6. bölüm / 6
Bir ihanet iki bebekDiş mi?
Bölümler 6Şu an: Diş mi?
- 1 1.Bekleyiş1.982 kelime
- 2 Uykusuz gece1.770 kelime
- 3 Ertesi gün1.843 kelime
- 4 4. Konağa Gelince1.110 kelime
- 5 5. Hazırlıklar1.367 kelime
- 6 Diş mi?1.187 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkes çoktan uyumuştu. Saat on iki olmak üzereydi. Burak ve Ferman çalışma odasındaydı. Burak, Ankara’ya gitmiş, geri gelmişti. Şimdi ise bir iş için ve yarım kalan araştırmasını tamamlamak için dönmüştü. Konuların derinliğinden ikisi de saati fark etmemişti.Yezda, Mert’in ateşinin 39 dereceye yükseldiğini fark ettiğinde artık dayanamamıştı. Ne duş aldırmak ne de sirkeli su işe yaramıştı. Apar topar kucağına aldı ve kapıyı çalmadan, doğrudan ışığı yanan çalışma odasına daldı.
Yezda: Ateşi var, ağam. Düşmedi bir türlü.
Ferman: Ne vakittir böyle? Haydi, hastaneye!
Burak: Ben de geliyorum.
Üçü birlikte çıkarken seslerden ve telaştan uyanan Hasna Hanım’dan, kızına bakmasını rica etti ve arabaya bindi.Kucağındaki minik Mert, genç kadına daha çok sokulmuş ve ağlamaya devam ediyordu.
Genç kadın, «Piş piş, geçti, bir şey yok.» diyerek onu avutmaya çalışıyordu. Adam, kadınla çocuğu ara ara kontrol ediyor ve hastaneye doğru gidiyordu.Hastaneye geldiklerinde Mert bebeği alan hemşireler, beklemelerini söyleyip gittiler. Koridorda Burak, bu gergin adamı sakinleştirmeye çalışıyor, genç kadın ise bankın üzerinde bekliyordu.Aradan geçen zamanın ardından Ferman’ın dikkatini çeken şey, daha da gerilmesine neden oldu.Karısının üzerindeki pijama ince bir atlet, altında ayak bileğinde biten bol bir pijama altıydı. Sabahlığının ipi, o anın paniğiyle açılmıştı. Saçında örtüsü de yoktu. Belki beyaz ve ince olmasa bu kadar belli olmazdı ama kadının biraz öne doğru eğilmesiyle göğüs dekoltesi açılıyordu.Bu hâlde mi çıkmıştı bu kadın? Hiç fark etmemişti. Nasıl olduğunu bile anlamadan kendini burada bulmuştu. Şimdiyse milletin dilinde karısı dolaşacaktı. Yüzü iyice gerildi.
Burak, bu gerginliği fark etti ama sebebini anlamadı. Neye bu kadar takılmıştı? Kızın bir suçu yoktu. Çocuk elbette hasta olacaktı.Bakışları sabitlenen adamın baktığı yöne kafasını çeviren Burak, olayı hemen kavrayıp tekrar önüne döndü. Üzerinden çıkardığı ceketi kadına doğru götürürken doktorun çıkmasıyla elinde ceketle doktora doğru döndü.Kadın, doktorun çıkmasıyla birlikte ayağa kalkmış ve ona doğru ilerlemişti.
Doktor: Mert Cihan’ın ailesi siz misiniz?
Ferman: Evet, doktor. Neyi var oğlumun? Durumu nasıl?
Doktor: Korkulacak bir şey yok. Diş çıkarırken ara ara böyle ateşlenmeler normal. Gerekli ilaçları yazdım. Siz eczaneden alırsınız.
Ferman: Sağ olun, doktor bey.
Burak: Ben ilaçları alayım, kardeşim. Siz de toplanın.
Ferman: Tamam, sağ olasın.Burak’ın ve doktorun uzaklaşmasıyla elindeki ceketi fark eden adam, karısına doğru giderek ceketi uzattı.
Ferman: Bunu giy üstüne.Genç kadının o saate kadar aklına bile gelmemişti. İçinde bulunduğu hâli hemen toparlanıp ceketi üzerine giydi. Kolları uzun olan ceketin içinde şu an ne kadar komik görünüyordu!Hastane sonrasında Burak’ı evine bırakıp eve döndüklerinde Hasna Hanım hâlâ uyumamıştı. Telefonda bir şey olmadığını öğrenmiş olsa da torununu görmeden rahat etmeyecekti.Yezda’nın kucağındaki uyuyan torununu öpüp kokladı. İyi olduğundan emin olunca odasına döndü.Odaya geçtiklerinde Mert’i beşiğine koyan kadın, üzerindeki ceketi çıkarıp giyinme odasına bıraktı. Arkasından gelen adamla ansızın irkildi.
Ferman: Sakın, sakın bir daha bu şekilde bu odanın dışına çıkma!Yezda: Ağam, vallahi bir an korktum. Fark etmedim bile. Mert böyle olunca ne yapacağımı bilemedim…
Ferman: Seni uyarıyorum! Başında şal yok, üstünde incecik bir bez parçası var. Çıkmayacaksın, anladın mı beni?Bunları söylerken genç kadının kolunu tutuyordu. Bir anda gözleri dolan kadının başını sallamasıyla kendine gelmesi ve kolunu bırakması bir oldu. Bir adım geri giderek toparlanmaya çalıştı.
Ferman: Milletin ağzına düşürme bizi. «Ağa karısı böyle geziyor.» derler, devamı gelir. Sonu bize dokunur, ondan yani.Kendi bile bu sunduğu bahaneye inanmamıştı. Kıskanması normal miydi? Hem kıskanmak mıydı bu? Sırf bir şey diyen olur, canı sıkılır, bir bakan olur diye düşünüyordu. Bakmışlar mıydı acaba?
Yezda: Kusura bakma, ağam. Dikkat ederim.Bu sözlerle kendine gelen adam, önce giyinme odasından kıyafet aldı, sonra da duşa girdi.Gece, annesine acımış da onu daha fazla yormak istememiş gibi, Mihra bebek bir kere uyanmış; onun dışında hep uyumuştu. Mert bebeğin ateşini, birbirlerini uyandırmamaya çalışarak sırayla kontrol etmişlerdi.Adam, tekrar kontrol etmek için gözlerini açtığında kadının bebeğini emzirdiğini gördü. Rahatsız etmemek için yerinden kalkmadı. Bakmak da istemediğinden gözlerini kapattığı sırada Yezda’nın ağzından ufak bir inilti koptu.
Yezda: Ah!Yeni çıkan dişinin kaşıntısı ve ağrısı nedeniyle küçük haylaz annesini ısırmıştı. Sesi duyan adam hemen doğruldu.
Ferman: Ne oldu? Bir şey mi oldu?Yezda: Yo, ağam. Uyandırdım mı?Ferman: Ne oldu? Bir yerini mi çarptın?
Yezda: Yok, ağam. Çarpmadım.
Ferman: Ne diye acıyla ah çektin o zaman?
Yezda: Dişleri kaşınıyor galiba. Isırdı da ondan, ağzımdan kaçtı.Utana sıkıla söylediği bu sözler karşısında gülümsemiş ve hiç yapmadığı bir şeyi yapmıştı adam: Yatağa, karısına ve oğluna doğru ilerlemişti.Adamın gelmesiyle gerilen kadın, örtüyle kendini kapatmak istedi. Bu hareketine gerilmiş olsa da yanlarına yaklaştı ve yatağın boş kalan kısmına, kadının dizinin ucuna oturdu.
Ferman: Benden korkmana ya da utanmana gerek yok. Ben senin kocanım.Bunu dışarıda hep söylerdi ama böyle, bu şekilde söylemesi kadının tuhafına gitmişti. «Ama ben senin karın değilim. Ben sadece bebeğimin süt annesiyim.» diye bildi. Sonuçta ilk evlendiklerinde bu şekilde konuşmuşlardı.Adam, duyduklarıyla bir an söylediklerini hatırladı. Evet, öyle demişti ama şimdi bunu hatırlatmanın sırası mıydı?Bebeğin emmeyi bırakma sesiyle örtüyü tutması aynı anda oldu. Kadın, zorlansa da üstünü düzeltti ve bebeği bezin altından çıkardı.Olanlardan habersiz gülücükler saçan bu bebek, konuşmayı unutturmuştu. Oğlunu yatağın üzerinde severken, sanki onunla dalga geçer gibi gülerek konuştu:
Ferman: Sen daha o minicik dişlerinle anneyi mi ısırdın bakayım? Haniymiş benim paşamın dişleri?Adamın yanında daha da kızarmıştı kadının yanakları. Kalkıp banyoya attı kendini. Elini yüzünü hafifçe ıslattı ve tekrar yatağa döndü.Yatakta şu an sanki bir değil, iki bebek vardı. Oyun oynayan adamla bebeğe baktı. Çok iyi bir babaydı, yalan yok. Hem kendi oğlunu hem de Mihra’yı hiç ayırmıyordu.Belki kendisi annelik içgüdüsüyle böyle davranıyordu ama bu adamın da aynı şekilde davranması hoşuna gidiyordu. Belki de kocası ölmeseydi şu an daha kötü durumda olurlardı, diye düşünürken adamın sesiyle irkildi.
Ferman: Daha ne kadar ayakta duracaksın? Hadi gel. Ben söyledim, korkma artık. Isırmayacak seni!Adam kahkaha atınca kadın da söylendi:
Yezda: Vallahi iyi ki diline düştük ha!Yatağa giden kadın, oğluna dönerek konuştu:
Yezda: Hadi oğlum, ısır babayı da bakalım o zaman o da böyle gülebilecek mi?Bu sitemi ve oğlunu kendi oğlu gibi sahiplenmesi adamın hoşuna gitmişti. Şimdi Asmin olsa böyle olur muydu?Birbirleriyle uğraşırken farkında olmadan sabah olmuştu.Gözlerini açan adam, yüzündeki saçların nasıl olup da yüzüne geldiğini anlamaya çalışırken bir de elinin altındaki sıcak bedenin nefes alıp verirken yukarı aşağı hareket ettiğini fark etti.Karısıyla, evlendikten altı ay sonra, ilk defa aynı yatakta uyanmıştı adam.Elini yavaşça çekerken bir anda karısı elini tuttu. Uyanık mıydı, diye düşünürken bir anda elinin refleksle atıldığını hissetti.Belindeki hareketlenmeyle, refleksle tuttuğu elin kalınlığından bir şeylerin ters gittiğini anlayan kadın, erkek elini görmesiyle panikle elini savurur gibi bıraktı. Hemen toparlanıp sırtı yatak başlığına gelecek şekilde çekildi ve arkasına baktı.Gördüğü manzara karşısında şaşkın bakışlarla kendisine bakan kocasına açıklama yapmaya çalıştı.
Yezda: Ağam, kusura bakma. Uyuyakalmışım.
Ferman: Uyuyakalmışız.Adamın düzeltmesiyle kadın başını sallayarak onayladı.Tam o sırada yatakta dün Mert’in de olduğunu hatırladı ama şimdi çocuk yoktu.
Yezda: Ağam, Mert yok! Çocuk nerede? Düştü mü? İkisi de apar topar yataktan kalktı. Önce yerlere, sonra beşiğe baktılar. Mert’le birlikte Mihra da yoktu.Panikleyen kadın, «Ağa, Mihra da yok! Nereye gider bu çocuklar?» diye sayıklarken kapı çaldı.
Ferman: Ben bakarım.Diyerek kapıya gitti.
Kardeşi: Abi, annem kahvaltının hazır olduğunu söyledi. Aşağı insinler dedi.
Ferman: Ha, Mert’le Mihra’yı da annem almış. Siz uyuyun diye seslenmemiş. Artık nasıl gördüyse bizi…Sırıtan kardeşine döndü.
Ferman: Tamam, sen in. Biz geliyoruz.Kapıyı kapattı ve arkasındaki kadına döndü.
Ferman: Annem almış çocukları. Biz uyuyalım diye seslenmemiş. Artık nasıl gördüyse bizi…Sırıtarak lavaboya yöneldi.Ağzı açık, utanan kadının hâlini aynadan gören adam, son bir laf atmadan duramadı.
Ferman: Arkamdan bakmayı bırak da hazırlan. Daha fazla laf vermeyelim.Kapının kapanması bir oldu.
Bölüm etkileşimi
