22. bölüm · BİR İDDİA BİR AŞK

21.BÖLÜM

𝐸𝑐𝑟𝑖𝑛𝑖𝑚𝑠𝑖 💙

Teoman'dan

Günler birbirini kovaladı.

Sanayideki yaşam, dışarıdan bakıldığında bir cehennem gibi görünebilirdi ama benim için bir tür arınma yeriydi.

Her sabah saat altıda kalkıyordum.

Deponun üstündeki soğuk odada, üzerime örttüğüm tek bir battaniyenin altında uyanmak bana ne olduğumu hatırlatıyordu.

Musluktan akan buz gibi suyla yüzümü yıkıyor, gres yağı kokan tulumumu giyiyordum.

Rıza Usta bana acımıyordu.

En ağır işleri bana veriyordu.

Ağır motor bloklarını taşıyor, arabaların altına yatıp çamur ve yağ içinde saatlerce çalışıyordum.

Ellerim su topladı, patladı, nasır tuttu. Bedenimdeki her bir kas ağrıyordu.

Ve bu ağrı...

Benim tek tesellimdi.

Bedenim acıdıkça, zihnimdeki o utanç bir anlığına susuyordu.

Okula gitmeyi bırakmıştım.

Zaten gitmemin bir anlamı da yoktu.

Akkaya Holding’deki bütün haklarımdan feragat ettiğime dair belgeleri babamın avukatına bizzat gönderdim.

Babam beni tamamen sildi.

Gazetelerin cemiyet sayfalarında "Teoman Akkaya eğitimine yurt dışında devam ediyor" diye yalan bir haber yaptırdılar.

Akkaya ailesi lekelenen imajını böyle temizlemişti.

Ben artık resmi olarak da bir hayalettim.

Bir salı akşamı, dükkanı kapatmak üzereydik.

Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu.

Kepengi indirirken caddenin karşısında duran siyah bir lüks araba gördüm.

Kutay’ın arabasıydı.

Camı indi.

Kutay içeriden bana bakıyordu.

Yüzünde alaycı bir gülümseme vardı ama gözlerinde hafif bir korku da seziliyordu.

"Ooo Teo!" diye bağırdı yağmurun sesini bastırmak için.

"Sanayi kralı! Ne o, üstün başın yağ içinde? Baban seni harbiden silmiş lan!"

Kepengi sabitleyip ona doğru yürüdüm.

Yağmurun altında, tulumumla durdum.

Eskiden olsa Kutay’ın arabasını parçalar, onu orada komalık ederdim.

Ama şimdi içimde öfke bile kalmamıştı.

"Ne istiyorsun Kutay?" dedim sakince.

Kutay arabadan indi.

Şemsiyesini açtı.

"Sana acıdım oğlum," dedi.

"Babamla konuştum. Bizim kulübün otoparkında valelik işi var. Gel orada çalış. En azından sıcak bir yer görürsün. Bu sefillik ne böyle? O ezik kız yüzünden hayatını kararttığına değdi mi?"

"Değdi," dedim gözlerinin içine bakarak.

Kutay afalladı.

"Ne?"

"Değdi Kutay," dedim bir adım atarak.

"Ben o kız sayesinde sizin gibi birer mahluk olduğumu gördüm. Senin o süslü kulüplerin, babanın parası, o sahte dostluklarınız... Hepsinden tiksiniyorum. Bir daha bu dükkanın önüne gelme. Benim adımı da ağzına alma."

"Sen çıldırmışsın!" dedi Kutay gerileyerek.

"Sen harbiden kafayı yemişsin! Git o zaman o pisliğin içinde geber!"

Arabasına binip patinaj çekerek uzaklaştı.

Arkasından baktım.

Lüks arabanın kırmızı stop lambaları karanlıkta kaybolurken ilk defa hafifçe gülümsedim.

Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı.

Ve insan kaybedecek bir şeyi kalmadığında, ilk defa gerçekten özgür oluyordu.

Dükkana döndüm.

Rıza Usta köşede oturmuş beni izliyordu.

"Aferin evlat," dedi usta, elindeki çayı bana uzatarak.

"Çamuru temizledin. Şimdi altındaki demiri göreceğiz."

Çayı aldım.

Sıcak bardak nasırlı ellerimi ısıttı.

Deniz beni affetmeyecekti, biliyordum.

Hayatım boyunca onun gözünde bir hain olarak kalacaktım.

Ama en azından...

Bir daha asla bir başkasının hayatını oyun hamuru gibi oynayacak kadar alçalmayacaktım.

Deniz'den

Geçen üç hafta boyunca hayatım düzene girmiş gibi görünüyordu.

Okulda sınavlar başlamıştı.

Derslerime odaklanmış durumdaydım.

Ezgi ve Aras her an yanımdaydı.

Mahallede her şey eskisi gibiydi; annem pazardan dönüyor, Ali resim kursuna gidiyor, akşamları çay içiyorduk.

Ama bir şeyler eksikti.

İçimdeki o huzursuzluk bir türlü geçmiyordu.

Teoman’ın okula gelmeyişi, sanayide Rıza Usta’nın yanında tek kuruşsuz çalışması, babasının onu reddetmesi...

Bütün bunlar mahallede konuşuluyordu.

İnsanlar "Akkaya’ların oğlu sanayide çırak olmuş" diye dedikodu yapıyordu.

Ona acımıyordum.

Hayır, kendime söz vermiştim; ona asla acımayacaktım.

O benim canımı yakmıştı, gururumu çiğnemek istemişti.

Ancak bir perşembe akşamı, her şey değişti.

Ali resim kursundan eve dönerken mahallenin kabadayı tipli birkaç genciyle tartışmış.

Çocuklar Ali’nin elindeki resim çantasını alıp dereye atmakla tehdit etmişler.

Ali ağlayarak eve geldiğinde olayı anlattı.

"Sonra ne oldu Ali?" diye sordum, dizlerimin üzerine çöküp yüzündeki yaşları silerken.

"Teoman Abi geldi," dedi Ali, hıçkırarak.

Donakaldım.

"Teoman mı?"

"Evet," dedi Ali.

"Üstü başı siyahtı, elleri kirliydi. Çocukların önüne geçti. 'O çantayı bırakın' dedi. Çocuklar ona güldü, 'Sen Teoman Akkaya değil misin, ne işin var burada' dediler. Sonra... Sonra çocuklardan biri Teoman Abiye vurdu."

Kalbim duracak gibi oldu.

"Vurdu mu?"

"Evet, yanağına vurdu. Ama Teoman Abi hiç karşılık vermedi abla. Sadece 'Çantayı verin, çocuğa dokunmayın' dedi. Çocuklar çantayı yere atıp kaçtılar. Teoman Abi çantayı çamurdan aldı, temizledi bana verdi. Sonra da 'Ablana söyleme, kızar' dedi."

Yerimden nasıl kalktığımı bilmiyorum.

İçimde haftalardır bastırdığım, kilitlediğim, yok saymaya çalıştığım bütün duygular bir anda patladı.

Öfke miydi bu, suçluluk mu, yoksa bambaşka bir şey mi?

"Nereye gidiyorsun Deniz?" diye bağırdı annem arkamdan.

"İşim var anne!" dedim üzerime hırkamı alıp dışarı fırlarken.

Hava kararmıştı.

Yağmur hafifçe çiseliyordu.

Sanayiye doğru koşar adımlarla yürüdüm.

Dükkana vardığımda kepenk kapatılıyordu.

Rıza Usta dükkanın önündeydi.

"Usta!" diye bağırdım, nefes nefese.

Rıza Usta beni görünce şaşırdı.

"Deniz kızım? Ne işin var bu saatte burada?"

"Teoman nerede?" diye sordum.

Rıza Usta başıyla yukarıyı, deponun üstündeki odayı işaret etti.

"Yukarıda. İş bitti, dinleniyor. Kızım... Eğer yine canını yakmaya geldiysen, etme. Çocuk zaten bitti."

"Canını yakmaya gelmedim Usta," dedim.

"Sadece konuşacağım."

Paslı demir merdivenleri tırmandım.

Her adımımda kalbim göğüs kafesimi dövüyordu.

Odanın kapısının önüne geldim.

Kapı hafifçe aralıktı.

İçeriden tek bir ampulün cılız ışığı sızıyordu.

Derin bir nefes aldım ve kapıyı ittim.

Çok yoğun olduğum için bu bölüm biraz kısa oldu kusuruma bakmayın😔