5. bölüm / 6
Bir ihanet iki bebek5. Hazırlıklar
Bölümler 6Şu an: 5. Hazırlıklar
- 1 1.Bekleyiş1.982 kelime
- 2 Uykusuz gece1.770 kelime
- 3 Ertesi gün1.843 kelime
- 4 4. Konağa Gelince1.110 kelime
- 5 5. Hazırlıklar1.367 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Diş mi?1.187 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yasemin, iki çocukla zor hazırlanır diye Yezda’ya yardıma çıktı. Yengesinin o kumral saçlarını maşaladı; ona böyle toprak renklerinde bir göz makyajı, siyah göz kalemi, hafif bir allık ve dudaklarına da bir ruj sürdü. O çocuklarla oynarken kadın; siyah üzerine koyu yeşil desenleri olan, beline oturan, ağır ve şık kaftanını giydi. Kadını gören Yasemin, "Çok güzel oldun. Ben de gidip hemen hazırlanayım, yoksa geç kalacağım." diyerek kaçar gibi çıktı odadan.Oyun çıkmasıyla kapı hemen geri açıldı. Bir şey unuttuğunu düşünen kadın, "Hayırdır, ne unuttum?" diye gülerek kapıya yöneldiğinde kapıdaki adamı görüp yüzü ciddileşti.Yezda: Pardon, ben seni Yasemin sandım. Buradaydı, şimdi çıktı.Ferman: Düğüne böyle saçların açık gitmeyeceksin herhâlde?Yezda: Yok ağam, şimdi şalı takacaktım ben de.Elindeki şalı göstererek o söylemeden takacağını belirtmek istemişti kadın. Onun bu hareketiyle adam giyinme odasına yöneldi. Siyah takım elbisesini giydi ve odaya döndü. Çocuklar da hazırdı; kadında tek eksik, altınları takmamış olmasıydı. Adamın uyarısıyla altınlarını takan kadın, işte şimdi hazırdı. Aşağı indiklerinde ikisinin elinde de birer bebekle aile fertlerinin toplanmasını beklediler. Berfin kırmızı kaftan, Nilüfer turkuaz kaftan, Aslı kahverengi kaftan; Yasemin, Meryem ve Kübra da mavi abiye giydiler. Genç kızlar öyle anlaşmışlardı. Son olarak Hasna Hanım siyah kaftanıyla hazırlandı ve konvoy şeklinde düğüne yol aldılar. Aile kalabalık olunca öyle oluyordu.Arabadan inen Ferman, bagajdan ikizler için olan bebek arabasını çıkardı. Ayrı ayrı olmasın, zorluk çıkarılmasın diye böyle almışlardı. Bebek arabasını kurup pusetteki çocukları yerleştirdi. Çocuklar için hazırladığı çantayı bebek arabasının altına koydu kadın.Ferman: İçeride çocuklar acıkır da emzirecek olursan bana seslen, arabaya geliriz.Yezda: Yok ağam, ben zorluk olmasın diye evde hallettim. Sütleri yanımdadır, acıkırlarsa biberonla vereceğim.Ferman: İyi madem, ama dediğim gibi tek kalkma masadan.Hasna Hanım: Hadi oğlum, ne dikildiniz kaldınız?İçeri girerken uzun kırmızı halı, yol boyu takip eden sarmaşıklar ve içlerinde beyaz yanan LED ışıklar vardı. Her aileye özel büyük, geniş, beyaz örtülü masalar; üzerlerinde altın rengi tabaklar ve dekorlar... Hayranlıkla baktı Yezda; ne ilk evliliğinde ne de şimdiki evliliğinde düğün yapılmamıştı. Şu ana kadar aklına hiç gelmese de imrenmişti. Aklına parayla bir mal gibi satıldığı, ağlayarak zorla arabaya bindirildiği, bir sığıntı gibi baskılanıp evlendiği gün geldi. Tam gözleri dolacakken koluna dokunan koca el ile kendine geldi ve masadaki yerine oturdu.Cihan ailesinin gelmesiyle kalabalık çoktan kendi arasında fısıldamaya başladı. Gelin, damat ve aileler tebrik edildi. Düğünde halay çekenler, kendi aralarında sohbet edenler, çocuğunun peşinde koşan anneler, tespih çeken yaşlılar... Her şey gayet normaldi; ta ki teyzesinin, kaçmadan önce oturduğu köyden bir kadın masaya doğru gelene kadar.X: Oo Yezda, sen misin? Vallahi zor tanıdım seni, ne kadar değişmişsin! Ne yalan söyleyeyim, çok üzülmüştüm sana. Hatta çok kızdım teyzene, seni parayla o Mustafa denen adama sattılar diye. Öldüğünü duyduk sonra; hatta yanındakini sen sanıp ağlamıştık ama değilmişsin. Ee nasılsın şimdi, beben nasıl?Yezda ortama gerginlik çıkmasın diye "İyiyim, sağ olun." diyerek hızlı hızlı geçiştirip yollamıştı kadını ama Ferman’ın gözü dönmüştü. Tam kadının kolunu hafiften tutup bir şeyler söyleyecekti ki adının anons edilmesiyle piste davet edildi. Damat eski bir arkadaşıydı, karşılıklı oynamak istemişti; kalkmasa olmazdı. "Sonra..." dedi kadının kulağına ve kalktı.Adamın kalkmasıyla rahat bir nefes aldı genç kadın. Acıkan bebeklere sağdığı sütleri verdi Aslı’nın yardımıyla. Aradan geçen sürede geri gelip yerine oturdu adam.Hasna Hanım’ın yönlendirmesiyle kadınlar halaya kaldırıldı. Yezda kalkmamıştı; içinden gelmemişti, kadının söyledikleriyle canı sıkılmıştı ama belli etmemeye çalışıyordu.Hasna Hanım: Yezda, hadi kalk kızım sen de.Yezda: Yok anne, ben kalkmayayım.Hasna Hanım: Olmaz öyle şey, kalk. Bak zaten sadece kadınlar var.Ferman: Bırak ana, kalkmasın.Hasna Hanım: Sen karışma, bırak kadını kalksın! Millet şöyle bir Hasna Hanım’ın gelinlerinin ve kızlarının heybetini görsün.Ferman: İyi, tamam, kalk madem.Kadın kalkmak istemese de kıramayıp kalkmıştı halaya; Aslı ve Nilüfer’in arasına girmişti. Şimdi dedikodular daha da arttı; herkes Hasna Hanım’ın kızlarına ve gelinlerine bakıyordu. Şöyle uzaktan bakınca güzel kadındı aslında; bu elbise, bu makyaj onu daha bir ağır, daha bir güzel göstermişti. Adam karısını izlemeye dalmış, hafif bir tebessüm edecek gibi olmuştu ki karısıyla göz göze gelince kafasını çevirdi.Artık saatin ilerlemesiyle yavaştan ayrılmaya karar verdiler, Cihan ailesi ayaklandı. İki çocuk olunca geride Ferman ve Yezda kaldı; zaten ayrı araba ile gideceklerdi. Ailesi önden çıktı, geride kalan karı koca yolda giderken Yezda’nın gözleri açıldı. Karşıda gördüğü, Mustafa’nın annesi ve babasıydı. Ferman fark etmemişti, arabanın tekerini düzeltmekle meşguldü o sırada.Mine Hanım: Tüh! Yüzsüz seni! Oğlumun ölümüne sebep oldun, bir de utanmadan buralarda geziyorsun!Karısının çıkışmasını susturmaya çalışan adam başarısız olmuştu. Ferman, kadının söyledikleriyle tam konuşacaktı ki Yezda araya girdi:Yezda: Sizin oğlunuz kendi isteğiyle gitti o ölüme, ben bir şey yapmadım. Bunu siz de biliyorsunuz. Sizin o leş oğlunuz kendi kendini yaktı!Mine Hanım: Bak hele, bak! Bizim dilsiz geline bak sen! Daha düne kadar dilin yoktu senin, ağa karısı oldum diye mi bu hallerin? Unuttun galiba o eski hallerini. Önceleri karşımda ağlardın "Bırakın!" diye, yalvarırdın. Şimdi başkaldırır olmuşsun. Ah, o ağalar seni de bu kimden belirsiz bebeği de öldüreydi ya!Yezda: Siz ne söylüyorsunuz? Ne demek kimden belirsiz? Ben evlendiğim günden beri hiç dışarı çıkartmadınız beni. Eve sizden başka giren de olmadı!Mine Hanım: Yalan mı? Bir gece koynuna girdi benim oğlum, ondan sonra hep ayrı odalarda yatmadınız mı siz? Bir günde mi oldu bu çocuk? Sana da helal olsun Ferman Ağa, karının dostunun çocuğuna babalık yapar olmuşsun! Ama sana diyeyim, bu kadına da güvenme, yoksa o da gider, bilesin!Kocası, "Sus be kadın, sus! Ne söylersin sen? Yok öyle bir şey, iftira atarsın kıza!" diye araya girmeye çalıştı.Ferman Ağa: Madem bu kadın da bu çocuk da oğlunuzun bir şeyi değil, o zaman size geri vereyim ve sizden kan hakkını ikinizi öldürerek alayım, ne dersiniz? Düşmanlık çıkmasın, kan akmasın dedik ama mademöyle, aksın bu kan!Mine Hanım: Yok ağam, vallahi tövbe! Mustafa’nındır bu çocuk, istemedi ama bu sığıntıyı da onu da... Vallahi karışmam gayrı size!Ferman: Bu size ilk ve son uyarım! Karım hakkında artık tek bir kelimeye dahi izin vermem bundan sonra!"Karım" derken Asmin’den bahsettiğini düşünen kadın gözlerini kaçırmıştı.Ferman: Bundan böyle karım Yezda’ya yapılan hakareti kendime yapılmış bilirim ve ona göre cezanızı keserim! Efendi, al karını, diline ayar ver; yoksa elimden bir kaza çıkacak!Mine Hanım: Tamam ağam, sağ ol, affeyle...Kocası: Sus artık kadın, yürü! Kusura bakmayın ağam, ben halledeceğim. Hayırlı akşamlar.Diyerek ayrıldılar.Ferman: Akşamda hayır mı bıraktınız... Hadi artık gidelim.Yezda afalladı; onu savunmasını, "karım" demesini garipsedi. Öylece giden adamın arkasından yürüdü. Yol boyunca ikisi de konuşmadı; bugün yaşadıkları ikisine de ağır gelmişti. Eve gelip odaya çıktılar, çocukları beşiğe koydular. Önce Ferman, sonra Yezda duşa girdi. Kadının duştan saçında havluyla çıkmasıyla Ferman merakına yenik düştü. Duydukları doğru muydu; satılmış, istenmemiş miydi?Ferman: Düğündeki o kadının söyledikleri, çıkışta duyduklarım doğru mu?Yezda: Doğru, ağam.Ferman: Anlatmak istemezsen anlarım. Anlatmak istersen gel, otur.Yezda: Evet ağam, doğru. Annem ve babam ben küçükken öldü. Teyzem ve eniştemin yanında büyüdüm. Borçlanmışlar; borç karşılığı olarak, hem de üstüne biraz daha para alarak sattılar beni. Ağladım, istemedim, kaçmaya çalıştım ama yapamadım. Bir tek o gece oldu aramızdaki şey; o da ailesinin baskısıyla oldu, verdikleri paraya değer miyim diye kontrol içindi yani... Ertesi gün duydum, teyzemler taşınmış. Ne haber verdiler ne bir şey... Nerede olduklarını hâlâ bilmem. O geceden sonra ayrı kaldık zaten. Üzerinden iki ay geçince öğrendim hamile olduğumu ama yine değişen bir şey olmadı. O evde yerim, satın alınmış bir hizmetçiydi. O gün, öldüğü gün sabah sancım başlamıştı. Doğum yapacağım belliydi ama kimse dönüp bakmadı. Bir tek Seher yardımcı oldu, kız kardeşi... O zorla getirdi hastaneye beni ama kızarlar diye kalamadı bile yanımda. Bir başıma doğurdum. Başlarda, yalan yok, ben de istememiştim Mihra’yı ama kucağıma alınca pişman oldum. Zaten sonrası malum, olayı da sabah hastaneden yine tek çıkarken öğrendim. Geldiğim gün kovdular evden beni, sonrası buradayım işte.Ferman duyduklarıyla pişman olmuştu sorduğuna; acımıştı bu kadına. Öyle bir adam, böyle bir kadını nasıl bu hâle getirmişti? Ne çok şey yaşamış bu kadın, ondan böyle sessiz demek ki, dedi içinden.Ferman: Zor şeyler yaşamışsın, belli. Kusura bakma, böyle sormak istemezdim ama yarın bir gün bugünkü gibi bir şey olursa en azından öncesinden bileyim istedim. Geç, dinlen artık, sen de yoruldun.Genç kadın kafasıyla onaylayıp yatağına doğru ilerledi. Yorgun bedeni soğuk nevresimle buluştuğunda rahatladı. Bugünkü olaylar aklına gelmeye başladı; kendi içindeki savaşla uykuya yenik düştü.Bir adam iki hayatı da mahvetti; karısını para karşılığı kullandı... Karısını? Karısını... İşte orası karışıktı. Asmin’in kendisini sevdiğinden hiç şüphe etmeyen adam, şimdi başka bir kadına bunları yaşatmış biri için kendisine ihanet etmesini kaldıramıyordu. Gece uzadı, adamı uyku tutmadı. Yine kendini yatakta uyuyan kadını izlerken buldu. Bir döngü gibi geçiyordu zaman adamın gözünde: Cevap ara, işe git, eve gel, karısını ve çocuğunu izle... Böyle bir dört ay daha geçmişti.
Bölüm etkileşimi
