3. bölüm / 6
Bir ihanet iki bebekErtesi gün
Bölümler 6Şu an: Ertesi gün
- 1 1.Bekleyiş1.982 kelime
- 2 Uykusuz gece1.770 kelime
- 3 Ertesi gün1.843 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Konağa Gelince1.110 kelime
- 5 5. Hazırlıklar1.367 kelime
- 6 Diş mi?1.187 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Osman Ağa: Ooo, Burak oğlum! Hoş geldin. Nerelerdesin sen ya? Bir gittin Ankara’ya, daha gelmedin.
Burak: Ver elini öpeyim, Osman amca. Biliyorsun durumları. Abim, “Gel, işlere yardım et.” deyince gittik. Bizim de işlerden fırsatımız olmadı ki çıkıp gelelim. Artık yeter, sen devam et, ben bir ay yokum, dedim de geldim.
Osman Ağa: İyi ettin de geldin oğul. Gel, otur. Hasna, bak kim geldi!
Hasna Hanım: Hoş geldin oğlum! Gel, bir sarılayım sana.
Burak: Hoş buldum, Hasna anam.
Gelen kardeşleri de Burak’ı selamladı. Sarılmalar, oturmalar derken merdivenlerden gelen Yezda göründü. Kucağında Mihra vardı. Arkasından gelen Kübra’nın kucağında ise Mert bulunuyordu.
İkisi de bu dik merdivenlerden yavaş ve temkinli bir şekilde iniyorlardı. Kübra ise hızını artırarak Burak’ın önüne geldi.
Kübra: Hoş geldin Burak abi! Özlemişiz vallahi.
Kucağının boşta kalan yanıyla Burak abisine sarıldı.
Burak: Hoş bulduk! Oy, ne güzel bir tosun bu, maşallah!
Mert’i Kübra’nın kucağından aldı. O esnada gözleri Yezda’ya takıldı.
Biliyordu olanları. Ferman anlatmıştı, hatta bu konu için araştırma yapmak üzere gelmişti. Ancak Ferman’ın hiç bahsetmediği bir güzelliği vardı Yezda’nın. Burak’ın dikkatini çekmişti.
Bu bir hoşlanma değildi, yalnızca bir beğeniydi. Hani insan, Allah’ın yarattığı güzelliği inkâr edecek değildi.
Buz mavisi bir elbise giymişti. Elbisesiyle uyumlu şalı saçlarını tam örtmüyordu. Yeşil gözleri ve kucağında, annesine benzeyen minicik bir kız bebeği vardı.
Boşta kalan elini uzatarak konuştu.
Burak: Ben Burak. Sen de Yezda olmalısın.
Yezda ilk başta çekinse de selamına karşılık verdi. Tebessüm ederek elini sıktı.
Yezda: Memnun oldum.
Ferman bir anlığına, yalnızca bir anlığına gerildi. Karısının ihanetinden sonra daha temkinliydi. Ancak Burak onun kan kardeşiydi. Bu düşünceyle birlikte içindeki gerginlik hemen geçti.
Hasna Hanım söze girdi.
Hasna Hanım: Haydi, sofraya! Sen geleceksin diye her şeyi hazırladık.
Yemek masasında gülüşmeler, eskilere dayanan sohbetler derken yemekler yenmişti. Ancak kimse hemen kalkmıyor, sohbete devam ediyordu.
Mihra’nın ağlamasıyla Yezda izin istedi.
Yezda: Ben bir yukarı çıkayım, izninizle. Kübra, sen de Mert’i getirebilirsen… Şimdi durmaz, o da.
İkisi de ayağa kalktı.
Yukarıda çocukların ihtiyaçlarını giderip onları uyuttuktan sonra aşağı indiler.
Ferman ile Burak çalışma odasındaydı. Kahve istemişlerdi.
Hasna Hanım, Yezda’nın eline kahve tepsisini tutuşturdu.
Hasna Hanım: Al kızım, kocanla Burak çalışma odasında. Götürüver kahveleri.
Yezda kapıyı çaldı.
“Gir.” sesi duyulunca içeri girdi.
Yavaşça önce Burak’ın önüne eğilerek sehpanın üzerine kahvesini bıraktı. Ardından Ferman’a döndü. Yüzünde ciddi bir ifadeyle konuştu.
Ferman: Yasemin’e söyleseydin, o getirirdi.
Yezda mahcup bir şekilde cevap verdi.
Yezda: Yasemin’in işi varmış. Hasna Hanım bana verdi, ben de getireyim dedim.
Ferman geri adım atar gibi oldu.
Ferman: Yok, sen uğraşma. Neyse, sağ ol.
Yezda: Afiyet olsun.
Kadın çıkarken Burak seslendi.
Burak: Eline sağlık, yenge. Sağ ol.
Burak hafifçe tebessüm etti. Yezda da karşılık vererek odadan çıktı.
Ferman: Ne yengesi oğlum? Sanki bilmiyor gibi bir de!
Burak: Ee, ne diyeyim abi? Tamam, sen karın olarak görmüyorsun ama en nihayetinde evlisiniz. Ablam mı diyeyim, bacım mı diyeyim?
Ferman: Aman be, tamam! Uzatma, konumuza dönelim.
Ferman derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı.
Ferman: Asmin’in tahmin ettiğim gibi ikinci bir telefonu varmış ama onu hâlâ bulamadım. Birkaç gün arayla kuaföre gitmiş, alışveriş yapmış, arkadaşlarıyla buluşmuş gibi planlarla çarşıya gidiyordu. Hepsinde de benim yoğun olduğum, toplantılarımın bulunduğu günleri seçmiş. Bunu sonradan, iyice düşününce fark ettim.
Burak: Şimdi sen diyorsun ki bilerek o günlerde gidiyordu ki senin aramaya ya da yokluğunu fark etmeye fırsatın olmasın.
Ferman: Aynen öyle kardeşim. Ama işte, tek başına gittiği ve giderken yanına bizim adamlardan birinin gelmesine izin vermediği için nereye ve kiminle gittiği belli değil.
Burak: Sen Asmin’e mehir olarak ev vermedin mi kardeşim? Baktın mı oraya?
Ferman: Baktım, döktüm ama hiçbir şey bulamadım. Bir dakika! Yezda’ya verdiğim eve hiç gitmedim. Ailecek giderdik diye orası hiç aklıma gelmemişti. Sence bu mümkün mü?
Burak: Bilmiyorum ama yarın gidip bir bakalım. Saat geç oldu, ben kalkayım. Yarın da gideriz, sakin kafayla bakarız.
Ferman: Tamam kardeşim. Gel, geçireyim seni.
Çalışma odasından çıkan iki adam avludan geçerken Ferman bir anlığına annesinin ve diğerlerinin oturduğu tarafa baktı. Sanki gözleri birini arıyordu.
Hasna Hanım: Gidiyor musun oğlum?
Burak: Gidiyorum, Hasna anam. Yarın yine gelirim. Her şey için teşekkürler. Hayırlı geceler.
Hasna Hanım: Hayırlı geceler oğlum.
Ferman: Geç oldu, ben de artık yatayım. Size de hayırlı geceler.
Hasna Hanım: Tamam oğlum, geç yat. Biz de birazdan kalkarız.
Ferman, yorgunlukla odasına çıktı. İçeri girdiğinde banyodan sesler geliyordu. Ardından banyonun kapısı açıldı.
Banyodan çıkan kadının üzerinde uzun pantolon ve askılı bir pijama takımı vardı. Saçında havluyla karşısında Ferman’ı gören kadın, bir anlık refleksle irkildi. Saçındaki havlu düşecek gibi oldu ama hemen tuttu.
Adam, kadının bu hâline baktı. Alışmakla alışmamak arasında bir yerdeydi. Kapının önünde duran kadına boş boş baktıktan sonra konuştu.
Ferman: İşin bittiyse ben de bir geçeyim.
Kadının çekilmesini bekledi.
Adamın banyoya girmesiyle kadın aynanın karşısında saçlarını taradı ama kurutmadı. Çocuklar uyanmasın diye yastığının üzerine koymak üzere bir havlu aldı. Ardından güzel bir uyku uyumaya odaklandı.
Bir süre sonra tamamen uykuya dalmıştı.
Banyodan çıkan adam, yatakta uyuyan kadına baktı. Giyinme odasına yönelerek üstünü değiştirdi.
Ardından beşikteki oğluna yaklaştı. Ne güzel uyuyordu paşası!
Beşiğin diğer yanındaki beşikte de Mihra bebek vardı. Gözü ona takıldı. O da masum masum uyuyordu. Örtüsünün üzerinden bir ayağını dışarı çıkarmıştı. Tıpkı annesi gibi, o da hep tek ayağını açıyordu.
Ferman bu masum bebeğin hâline gülümsedi. Örtüsünü düzelterek üstünü yeniden örttü.
Sonra oğluna eğildi, mis kokusunu ciğerlerine çekerek onu güzelce öptü. Ardından kendisi için hazırlanan yatağa, yani çekyata ilerledi.
Düşünmekten ve işlerden yorulan adam da sonunda uykuya daldı.
Sabah, sessiz konuşma ve gülme sesleriyle kendine geldi.
Görmekte olduğu kâbusun dehşeti daha da artmıştı. Rüyasında Asmin’in kapının arkasında fısıltıyla biriyle konuştuğunu, adamı nasıl kandırdığını anlatarak kahkahalar attığını görmüştü.
Şimdi tam da buna benzer bir ses duymuştu.
Dehşetle gözlerini açtı ve yerinden doğruldu.
Gözlerini yatağa sabitledi. Kadın, önünde duran iki bebeği öpe koklaya giydiriyordu.
Ancak adamın gözleri açık olsa da gördüklerini henüz algılayamıyordu.
Ferman: Ne yapıyorsun sen?
Sert bir şekilde sormuştu.
Kadın gerildi. Çocukların sesleriyle uyandığı için mi böyle sinirlenmişti?
Yezda: Kusura bakma ağam. Ben seni uyandırmamaya çalıştım ama…
Ferman: Bundan sonra bu odada fısıldamak yok! Normal sesle konuş ama fısıldama.
Yezda: Tamam ağam, öyle yaparım.
Ferman yerinden kalkarak banyoya ilerledi. Aynada kendine baktı. Elini yumruk yaptı.
Ya gerçekse? Ya Asmin, rüyamdaki gibi arkamdan dalga geçtiyse?
Öfkelendi. Kendini sakinleştirmek istiyordu. Soğuk suyu birkaç kez yüzüne çarptı.
Biraz daha rüyanın etkisinden çıkan adam, kadına baktı. Yatağa doğru ilerleyerek oğlunun yanına geldi.
Ferman: Aslan oğlum, paşam! Hadi, gel bakalım.
Kucağına aldığı oğlunu öperek yeniden yerine bıraktı.
Ferman: Üzerimi değiştireyim, ineriz aşağıya.
Yezda: Tamam ağam.
Kadın yine gelmesini bekledi. Adamın gelip oğlunu kucağına almasıyla Yezda da kızını kucağına aldı. Ardından onun arkasından aşağı indiler.
Kahvaltı bitmişti. Burak da Ferman’ı almak için gelmişti.
Yola koyulan genç adamlar sonunda eve varmışlardı. Burası yalnızca özel zamanlarda geldikleri, çalışanların bile bir gün önceden giderek hazırlık yaptığı bir evdi. Şimdi ise içeride kimse yoktu. Yalnızca kapıdaki nöbetçi bulunuyordu.
İçeri girdiklerinde ilk olarak Ferman ile Asmin’in bir zamanlar kaldığı odayı aradılar. Ancak hiçbir şey bulamadılar.
Daha sonra diğer odalara baktılar. En sonunda kızların odasında bir telefon buldular. Çekmecenin sökülmesiyle ortaya çıkmıştı.
Ferman telefonu hemen açtı ama telefon şifreliydi. Olası bütün şifreleri denemesine rağmen açamamıştı.
Başka bir şey olup olmadığını kontrol ettiler. Yoktu. Şimdi ellerinde yalnızca bu telefon vardı.
Burak: Bana ver Ferman. Ben tanıdık birilerini bulup açtırayım. Sen götürürsen duyulur.
Ferman, içindekileri bir an önce görmek istese de Burak’ın haklı olduğunu düşündü. Belki de telefon kız kardeşlerinden birine aitti. Böylece ortalık karışmadan, işi sessizce halledeceklerdi.
Evden ayrılarak konağa döndüler.
Burak, “Ben gidip halledeyim.” diyerek arabadan bile inmedi.
Ferman ise işe gitmeyeceği için oğluyla vakit geçirmeyi planlıyordu.
Yukarı çıkan Hasna Hanım kızlarına seslendi.
Hasna Hanım: Haydi kızlar, gidelim artık.
Ferman: Hayırdır ana, nereye gidersiniz?
Hasna Hanım: Çocukların eksikleri var oğul. Hem gitmişken kızlara da bakalım, bir şeyler alalım dedik.
Hasna Hanım’ın bütün gelinleri ve kızları yavaş yavaş aşağı indi.
Gözleri Yezda’ya takılan Ferman sordu:
Ferman: Sen de mi gideceksin? İki çocukla…
Genç kadın ne diyeceğini bilemedi. Hasna Hanım, “Sorun olmaz, gel.” dediği için kocasına sormamıştı.
Hasna Hanım: Ee, tabii o da gelecek. Evde tek başına kalacak hâli yok ya! Hem biz de varız, çocukları avuturuz elbet.
Ferman: Olmaz ana. Siz gidin, o kalsın. Hem ben oğlumla vakit geçirmek isterim.
Hasna Hanım: O vakit sen Mert’i al, biz gidip gelelim.
Ferman: Bu çocuk siz gelene kadar acıkır ana.
Hasna Hanım: Oğlum, tamam! Sen de gel o vakit bizimle. Biz alışverişimizi yaparken sen oğlanı oyalarsın. Kardeşlerin çocuklarını da alıp gittiler. Sen de artık bizimle gel.
Ferman: Tamam, haydi gidelim. Çok kalmam ama bilesiniz. Oyalanmak yok!
Arabaya geçtiler. Hasna Hanım öne oturdu. İki bebeğin pusetleriyle Yezda arkaya geçti. Kızlar da kendi aralarında konuşarak onların arkasından çıktılar.
Çarşıya geldiklerinde hızlıca işlerini halletmeye başladılar.
Ferman’ın kucağında Mert vardı. Mihra ise kucaktan kucağa geziyor, böylece Yezda’nın rahatça alışveriş yapması sağlanıyordu.
Gözler bu ailenin üzerindeydi.
Köyün hanımlarıyla karşılaştılar. İçlerinden biri, ufak bir karışıklık yaparak Yezda’yı Hasna Hanım’ın kızı sandı.
Sultan Hanım: Oo, Hasna Hanım! Maşallah, maşallah! Ne güzel büyütmüşsün kızları!
Hasna Hanım: Öyle oldu vallahi. Büyüdüler ama hâlâ gözümde küçükler.
Sultan Hanım: Ee, evlendirmeyi düşünmüyor musun? Bak, bekâr bir oğlum var, bilirsin. İznin olursa…
Yezda’ya yaklaşarak sözlerini sürdürdü.
Sultan Hanım: Alalım senin kızı benim oğlana.
Genç kadının gözleri açıldı. Evliydi. Üstelik Hasna Hanım’ın kızı değil, geliniydi.
Hasna Hanım: Yoo, Sultan. O benim kızım değil, gelinim. Sen yanıldın.
Sultan Hanım: Ay, affedersin Hasna Hanım! Ben bilemedim. Parmağında yüzük göremeyince…
Öte yandan, arkalarından tüm konuşmaları duyan Ferman’ın yüzü gerildi. Çenesi sertleşti.
Ne demek yüzük yok diye evlendirmeye çalışmak?
Hışımla karısına yaklaştı.
Ferman: Yezda, gel sen benimle.
Arkasına dönen genç kadın, adamın sinirlendiğini anlamıştı. Artık az çok çözmüştü onu.
Gözleriyle Hasna Hanım’dan izin alarak kadınların yanından ayrıldı ve Ferman’ın arkasından gitmeye başladı.
Bir kuyumcuya girdiler.
Ferman: Alyansları göster bize koçum. Baban yok mu?
Minar: Yok ağam, işleri varmış. Biz bakıyoruz.
Minar, iki erkek kardeşini ve bir arkadaşını gösterdi.
Ferman, Yezda’nın parmağına uygun olabilecek yüzüklere bakarken Mert kucağında huysuzlandı. Ferman, “Sen tut.” diyerek bebeği kadına verdi.
Yüzükleri seçtiler, satın aldılar ve parmaklarına taktılar.
Ferman’ın aklına hiç gelmemişti bile. Alyans hâlâ Asmin’le olan evliliğinden kalmaydı ve parmağında duruyordu. Bu zamana kadar çıkarmayı hiç düşünmemişti ama şimdi mecburen çıkaracaktı.
Gözleri kendi elindeki alyansa takılan adam, yüzüğü usulca çıkardı ve cebine koydu. Ardından yeni aldığı alyansı parmağına taktı.
Mert’in huzursuzlanmasıyla annesini araması bir oldu. Acıkmıştı.
Yezda, çocuklar acıkırsa onları kolayca emzirebilmek için üstü biraz bol, rahatça açılabilen bir elbise seçmişti. Ancak çocuğun yakasını tutup elbiseyi açmaya çalışır gibi görünmesini beklemiyordu.
Ferman’ın yüzü gerildi. Kuyumcuda bulunan erkeklerin arasında kadının bu hâli onu sinirlendirmişti. Yezda’nın kolunu tutarak dışarı çıkardı.
Ferman normalde Asmin’e hiç karışmazdı. Nasıl giyinmesi gerektiğini kendisi bilirdi. Gerçi doğumdan sonraki bir ay boyunca hiç dışarı çıkmamışlardı ve böyle bir durum da yaşamamışlardı.
Ancak yaşadığı ihanetle iyice şüpheci olan adam, şimdi kadının her hareketinden kuşkulanıyor, âdeta gözleriyle onu takip ediyordu.
Ferman: Ne bu hâlin böyle? Böyle giyinerek neyi amaçlıyorsun sen? Dikkat çekmeyi mi?
Yezda: Yok ağam, hani ben çocuklar acıkırsa kolay olsun diye…
Ferman: Başında iki çocuk var! Evde kalsaydın ya! Ben olmasam tek başına buralarda böyle mi gezecektin sen? Bana bak, Asmin!
Yezda, duyduğu isimle birlikte donakaldı. Kolunun acısı ve bebeğin daha da fazla ağlamasıyla gözleri dolu dolu adama baktı. İnce kolunu adamın elinden çekti.
Yezda: Benim adım Yezda, ağam. Yezda! Tamam, karın olarak görmüyorum, dedin de bari onun adıyla seslenme bana!
Bunu söyledikten sonra hızla adamdan uzaklaştı.
Bölüm etkileşimi
