9. bölüm · BİLİNMEYEN NUMARA

BÖLÜM 9 :GÖRÜNMEYEN MESAFE

fatma

Sokakta birkaç saniye daha kaldım.
Yağmur ince ince yağıyordu, marketin ışığı arkamda kalmıştı. Otomatik kapı kapanırken içeriden gelen ses bir anda kesildi.
Sanki dünya bir anlığına sustu.
“Artık gerçek olduğunu biliyorsun.”
Mert’in sesi hâlâ kulağımdaydı.
Ama sokakta kimse yoktu.
Bir adım attım.
Sonra bir adım daha.
Kalbim hızını düşürmüyordu.
Telefonu sıkı tutuyordum.
“Çık ortaya,” dedim bu kez daha net.
Cevap gelmedi.
Sadece nefes sesi.
Sanki oradaydı.
Ama görünmüyordu.
Gözlerim karşı apartmanlara kaydı. Pencereler. Balkonlar. Karartılmış camlar.
Hiçbir şey.
Birden telefon titredi.
Mesaj geldi.
“Sağa bak.”
Bakmadım.
İnat ettim.
“Defne.”
O sesi yazıyla bile duyuyordum artık.
Sağıma döndüm.
Hiç kimse yoktu.
Sadece park etmiş arabalar.
Islak asfalt.
Ve boş sokak.
“Burada değilsin,” dedim.
Kendimi ikna etmeye çalışır gibi.
Sessizlik.
Sonra mesaj:
“Doğru.”
“Şu an yanında değilim.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne demek şu an?”
Bir süre yazmadı.
Sonra:
“Çünkü ben marketten çıktım.”
Boğazım kurudu.
Bunu biliyordum zaten.
Ama yine de içimdeki korku azalmıyordu.
Telefonu kulağımdan indirdim.
Artık konuşmak istemiyordum.
Ama o devam etti.
Arama geldi.
Açtım.
Bu kez sesi daha farklıydı.
Daha yakın değil… daha gerçek.
“Defne,” dedi.
“Bunu bitir.”
“Ne bitireyim?”
“Aramayı.”
Sinirle güldüm.
“Sen beni takip ediyorsun, sonra ben mi bitireceğim?”
Sessizlik oldu.
Sonra çok düşük bir ses:
“Ben seni takip etmiyorum.”
“Ne?”
“Ben seni kaybetmemek için kontrol ediyorum.”
Bir an sustum.
Bu cümle hastalıklıydı.
Bunu biliyordum.
Ama bir tarafım…
Anlaşılmanın tehlikeli tadını hatırlıyordu.
“Beni neden bu kadar iyi biliyorsun?” dedim.
Uzun bir sessizlik.
Sonra:
“Çünkü seni ilk kez gördüğümde…”
“Kimsenin görmediğini fark ettim.”
Yutkundum.
Yağmur hızlandı.
“Bu sağlıklı değil,” dedim.
“Biliyorum.”
“Ve yine de yapıyorsun.”
Bu kez sesi düştü.
“Çünkü durursam… sen de kaybolacaksın.”
Kalbim sıkıştı.
O an ilk kez korkudan başka bir şey hissettim.
Bir tür… boşluk.
Sanki biri beni gerçekten görüyordu ama aynı zamanda beni zincirliyordu.
“Ben kaybolmuyorum,” dedim.
Ama sesim bile buna inanmadı.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Mert ilk kez çok net bir şey söyledi:
“Benim seni görmem seni korkutuyor.”
“Evet.”
“Çünkü daha önce kimse bunu yapmadı.”
Bu cümle içime oturdu.
Cevap veremedim.
Sokakta tek başıma duruyordum.
Yağmur saçlarıma düşüyordu.
Ve ben ilk kez fark ettim:
Bu sadece bir takip hikâyesi değildi.
Bu, iki yalnız zihnin birbirini yanlış şekilde bulma hikayesiydi.