Uykusuz gece

Vaveyla Yazarı: Cansu Cihan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Uykusuz gece

Yezda, “Kusura bakma ağam, uyandırdı seni.” dedi.
Ferman, kadının paniklemesine karşılık, “Yok, ben zaten uyanıktım.” diyecekti ki bir an durdu.
“Yok, lavaboya kalkmıştım. Ağlayınca…” dedi. Daha fazlasını söylemeden döndü ve banyoya gitti.
Kendine bir güzel kızdı. Şimdi nasıl emzirecekti kızını? Kadının çekindiği, korktuğu ortadaydı. Tamam, nikâh kıyılmıştı ama henüz ne kendisi bunu kabul edebilmişti ne de kadın. İçeride oyalanmaya başladı. Kadına, rahat rahat emzirebilmesi için fırsat vermeye çalışıyordu.
Kadın, kaçar gibi adamın arkasından bakakaldı. Ardından kucağındaki kızıyla kendine geldi. Adam içerideyken bir an önce emzirmeye başladı. Gözleri kapıdaydı ama ses seda yoktu. Bu, kadının işine gelmişti.
Kızının emmeyi bırakmasıyla üstünü düzeltti. Yanında sadece çocuk çantası vardı; onda da kızının eşyaları bulunuyordu. Evden atılırken yanına yalnızca bu çantayı alabilmişti. Hemen çantayı eline aldı, kızının altını ve üstünü çıkardı. Yenilerini giydirirken adam banyodan çıktı.
Kadın başını kaldırmadı, o tarafa bile bakmadı. Kızını hızlıca giydirdi. Ferman, kadının bu hâline bakarken konuşmak için boğazını temizledi. Bu hareketiyle kadının kendisine bakmasını sağladı. Ardından koltuğa oturdu.
Kadının kızını yatağa bırakmasının ardından konuştu:
“Gel, seninle bir konuşalım.” diyerek yanındaki tekli koltuğu gösterdi.
Kadın gelip oturunca adam önce derin bir nefes aldı, sonra söze başladı.
Ferman: Bak Yezda, seninle konuşma fırsatımız olmadı. Sen de farkındasındır bu saçma olayın. Ben henüz karımın nasıl böyle bir şey yaptığını anlayamıyorum ve bu ihaneti kabul edemiyorum. Şimdi sen burada bana sürekli bunu hatırlatacaksın. Senden bana bir eş olmanı istemiyorum. Sadece bu odada çocuğuma bakacak bir süt anne gibi düşüneceğim seni. Sen de benden sakın sana kocalık yapmamı bekleme. Dışarıda kim ne derse desin, bu odada ikimiz de farklı ve mecburi hayatlar yaşayacağız.
Yezda: Sizden kocalık beklemiyorum ağam. Doğrusu, ben kendi kocamdan bile kocalık beklemedim bu zamana kadar. Sadece…
Kadının gözleri doldu. O zamanlar aklına geldi. Kocası ona bir keresinde şöyle demişti:
“Sana bir kere dokundum, bir daha dokunmam. O karnındakinin hiçbir anlamı yok. Senden ne sevgi ne de bebek isterim. Doğurur, kendin bakarsın. Benden kocalık da babalık da bekleme.”
Belki doğunca fikri değişir, diye düşünmüştü o zamanlar. Kıyamaz bebeğine, demişti kendi kendine. Ama işte, kendisi doğum yaparken o, başka bir kadınla kaçmaya çalışmıştı.
Ferman: Yezda, diyeceklerim bu kadar. Hadi, yat artık.
Adamın seslenmesiyle kendine gelen kadın usulca koltuktan kalktı ve yatağa doğru ilerledi.
Kadının gitmesiyle yeniden uzandı. Bir kolunu başının altına koyup gözlerini tavana sabitledi. İki günde ikisinin de hayatı değişmiş, yıkılmıştı.
Ama bu işi iyice araştıracaktı. Belki de karısı kaçmak istememişti; o adam tarafından zorla kaçırılmaya çalışılıyordu. Bu düşünceyle Asmin’ini aklamak istedi. Karısını çok severdi. Ona “Asim’im” diye seslenirdi. Asmin de ona “Ferman’ım” derdi.
Adam düşüncelere dalmışken Yezda, usulca iliştiği yatakta sessiz sessiz ağlıyordu.
Kimse onu sevmemiş, kimse istememişti. Anne ve babasından sonra ne teyzesi ne kocası ne de kocasının ailesi onu istemişti. Şimdi ise başka bir sevgisizliğin içindeydi.
Sığınabileceği bir kızı ve kıyamadığı Mert bebeği vardı. Onlarla avutacaktı kendini. Kimseden sevgi istememiş, “Beni sevin.” dememişti. Şimdi de demeyecekti.
Usulca ağlarken uyuyakaldı.
Ağlama ve kapının çalma sesiyle ikisi de uyandı. Ferman kapıya giderken Yezda, Mert’i kucağına aldı.
Gelen Meryem’di.
Meryem: Abi, kahvaltı hazır. Sizi bekliyorlar.
Ferman’ın başını sallamasıyla Meryem geri döndü.
Kapıyı kapatan Ferman, Mert’i emzireceğini anlayarak konuştu:
“Ben duş alana kadar işini hallet. Ben gidince de sen hazırlanır, gelirsin.”
Böylelikle her iki bebeğin de karnının doyması için fırsat tanıyordu.
Duştan çıkan adam, Mert’i de kucağına alarak aşağı inmişti. Yezda da işlerini halletmiş, kızını doyurmuş ve beşiğine yatırmıştı. Ardından aşağı indi. Üzerinde dünden kalan kıyafetler vardı.
Ferman Ağa’nın ilk işi, bu kadını alışverişe gönderip eksiklerini tamamlatmak olacaktı.
Yezda masaya gelince herkese günaydın dedi. O sırada masada boş yer arıyordu. Hasna Hanım’ın yönlendirmesi üzerine kocasının yanına oturdu.
Bu masadaki herkes ona yabancıydı. Hâliyle çekiniyordu. Yanında oturan Kübra bunu fark edince hızlıca tabağına bir şeyler koydu.
Hasna Hanım: Yemelisin artık kızım. Daha çok dikkat etmen gerek. Sana bağlı iki bebek var artık.
Yezda, önüne konulanları yemeye başladı.
Osman Ağa, kucağında torunuyla kahvaltıya dalmıştı. Berzan söze girdi. Ferman’ın bir yaş küçüğüydü.
Berzan: Düzgün tanışamadık. Ben Berzan. Eşim Berfin. Benim küçüğüm Yaşar, eşi Aslı. Yağız, eşi Nilüfer. Yasemin, Meryem ve Kübra…
Böylece bütün aileyi tanıttı.
Yezda: Ben de Yezda. Memnun oldum.
Kendini çekinerek tanıttı.
Kahvaltı bitmişti. Erkekler evden ayrılmıştı.
Hasna Hanım, eski kaynanalar gibi gelinlerine iş yüklemezdi. Evde hizmetliler varken onların iş yapmasına gerek olmadığını söylerdi hep.
Yezda sofra toplamaya koyulacağı sırada Hasna Hanım onu durdurdu. Mert’i de alıp yukarı çıkmasını, dinlenmesi gerektiğini söyledi. Artık iki bebeğe annelik yapacaktı.
Yezda denileni yaptı ve yukarı çıktı.
Öğleden sonra Ferman, kız kardeşini arayarak alışverişe gitmelerini söyledi.
Ancak Hasna Hanım, “Şimdilik ellemeyin onu siz. Bırakın dinlensin, birkaç gün kendini toplasın. Siz yengelerinizle gidin, ona göre eksiklerini alırsınız. Bir şey isterse onu da alırsınız.” dedi.
Meryem, kapıyı zar zor duyulacak şekilde çaldı ve içeri girdi. Yezda’ya eksiği olup olmadığını sorduğunda kadın yalnızca bebeği için gerekenleri istedi. “Bana bunu alın.” diyebileceği başka bir şey söylemedi.
Meryem, kadının üzerindeki kıyafetlere baktı. Yezda bunu fark edince Meryem odadan ayrıldı.
Artık akşam olmak üzereydi. Kapı çaldı. Kadın yavaşça kapıyı açtı. Gelenler çalışanlardı.
Evin en eski çalışanı Kader Hanım, yaşından da belli olan tecrübesiyle poşetleri göstererek konuştu:
“Hanım kızım, sana getirdik.”
Ne çok şey almıştı bu kızlar! Yezda, içeri geçebilmeleri için kenara çekildi. İçeri taşınan poşetler neredeyse bitmek bilmiyordu.
Meryem de gelmişti.
Meryem: Yemek hazır. Gel, biz inelim. Kader teyzeler yerleştirir, çocuklara da bakarlar. Sen de rahatça yemeğini ye.
Allahtan Meryem, gitmeden önce kendi kıyafetlerinden vermişti de herkes gidince kadın güzel bir duş alıp kendine gelebilmişti. Şimdi aşağıdan dönünce kendisini biraz da olsa sıkan bu kıyafetlerden kurtulacaktı.
Herkes masadaydı. Ayak seslerini duyan Ferman’ın bakışları merdivenlere çevrildi. Üzerinde, kendisini sıktığı belli olan pembe bir elbiseyle gelen Yezda’ya takıldı gözleri. Ardından yeniden önüne döndü.
Herkes yemeğini yemişti. Hasna Hanım, sütü artsın diye Yezda’ya yedirdikçe yedirmişti. Üzerindeki dar elbise kadını artık daha da fazla sıkmaya başlamıştı. Daha fazla dayanamayan Yezda izin isteyerek yukarı çıktı.
Odaya çıktığında her şey çoktan yerleştirilmişti bile.
Giyinme odasında kendisine ayrılan yere göz attı. Üzerindeki elbiseden bir an önce kurtulmak istiyordu. Çekmecelere baktığında gözüne bir emzirme sütyeni takıldı. Hemen onu aldı. Üzerine bir de yeşil elbise alarak hızla üstünü değiştirdi.
Bebekler uyuyordu. Yavaşça yeniden aşağı indi.
Kadınlar mutfaktaydı.
Berfin: Oo, bacım! Ne güzel olmuşsun! Bakın, benim seçtiğim elbise ve örtü ne kadar yakışmış. Gözlerini ortaya çıkarmış. Ee, ben seçersem böyle olur!
Kendini mi yoksa kadını mı övdüğü belli değildi.
Ufak bir gülüşmenin ardından Hasna Hanım konuştu:
Hasna Hanım: Buyur kızım, bir şey mi oldu? Dinlenseydin.
Yezda çekinerek söze girdi.
Yezda: Şey, ben aslında şey için geldim… Ben henüz kızıma isim veremedim. Onun için geldiydim.
Herkes şaşırdı.
Aslı: Hiç mi düşünmedin isim diye?
Yezda olumsuz anlamda başını salladı. Kimsenin istemediği, hatta başlangıçta kendisinin bile istemediği bu kıza isim düşünmemişti. Ne verirlerse o olacaktı.
Yezda: Şey, aslında hiç düşünmedim. O zamanlar hani, ne koyarlarsa kabulümdü.
Aslı: O nasıl söz öyle? Ne koyarlarsa da ne demek?
Berfin: Peki, şimdi bir düşüncen var mı?
Meryem: Defne nasıl?
Kübra: Yok ya, olmaz bence. Sude, dedi.
Yasemin: İnci nasıl?
Hasna Hanım: Kızlar, bir durun hele! Senin içinden geçen ne kızım?
Yezda, çekinerek cevap verdi.
Yezda: Mihra olsa olur mu?
Hasna Hanım: Güneş, sevgi, şefkat, ay anlamına geliyor. Güzel isim.
Hasna Hanım ayağa kalktı.
“Durun, ben Osman Bey’e söyleyeyim de kızın kulağına adını söylesin. Sen de al gel kızım Mihra’yı.” diyerek salona doğru ilerledi.
Yezda odaya çıkıp kızını aldı ve aşağı indi.
Hasna Hanım: Yezda, getir kızım bebeğini. İçeri geç, Osman Bey adını okuyuver­sin.
Yezda bebeğiyle salona girdi. Osman Ağa ve oğulları salondaydı.
Ferman gözlerini dikmiş bakıyordu. O Mustafa denilen adamın kızına adını verecekti. Sinirleri gerildi. Ayağa kalktı ve beklemeden odasına çıktı.
Osman Ağa, minik kızın kulağına ezan okuyarak adını verdi.
“Senin adın Mihra.”
Minicikti bu kız. Tıpkı annesi gibi, Osman Ağa’nın avucu kadardı.
Osman Ağa, bebeği annesine geri verdi.
“Adıyla yaşasın. Ömrü bereketli, uzun olsun.” dedi.
Yezda’nın gözleri doldu. Osman Ağa nasıl da güzel dua etmişti! Oysa kendi öz torunu olmasına rağmen eski kayınbabası, “Al bu doğurduğunu, gözümüz görmesin. Zaten bugün sizi öldürürler.” diyerek onları evden kovmuştu.
Gözleri dolan Yezda, Osman Ağa’nın elini öptü.
“Sağ olasın ağam.” dedi.
Tam o sırada yukarıdan Ferman’ın sesi duyuldu:
“Yasemin, söyle de yukarı gelsin. Mert ağlıyor.”
Yezda yukarı çıkmaya başladı. Kucağındaki kızıyla odaya girdiğinde Mert, babasının kucağında ağlıyordu.
Kızını yatağa koyduktan sonra çekinerek adama yaklaştı. Mert’i alırken mümkün olduğunca fazla temas etmemeye çalışıyordu.
Ferman: Acıktı galiba. Altı temiz ama susmuyor.
Yezda: Tamam ağam, ben şimdi emzi… Şey, doyururum.
Ferman: İyi, ben çalışma odasına gidiyorum.
Diyerek odadan çıktı.
Genç kadın bebeklerle uğraşırken Ferman, Asmin’in eski telefon dökümlerini çıkarmış, işin aslını ortaya çıkarmaya çalışıyordu. İyice araştırma yapmak istiyordu.
Asmin’in telefonu Ferman’ın üzerine kayıtlı olduğundan dökümleri alırken zorlanmamıştı. Bu zamana kadar böyle bir şeye hiç gerek duymamıştı. Karısına o kadar güveniyordu ki…
Hâlâ çok sevdiği karısını aklamaya çalışıyor, bu ihaneti bilerek yaptığını kabul etmek istemiyordu.
Aradan iki ay geçmişti.
Ferman, o gün telefon dökümlerinde karısının kendisi işe gittikten birkaç saat sonra ve işten dönmesine bir saat kalana kadar aynı numarayla üç dört defa konuştuğunu fark etmişti.
Numarayı araştırdığında Mustafa’ya ait olduğunu öğrenmişti.
Dünyası başına yıkılmıştı. Ama hiçbir mesaj bulamamıştı. Bu arama kayıtları dışında başka bir iletişime rastlamamıştı.
İşten yorgun ve kafası hâlâ dolu bir şekilde gelen adam, bir anlık dalgınlıkla odasının kapısını açtı.
O sırada Yezda, kucağındaki Mert’i emzirmekteydi. Kapının aniden açılmasıyla bir anda panikleyerek kapıya baktı.
Ferman, kadının bu telaşının asıl sebebini anlamakta gecikmedi. Durumu fark eder etmez hemen başını eğdi.
“Şey, kusura bakma. Dalgınlığıma geldi. Ben hemen…” dedi ve kendini banyoya attı.
Yaşadığı panik ve şaşkınlıkla öylece kalan kadın, ardından hızlıca üzerini düzeltti.
Artık iki çocuğa da alışmıştı. İkisini de birbirinden ayırmıyor, aynı sevgi ve şefkatle kucaklıyordu.
Ferman yine banyoda kendine kızmakla meşguldü. Nasıl düşünmeden dalmıştı odaya?
Bir süre bekledikten sonra kadına fırsat vermek için seslendi.
Yezda, yumuşak sesiyle konuştu:
“Ağam, ben çıkıyorum. Uyuyorlar. Sen de sessizce çıkarsın.”
“Tamam.” cevabını duyar duymaz aşağı indi.
Yüzünün kızarıklığı hâlâ geçmemişti. Böyle yakalandığı için utanmıştı.
Berfin’in gözünden kaçmadı bu durum. Hemen Yezda’nın yanına ilişti.
Berfin: Hayırdır kız, abim sana ne yaptı da al al olmuş yüzün?
Yezda afalladı. O kadar belli miydi? diye düşünerek etrafına baktı. Allahtan Berfin’den başka kimse yoktu.
Başından geçenleri, nasıl yakalandığını anlattı.
Berfin kıkırdadı. O da diğerleri de artık aralarındaki durumu biliyordu. Bu yüzden şaşırmamıştı.
Yezda’yı koluyla dürttü.
Berfin: Ee, ne kaçtın kız? Açaydın ya biraz daha, döşünü göreydi abimin aklı iyice!
Yezda hemen elini Berfin’in ağzına bastırdı.
Yezda: Kız, sus! Duyan olur, rezil olurum. Hem yok öyle bir şey. Sanki bilmiyorsun!
Berfin, Yezda’nın eline hafifçe vurdu.
Berfin: Aman be! İki eğlendirmedin bile. Kızım, erkek milleti bu. Bakma, abim sana düşer diye konuştu.
İkisi sohbet ederek işlerini yaptılar, ardından yemeğe geçtiler.
Yemekte ne Ferman ne de Yezda birbirine baktı. Öyle sessiz sedasız yemeklerini yediler.
Osman Ağa söze girdi:
Osman Ağa: Oğlum, bugün Burak geliyormuş. Yarın söyle de gelsin bize. Uzun zaman oldu görüşemedik.
Ferman: Olur baba. Zaten işlerimiz var. İşimizi halledip Burak’ı getiririm.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.