4. bölüm / 6
Bir ihanet iki bebek4. Konağa Gelince
Bölümler 6Şu an: 4. Konağa Gelince
- 1 1.Bekleyiş1.982 kelime
- 2 Uykusuz gece1.770 kelime
- 3 Ertesi gün1.843 kelime
- 4 4. Konağa Gelince1.110 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Hazırlıklar1.367 kelime
- 6 Diş mi?1.187 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hasna Hanım, Ferman’ı yanına çağırmıştı.
Hasna Hanım: Ferman, bak hele oğlum. Seninle konuşacaklarım var.Divanda yan yana otururlarken annesi elini oğlunun dizine koydu.
Hasna Hanım: Bak oğul, bilirim, sevmezsin, istemezsin bu kızı. Karın olarak da görmediğin belli ama yazıktır bu kadına da. Baksana, hiç ayırt etmedi kendi kızından. Torunumu önce doyurdu, önce onu avuttu. Hiç, “Bana ne, mama verin.” demedi. Yapma oğul, Asmin’i unutamadın, belli. Bari kıza onun adını söyleme.
Ferman: Ana, sinirlerim bozuldu. Sen onu öyle çarşıya nasıl götürürsün? Öyle ulu orta yerlerde, adamların yanında emziren bir kadının ne işi var? Mert asılınca bile açılan elbiseyle… Sinirlendim, ağzımdan kaçtı. Hem hemen gelip sana mı şikâyet etti?Hasna Hanım, oğlunun bu sözleri karşısında başını iki yana salladı.
Hasna Hanım: Oğlum, abartma o kadar. Kızın elbisesi öyle açık değildi. Bir yeri açılmamış, bir yeri gözükmemiş. Ben üstüne gittim diye deyiverdi bana. Deme kıza bir şey, sen kırma kızı. Yazık.
Ferman: Tamam ana, tamam. Yatacağım biraz. Başım ağrıdı. Yemeğe kalkarım.Tamam dese de adamın siniri yeniden yükselmişti. Bir de hâline bakmadan annesine şikâyet etmişti!Hızlı adımlarla odaya giden adam, Yezda’yı yatakta kızını emzirirken buldu. Ancak o an durumun farkına bile varmadı; öfkesinden gözü hiçbir şey görmüyordu. Kadının üzerine doğru, yatağın yanına hışımla geldi.Gelen adamın öfkesini gören kadın, onun kendini kaybettiğini anlayıp korktu. Kendini kapatmaya çalışarak konuştu.
Yezda: Ağam, ne yapıyorsun sen? Müsaade et, üstümü düzelteyim.Sinirden gerilen adam, sertçe karşılık verdi.
Ferman: Üstünü burada, benim yanımda düzeltmene gerek yok. Onu dışarı çıkarken yapacaktın! Milletin içinde açılıp burada böyle kendini sakınmayacaksın. Bu odada değil ama dışarıda sen benim karımsın, anlıyor musun beni? Sen, evli bir kadın olarak nerede, nasıl giyinmen gerektiğini öğreneceksin. Öğrenene kadar hiçbir yere gitmiyorsun. Anladın mı beni?Adamın sesi odada yankılanırken kadın da çocuklar da korkmuştu. İkisi de ağlamaya başladı.Kadının gözlerinden yaşlar sessizce, usul usul dökülürken adam kendine de kızarak konuştu.
Ferman: Ağlama karşımda! Haydi, şimdi emziriyor musun, ne yapıyorsan yap, sustur çocukları. Ben duş alıp yatacağım.Banyoya giren adam, aynadaki hâline baktı. Ellerini lavabonun kenarlarına koyup sıktı. Neden dinmiyordu öfkesi? Neydi bu öfkenin sebebi?Tamam, karım gibi görmeyeceğim, demişti ama… Dışarıda milletin onu bekâr sanıp koca bulmaya çalışması, onun da kendini gösterir gibi giyinmesi… Bunları kendine yakıştıramıyordu. Karısıydı sonuçta. Hem nasıl bekâr sanırlardı çocuklu, emzikli bir kadını? Bu insanlar kafayı mı yemişti?Bir daha kimseye fırsat vermeyecekti. Kimse, Ferman Ağa’nın karısı da ihanet etti, dedirtemeyecekti.Öfkesini bir türlü dindiremiyordu. İçeri girse çocuklar daha çok korkacaktı. Biraz daha bekledi ama dayanamadı, sonunda duşa girdi.Duştan sonra beline sardığı havluyla dışarı çıktı. Yataktaki kadını ve iki bebeği gördü. Hepsinin gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Sonunda uyuyakalmışlardı.Sessizce bu üç güzel, masum bedeni izledi. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. Ardından giyinip koltuğuna uzandı. Sakinleşmişti. Uykuya dalması uzun sürmedi.Kadın, yemek saatine yakın uyandı. Acıkan kızını doyurdu. Adam uyuyordu; horlamasından, nefes alışından belliydi.Kapı çaldı. Ferman’ın doğrulmasıyla kadın da üstünü düzeltmeye başladı. Kapıdaki hizmetli, “Ağam, yemek hazır.” deyip çekildi.
Ferman: Yemek hazırmış. Ver Mert’i, inelim. Siz de gelin.Kadın çekingen bir hâlde cevap verdi.
Yezda: Ağam, Mert’i doyurmam lazım. Sen in, ben işim bitince seslenirim. Kübra’yla biz de ineriz.Ferman, kızını hiç kucağına almamıştı. Bu yüzden Mihrâ’yı almasını söylememişti. Ancak bir an düşündükten sonra konuştu.Ferman: Mihrâ toksa alayım onu. Sen Mert’le inersin.Adam, minicik elleriyle kendisine tutunmaya çalışan, annesine benzeyen gözlerle ona bakan kızını kucağına aldı. Kapıyı kapatıp dışarı çıktı.Kadın arkasından bakakaldı.Kendi kendine, emin olmak istercesine sordu:
Yezda: O kızı mı aldı kucağına? Bir de aşağı mı indi?Ferman Ağa’nın elinde Mihrâ’yla merdivenlerden indiğini gören aile fertleri şaşırsa da bunu belli etmediler, herhangi bir tepki vermediler.Hasna Hanım’ın yüzündeki tebessümü gören Ferman, annesiyle yaptığı konuşmanın işe yaradığını düşündü.Aradan bir hafta geçmişti.Burak, telefonun şifresini kırdırmış ve telefonu bugün Ferman’a teslim etmişti.Telefonu alan adam, yalnız başına çalışma odasına gitti. Önce mesajlara girdi. Mesajlar aynı numarayla yapılmıştı ama numara rehberde kayıtlı değildi.Mesajları okumaya başladı.
“Geldim, bekliyorum.”“Bir hafta olmayacağım.”Ve son mesaj:“Bence artık bitirelim. Karımı sevmiyorum, diyorsun ama şimdi bir çocuğun olmak üzere. Bu çocuk, sen istemesen de senin kalbinde yer edecek. Hem belki onunla birlikte karına da yer verirsin. Ben bunu kabul edemem. Hoşça kal.”
Ferman, okudukları karşısında deliye döndü.Evli ve çocuklu olan kendisini bile kıskanmayan karısı, başka bir adamdan çocuk sahibi olacaktı. Üstelik o adam, belki de bu çocuk sayesinde karısını sevecekti. Mustafa, bu ihtimali kendine yediremediği için ayrılmak istemişti.Oysa Asmin, ihaneti yaparken kendine yedirmişti.Ferman daha sonra sesli mesajları açtı.
Birinci sesli mesaj:“Öyle olmadığını, o kadını ve çocuğu istemediğimi sen zaten biliyorsun. Senin cesaretin yok belki kocanla çocuğunu bırakmaya ama benim var. Gel, yapma böyle. Seninle oturup konuşalım.
”İkinci sesli mesaj:“Güzel gözlüm, lütfen bak, yapma böyle ya! Ya sen gel konuşalım ya da ben seni alır, öyle ya da böyle konuşuruz. Aç şu telefonu! Gitmedin, biliyorum.”
Adam, duyduklarıyla daha da sarsıldı.Asmin o gün zorla mı gitmişti, yoksa kendi isteğiyle mi? Bunu öğrenmek istiyordu. İhanet zaten ortadaydı ama şimdi bir de bu soru aklına takılmıştı.Ardından resimlere göz attı.Mustafa ve Asmin’in yalnızca bir fotoğrafı vardı. Birbirlerine sarılmışlardı. İkisinin de ağzı kulaklarındaydı. Birbirlerine bakışlarındaki samimiyet, Ferman’ın öfkesini daha da artırdı.Sinirle telefonu duvara fırlattı.Öfkeyle konaktan çıktı. Sakinleşmek için karanlık, kimsenin olmadığı bir yere gitti. İçindeki öfkeyi haykırarak dışarı vurdu. Küfürler ediyor, bağırıyordu.Bunca zamandır nasıl kandırıldığını düşünüyor, nasıl olup da hiçbir şey anlamadığını, hiçbir şey hissetmediğini sorguluyordu. Bu düşünceler onu daha da öfkelendiriyordu.Sabaha kadar eve dönmedi. Ferman Ağa, ilk defa böyle habersizce dışarıda kalıyordu.Konakta ise herkes kendi hâlindeydi.Berzan ve Berfin, ikinci çocuk meselesini konuşuyorlardı.Yaşar ve Aslı, çocukların okulu hakkında sohbet ediyorlardı.Yağız ve Nilüfer, henüz yeni evli bir çift olarak çocuk isteyip istemedikleri konusunda karar vermeye çalışıyorlardı.Osman Ağa ve Hasna Hanım çoktan uyumuşlardı.Yasemin sınavına hazırlanıyordu.Meryem ve Kübra da çoktan uyumuşlardı.Yezda ise iki çocukla birlikte uyur uyanık bir hâlde geceyi geçiriyordu.Adamın gelmediğini fark etmişti ama kimseye bir şey söylemedi. Onu aramadı da. Hem arasa ne diyecekti? Hesap sorar gibi, “Neredesin?” mi diyecekti?Yapamadı.Böylece sabahı etti.Ezan sesiyle birlikte eve gelen adam, kimseye görünmeden odasına çıktı. Kimsenin yokluğunu fark etmesini istemiyordu. Ancak bu yokluğu fark eden tek bir kişi vardı: O da o sırada lavabodan çıkan kadındı.Yezda, hiçbir şey sormadı. Nerede olduğunu, neden gelmediğini merak etse de bunları dile getirmedi.Sadece:
Yezda: Hoş geldin.dedi ve yeniden yatağına geçti.Adam, başını hafifçe hareket ettirerek teşekkür eder gibi yaptı. Ardından kendini banyoya attı. Üzerindeki yükten kurtulup biraz da uyumak istiyordu.Kadın onu kahvaltıya kaldırmadı. Sessizce odadan çıktı. Aşağıda soranlara, çocuklar yüzünden uyuyamadığını, bu yüzden Ferman’ı biraz daha uyusun diye rahatsız etmediğini söyleyerek geçiştirdi.Öğle vakti uyanan adam saate baktı.Nasıl bu kadar uzun uyumuştu? Hem neden kimse onu kaldırmamıştı?Odadaki işlerini halledip aşağı indi. Bugün bütün aile evdeydi.
Osman Ağa: Oo, Ferman Bey! Sabaha kadar beşik sallamaktan uyuyamamışsın, aldık haberini!Osman Ağa sırıtarak konuşurken Ferman, sabah eve geldiğini kimsenin bilmemesine sevinse mi, yoksa babasının sözlerine sinirlense mi bilemedi.Tam o sırada Hasna Hanım seslendi.
Hasna Hanım: Haydi, haydi kızlar! Geç kalacağız. Hazırlanmaya başlayın artık. Anca akşama hazırlanırsınız!Hasna Hanım’ın sözleriyle Ferman’ın aklına akşamki düğün geldi.Şu anki hâliyle oraya gitmek hiç içinden gelmiyordu. Ancak mecburdu. Gidip orada görünmesi gerekiyordu.
Bölüm etkileşimi
