Toprak'a bu yüzden Kaan'ı sordum," dedim. "Geçen yolda gördüm. Çok dalgındı ve bir tuhaftı. Normalde beni görünce selam verirdi ama onu bile yapmamıştı."
"Allah Allah... Var bu çocukta bir haller. Neyse sen tasalanma Gül, elbet düzelir. Hadi kalkalım artık."
İkisi birlikte kalktıklarında Leyla ile onları uğurladık. Onlar gittikten sonra ben boşları toplarken Leyla da yerleri paspaslıyordu. Ancak dalgın olduğu her yerden belliydi. Birkaç dakika önce Toprak'la atışmamıza gülen kız, şimdi dalgın bir halde paspas yapıyordu.
Tuhaf olan yalnızca Kaan değildi; Leyla da son zamanlarda tuhaftı. Ve nedense içimdeki ses bu durumun Kaan'la ilgisi olduğunu söylüyordu. Aynı Kaan'ın durumunun Leyla'yla ilgili olduğunu söylediği gibi... Ve içimdeki ses şu zamana kadar hiç yanılmadı...
