8. bölüm · Bilmiyorum?..(BL)
▀▄▀▄GERGİNLİK VE SESSİZ KORUMA▄▀▄▀
*Nate'in gözünden. *
Gece, odamın tavanındaki çatlakları sayarak geçti. Telefonumdaki o mesaj, zihnimde zehirli bir sarmaşık gibi dolanıp duruyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla, daha kapıcı bile uyanmadan uyanıp okulun yolunu tutmadan önce etrafı Kolaçan ettim...Soğuk, kemiklerime işliyordu ama hissetmiyordum. Rui'nin kapısının çaprazındaki ara sokakta gözlerimi kapıya dikerek bekledim. Tek isteğim o narin bedenin oradan sağ salim çıkmasıydı...
Kapı gıcırtıyla açıldı. Rui, o her zamanki hafif ürkek ama zarif adımlarıyla belirdi. Gözleri şişmişti... Ağlamış mıydı? Kalbimde bir sancı hissettim. Ona gidip sarılmak, "Dün gece seni istemediğim için değil, seni dünyadan bile korumak istediğim için kaçtım" demek istedim. Ama sadece sustum. Gölgelere daha çok gömüldüm. O yürümeye başladı, ben ise aramızdaki o görünmez ama aşılmaz mesafeyi koruyarak peşine takıldım. Bugün benim için okul günü değildi; bugün benim için nöbet günüydü.
*Rui'nin gözünden. *
Gece boyu toplasan iki saat uyuyabilmiştim. Aynadaki yansımam yorgun ve kırgındı. Nate’in o kapı önündeki geri çekilişi, zihnimde bir film şeridi gibi başa sarıp duruyordu. Okula gitmek istemiyordum ama onu görme isteği, kırgınlığımdan daha ağır basıyordu.
Okul bahçesine girdiğimde onu gördüm. Her zamanki yerinde, duvara yaslanmış bekliyordu. Ama bir fark vardı; gözleri her zamankinden daha keskin, daha tetikteydi. Beni gördüğü an yerinden doğruldu ama yanıma gelmedi. Sadece birkaç metre gerimden beni takip etmeye başladı.
"Neden?" diye fısıldadım kendi kendime. Dün gece beni istemediğini açıkça belli etmişken, şimdi neden gölgem gibi peşindeydi?
*Nate'in gözünden.*
Gözlerimi bir saniye bile üzerinden ayıramıyordum. Viktor'un o iğrenç mesajı zihnimde yankılanıp duruyordu. Rui sınıfa girdiğinde kapının yanında durup içeri giren herkesi tek tek süzdüm. Herkes potansiyel bir tehditti. Herkes Viktor’un o narin bedene uzanan elleri olabilirdi.
Ona yaklaşmaya cesaretim yoktu. Dün geceki o andan sonra yüzüne bakmak, ona olan açlığımı bastırmak imkansızdı. Ama onu korumak... Bu benim tek görevimdi. O bana kırgın gözlerle baksa da, benden nefret etse de yanından ayrılmayacaktım.
***
3. ders vakti Rui kütüphaneye gitmek için koridora çıkınca hemen peşine takıldım. Beni görüyor ama umursamıyordu. Bir müddet yürüdü, yürüdü sonra yanına birisi yanaştı... Sarı saçlı, yeşil gözlü ve güler yüzlü bir oğlan... Onu daha önce hiç burada görmemiştim. Rui'nin yanına yanaşıp ona gülümseyerek konuşmaya başladı"Merhaba. Acaba bana kütüphanenin nerede olduğunu gösterebilir misin? " Diye soruyor.
Rui bir an bana bakıyor. Sonra çocuğa gülümsüyor-beni kışkırtmak için mi yapmıştı?- "Ben de o tarafa gidiyordum. Hadi gel sana eşlik edeyim. " Diyor sarışın adama.
Kan beynime sıçrıyor. Tüm bedenim geriliyor. O çocuğun Rui’ye o kadar yakın durması, koluna hafifçe dokunması... Bir saniye! Çocuğun kolunda bir şey var... Bir dövme mi?... İç içe geçmiş iki üçgen ortada ise ufak bir dairenin içine yazılmış bir 'V' harfi... Victor! Victor'un adamı! Kahretsin... Hemen pamuk topunu ondan uzaklaştırmalıyım! Ama... Neyse...
*Rui'nin gözünden.*
Nate’in arkamda olduğunu biliyordum. Bakışlarını ensemde hissedebiliyordum. Madem beni dün gece o kapıda tek başıma bıraktı, o zaman bu "sessiz korumasının" bedelini ödemeliydi. Yanıma gelen bu yeni çocuk—adı neydi, Luka?—çok nazikti. Nate’in o karanlık ve sert mizacının aksine güneş gibi gülümsüyordu.
"Teşekkür ederim, buralarda yeniyim de," dedi Luka, yürürken bana biraz daha yaklaşarak. "İsmim Luka. Senin gibi nazik birini bulduğum için şanslıyım."
Gülümsemem genişledi ama içimde bir huzursuzluk vardı. Nate’in az ileride, koridorun köşesinde durduğunu ve birini öldürecekmiş gibi baktığını görebiliyordum. Bir yanım onun bu kıskançlığından gizli bir zevk alıyordu, diğer yanım ise Nate'in neden bu kadar gergin olduğunu merak ediyordu. Dün gece beni uzaklaştıran o değil miydi?
***
Çocukla kütüphaneye geçip oturuyoruz. İkimizde sessizce birbirimiz ile konuşuyoruz. Ben ona göre daha hızlı konuşuyorum. Cümleler su gibi ağzımdan akmasına rağmen anlaşılır. O ise daha sakin ve tane tane konuşuyor. Onunla konuşmak garip bir şekilde rahatlatıcı. Nate ile konuşurken aramızda oluşan gerilim ve alaycı sözlerden yoksun.
Bir süre daha birlikte oturduktan sonra okul çıkışı beni bir kafeye götürmek istediğini söyledi: "Eğer müsaitsen bu okul çıkışı seni yeni açılan bir kafeye götürmek isterim. Tabi istersen. " Diyor güneş gibi parlak bir gülümseme ile. İlk başta tereddüt etsemde hemen tereddütümü bir kenara atıyorum "Tamam, olur. " Diyorum rahatça. Bana bakıp başını aşağı yukarı sallıyor. "Harika! Okul çıkışı seni kapının orada bekleyeceğim. Hadi görüşürüz. " Diyor ve gitmeden önce yanağıma elinin içiyle dokunup sıcak bir gülümseme sunup yavaş adımlarla gidiyor... İyi ve tatlı bir çocuk.
Luka yanımdan gidince bir anda Nate'in orada durduğunu görüyorum. Duruşu gergin, gözleri yoğun bir dikkatle bana sabitlenmiş. Bir an için gidip onunla konuşmak istiyorum ama vazgeçiyorum. Aramızdaki gerilimi uzatmaya değmez.
*Nate'in gözünden. *
Luka denilen o pisliğin eli Rui’nin yanağına değdiği an, kulaklarımda uğultulu bir ses yükseldi. Sanki biri beynimin içinde bir bombanın pimini çekmişti. O el... O 'V' harfini taşıyan o el, benim pamuk topuma dokunmuştu. Viktor'un pençesi resmen yüzüne değmişti!
Luka uzaklaşırken arkasından gidip onu kütüphanenin karanlık köşelerinden birinde boğmamak için kendimi zor tuttum. Yumruklarımı o kadar sıkmıştım ki eklemlerim bembeyaz kesilmişti. Rui ayağa kalktığında, aramızdaki o "sessiz mesafeyi" bir saniyede yok ettim. Üç büyük adımda yanına vardım. Gölgem üzerine düştüğünde başını kaldırdı.
"O kimdi?" dedim. Sesim, kendi kulaklarıma bile yabancı gelecek kadar boğuk ve tehlikeli çıkmıştı.
Rui, hiçbir şey olmamış gibi omuz silkti. Gözlerindeki o kırgın ifade gitmiş, yerine beni çileden çıkaran o inatçı parıltı gelmişti. "Yeni bir arkadaş," dedi sakince. "Adı Luka. Çok nazik biri, değil mi?"
"Arkadaş falan değil o," diye hırladım, üzerindeki baskıyı artırarak ona bir adım daha yaklaştım. "Ondan uzak duracaksın Rui. Sana ne söyledi? Ne konuştunuz o kadar süre?"
*Rui'nin gözünden. *
Nate’in tepesi atmıştı ve dürüst olmak gerekirse, bu hali beni hem korkutuyor hem de garip bir şekilde tatmin ediyordu. Dün gece beni kapıda bırakan o soğuk adam gitmiş, yerine kıskançlıktan gözü dönmüş bir Nate gelmişti. Ama ona bu kadar çabuk teslim olmayacaktım.
"Neden söyleyeyim ki?" dedim meydan okurcasına. "Dün gece 'kendine dikkat et' deyip giden sendin Nate. Şimdi neden sorgu memuru gibi başımda dikiliyorsun? Ne konuştuğumuz seni ilgilendirmez."
Nate'in gözleri kısıldı, burnundan sert bir nefes verdi. "Seni ilgilendirir çünkü tehlikedesin! O çocuk... o göründüğü gibi biri değil."
"Herkes senin gibi karanlık olmak zorunda değil Nate," diye kestirip attım. Sırt çantamı tek omzuma attım ve yanından geçip gitmeye yeltendim. Ama Nate kolumu tuttu. Canımı yakmıyordu ama tutuşu o kadar sarsılmazdı ki durmak zorunda kaldım.
"Rui, lütfen... Sadece bir kez beni dinle. Onunla ne konuştunuz?...."
Gözlerimin içine o kadar çaresiz ve korumacı bir ifadeyle bakıyordu ki, bir an için ona her şeyi anlatmak istedim. Ama sonra aklıma dünkü o "geri çekilişi" geldi. Kalbimdeki sızı yeniden canlandı.
"Üzgünüm Nate," dedim kolumu yavaşça çekerek. "Ama ben ne yapacağıma kendim karar verebilirim. İyi dersler."
Arkamı dönüp giderken, Nate'in kütüphanenin sessizliğinde yankılanan o ağır küfürlerini ve duvara vurduğu yumruğun sesini duydum.
