1. bölüm · Bilmiyorum?..(BL)

▀▄▀▄YENİ ÇEHRE▄▀▄▀

Yaeka .

*Rui'nin gözünden*
'Bugün her şey harika olacak! ' diye içimden geçirerek yataktan fırladım. Hareketlerim hızlı ve aceleciydi. 'Bugün üniversitenin ilk günü~! ' neşem, enerjim resmen düşüncelerimin üzerine düşmüştü. Neredeyse düşüncelerimin neşeli sesini duyabiliyordum!
Üzerime her zamanki gibi basit beyaz bir tişört geçirdim, üşüyeceğimi bildiğim için üzerine mavi, fermuarlı bir kapşonlu giydim. Altıma ise siyah bir kot pantolon giyindim. 'İşte hazırım~! ' diye içimden geçirip aynaya baktım. Saçlarım dağınıktı-her zamanki gibi...- ama umursamadım ve hızla çıktım.
Çantam tek omzumdan sarkarken tanımadığım sokaklarda sakin bir ifadeyle yürüyordum ama maalesef vücudum bana ihanet edip heyecanımı dışarı vurmak için her yolu buluyordu. Her adımımda hafifçe topuklarımın üzerinde zıplamam, arada bir ellerimi ovuşturmam, durduğum zaman ağırlığımı bir ayağımdan ötekine vermem... Stres, gerginlik, heyecan!... 'Yapabilirim... ' diye içimden geçirip hızla yürümeye devam ediyorum. En sonunda üniversitenin kapısına ulaşıyorum. Öğrenci denizi arasından geçip üniversitenin kapısına bakıyorum. 'Kahretsin... Bu harika~!!! ' diyorum içimden ve hızla içeri giriyorum.
İçerisi geniş. Dört katlı bir bina...Bir sürü derslik var... Resim sınıfı var... Resim sınıfı var!!! Giriş katı sadece derslikten oluşuyor. İkinci katta kantin ve dersliklerle birlikte müdürün odası var. Üçüncü katta öğretmenler odası ve yine derslikler... Dördüncü katta... İşte yine aynı derslikler var. Sıkıcı...
Gezip meraklı gözlerle etrafa bakınırken birine çarpıyorum. Uzun boylu ve yapılı oğlana çarptığımı görüp hızla konuşuyorum, "Ah... Şey, özür dilerim. Sizi görmemiştim. İyi misi-" ,derken sözümü kesen keskin ve alaycı sesi duyuyorum "Önüne bak, aptal. Hem o küçük boyunla etrafta çok dolaşma. Başkalarının altında kalırsın. " Diyor alaycı bir ses tonuyla. Ağzım sözleri karşısında açık kalırken o sadece bana hafifçe omuz atarak ilerlemeye devam ediyor. Beni hiç umursamıyor... Bir an için yerimde şaşkınlıkla durduktan sonra zorla kendimi toparlayıp ilerliyorum. Ama bir sorun var, kalbim hızla çarpıyor. Heyecandan mı? Hayır, sanmıyorum. Korku? Asla... Garip...
Üniversitenin en sonundaki bir sınıfa geçip kendime arkalarda bir yer tutuyorum. Oturup etrafa bakınırken. Heyecandan bacaklarım titriyor! 'Sakin ol' diyorum kendi kendime. Okul günü boyunca insanlarla zor olsada kaynaşıyorum. Hızlı, hafif bir heyecanla konuşup sürekli şaka yapıp insanlarla hızlı samimi olma yeteneğim sayesinde insanlar bana alışıyor. Okuldan çıkış vakti gelince telefonumu çıkarıp bildirim varmı diye bakınıyorum... Tabiki var~!!! Hiro'nun attığı mesajı hızla yanıtlıyorum.
Hiro: Hey, Rui! Okuluna alışabildin mi?
Ben(Rui) :Hiro~!!! Tabiki alışamadım~!
Hiro:Tahmin etmiştim... Kendini çok zorlama. Akşam sana yazarım.
Konuşma basit ama şimdiden rahatlamıştım. Hiro'nun gönderdiği videoları izlerken hafifçe sırıtmaktan kendimi alamıyorum. Tam yoldan geçerken duvarın yanında duran üç figür dikkatimi çekiyor. Hayır... Sadece ortada duran çocuk dikkatimi çekiyor... Sabah çarptığım çocuk, rahat ve kendinden emin bir tavırla duvara yaslanmış halde sigarasını içerken dumanını çekip yavaşça bırakıyor. Nedensizce bu görüntüyü görmek garip hissetmeme neden olmuştu. Hızlı adımlarla yolun karşısına geçip onların olduğu kaldırımın sol tarafından geçerken bir an için yan gözle çocuğa bakıyorum.
*Nate'in gözünden*
Duvara yaslanımş arkadaşımı 'dinliyormuş' gibi yaparken sigaramı derin nefesler halinde içime çekiyorum. Etrafıma bakınıp uzun bir müddet suskun kalıyorum. O sırada onu görüyorum. 'Vay vay vay... ' diye mırıldanıyorum neredeyse duyulmayan bir sesle. Sabah çarpıştığım küçük ve tatlı çocuk bu tarafa doğru gelirken sırıtıyorum ama belli etmeden sigaramı tekrar dudaklarıma koyuyorum. Küçük çocuk bana yan gözle bakıp hızlı adımlarla yanımızdan geçerken sırıtışım sönmüyor. "Kahretsin... O fazla inatçı? Veya sinir bozucu?..." Diyorum arkadaşlarıma çocuğu işaret ederek. Bir arkadaşım bakıp sırıtıyor, "Neden? Bir şey mi yaptı? " diyor rahat ama imalı bir sesle. Ben ise sadece göz deviriyorum "Bir şey yapmasına veya söylemesine gerek var mı? Varlığı bile insanı sinir ediyor. " Diyorum. Diğer arkadaşım omuz silkiyor.
***
Sonraki gün sabahın erken saatlerinde kapının yanındaki duvara yaslanmış otururken 'onun' geldiğini görüyorum. Sırıtarak onu izliyorum. Hızlı ve enerjik hareketleri ile insanları selamlarken siyah saçlarının her hareketiyle hafifçe zıplaması, mavi gözlerinin parlaması... 'Fazla heyecanlı... Hatta aşırı...' diye içimden geçiriyorum.
Okula girip ortadan kaybolunca peşinden okula giriyorum. Hızlı adımlarla bir sınıfta kaybolurken onu izliyorum. Hafifçe sırıtıyorum. İlk derslerimiz aynı sınıftaydı. Yaşasın. Arkalarda bir masaya oturmuş, elindeki bir deftere arkadaşının defterindeki notları geçiriyordu. Elleri bile hızlı hareket ediyordu. Bir an için yerimde durup arkadaşının yanından gitmesini bekliyorum. Arkadaşı gider gitmez hemen onun yanına çantamı dikkatsizce atıp oturuyorum. "Merhaba... " Diyorum hafif bir sırıtışla. Benim ani hareketimle ilk başta irkiliyor sonra bana şüpheyle bakıyor. O bana bir şey diyemeden profesör derse giriyor.
Ders boyu sessizce dersi dinleyip notlar alırken dalgın bir şekilde kalemini parmakları arasında çeviriyor. Hareket yavaş ve hipnotik bir ritimde devam ederken bir anda durdurup defterine bir not karaladıktan sonra hipnotik harekete kaldığı yerden devam ediyor. Dağınık siyah saçları hem ona çekici hem de sevimli bir hava veriyordu... Ahh! Ne ara bu kadar analizci bir insan oldum?!
Ders bitince defterini kapatıp çantasına dikkatsizce atıp bana dönüyor. "Şey... Neden yanıma oturdun? " Diyor hafifçe yüzünü buruşturup oturduğum yeri işaret ederken. Bu hareketini görünce iyice yerime yerleşip rahat bir tavırla bir bacağımı ötekinin üstüne atıyorum. "Yani... Çünkü burası senin yanındı" Diyorum sırıtarak hafif flörtöz bir ses tonuyla. O ise hiç etkilenmiş gibi durmuyordu. Bir an sonra bana mavi gözlerini dikerek sordu"Hımm?... O zaman yanımda oturan kişinin adını sorsam bir sorun olmaz. Değil mi? " Dedi rahat bir ses tonuyla. İlk başta bu kadar rahat olmasına şaşırsamda onunla aynı rahatlığı yansıtan bir tavırla konuşuyorum "Adım, harika ve muhteşem Nate. " Diyorum alaycı bir ses tonuyla sonra ekliyorum "Peki ya sizin adınız ne Bay Enerjik. " Diyorum ve cevabını gerçek bir merakla bekliyorum. "Adım Rui. " Diyor aynı sakinlikle. Rui... Güzel bir isme benziyor. Bunu araştırmalıyım! Onu bir müddet süzdükten sonra soruyorum "Sen buralı mısın? " Diye aniden soruyorum. Konuşurken ki sesi bana biraz garip gelmişti. Kelimeler ağzından kolayca çıkıyordu ama nedense hafif bir acemilik taşıyorlardı. Rui yavaşça başını aşağı yukarı sallıyor. "Hem bu okulda yeniyim hem de ülkede. Buraya Japonya'dan geldim. " Diyor rahatça. Biliyordum!.. "Bu çok güzel. Peki buraya alışabildin mi? Yoksa hala daha biraz gergin misin? " Diyorum ona bakarak. Saçlarına dokunmak için hissettiğim ani duyguyu bastırmaya çalışıyorum. "Şey... Biraz alıştım ama hala daha sokaklarda yürürken duyduğum sesleri ayrıştıramıyorum, sürekli girmem gereken sokaktan bir önceki sokağa girip tekrar geri dönüyorum, fırına girince bir ürün alırken stres oluyorum. Ama muhtemelen yakında alışırım. " Diyor dalgınca elleri ile uğraşırken. O konuşurken dinlemek rahatlatıcıydı... Hayır, garipti! Bir an duraksıyorum ve sözlerini sindiriyorum."Sen burada kiminle yaşıyorsun? Ve yaşın kaç? " Diyorum daha yumuşak ve ciddi bir sesle. O bir an duraksıyor, tereddüt ediyor. "Tek yaşıyorum?.." Diyor ama sesinde bir soru var. Sanki onaylayıp onaylamadığımı çözmeye çalışıyor. "18 yaşındayım. " Dediği an hafifçe sırıtıyorum. "Aaa~! Sen demek ailesinden kaçan 18 yaşında bir ergensin. Hım~ çok tatlı." Diyorum alayla. O ise hafif incinmiş bir ifadeyle bakışlarını yere indiriyor. Sessizleşiyor. Kahretsin... Bir pot mu kırmıştım? Bir şey demeden aniden çantasını alıp sınıftan çıkınca hafif bir suçluluk duygusuyla arkasından bakakaldım, sıraya yapıştım. Yerimden kalkamadım.